MERT ARSLANALP-Northwestern Üniversitesi Siyaset Bilimi Doktora Öğrencisi / Birgün
Yerelliğin siyasetçilerin boynundaki atkılardan ibaret kaldığı bir seçim dönemini geride bıraktık. Şüphesiz bu seçimlerden yerel siyasete dair akıllarda kalacak en önemli tartışmalardan biri, Tunceli valisinin susuz köylere dağıttığı çamaşır makineleri üzerine dönen seçim rüşveti-seçim yardımı tartışması olacak. Seçim sonuçlarının bu tartışmayı yeniden düşünmek için fırsat verdiğini düşünüyorum.
Tunceli vakasında Türkiye siyasetinin yaygın ve köklü bir pratiğine, rutin işleyişini dahi çarpıtacak bir kabalıkta ve barizlikte tanıklık ettik. Klientelizm (müştericilik/müşteri siyaseti) diye adlandırabileceğimiz bu siyasi pratik, “malların, hizmetlerin ve himmetlerin oy ve destek karşılığında tikel ve seçici olarak dağıtılması” olarak tanımlanır.* Geçmişte himayecilik ve kayırmacılıkla birlikte yaygın olarak özellikle gecekondu afları ve imar izinlerinin seçimler öncesi verilmesiyle işleyen bu pratik, 90’lardan beri artan kent yoksulluğuyla birlikte siyasi partilerin yiyecek, giyecek, eğitim ve yakacak malzemesi gibi bireysel ihtiyaçları doğrudan karşılaması biçiminde de görünür oldu. Dolayısıyla bu seçim dönemine ait özel bir tartışma konusu olmasının aksine klientelizm, CHP ve daha genel olarak orta ve üst orta sınıf kentliler tarafından İslami hareketin seçim başarısını açıklamak için sıklıkla dile getiriliyor.
Parti aygıtı ve onun etkin olduğu idareler yoluyla yapılan bireysel yardımların, AKP’nin ve onun öncülü İslami harekete mensup diğer partilerin kentli yoksullar ve emekçilerle kurduğu benzersiz ilişkide önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum. Fakat klientelizmin seçim başarısına olan etkisi “kömür/makarna karşılığında oy” formülasyonundaki kaba rasyonel değişim mantığıyla anlaşılamaz. Zira seçim sonuçları da Tunceli’de ve Güneydoğu’da birçok yerde dağıtılan yardımların beklenen sonucu vermediğini gösteriyor. Klientelizmin işleyiş biçimi piyasadaki değişim mantığının bir taklidi olmaktan ziyade, sosyolog Ayşe Güneş Ayata’nın klientelizm üzerindeki çalışmalarında gösterdiği üzere güven ve dayanışma unsurlarına dayanan bir siyasi pratiktir. **
1990’larda Refah Partisi ve ardından AKP (aralarındaki devamlılıklar ve kopuşları göz ardı etmeden) bireysel ve seçici ayni yardımları, parti aygıtının merkezinde olduğu ama partiyi aşan bir ilişki ağı aracığılıyla dağıtarak, kentli yoksulların gündelik hayat mücadelesinde çözüm bulan ve yaratan aktörler olarak konumlandı. Burada söz konusu olan köklü veya yapısal çözümlerden ziyade geniş bir yerel örgütlülük sayesinde hayatın idamesini/yoksulluğun idare edilmesini ufak da olsa kolaylaştıran desteklerdir. Arjantinli sosyolog javier Auyero’nun “problem çözme ağları” olarak adlandırdığı bu ağların en önemli özelliği ideolojik bir dayanışma söylemiyle yüklenmiş olmasıdır. AKP ve öncülleri durumunda bu İslami dayanışma söylemidir. İşte parti aygıtı tarafından yapılan yardımlar bu söylemi beslediği ve söylemin yaymayı amaçladığı dayanışma ve güven hissini kuvvetlendirdiği müddetçe bir etkide bulunur. Dolayısıyla yoksullar ile AKP arasındaki ilişkiyi anlamakta önem verilmesi gereken parti aygıtının belediyeler, sosyal dayanışma vakıfları, İslami sivil toplum örgütleri, cemaatler ve hayırsever iş adamlarıyla işbirliği içersinde, yoksulların gündelik hayatının somut bir parçası olması ve bu birebir gündelik ilişkileri İslami hayırseverlik ve dayanışma söylemleri içersinden anlamlandırıp, ortak bir aidiyet kurabilmesidir. Dağıtılan kömürler yani klientelizm, bu aidiyeti ve hissiyatı kurmanın araçlarından bir tanesidir. Söz konusu olan bir torba kömüre oy satmak değil, kendisiyle ortak bir aidiyet ve anlam dünyası içersinde dayanıştığını düşündüğü partiye ve onun yerel temsilcilerine verilen destektir. Kanımca, Deniz Feneri davasının bu kadar korku yaratmış olmasının ana sebebi sadece muhtemel cezai sonuçları değil, İslami hareket ile yoksullar arasında iftar çadırları, kömür yardımları, eğitim malzemesi çadırları ve birçok diğer ayni yardım/destek biçimiyle kurulmuş dayanışma ilişkilerinin ahlaki zeminini sarsarak alt-üst etme potansiyeline sahip olmasıdır.
Peki dağtılan bütün yardımların ve himmetlerin ve Auyero’unun değişiyle “problem çözme ağlarının” işlevi, AKP’nin seçmen tabanını kuvvetlendirmekten mi ibaret? Hem Tunceli’ye hem de genel olarak kömür, makarna dağıtımına dair yapılan eleştirilerin birçoğu bu izlenimi veriyor. Sorun liberal demokrasinin hukukiliğine, akılcılığına, seffaflığına uymama, seçim yarışında haksız rekabete yol açmak gibi sunuluyor. Oysa klientelizmin de parçası olduğu bu sosyal yardım ve dayanışma sistemi uygulanmakta olan neoliberal ekonomi politikalarının siyasal zorunluluğu ve onları demokratik seçim ortamında mümkün kılandır. Yüksek büyümeye rağmen azalmayan yoksulluk ve işsizlik, artmayan ücretler ortamında yoksulluğu ve işsizliği çözmeyen ama onları daha idare edilebilir kılan, sisteme karşı tepkiye dönüşmesini engelleyen politikalardır. Dolayısıyla bir bakıma AKP’nin İslami dayanışma ağları, onu her gün dost meclislerinde yerden yere vuran ama bir yandan da mevcut ekonomi politikalarının esas kazananları olan burjuvazinin ve kentli üst-orta sınıfların sınırsızca tüketebilmesinin ve düşük ücretlerle üretebilmesinin teminatıdır.
Bu yüzden, klientelizmi mevcut ekonomi politikalarına karşı çıkmadan eleştirmek yersiz ve yetersizdir. Klientelizm ve onun parçası olduğu muhafazakar-İslami hayırseverlik temelli sosyal politika zihniyeti ve pratikleri, ancak ve ancak sosyal haklara dayalı sosyal politikaları ve emeğin üretimden aldığı payın artmasını savunan bir söylem üzerinden eleştirilebilinir. Sosyal güvenliği kara delik, sosyal politikaları devlete, sendikaları ekonomiye yük olarak manşetlere taşıyıp; hiçbir sosyal hak gaspına yıllarca ses çıkarmayanların, mitingleri kriminal olaylar olarak sunanların, hayatın her alanının piyasaya tabi olmasına alkış tutanların klientelizm eleştirisinin yoksulun bir lokma ekmeğine göz dikmek olarak anlaşılmasına şaşmamalı.
İslami dayanışma temelinde seçici, keyfi ve tamamen muktedirin insiyatifinde yapılan yardımlar iktidar yapılarının ve hakim sınıfların zenginleşmesinin dayanaklarından olsa da; daha eşit ve özgür bir gelecek alternatifi, gündelik hayatlarda bir nebze bile olsa somutlaşmadığı, faydalarını bugünden başlayarak göstermediği sürece, sonsuz bir şimdi içersinde hayatını idame ettirmeye çalışanlar için çocuğunun karnını doyuracak bir paket makarna, evi biraz daha sıcak tutacak bir torba kömür dayanışmanın ifadesi olarak baki kalacaktır.
*Auyero, j. 2001. Poor People’s Politics. Durham & London, Duke University Press.
**Roniger, L. and A. Gunes-Ayata (ed). 1994. Democracy, Clientelism, and Civil Society. London, Lynne Rienner Publishers.



2 Yorum
Uğur Kesim
son seçim döneminde artık bir ülke rezaletine dönüşen yardım dağıtma sadaka kültürünün en iğrenç örnekleri halkın iradesine konulan ipoteğin en banal uygulamalarından biriydi. buradan aslında dayanışma çıkmaz. devlet olanaklarıyla fakir nsanları bağımlılaştırma insanlara bir bilinç götürmez aksine onları hiçleştirir. onları faydacı yapar. nitekim yapmıştır ve akp zihniyeti oy almak için gerçekleştirdiği bu akıl almaz kampanya ile ülkede kendini hiçleştirmiş bir kuşak yaratmıştır.
Anonim
Bunun dayanışma olması için,
-bir hayır sahibinin olması gerekirdi: burada halkın kendisi çünkü bedeli sonuç olarak o ödüyor… -tıpkı oda parası ve imkanları ile yönetimin kendi propagandasını yapmasındaki gibi…-
-bir dolandırıcılık olmaması gerekirdi: çünkü bedelini kendisinin ödediğinin farkında olmadığı bir şeyi alıyor, -tıpkı seçim dönemlerinde oda yönetimlerinde görev alan profesyonellerin oda imkanlarını kendi takımlarını desteklemekte kullanmaları gibi, seçmen kendi ödediği bedelle bir oranda kendisine karşı kullanılan mekanizmaları kendi isteği dışında kuruyor-
-bir rüşvet olmaması gerekirdi: çünkü bir mahkemede hakime rüşvet vermekle, seçim döneminde hakim konumuna gelen seçmene rüşvet vermek arasında hiçbir fark yoktur, her ikisi de sonuçların meşruiyetine gölge düşürür ve seçileni tartışmalı hale getirir. -tıpkı bir geceyarısı mesajının oda yönetimini gayri meşru hale getirdiği gibi…-
Mimarlar odası Türkiye’nin en aydın kesiminin odası. Bu aydın kesim eğer bu kadar kolay kandırılabiliyorsa, halk niye kandırılmasın?