Süleyman Boz
Yokoluşun Planı: İstanbul Merkezli Türkiye
Sanırım 2007 yılıydı. İstanbul’da “Kentleşme ve Metropoller” konulu bir sempozyum vardı. Mimarlar Odası Denizli Şube Başkanı olarak biz de katılmıştık.
Doğan Hasol, Oktay Ekinci, Doğan Tekeli, Doğan Kuban gibi duayen mimar ve planlamacıların yer aldığı bir bölümde biz de söz alıp Türkiye’nin Metropoller konusuna bakışının yanlışlığını, mevcut sorunların üzerinden çözüm yolları arandığını, oysa sorunlar daha ortaya çıkmadan çözülmesi gerektiğini, Türkiye’nin tek merkezli (İstanbul) büyüdüğünü, bu büyümenin dengesiz, diğer kentleri ve bölgeleri boşaltan, sanayi, tarım, kentleşme aleyhine bir gelişme olduğunu, Türkiye’de İstanbul dışında yeni merkezlerin oluşturulması gerektiğini, vb. dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışmıştık.
O ana kadar hep İstanbul üzerinden, İstanbul’a yeni yollar, köprüler, hava alanları, mahalleler, semtler eklemeyi konuşan panelistler bizim bu çıkışımızdan sonra tartışma zemininin altlarından kayıp gittiğini anlamışlardı. “Doğru söylüyor yahu! Biz İstanbul’u konuşurken Türkiye’yi unutuyoruz..” gibisine mırıldanmalar salonu kaplamıştı.

Son yıllarda her şeyin İstanbul odaklı planlanması, İstanbul’a nüfusun, nüfuzun, paranın, sanayinin, medyanın, bürokrasinin, turizmin yığılması, Anadolu vilayetlerinin 3. sınıf “Taşra” olarak kabul edilerek Anadolu’da 2.3. 4. merkezler oluşturulmaması ülkemizdeki sorunların çözülememesinin başlıca nedenidir. Terör bile İstanbul merkezli büyümenin sonuçlarından biridir. Tarımın, hayvancılığın neredeyse yok olma durumuna gelmesi, İthalat ihracat açığının (Cari açık) artması İstanbul çevresindeki kültürel, tarihi ve doğal çevrenin yok edilmesi, yığılan İstanbul’da insanların sosyal, psikolojik, ekonomik sıkıntılara mahkummuşçasına yaşaması bu yanlış planlamanın yegane sebebidir.
Türkiye’de büyümede ve planlamada kırılma noktası Özal dönemidir. Özal İzmir’in, Bursa’nın, Adana’nın ve Ankara’nın adeta canına okumuştur. Sadece Antalya’yı Turizm bölgesi yaparak hayırlı bir iş yapmıştır. Antalya saydığımız kentlerin aksine bir “Merkez” olma yolunda ilerlemektedir. Yine İstanbul gölgesinde ve her şeyini İstanbul’dan çözerek… Turist bağlantıları, planlama, yapılaşma, müteahhitlik hizmetleri vs..
Sanırım meramımızı anlatabildik.
Eyvah!..
Şimdi siyasi partilerin projeleri açıklandıkça yine “Eyvah!” diyoruz. Neymiş İstanbul’a iki şehir daha eklenecekmiş. Biri Avrupa yakasında biri Anadolu yakasında.. Yeni yollar, mahalleler, hava alanı, 3. köprü vs. Yani İstanbul’a 3-4 milyonluk bir nüfusu daha davet ediyor siyasiler. Bu proje sanki bir matahmışçasına da paylaşamıyorlar!.. AKP benim projem diyor. CHP bizden çaldılar diyor. MHP asıl bizim projemiz bu diyor.. Aman ne güzel!..
İzmir’in Özal’dan sonra bir kasaba konumuna dönüştürüldüğünden söz eden yok. İçi boşaltılan Cumhuriyet’in başkenti Ankara’nın taşralaştırıldığından haberleri yok. Adana’nın İstanbul’a göçen Sabancı ailesinden sonra viran kasabalara dönüştüğünden bilgileri yok!..
Türkiye siyaseti İstanbul merkezli bir büyüme, planlama ile ülkenin nasıl çoraklaştırıldığını görmeli. Türk siyasetsi Anadolu’yu terk eden, bırakan, Anadolu’yu İstanbul’a akıtan yaklaşımı ve stratejileri ile büyük bir yanlış yaptığını fark etmeli? Kime bırakıyorsunuz Anadolu’yu? Kayseri bir merkezdi eskiden. Erzurum, Trabzon, Sivas, Diyarbakır vb. hepsi kendi içinde çalışan merkezlerdi. Evet Diyarbakır bir merkez olacak yakında.. Sizin bu İstanbul sevdanız karşısında.. Ama neyin merkezi olacak siz tahmin ediyorsunuz, fakat dillendirmeye cesaretiniz yok!.. Kütahya, Bursa hepsi birer merkezdi.. Ama İstanbul’a yöneliş ve yığılma bu kentlerin, vilayetlerin sağlıklı büyümesine de ket vurmaktadır.
Bigane üniversiteler!
Başbakan’ın partisi AKP’nin başı çektiği İstanbul Merkezli büyüme konusunda aydınların, üniversitelerin, plancıların, yazar ve düşünürlerin “Fransız kalmamaları”, bigane olmamaları gerekir. İş işten geçtikten sonra yine kurtuluşu Anadolu’da arama zarureti doğunca dizlerinizi dövmenin anlamı kalmayacaktır.



12 Yorum
Hasan Kıvırcık
Sevgili Süleyman hocam, 12 yıl sonra o yazındaki gerçekliğin neredeyse olduğu gibi aynı hakikati gözler önüne seriyor. Bazen “haklı çıkmasaydı” diyorum 50 bin kişinin öldüğünü yaşadığımız şu günlerde. Ama ne yazık ki, bu iktidarlar ve hele sonuncusu; bizi hiç şaşırtmıyor.
SÜLEYMAN BOZ
12 YIL ÖNCEKİ UYARILARIMIZI DİKKATE ALAN OLMADI!..
12 yıl önce yazdığımız yukarıdaki tespitler ve uyarılara kulak veren olmadı. İstanbul büyüdükçe büyüdü. Reis 3. Havaalanını yaptı İstanbul’a. Bu arada Atatürk Havaalanını da yok etti.
KANAL İDTANBUL adıyla ucube bir proje icad edilip kanal kıyıları planda yerleşim alanları ikle dolduruldu. Kent rantın nüfusun, her tür sektörün cazibe merkezi olmayı sürdürdü. Kaldırabilecek nüfus 6 milyon olması gerekirken 20 milyonluk, işlemez , çalışmaz , insanların içinde mutsuz olduğu bir Kaos kente dönüşüyor.
İşin garibi içinde yalayanları da bağımlı yapan bir kent. Uyuşturucu gibi.. Herkes şikayetçi.. Trafiğinden, kalabalığından, güvensizliğinden, pahalılığından.. Kimse de ayrılmak, bırakmak istemiyor.
6 ŞUBAT 2023 K.MARAŞ DEPREMİ sonrası 11 il yıkımlar ve büyük can kaybı yaşadı. Şimdi bu illerin çoğu da İstanbul ve kenarlarına görüyor. Türkiye siyaseti İstanbul merkezli büyümenin önüne geçemezse çok yakında felaketi yaşar. Bu felaketin öngörülen lehinde biri de KAF Fayının Bolu, Düzce, Kocaeli’den sonra İstanbul’da da 8.0 şiddetinde öngörülmektedir.
TÜRKİYE DERHAL ANADOLU’DA YENİ MERKEZLER BELİRLEMELİ
Bu merkezlere sekkörel görevler yüklemeli. Bir kalkınma, üretim modeli önermeli. Eğitiminden ticaret ve sanayisi, tarımı, turizmi ile yeni ve Türkiyeye uygun bir kalkınma modelini uygulamaya koymalı..
Rantın tadını alanlar, düzenden beslenenler düzeni değiştiremez. Bu yeni modeli başlatamaz… Politikacılsrdan hiç umudum yok. İktidar yolunu sapıtmış. Muhalefetin Dünya’dan sorunlardan haberi yok. Muhakefet İktidarın yerine geçme derdinde. Onun aynısı olacak. Yeni şeyler söylediği, vaad ettiği yok..
Atstürk’ün dediği gibi kurtuluş yine milletin kurtulma azmi ve iradesinde. İş yine aydınlara, sivil topluma, hükümet dışı özgür kişi ve kurumlara kalıyor..
Bu kendiliğindenci, “saldım çayıra mevlam kayıra” politikaları ile iyiye değil kötüye gittiğimiz belli.
İyinin, güzelin, sağlamın, doğrunun, kazanmanın yollarını da yine bu millet kendisi oluşturacak..
Sevgi ve saygılarımla.
Süleyman Boz
k.umur güney
Süleyman bey iki uydu şehir açıklamasından sonra bence başbakanın çılgın projesinin ne kapsamda olacağını çok iyi tahmin etmiş ve teffaruatı değil de meselnin tam özünü ortaya koymuş. Tek merkezli gelişme tek kanatlı kuş gibi.
Mimar Süleyman BOZ
“TAŞI TOPRAĞI ALTIN” AMA İNSANLARI MUTSUZ KENTLER!..
Yukarıdaki köşe yazıma yorum yapan buradaki tüm arkadaşlara teşekkür diyorum.
İktidarların çoğu bina yapmayı, konut, yol, köprü vs. yapmayı halka ve seçmenlerine bir marifetmiş gibi sunmakta mahirdirler. Siz bunları yaparsınız ama insanların gönlünü yapamazsanız, sırtını pek, karnını tok tutamazsanız hepsi nafiledir.
Cumhuriyet döneminin tamamında alınan dış borcu ikiye katlayan bir siyasi anlayış, aldığı borçlarla bina, abuk subuk TOKİ konutları, yeni İstanbullar yapmayı sürdürüyorsa, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, hırsızlık son sürat artıyor, iflaslar, intiharlar , cinayetler çoğalıyorsa bu işte büyük bir yanlışlık var demektir.
Yeni İstanbullar halkı mutlu, müreffeh, huzurlu, güvenli yapmayacaktır. Mutluluğun reçetesi oraya buraya sürekli bina yapmak, kültürel ve doğal çevreyi yok etmek midir?
Dün “İstanbul’a giriş için vize uygulamasına geçilmeli” diyen anlayışın bu gün İstanbul’a yeni kentler yamaması körleşmenin, paniklemenin, ne yaptığını bilmemenin bir tezahürüdür.
Sevgili Hasan Kıvırcığın da değindiği gibi buradaki başka vahim bir tehlike de meslek odalarının, üniversitelerin ve sivil toplum temsilcilerinin Türkiye’nin canına okuyacak, ülkedeki sömürüyü derinleştirecek, plansız, makro kalkınmadan habersiz “Yeni İstanbullar” projesi hakkında ses çıkarmamaları, sinmeleri, kış uykusunda olmalarıdır.
Neredeyse tamamı adeta “Sarı sendika” boyutuna dönüşmüş meslek odaları ve üniversitelerin üyelerinden ve halktan beslenen ve onları orada tutan verilerin hilafına gaflet içinde bulunmaları anlaşılamaz!..
Sıradan vatandaş bir imar planı tadilatı yapmak istediğinde onun burnundan getiren, bir sürü ek jeolojik plan, tarım müdürlüğünden, DSİ’den, meteorolojiden, sivil savunmadan vb. plan ve raporlar isteyen plan yapıcıların, İktidarın bu “Yeni İstanbullar” projesini sorgulamıyor olmaları manidardır..
Nerede o metropolitan plan dairesinin çok bilen plancıları?..
Mimarlar Odası’nın yıllardır o koltuklarında oturan yöneticileri ne yapıyorlar bu konuda? Su köprüyü böldükten, ek kentlerin temelleri atıldıktan sonra mı ortaya çıkacaklar?..
…..
Yazımdaki “Diyarbakır” göndermesi bir ironi idi. Tek merkezli büyümenin yarattığı bir olgudur Diyarbakır aynı zamanda.
İstanbul’a en trışka iktidarlar bile yeni eklemeler, ulamalar yapabilir. Marifet Doğuda, Güneydoğuda, Anadolu’da çalışan yeni merkezler yapmak, isdihdam yaratacak, işsizliği, yoksulluğu ortadan kaldıracak akıllı, işleyen,insanları huzurlu ve mutlu edecek projeleri uygulamaktır..
İktidarın gücü var.. Yeni çalışan merkezler yapabilir Anadolu’da.. Ama İlle de iİstanbul’da yapacağım demesi manidardır ve bu ülkenin yararına değildir..
Mimdap aracılığı ile bu konunun tartışmaya açılması yararlı olacaktır.
Umarız kış uykusundakileri de uyarabiliriz.. Odalar, üniversiteler güzellik uykularından uyanırlarsa belki bu yoksul ve mutsuz halkın hayrına birkaç kelam ederler..
Yukarıdaki yazımıza ve düşüncelerimize lafı olanlara her zaman her yerde bizim de üç beş lafımız olacaktır. Yeterki özgürce, demokratca korkmadan bir şeyler tartışabilme alışkanlığı başlasın
Selam ve saygılarımla..
Hasan Kıvırcık
Sevgili Süleyman’ın sahici bir endişesine katılmamak mümkün değil. Seçim nedeniyle güncellenmiş olan bu istekler dilin altındaki baklaların çıkmasına neden oluyor. Bu iktidarın İstanbul üzerine proje üretmesi, küresel kenti mega nufusa doğru ilerletmesi isteği bariz bir şekilde fark ediliyor. Çılgın projeler, iki kentler falan bunun değişik yollardan ifadesi.
Ülke kalkınma planı kavramının, denge ve büyüme anlayışının “demode” ilen edilip terk edilmesinden sonra “tekmerkezli siyaset” kendine uyan tekmerkezli büyüme projeleri düşünüyor. Yok edilen kurumsal planlama anlayışı günümüzde yaşasaydı; bölgesel gelişmeleri, potansiyelleri, olası sorunları, büyüme ve yatırım projelerinin getireceği kentsel yükleri,… hesaplar ve bir fren mekanizması oluşturabilirdi. Oysa şu anda “güçlü-tek merkezli-teksesli” siyaset ne buyuruyorsa onlar yapılıyor. Alternatifini konuşmak bile mümkün değil. Ancak buna karşı sözü olabilen Süleyman Boz gibilerin eleştirileri haricinde başka bir ses de yok. (Bu arada bir hassasiyet odağı olarak Diyarbakır merkez göndermesine katılmadığımı parantez içinde belirtmeliyim)
Fakat zor zamanlarda tarihe not düşmek, “o iş öyle olmaz” demek de bilgelik ve bugünlerde onun yanında yürek istiyor. Sevgili Süleyman’ı bu projelerin iktidar tarafından alanlarda konuşulup topluma “tatlı tatlı” sunulduğu anda hemen refleks göstermesini, bu yazıyla da gerçeği tespit etmesini kutluyorum. Belki bu görevi mesleki örgütlerimiz de kapsamlı bir şekilde aynı çeviklikle yapmalıydı.
necmi yazgan
yok iki şehir yok çılgın proje yok mega yatırım. abartmanın sonu yok ama yukarıda değinildiği gibi hiç olumlu bir yaklaşım değil bu. İstanbul’a yönlenecek nüfusu düşünün, değer mi?
Melek Genli
Brezilya gibi, Mısır gibi mesela. Herşey o kente bağlı her faliyet o kentte yapılıyor. Ticaret, yönetim, sermaye, aktiviteler. Zaten İstanbul bu ülkenin beşte biri gibi birşey ve azman bana kalırsa. Nüfus açısından öyle, sanayi ve hizmetler açısından öyle. Bunu dah da azmanlaştıracak popülist yaklaşımlar seçimler geldi diye başbakan tarafından istendiği gibi söyleniyor. Doğru değil açıkçası.
remzi gülen
çok yanlış bir yönlendirme olarak ne yazıkki hükümet tarafından bastırılıyor. çok yanlış gerçekten
Azmi Güçlü
Kentlerin sınırları vardır. Örneğin bir kentte 10 milyonu geçerseniz bu kentin kendi kendini yenileyemediği, tükettiği, zehirlediği anlamına gelir. 15 milyonu geçince artık trafik durmuş (ne kadar ve ne türlü yollar yaparsanız yapın), kendi kendini zehirlemiş, doğal kaynaklarını tüketmiş ancak suni teneffüs yolu ile ayakta kalabilmektedir. Bu projelerle İstanbul tüm bunlardan biraz daha fazlası olacak demektir.
Zaten bu nedenle İMP’de hazırlanan planlarda kentin nüfusunun azaltılması öneriliyordu.
Umarım bu sefer Aziz Nesin haklı çıkmaz.
gültekin kırbaş
Tekmerkezli yığılmış başkentli geri bıraktırılmış ülke modellerine bir anlamda benzeyen Türkiye’deki kentsel politikalar Cumhuriyet döneminde tedricen Ankara, İzmir Adana ve daha sonra Eskişehir, Bursa, Antalya gibi başka illerin de gelişmesiyle hafifçe dengelenmeye çalışıldı. Ya da fiiliyatta böyle bir şey ortaya çıktı. Ama AKP iktidarı bu denge politikasını unutup bir zamanlar belediye başkanlığında İstanbul’a giriş vizesi bile koymaya kalkan akıl olarak, bugün küresel sermayenin eğilimleri uyarınca İstanbul’a yüklendikçe yükleniyor ki bu sıkıştırmanın etkileri önümüzdeki on yıllarda sosyal ve ekonomik problemler olarak bize geri dönecektir.Kentsel anlamda da tanımsız bir İstanbul bizi bekliyor. Bir de bu ülkenin diğer şehirlerini soruyorsak, bunun hiç cevabı yok.
Azmi Güçlü
Aslında ileri müteahitlikten de bahsetmiyor, çünkü onlar müteahit de değiller. Türkiye’de üretim yapan, iyi eğitim görmüş, dünyaya açık, açık kafalı bir kesit var. Bunlar üretim yapmayan, zenginleşmeye çalışan, eğitim görmemiş. dünyaya işlerine geldiği kadar açık bir kesimin saldırısı altında.
Seksenli yıllarda “benim çocuğum hiç kitap okumaz” diye anneler övünürdü bunlar da o kafadan.
İstanbul’a bakın ne kadarının müteahit ne kadarının yağmacı olduklarını açıkca görürsünüz. Çünkü müteahit olmak da minumum bir bilgi birikimini gerektirir, bu ise şu anki manzaraların ortaya çıkmasına engel olur.
Yoksa bir müteahit olarak bu durumun sadece kısa vadeli yağmayla ilgili olduğunu düşünüyorum ve tüm meslektaşlarımı tenzih ediyorum. Müteahit üretken insandır yağmacı değil.
Bu sefer “seyrek bıyıklı şahsiyet” tarafından önerilen İstanbul’un tam anlamıyla linç edilmesi. Herhalde ondan sonra sıra diğer tüm kıyı kentlerine gelecek. Cehalet, kültürden intikam alıyor, başka bir şey değil.
Feridun Akman
Gerçekten sayın Boz’un aktarımları bana ilginç ve bilgilendirici geldi. Bütün Türkiye’yi İstanbul metropolünün kuyruğuna takarak nereye kadar gidilebilir.
Geçenlerde bir yorumcu ileri demokrasiden bahseden AKP nin aslında ileri müteahhitlikten bahsettiğini söylemişti şimdi hak veriyorum.