Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp – Mimar Kentbilimci
Yağmalanan doğa faturayı kesiyor…!,
Ne yazık ki gözbebeğimiz İstanbul şiddetli bir yağmur alınca afet bölgesine dönüştü. Can ve mal kaybı var. Ekranlardaki İlkel ve acıklı görüntüler içimizi sızlattı.

Bunun böyle olacağı da çoktan belliydi. Yıllardır yazdım, çizdim. Son yıllarda imar hareketlerini köşe dönmenin ve siyasi rant edinmenin yasal ve kolay yolu olarak algılayan zihniyet Istanbul’u yağmaladı. IBB Meclisi İmar komisyonu parsel bazında binlerce tadilat yaptı, Ankara’dan tepeden inme planlar geldi, son yeşil alanlar imara açıldı, az imarı olan yerlerin imar hakları kat be kat yükseltildi. ‘Bal tutan parmağını yalar’, ‘alan memnun veren memnun’ sistemi egemen oldu. İstanbul altyapısının taşıyamayacağı bir yükle yüklendi ve yüklenmeye devam ediyor.
Çarpık şehirciliğin sonu… Içim acıyor…!
Sanki başka şehrimiz, yerimiz yokmuş gibi bütün siyasi şov projeleri Istanbul’un sırtına bindirildi. Şehir dört bir yana su, yeşil, hava demeden genişletiliyor.
Avrupa Kültür Başkenti olarak pompaladığımız Istanbul’umuz bir gecede geri kalmış ülkelerdeki görüntülere büründü. Yüce Allah’ın ve Atalarımızın, doğasıyla, kültürüyle, tarihiyle bize bahşettiği bu müstesna Şehri son 30 senede tam anlamıyla bitirdik. Bir Ekümenopolis haline getirdik.
Makyaj Aktı, Kel Göründü…!
Bir Kentin doğasıyla, genleriyle pervasızca oynanmaması gerektiğini defalarca dile getirdim. Ancak dinleyen olmadı. Başkan Adayı oldum seçen olmadı. Imar planları birçok bilimsel parametreye ilaveten Kentin jeolojik, ekolojik, iklimsel, doğal ve topografik verilerine göre hazırlanması gerekirken bunların bir kısmı maalesef ‘ahbap-cavuş’ verilerine göre şekillendi. Daha 15 gün önce IBB de askıdan inen 1/100.000 ölçekli ‘İstanbul Çevre Düzeni Planı’da ümitlerimizi bir kez daha yok etti. Sn. Başbakan’ımızın Ekim ayında ihaleye açmayı planladığı 3. Köprü ve Otoyolları ve ihalesi tamamlanan Araçlar için 2. Tüp Geçiş’i göstermeyen bu ‘sözde’ Istanbul’un Anayasası Planın ‘yamalı bohça’ olacağı daha şimdiden açık seçik görüldü.
Hormonlanan Istanbul’a doğanın tokatı…
Yağmur şiddetliydi. Meteorolojinin gerekli uyarıları yaptığını düşünüyorum. Silivri Çatalca bölgesinde felakaet yaşanmıştı, Kara bulutlar Istanbul’un merkezine doğru akıyordu. Daha öncede Basın Ekspres yolunda benzer bir su taşkını yaşanmış, o zamanki ATV binası sular altında kalmıştı. Buna rağmen tedbir alınamadı. Kurtarma ve yardım çalışmaları da evlere şenlikti.
Istanbul’u bu hale getirenler hesap verirmi…?
Bir kutu baklava çalan küçük çocuklarımızı içeri tıkıyoruz. Peki Kent suçu işleyen, Kentin bilim dışı yapılaşmasına neden olan, Kentin imar rantını pazarlayan zevat ne olacak …?
Hayatını kaybeden vatandaşlarımız nur içinde yatsın. Onlar Kentsel Şehitlerimizdir.
Allah korusun, bir de Depremi düşünün. Yalnız İstanbul değil, Türkiye biter…



4 Yorum
tahsin odabaşı
bütün olan biteni sıradan olmayan yağışlara yüklemek çok kolaycılık. insan hayatları söz konusu ve sayın topbaş mazeret uyuruyor kendi hatalarını örtüyor. böyle şey olur mu?
Salih Yazıcı
Bu akşam uzmanlar ellerinde haritalarla arzı endam ettiler. Derenin sel yatağının işaretlendiği üstelik okunması kolay olsun diye bir de renklendirilmiş fotoğraflar gördük.
En azından depremde olduğu gibi karayolu haritalarıyla fay fetvası vermiyorlar diye teselli bulduk…
İyi güzel de baskından önce neredeydiler?
İMP hazırladığı planda bu sel baskınlarında ne kadar korkunç bir tehlike yarattıklarını gördüğümüz -ikitellide su bir saat sonra gelseydi en az 1000 ölü vardı- sanayilerin kent dışına taşınması vardı. Birde uygun yerlere istanbulun bundan sonraki ekonomik özelliği olacak lojistik alanları düzenlenmesi.
Mimarlar odası ne tüm çağrılara rağmen katılmadı daha da ilerisi defalarca bu plana karşı çıktı. Şimdi sormak istiyorum sizin dolaylı yoldan da olsa savunduğunuz mevcut durum sizi hiç utandırmıyor mu?
Siz kenti böyle mi savunuyorsunuz?
burhan taneri
YARIN GEÇ OLABİLİR!
Düşünebiliyor musunuz? Turizmin en etkili aracı olan deniz, kum ve güneşin normal ölçütlerinin üzerinde olmasını Yani, denizin 50 yıl içerisinde 1,5 metre yükseldiğini, kumun sıcaktan üzerine basılamaz hale geldiğini, sıcaklıkların mevsim normallerinin en az 6 derece yukarıda olmasını Konuyu isterseniz Alanya özelinde genelleyim İskelenin, Damlataşın, Kleopetra plajının, tüm sahilin 1,5 metre suyun içinde kalmasını Hissedilen sıcaklığın, deniz suyunun sıcaklığının çok yüksek olmasını İşte o zaman ne Alanya kalır! Ne Turizm! Ne de yaşam
Küresel ısınma dünyada olduğu gibi ülkemizde sinyallerini vermeye başladı. Sıcaklık artışı, kuraklıkların başlaması, deniz seviyesinin artışı, dengesiz yağışlar, seller, taşkınlar, Yağışlarda azalma, doğal kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, orman yangınları ve tarımsal alanların yetersizliği yaşamı tehdit etmektedir.
Sıcaklık ve yağışlardaki dengesizlik topraktan alınan verimliliği düşürmekte ve mahsul azalmaktadır. Bu durumda acil önlem planları devreye konulmalıdır. Yarın çok geç olmadan ülkemizin ve Alanyanın küresel ısınma ve bunun ortaya koyacağı olumsuzluklara önlem almak için iklim, kuraklık, aşırı yağış ve toprak konusunda yeni projeler ve programlar yapılmalıdır.
KÜRESEL İSINMANIN AKDENİZ VE ALANYA ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ!
2009 Yılı Dünya Çevre Gününün teması Yaşama Sahip Çık olarak belirlendi. Bu çağrı yaşadığımız çevreye herkesin sahip çıkmasını için özel bir anlam taşıyor. Bu çağrı çevrenin yaşanabilir bir düzeyde tutulmasının ve bizden sonraki nesillerin de yararlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınmasının yaşam hakkı kadar önemli olduğunu ve tüm insanlığın bu bağlamda sorumluluk üstlenmesini vurguluyor. Böylesine bir çağrıya neden gerek görüldü? 1972 yılında Stockholm Çevre Konferansında dünyanın doğal dengesinin korunması için insan ve doğal varlıklara öncelik veren bir anlayışın egemen olması gereği ortaya koyuldu. O günden günümüze kadar, çevrenin doğal bileşenleri olan hava, su ve toprak ve insanlığın doğa ile ortak oluşturduğu yapılaşmış yaşam çevreleri global güçlerin kar güdüsünü ve iştahını arttırmaktadır. Bu güçler, önce insan ve çevresi anlayışı yerine önce ekonomi, tüketim ve kâr anlayışına hizmet etmektedirler. Bu anlayış, doğamızla birlikte tüm hayat kaynaklarımızı da kurutmaktadır. Su varlıklarının özelleştirilmesi, küresel ısınma, kural tanımayan kentleşme, açlık ve yoksulluk, savaşlar yaşam alanlarımızı daraltmakta, kentsel, doğal ve kültürel değerlerimizi tehdit etmektedir. Bugün çevre kirlenmesi, tüm hastalıkların dörtte birine neden olmakta; nüfus artışı, ekonomik büyüme ve küreselleşme benzeri görülmemiş bir oranda, toprağın kullanımını olumsuz yönde değiştirmekte; kuraklık, artık daha şiddetli ve uzun periyotlu olarak gözlenmekte; tüketim, dengesiz bir şekilde artmakta; canlı çeşitliliğindeki azalma ve iklim değişiklikleri, yerine konulamaz ve onarılamaz kayıplar haline gelmektedir. Bu olumsuzluklar ülkemiz için de geçerlidir. Kısıtlı olan su varlığımızı akılcı bir şekilde kullanamıyoruz ve koruyamıyoruz. Biyolojik çeşitliliğimiz yok oluyor. 135i uluslararası öneme sahip olan 500 sulak alanımızda ciddi oranlarda kuruma ve kirlenme mevcut. Kentlerimiz ranta dayalı büyüme politikalarına teslim olmaktadır. 2006 yılında 49,5 milyon olan kent nüfusunun 2010 yılında 53,5 milyon olması beklenmektedir. Bu tabloya sosyal ve teknik altyapı eksiklikleri de eklendiğinde kentsel yaşam alanlarımızın giderek yaşanamaz hale gelmektedir. Doğal ve kültürel kaynaklarımız, değerlerimiz nitelik yitirmekte ve yok olmaktadır.
ÖNLEM ALINAMAZSA TURİZM BİTECEKTİR
Maden Yasası, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma mevzuatındaki değişiklikler, Orman Arazilerinin Satışı ve Kıyı Kanunu gibi konularda Anayasa değişiklikleri girişimleri, Kentsel Dönüşüm Yasaları, tarım arazilerinin korunması ve kullanılmasına yönelik getirilen yeni kurallar, Turizmi Teşvik mevzuatında yapılan ve yapılmak istenen değişiklikler tarım arazilerimizin, ormanlarımızın, kıyılarımızın, doğal, tarihî ve kültürel varlıklarımızın yağma ve talanına sadece birkaç örnektir. Ulusal gelirimizin önemli bir bölümünü oluşturan turizm sektörü, varlığının en önemli girdileri olan doğal ve kültürel kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi için gerekli önlemlerin alınmaması halinde etkinliğini yitirecektir. Anayasamızda herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu; çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın, çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiş. Anayasamız ayrıca, devlete tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamasını destekleyici ve teşvik edici önlemler alması görevini vermiştir. Yaşadığımız küresel sorunlara karşı, barışın, doğamızın, kültürel gelişmenin ve yaşamın geleceği için küresel dayanışmayı öne çıkarmak gereklidir. Doğamızın hızla tüketilerek yozlaştırılması ve tahrip edilmesi karşısında, yaşamın sürdürülmesine yönelik politikalar belirlenmelidir.
2100DE DENİZ SEVİYELERİ 1,5 METRE YÜKSELECEK Eriyen buzullar, yok olan buz örtüsü ve ısınan sular yüzyılın sonunda deniz seviyesini 1,5 metre yükseltecek, milyonlarca insanın göç etmesine yol açacak. Bu, ilk defa buz dinamikleri de hesap katılarak yapılan deniz seviyelerinin yükselmesine ilişkin bir çalışmanın sonuçlarından biri.
İngilteredeki Proudman Oşinografi laboratuarın dan Svetlana Jevrejeva, geçtiğimiz 2000 yıl için yaptığı çalışmaya dayanarak, Hükümetler arası iklim Değişimi Panelince yapılan 2100de deniz seviyelerinde 18 59 santimlik yükselme öngörüsünün doğru olmadığını söylüyor. Mart 2009da Viyanada yapılan Avrupa Yerbilimleri Birliği konferansında, aralarında Jevrejeva nın da bulunduğu bir grup araştırmacı, deniz seviyelerindeki artışın giderek ivmesini artırdığını ve önümüzdeki yüzyılda deniz suyu seviyesinin 0,8 1,5 metre artacağını belirtti. Geçtiğimiz 2000 yıl boyunca deniz seviyelerinin genellikle sabit kaldığını söyleyen Jevrejeva, 18. yüzyılda 2 santim ve19. Yüzyılda 6 santim olan artığını, 20. yüzyılda 19 cmye çıktığını sözlerine ekliyor. Jevrejevanın bu konudaki yorumu şöyle: 20. yüzyıldaki bu hızlı yükselişlin nedeni eriyen buz örtüsüdür.
DENİZİN YÜKSELMESİNİN NEDENİ, BUZULLARIN ERİMESİDİR
Araştırmacılar, Hükümetler arası iklim Değişimi Panelinin buz dinamiklerini hesaba katmadığını, oysa buz örtüsünün yok olmasında ve deniz seviyelerinin yükselmesinde bunun çok önemli olduğunu iddia ediyorlar. Colorado Üniversitesinden Steve Nerem ise, 2100de deniz seviyelerinde ortalama 1 metrelik bir yükselişlin gerçekleşeceğine ilişkin önemli ipuçları bulunduğunu, ancak hangi bölgelerin bundan ne kadar etkileneceğinin belirlenmesi için daha ayrıntılı araştırmalara gerek duyulduğunu söylüyor. Araştırmacılar Su seviyesinin artıştan en fazla etkileneceklerin Afrika ve Asya ülkeleri olacağı konusunda hemfikriler. Jevrejeva, eğer deniz seviyesi 1 m civarında yükselirse, 72 milyon Çinlinin ve Vietnam nüfusunun onda birinin yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalacağını söylüyor.
AKDENİZİN DENİZ SEVİYESİ YÜKSELECEK
İspanyol-İngiliz ortak araştırma projesi kapsamında, iklim değişiminin önümüzdeki 90 yıl içerisinde Akdeniz kıyıları üzerindeki etkisini konu alan üç olası senaryo açıklandı. Araştırmacılar bu çalışmada, riskleri anlamak için iklim değişimi ve sera gazlarının artışıyla ilgili bu üç senaryoyu temel alan modellemelerden yola çıktı.
21. yüzyıl içerisinde Akdenizdeki sıcaklık, deniz seviyesi değişimi ve tuzluluk oranı konularında tahminler yapmayı amaçlayan çalışmada öne sürülen senaryoların en iyimserine göre, sera gazı miktarı 2000 yılındaki seviyesinde kalacak. Ancak bu durumda dahi bile iklim değişimi yaşanacak. En kötümser senaryoda ise dünya çapındaki ekonomik gelişim seviyelerinin farklılığına bağlı olarak, sera gazı üretiminin 21. yüzyılda da artmaya devam edeceği düşünülüyor. İyimser olandan farklı olarak diğer iki senaryo, sera gazlarının artması sonucu deniz sıcaklığında 2,5°Clik bir artış yaşanacağını öne sürüyor.
AKDENİZDE TUZ ORANI ARTACAK
Bunun yanı sıra uzmanlar deniz seviyesinin, uzun vadede su miktarındaki artışın dışında, sıcaklık artışıyla da değişebileceğini belirtiyor. Çünkü ısınma, hacim artışını da beraberinde getiriyor. Bu ısınma sonucu, deniz seviyesinin ortalama 3 santim ile 60 santim arasında yükseleceği düşünülüyor. Üstelik hem kutuplardaki buzulların hem de karasal buzulların erimesi sonucu su kütlesinde oluşacak değişim bu çalışmada hesaba katılmamış durumda. Araştırmacıların bir diğer iddiası ise Akdenizin tuzluluk oranının artacağı
Yönünde. Ancak bu da çok güvenilir bir tahmin değil. Çünkü Akdenizdeki tuzluluk oranı Cebelitarık Boğazı boyunca gerçekleşen su geçişiyle belirleniyor. Aslında küresel modellemeler, kıyı bölgelerdeki deniz seviyesi değişiminin etkilerini tahmin etmekte kullanılamıyor çünkü bu yöntem, bölgesel farklılıkları göz ardı ediyor. TÜRKİYEDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ! Dünya Bankası’nca hazırlanan bir rapora göre iklim değişikliğinin, Türkiye’nin de dahil olduğu bölgedeki sonuçları, beklenenden daha kötü olacak. Dünya Bankası, Almanya’nın Bonn kentinde 181 ülke heyetinin katılımıyla, 112 Haziran tarihleri arasında düzenlenen, iklim değişimine ilişkin uluslararası bir antlaşmanın imzalanmasına yönelik çalışmaların yapıldığı toplantılara bir rapor sundu. Bu rapora göre, SSCB’nin dağılmasından bu yana geçen yıllarda çevre politikalarına önem verilmemesi nedeniyle, iklim değişiminin etkileri bölge ülkeleri açısından ağır olacak.”Avrupa ve Orta Asya’da İklim Değişimine Uyum” başlıklı raporun yazarı Marianne Fay, rapora ilişkin yaptığı açıklamasında, iklim değişiminin bu bölgeler için, daha önce tahmin edilenden daha kötü sonuçlarının olacağını söyledi. Rapora göre iklim değişiminin sonuçlarından olan deniz düzeyi yükselmesi, bölgenin 4 ana havzasını (Baltık Denizi, Adriyatik’in doğu kısmı ve Türkiye’nin Akdeniz Kıyıları, Karadeniz, Hazar Denizi) ile Rusya’nın Kuzey Buz Denizi kıyılarını etkileyecek. Bu havzalarda en ağır sonuçtan, alçak düzeydeki yerleşim birimlerinin yoğunluğundan ötürü en çok Polonya etkilenecek. TÜRKİYE’YE ETKİSİ Rapora göre Türkiye’nin de içinde bulunduğu ”Adriyatik’in doğu kısmı ve Türkiye’nin Akdeniz Kıyıları” havzası da olumsuz etkilenecek. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarının kimi bölümleriyle, Hırvatistan ve Arnavutluk’un Adriyatik kıyılarının kimi bölümleri, ”fırtına taşkınlarından, tuzlu deniz sularının yeraltı sularına sızmasından” etkilenecek. Raporda, deniz düzeyindeki yükselmenin Karadeniz’de Rusya, Ukrayna ve Gürcistan kıyılarını şimdiden etkilemeye başladığına dikkat çekildi.Rapora göre eski Doğu Bloğu ülkeleri ve Türkiye’deki ısınma, diğer bölgelere göre daha hızlı. Söz konusu havzanın güneyi geçen yüzyıl 0,5, kuzeyi ise (Sibirya) 1,6 santigrat derece ısındı. Bu yüzyılın ortasında ise bölgedeki ortalama ısı 1.62.6 santigrat derece daha artacak. Örneğin 2050’de Polonya ve Macaristan gibi ülkeler, bugün İspanya’da, Sicilya’da yaşandığı gibi, 30 santigrat derecenin üzerinde çok sayıda sıcak yaz günü geçirecek.
2070TE SICAKLIK 6 DERECE ARTACAK Karadeniz Bölgesi dışında yağışlar iyice azalacak. Ekosistem değişince, birçok canlı türü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, küresel ısınmasının, Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin bir senaryo hazırladı. Buna göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek. Ekosistem değişecek, canlı türleri yok olma tehlikesi yaşayacak. Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, Türkiyenin küresel ısınmayla mücadele karşısındaki tutumunu, İlk defa Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bizden bilgi talep eder durumda oldu. Bu tabii bizi çok sevindirdi ama Türkiye bu açıdan geç kalmış bir ülke sözleriyle eleştirdi. Çevre ve Orman Bakanlığının isteğiyle, Türkiye için iklim değişikliği senaryoları başlıklı bir rapor hazırladıklarını söyleyen Dalfes, şu ana kadar elde edilen verilerin, 2070 -2100 yılları arasını kapsadığını açıkladı. Dalfes, çalışmayla en kötü durum için hazırlanmış bir projeksiyon yapıldığını dile getirerek, Türkiyeyi hoş olmayan bir tablo bekliyor dedi.
AKDENİZDE YAĞIŞ YÜZDE 30 AZALACAK Verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiyenin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek. Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek.
Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesinde yağışlar yüzde 10 ila 20lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30a kadar azalacak.
Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, iklim değişikliklerinin farklı şekillerde hissedileceğini, önümüzdeki on yıllarda iklimin değişikliğinin daha fazla hissedileceğini vurgulayarak şöyle diyor: Kar yağdığı kışlar da olacak, daha az kar yağdığı kışlar da olacak. Türkiyenin ekosistemlerinde ciddi sorunlar olacak ki bu ekosistemler de bir ülkeyi bir coğrafyayı ayakta tutan şeyler… Böceğiyle, merasıyla, kurduyla, hayvanıyla canlılar etkilenecek, bir sürü canlı yok olacak… AKDENİZDE DENİZ SEVİYESİ YÜKSELECEK Akdeniz ülkeleri tehdit altında. İspanyol Oşinografi Enstitüsü (IEO) tarafından yapılan araştırmada, Akdeniz`deki su seviyesinin 50 yıl içinde 25 ile 50 santimetre yükselebileceğinin tespit edildiği bildirildi. IEO, iklim değişikliğine bağlı olarak 1992 yılından bu yana Akdeniz`de su seviyesinin 16 santimetre yükseldiğini, doğal kumsalların gelecekte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulundu. 19742005 yılları arasında Akdeniz bölgesinde sıcaklığın 0,8 santigrat arttığını kaydeden yetkililer, deniz seviyesinin yükselmesinin yanı sıra tuzluluk oranının da arttığına dikkati çekti. EKOLOJİK KRİZ, EKONOMİK KRİZİ ARATACAK Türkiye İş Bankası ve TEMA Vakfı tarafından yayımlanan Dünyanın Durumu 2009 adlı rapor, sera gazları salınımı önümüzdeki birkaç yıl içinde acilen geri döndürülemezse oluşacak iklim değişikliğinin uygarlığımızı yok edecek boyutlara vardığını bildiriyor. World Watch Enstitüsü tarafından hazırlanan Dünyanın Durumu 2009, acil ve işlevsel bir eylem planı oluşturma konusunda bir yol haritası ortaya koyuyor. Bu çalışma 40ı aşkın uzman yazarın çabaları ile oluşturuldu. Hayrettin Karaca, Türkiyenin de iklim değişikliğinin olumsuz ya da tehlikeli etkileri açısından risk grubu ülkeler arasında görülmesi gerektiğini belirterek, Türkiye, büyük bir olasılıkla kaybedenler arasında yer alacaktır dedi. KÜRESEL ISINMAKUŞKU GÖTÜRMEZ BİR GERÇEK Toplantıda açıklanan, küresel ısınma konusunu ele alan Dünyanın Durumu 2009 kitabının içeriği, Hükümetler arası İklim Değişikliği Panelinin değerlendirme raporu bulgularına dayanarak oluşturuldu. Rapor özetle, ısınmanın kuşku götürmez bir gerçek olduğunu bilimsel bir kesinlikle belirtiyor. Ayrıca konuyu geniş kapsamlı bir ölçekte ele alarak acil ve işlevsel bir eylem planı oluşturma konusunda kapsamlı bir yol haritası ortaya koyuyor. Dünyanın Durumu 2009u hazırlayan World watch Enstitüsü, küresel iklim değişikliğine karşı başlatılacak olan iki yıllık dönüşüm kampanyasında aktif olarak görev alacak. Kopenhag iklim anlaşmasına dayalı olarak özellikle Çin, Hindistan ve Amerika gibi ısınmaya önemli ölçüde olumsuz etki yapan ülkelerdeki gelişmeleri izleyerek, bilimsel anlamda veri toplama ve değişime karşı bilinçlenme konusunda katkı sağlayacak. GÜÇLÜ SİYASİ İRADE GEREKLİ! Bu yıl ilk kez Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan yıllık raporun ortaya koyduğu iklim değişikliği ile mücadele çok boyutlu faaliyetler gerektiriyor. Ancak, sorunların çözümünde toplumsal bir bilinç geliştirilmesi, bilimsel desteğin sağlanması ve güçlü bir siyasi irade çok büyük önem taşıyor. Bu bağlamda medyanın rolü de diğer faktörler kadar önemli. Dünyanın Durumu 2009, iklim değişikliğine karşı alınması gereken tedbirlerin yanı sıra bu dönüşüm sürecini, özellikle insan hayatı ve ekolojik denge üzerindeki etkileri çerçevesine odaklanarak inceliyor. Raporda iklim değişikliğine karşı geniş ölçekli kitlesel çözüm alternatifleri de devreye alınıyor. Küçük adımlarla sorunu çözme lüksü kalmadığı belirtilerek, 20 yıldır uygulanan ve başarısızlığa uğrayan pilot projelerin zaman kaybettirdiğine dikkat çekiliyor. NÜFÜS ARTIŞI EKOLOJİK BASKIYI ARTIRIYOR. Dünya nüfusunun ekolojik sistemler üzerindeki baskısı bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Nüfusun en az 20, 30 yıl daha artış eğiliminde olacağı biliniyor. Böyle bir konjonktür de yapısal değişimler zorlu bir çabayı gerektiriyor. Rapor, gelecek yıllarımıza da ışık tutuyor. TÜRKİYE RİSK ALTINDA Raporda Türkiyenin en çok zarar görecek ülkelerden olacağı uyarısı yapıldı. Buna göre; ilkbahar ve yaz mevsimlerindeki gece en düşük hava sıcaklıkları, Türkiyenin pek çok kentinde istatistikî ve iklimbilimsel açıdan önemli ölçüde artma eğilimi gösteriyor. Ülkemizde, 1990lı yılların başına kadar soğuyan ortalama hava sıcaklıklarında, sonbahar mevsimi dışında, özellikle kış ve ilkbahar mevsimlerinde daha belirgin olmak üzere ısı artışı gözleniyor. TÜRKİYEDE AŞIRI YAĞIŞLAR VE SELLER ARTACAK Ankara Ticaret Odasının (ATO) Küresel Isınma Kıskacında Türkiye Raporuna göre; ABD dünya nüfusunun yüzde dördüne sahip, ancak karbondioksit üretiminin yüzde 25inden sorumlu. İngiltere karbondioksitin yüzde üçünü üretiyor. Hindistanın karbondioksit üretimi, ise nüfusu ondan 15 kat fazla olmasına rağmen İngiltere ile hemen hemen aynı. Atmosfere yılda 220 milyon ton karbondioksit bırakan Türkiye ise 20. sırada. 2010 yılında bu rakam 400 milyon tonlara ulaşacak.. Sera gazındaki artışın nedeni, kömür ve doğal gazdan elektrik elde etmeye ve petrole dayalı ulaşıma yapılan yatırımlar olarak görülüyor. Küresel ısınma sonucu Türkiyeyi, tayfunlarda artış, yangınlar, ekosistemlerin değişmesi, biyolojik çeşitliliğin azalması, gıda üretim düzeninin bozulması, yoksulluk, hastalık ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi dev sorunlar bekliyor. Türk Meteoroloji yetkililerince, önümüzdeki yıldan itibaren insanların aşırı sıcak bir günün ardından gelen aşırı yağışlara, sellere alışması gerektiği ve önümüzdeki beş yılda bu gibi olayların sıklıkla gerçekleşeceği vurgulanıyor. 81 İLDE 81 ORMAN İHTİYACI VAR Toplantıda konuşan Hayrettin Karaca, sonuç olarak karbondioksit emisyonlarının en aza indirilebilmesi için yenilikçi, özgün endüstriyel keşiflerin önünün açılması, nüfus kontrolü ve yeni bir yaşam şekli bulunması gerektiğini söyledi. Karaca, toprağı iyileştirmek için ise İş Bankasına ait 81 İlde 81 Orman gibi projelere ihtiyaç olduğunu, eşitlikçi bir paylaşım düzeni ve ekonomik istikrar gerektiğini kaydetti. “KÜRESEL ISINMA KONFERANSI İstanbul’da düzenlenen, 49 ülkeden 247 bildirinin sunulduğu ve 300’den fazla bilim insanının yanında çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinden temsilcilerin katıldığı ‘Küresel Isınma Üzerine Küresel Konferans’ Temmuz ayında yapıldı. Yapılan yazılı açıklamada, ana teması ‘Bölgesel ve küresel çözümler için bütün disiplinleri bir araya getirmek’ olan konferansta, 4 gün süresince ‘yenilenebilir enerji konularından çevre dostu teknolojilere, iklim değişikliğinden çevreyle ilgili sistem bozulmalarına, karbon ticaretinden sera gazı sakınımlarına, enerji ve çevre politikalarından, atıkların yönetimine’ kadar 35’in üzerinde konuda 247 bildiri sunulduğu kaydedildi. Ayrıca küresel ısınmanın, sürdürebilir kalkınma, ekonomi, çevre, sosyal yaşam, enerji kaynakları ve bu kaynakların kullanımı üzerindeki etkileri tartışılıp, alternatif çözüm önerilerinde bulunulduğu ifade edilen açıklamada, Türkiye’nin karbondioksit salınımının yılda kişi başına ortalama 5.5 ton, dünya ortalamasının ise 5.6 ton olduğu belirtildi. Örnek olarak gelişmiş ülkelerde bu rakamın, Amerika’da kişi başına 23.5 ton, İngiltere’de 10.6 ton, Japonya’da 10.5 ton düzeyinde olduğu vurgulanan açıklamada, yalnız yüksek kalkınma hızının söz konusu olduğu Türkiye’de şimdiden çözüm tedbirleri alınmazsa dünya ortalamasının çok üzerine çıkacağının açık olduğuna işaret edildi. Açıklamada, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin doğal çevrimler ve insanlık olmak üzere iki boyutu olduğu, bunun için de insanların neden olduğu etkilerin doğal çevrimlerin sindirebileceğinin çok üzerinde bulunduğu, bu bakımdan dünyanın bir yerinde kuraklık yaşanırken bir başka yerinde ise seller görülebildiğine dikkat çekildi. “ACİL ÖNLEMLER VE SONUÇLAR PAKETİ. Bu çerçevede konferans sonucunda, 28 başlık altında ‘acil önlemler ve sonuçlar’ paketi ortaya konuldu. Açıklamada, acil önlemler ve sonuçların ilk sırasında, ‘Öncelikle mevcut enerji kaynakları belirlenmesi ve ileriye yönelik kısa, orta ve uzun vadeli yol haritalarının çıkarılması’ yer aldı. Bu çerçevede, ‘uzman çalışma grupları oluşturulması’, ‘küresel ısınmayla mücadele konusunda araştırma, geliştirme ve yenilik stratejileri uygulamaya konulması’, ‘enerji, su gibi kaynakların tasarruflu kullanılması’ gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi: Yenilenebilir enerji kaynaklarına ve teknolojilerine öncelik verilmelidir. Enerji, çevre, ekonomik, sosyal ve sürdürülebilir kalkınma politikalarının geliştirilmesinde dokumuza, karakterimize ve koşullarımıza uygun tedavi şekillerinin, stratejilerin ve politikaların oluşturulması gerekmektedir. Dolayısıyla toplumlar kendi yapılarına uygun model ve politikaları geliştirmelidir. Çevre dostu enerji teknolojilerinin kullanımına ve yaygınlaşmasına yönelik gerekli teşvik programları uygulamaya alınmalıdır Belediyeler atık yönetimi ile ilgili gerekli stratejileri geliştirmeli ve uygulamaya koymalıdır. Atıkların türlerine göre geri dönüşümünün kaynağında yapılması gerekmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörde küresel ısınmayla mücadele konusunda birimler oluşturulmalıdır. Küresel ısınmayla mücadelede teşvik paketleri oluşturulmalı ve gerekli fonlar sağlanmalıdır. Yeşil alanların artırılması ve çarpık yapılaşmanın durdurulmasına yönelik gerekli önlemler alınmalıdır. Küresel ısınmaya neden olan bireysel ve toplumsal alışkanlıklar ve uygulamalar, ‘küresel ısınma diyeti’ ile kontrol altına almalıdır. ‘Küresel ısınma etiket’ kavramı oluşturulmalı ve uygulamaya alınmalıdır. ‘Küresel ısınma vergisi’ kavramı oluşturulmalı ve uygulamaya alınmalıdır. Küresel ısınmayla ilintili olarak, sıfır karbon ekonomisine geçiş için gerekli olan ekonomik, sosyal, teknik, bilimsel kültürel ve eğitimsel adımların atılması gerekmektedir. Küresel ısınmayla mücadelede, bireysel ve toplumsal sorumluluk birbiriyle bütünlendirilmelidir. Küresel ısınmayla mücadele konusunda ulusal birimlerin uluslararası birimlerle uyumlu çalışması sağlanmalıdır. Sektörel bazda küresel ısınmayla mücadele stratejileri geliştirilmeli ve her bir sektör için uygulamaya alınmalıdır. Küresel ısınmayla mücadelenin getirdiği ekonomik yüke karşı acil eylem planları oluşturulmalı ve uygulamaya alınmalıdır. ‘Küresel kalite standardı’ kavramı oluşturulmalı ve uygulamaya alınmalıdır. Meslek odaları küresel ısınma konusunda eylem planları oluşturmalıdır. Küresel ısınma ve bununla mücadele konusunda dersler ve eğitim programları geliştirilmelidir. ALANYAYA KÜRESEL ISINMAYA DAİR UYARILAR Antalya Valisi Alaaddin Yüksel Türkiye ve dünyada iklim koşullarının değiştiğini ve sıcaklık derecelerinin arttığını hatırlatarak” Enerji, su, çevre sorunlarını aşma yolunda önemli adımlar atılmalı. İklim koşullarının değişmesi, sıcaklığın artmasıyla artık Antalya’da sıcaklık 55 derece hissediliyor. Bu bütün gün klimaların açık kalması demektir. Haziran ayında Antalya’da 14 milyon kilowat saat olan enerji kullanımı, dün itibariyle 25 milyon kilowat saate çıktı. Yenilenebilir enerji sistemlerine daha çok önem vermeliyiz. Alternatif enerji üretimi konusunda çalışmalıyız.”. EN ÇOK ANTALYA-ALANYA ETKİLENECEK
Küresel ısınmanın en çok Antalya ve Alanya bölgesini etkileyeceğini söyleyen Ulusoy, “İlerde büyük bir kuraklık yaşanacak. Su en büyük probleminiz olacak. Bu nedenle bölgede bulunan tüm sivil toplum örgütleri doğaya sahip çıkmalı. Antalya ve Alanya bölgesine Afyon, Burdur ve Isparta`dan su getirmek için projeler hazırlanmalı. Bu 3 il`le birlikte Antalya ortak su ajansı kurmalı ve sular depolanmalı” dedi. ALANYADA HANGİ ÖNLEMLER ALINIYOR? Yerel seçimler öncesinde başlatılan ve Türkiyedeki tüm belediyelere yaygın şekilde duyurulan İklim Dostu Kentler Kampanyasına ilk aşamada katılan 14 Belediyeden Başkan ve Başkan Yardımcısı düzeyinde yetkililer, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Haluk Özdalga nın katılımıyla 21 Haziran 2009 tarihinde, REW İstanbul 5. Uluslararası Geri Dönüşüm, Çevre Teknolojileri ve Atık Yönetimi Fuarı kapsamında gerçekleşen niyet belgesi imza töreninde, iklim değişikliğine karşı mücadelede kararlılıklarını tüm kamuoyu ile paylaştılar. Sürdürülebilir Kentler Birliğinin (ICLEI) 1993 yılında başlattığı ve Türkiyede Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye Ofisinin yürüttüğü İklim Dostu Kentler Kampanyası iklim değişikliği ile mücadele etmeye kararlı belediye başkanlarına, sürdürülebilir çevre politikaları oluşturma konusunda destek veriyor. Kampanyaya başlangıcından bu yana 33 ülkeden 1,000i aşkın belediye ve yerel yönetim, Türkiyeden ise Alanya, dahil olmak üzere 14 belediye katıldı Törene katılan Alanya Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Akbaş, İmzalanan protokol ile yerel yönetimlerin iklim değişiği sebepleri ile mücadele edilmesi ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı uyum için harekete geçirilmesinin desteklenmesi, bu kampanyaya diğer dünya kentleriyle beraber sağlanan katılımın iklim değişikliğine neden olan sera gazı salınımlarının azaltılması konusundaki ciddiyetin bir göstergesi olarak değerlendirilmesi, küresel sorunun çözümünde enerji verimliliğinin desteklenmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi gibi sürdürülebilir enerji politikaları, kentsel planlama ve arazi kullanımı, toplu ulaşımın desteklenmesi, temiz yakıtların kullanımı, trafik yoğunluğunun azaltılması, alternatif ulaşım araçlarının desteklenmesi, sürdürülebilir su ve atık yönetim stratejilerin ve politikaların geliştirilmesi konularında fikir birliği sağlanmıştır dedi.8 Eylül 2009 Mimar Burhan TANERİ
KAYNAKLAR: -TMMOB Mimarlar Odası 5 Haziran 2009 Dünya Çevre Günü basın açıklaması -16 Nisan TÜBİTAK Dergisi Elif Yılmaz -Nisan 2009 NASA Bilim ve Teknik Pınar Dündar -4 Haziran 2009 Kent Haber -World Watch Enstitüsü tarafından hazırlanan Dünyanın Durumu 2009 raporu.Türkiye İş Bankası ve TEMA Vakfı -Küresel ısınmanın kıskacında Türkiye Raporu Ankara Ticaret Odası (ATO) -“Küresel ısınma konferansı 10.07.2009 Cumhuriyet Gazetesi – 7 ve 10 Ağustos 2009 Yeni Alanya Gazetesi.
Salih Yazıcı
1995 yılında Basın Ekspres yolunun bir selde ne duruma geldiğini hep birlikte görmüştük. O tarihte yağan yağmurun miktarı da belliydi, o yağmurun ne kadar güçlü sellere sebep olduğu da.
Salı günü yağan yağmurda Ayamama yükselmişti, Silivri’de de yağmurun ne kadar güçlü olabileceği görülmüştü. Çarşamba günü nasıl bir yağmurun geleceği ve nereyi vuracağı da biliniyordu. Hatta biraz gayretle -yani kafayı çalıştırmakla- bu yağmurun sonucunu kestirmek de zor değildi. Kaldı ki kentimizde kafasını çalıştırdığı varsayılan AKOM gibi kuruluşlar da var ve burada çalışan insanlar bunun için paralar maaşlar da alıyorlar. Kentin haritaları da var o haritalarda dereler, dere yatakları, derelerin geçmişte oluşturdukları sellerin yatakları birazcık gayretle görülüyor.
Bence en anlamlı açıklamayı yollara saçılan şampuanları toplayan bir vatandaş yaptı: -bu şampuanları kullananlar zaten oruç tutmuyorlar, onların malları bizlere helaldir-
Aklın nerede bizim nerede olduğumuzu bundan daha iyi ne gösterebilirdi?
Aynı saptamaları deprem konusunda da çok kolay yapmak mümkün!