İncinirsin! Yine de sen bilirsin… / L. Doğan Tılıç

4 Dakika Okuma Süresi

Milyonlarca insan sokaklara döküldükten, binlercesi yaralanıp onca genç öldükten sonra hâlâ Taksim’e kışla yapma inat ve ısrarının hizmet ettiği bir akıl var aslında. O akıl, dün BirGün’ün harika manşetinde sergilenen aklın tam tersi işte.


“İncinirsin! Yine de sen bilirsin…” iktidarın yasadışı inat ve ısrarının karşısına Haziran kararlılığıyla çıkılacağının ilanı… Direnildiğinde; despotizme, ben ne dersem o dayatmasına, kentin ranta kurban edilmesine ve sağ-Sünni-muhafazakâr bir “yeni rejim”in memleketin meydanlarına damgasını vurmasına engel olunabileceğinin anımsatılması…

Daha Enver Hoca döneminde, Tiran’a ilk gittiğimde, Arnavut meslektaşlarımdan kentin mimari serüvenine dair hikâyeler dinlemiştim. Tiran, 20 Ocak 1920’de başkent ilan edildiğinde, ülkenin ne en büyük ne de en önemli kentidir. 15 bin nüfuslu tipik bir İslam kasabasıdır. 1939’da İtalya tarafından ilhak edilince, İtalyanlar kenti yeniden dizayn ederek kendi damgalarını vurmaya başlarlar. Mussolini tarafından İtalyan faşizminin sembolü seçilen “balta” Tiran’ın merkezine işlenir. Yukardan fotoğrafı çekildiğinde, kentin Doğal Bilimler Fakültesi’nden başlayan ve Teresa Ana Meydanı’nda biten ana bulvarının meydanla birleştiği yerde bir balta şeklinde düzenlendiği görülür.

Kent inşasının ideolojik boyutu en çarpıcı biçimde o sohbetlerde Tiran’da kafama dank etmişti. İnsanoğlu, eski çağlardan bu yana, kent inşasını dünyaya gücünü göstermenin ve zamanına hükmettiğini kanıtlamanın bir aracı olarak görüyor. Bir kentin formu, üzerinden gelip geçen iktidarların izini de taşısa da, genellikle “eski rejim”e son veren her “yeni rejim” tarafından yeniden kurgulanıyor.

Despotik rejimler bunu hoyratça yapıyorlar; vurup kırarak, zorla…

Tarık Şengül, geçen hafta AKP’nin zor ve şiddetle ilişkisini irdelerken, Walter Benjamin’in şiddet konusundaki ünlü değerlendirmesine göndermeyle, “kurucu” ve “koruyucu şiddet” ayrımına dikkat çekmiş; “kurucu şiddet”in “siyasal sistemin kopuş yaratacak biçimde yeniden yapılandırıldığı bir döneme” işaret ettiğini anımsatmıştı.

Kendisini yeni bir düzenin kurucusu olarak gören AKP aklı da, “kendi düzenini kurmak için önceki dönemin kurumları, yasaları ve aktörlerine yönelik, normal koşullarda kabul edilemeyecek müdahalelerde” bulunurken, hukuku büyük ölçüde askıya alarak “yıktıklarının yerine yeni düzenin yapı, kurum ve aktörlerini koymayı” hedefliyor.

Taksim’e kışla inadı, Kızılay’a cami arayışı bu anlayışın ürünü. “Yeni rejim”, 2023’e kadar memleketin her yerine, en gözde meydanlarına imzasını atmaya ve bunu hukuk tanımaz bir hoyratlıkla yapmaya kararlı. İstanbul Belediyesi’nin 2015-2019 Stratejik Planı’na “Taksim Meydanı Kentsel Tasarım ve Taksim Kışlası Restitüsyonu”nu koymasının anlamı bu.

Taksim’e kışlayla, zeytinliklere buldozerlerle, derelere HES’lerle dalan “yeni rejim”in temelinde, yağma ve vurkaça dayalı bir ekonomi anlayışı, çevresel sürdürülebilirliği hiçe sayan bir “kalkınma modeli” var.

Kuşkusuz, demokratik dönüşümler sonrasında ortaya çıkan özgürlükçü rejimler de kentlere damgasını vurur. Ancak o damga; kenti büyütürken tarım alanlarını ve yeşili yok etmeyen, enerji gereksinimini zeytinlik ve dere katliamına bahane kılmayan, politikalarını bir “çevre ahlakı”na dayandıran, kalkınmayı çevrenin yok edilmesiyle değil çevrenin korunmasıyla birlikte ele alan bir damga olur.

O damganın formu da; çevresel sürdürülebilirliğin uygulama alanının yereller olduğu bilinciyle, şeffaf, hesap verebilir, yerel bilgi ve talepleri dikkate alan, aşağıdan yukarı bir katılım ve karar alma süreci sonucunda belirlenir.

Hani ağaç baltaya, “Sen beni kesemezdin, ama ne yapayım ki sapın benden” demiş ya… Biz ağaçlarız, ağaçlar biz… Ağaçlar meydanlarımız, derelerimiz, zeytinliklerimiz… Ne balta bizden, ne de sapı!

Geçmişi ve geleceğiyle bütün memleket incineceğine, biz direnelim, varsın hâd bilmez baltayla sapı incinsin!

Kaynak: Birgün

4 Yorum

  1. Orhan İyidoğan

    Bunlar odun kıvamında olduklarından anladığımız manada incinmezler, saldırgan üsluplarıyla incitirler sadece. Tek anladıkları direniştir.

  2. Bekir Kartal

    Yürekli insanların ülkesinde bu kadar rezalet zaten olamazdı. Bir tahammül çizgisi var. Bu aşıldı mı herşey kopuyor gerçekten. AKP daha fazla zorlamamalı.

  3. Ali Akkuş

    AKP’nin sorunu çağdaş dünya ile temel çelişkilerinde. Ekonomik ve sosyal olarak onlara iktidar olma imkanı tanımayan bir ortamda cahil halktan aldıkları oylarla iktidar olan ve sefaletinin acısını halkı soyarak çıkartan bir yapı oluşuyor. Bunlar normal bir ülkede çoktan gidecek olmalarına rağmen her türlü devlet imkanını seferber ederek varlıklarını devam ettirmeye çalışıyorlar ve iktidar olduklarına kendilerini inandırmaya çalışıyorlar. Acınacak bir durum bu.

  4. necmi yazgan

    Bu iktidar yenildiği bir şeyi bile tekrar tekrar gündeme getirmekten uslanmayan, saygı yoksunu bir yapı ve zihniyeti temsil etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir