İkinin Yetmediği Yer: İstanbul Boğazı

5 Dakika Okuma Süresi

ÇARE OLGUN ÇALIŞKAN / Birgün

On binlerce yıllık bir şehrin üzerine oturduğu coğrafya Asya ve Avrupa olunca, yüklendiği misyon da ister istemez “kıtaları birleştiren bir köprü kent” niteliği kazanıyor ve iki yakasını birleştiren fikir ve projeler 19. yüzyıldan buyana birbirini kovalıyor. İlk iki köprü projesiyle kentin trafik yükünü hafifletmeyi amaçlayan yatırımlar, Marmaray Projesi ile toplu ulaşım ağırlıklı bir önem kazanmış ancak son yıllarda yeniden alevlenen 3. boğaz köprüsü yapımı ile en tartışmalı gündemini yaratmış oluyor. Benim amacımsa, zihinleri bulandırmayan ve tekrara müsait bu gündemi, bilime yatkın bir dille tahlil etmeye çalışmak ve mantık aramanın anlamsızlığıyla karşılaşınca da giderek küçülüp, çocukluk anılarımdan beslenmek…

kopru31.jpg

Öncelikle 3. köprü yapımını ve anlamsızlığını ortaya koyan somut durum ve tespitlerin altını çizelim.»Geçtiğimiz günlerde Kadir Topbaş’ın imzasıyla yasal hale gelen 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, il sınırları içindeki her türlü alt ölçekli planın anayasası niteliğindedir ve bu hiyerarşik düzene ulaşım ana planları ve kent bütününü ilgilendiren köprü projeleri de dahildir. Ancak 3. köprüye yer verilmediği bilinen Çevre Düzeni Planı’nda, karayolu öncelikli politikaların yerine raylı sistemler ve deniz ulaşımını referans alan ulaşım politikaları benimsenmiştir.

»Başbakan Erdoğan’ın İstanbul B. B. Başkanlığı döneminde (1995 yılı) yapılan 1/50.000 Ölçekli Ana Plan ve buna bağlı ulaşım yatırımlarında da 3. köprü fikri yer almıyordu. Ayrıca Erdoğan, kente karşı ihanetle eşdeğer gördüğü 3. köprü fikrine asla izin vermeyeceğini belirtmişti.

»2. köprü ve TEM bağlantılı yolların yapımı 1989’da tamamlandı. TÜİK verilerine göre takip eden 10 yılda, TEM boyunca uzanan ve köprü bağlantılarıyla beslenen ilçelerden Gaziosmanpaşa’nın nüfusu 360 bin, Ümraniye’nin nüfusuysa 305 bin kadar arttı. 1989’da Ümraniye’ye bağlı bir yerleşim olan Çekmeköy’ün nüfusu aynı dönemde 13.500’den 37.500’e, Kartal’a bağlı bir belde olan Sultan-beyli’nin nüfusu 82.000’den 175.000’e ve Gaziosmanpaşa’ya bağlı bir yerleşim olan Arna-vutköy’ünki ise 21.000’den 37.500’e çıktı. Beykoz, Sarıyer ve Eyüp’se, nüfusu önemli oranda (45-70 bin arasında) artan ilçeler olarak kayıtlara geçti. İstanbul, birkaç il büyüklüğü kadar genişledi.

»1987-2006 yılları arasında, araçlarla yapılan yolculuklarda özel otomobiller ve servis araçlarının paylarında -yüzde 7 ile 10 arasındaki- artışa rağmen; otobüs ve deniz ulaşımı kullanımındaki düşüşler ve raylı sistemlerin payındaki yüzde 1’i bile bulmayan artış, 2. köprünün kent içi trafiğine olan temel etkisini “özel araç sahipliğini arttırmak” şeklinde özetliyor. Toplu ulaşımı özendirmediği de bir başka çıkarım. »Yapımı düşünülen 3. köprünün kent içi trafiğinden ayıracağı transit trafiğin toplam trafik içindeki payı yüzde 2-3 dolayında ve yeni bir köprüyü gerektirmeyecek bir hacim bu. Ayrıca 3. köprü projesinin tahmini bütçesiyle (4-5 milyar $) 90 km.lik metro yapımı mümkün. Metro demek, toplu ulaşım ve yer üstünü işgal etmemek demek. Öte yandan, köprü geçişlerinde trafik garantisi vereceklerini söyleyen Bakan Yıldırım’ın “Trafik az olursa geçiş ücretini biz ödeyeceğiz, trafik fazla olursa parayı kırışacağız” ifadesi de projenin transit trafik için değil, yeni yollarla beslenecek bir kent içi köprü niteliğe sahip olacağını ortaya koyuyor.

»İstanbul’un yapılaşma baskısına rağmen korunabilmiş doğal alanları, sadece kuzeyindeki orman alanları, su havzaları ve yarattıkları ortak habitatlardan ibarettir.

»Konusu gereği köprü projelerinden asıl sorumlu olması ve süreci belirlemesi gereken Kadir Topbaş’ın, mimar(!) kimliğiyle merkezi yönetimin söylemlerini tekrarlayan, arsa spekülasyonlarına karşı vatandaşı uyaran ve proje sonrası yaşanacak doğal alan tahribatı ile yapılaşma baskılarına karşı yerel yönetimleri “kent değişimini ve yaşamını sağlamaya” çağıran açıklamalarıysa, 3. köprü projesindeki karar sürecini açığa vuruyor:

3. köprü projesi merkezi yönetim eliyle ve yerel yönetimleri pasifize ederek, oligarşik bir yapı üzerinden uygulanmaya çalışılıyor. Yerel yönetimlerin rolüyse bu süreci kolaylaştırmak!

Bunca karşı argüman, eleştiri, akademik çalışma ve bilimsel değerlendirmeye, geçmişten derslere ve sözlere rağmen ödün vermeden yapılması düşünülen 3. köprü projesi bugünkü yaşımla aklımın almakta zorluk çektiği ve ister istemez beni çocuk yaşlarıma götüren bir hal alıyor. Sevdiğimiz, istediğimiz bir şeyden iki tane varsa ve bize bir şekilde yetmiyorsa, mantığını sorgulamadan şunu derdik: Allah’ın hakkı 3’tür. Bizim köprü meselesi de o hesap, ikinin yetmediği yerde Allah’ın hakkı 3’tür ve 3. köprüye karşı yaşamı savunan bizlerin hakkı yok gibidir.

Cumartesi günü Sarıyer’de buluşmak üzere. Başka bir kent düşleyenler ve köprü altında yaşamak istemeyenlerle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir