SÜLEYMAN BOZ
“Türk aydını, Türk medyacısı hemen hemen her konuda bilgi sahibidir. Her konuda ahkam kesmeye bayılır. Ekonomi, siyaset, edebiyat, sinema, kalkınma, uluslar arası ilişkiler, tarih, coğrafya, sağlık, vs… Ama iş iki konuya gelip çatınca apışır kalır. Müzik ve mimari. Gerçek müzik (Klasik müzik) ve mimari derin bilgi, kültür, o konuda çalışma ve araştırma ister.” Bu sözler değerli kültür adamı, müzikolog, yazar, müzik yayıncısı Ahmet Say’a aittir. Değerli piyanist ve besteci Fazıl Say’ın babasına.
Gazetelere, televizyona baktığınızda mimarlık konulu, klasik müzik konulu yazılara, programlara sık rastlamazsınız. Elbette klasik müzik konserlerini verirler, haber olarak. Konserini yayınlarlar. Anlatılmak istenmen bu değildir. O programda çalınan parçaya dair bilgi, eleştiri ve yorum.. Bestecisi hakkında bilgiler, çalınan parçanın dönemi vs.
“Vazgeçemediğimiz sanat”, “Mutluluğun Sanatı” “İçinde yaşadığımız sanat” olarak da adlandırılan mimari hakkında da gazete ve televizyonlarda haber ve bilgilere, programlara çok nadir rastlarsınız.
Ülkemizde birçok mimari yarışma yapılmasına karşın bunlarla ilgili haber ve yorumlar gazetelerin iç sayfalarında küçük sütunlara sıkışır kalır. Mimari ve planlama ile ilgili projeleri değerlendiren, yorumlayan, eleştiren bölümlere rastlayamazsınız. Çünkü mimarlık insanoğlunu yarattığı en temel, eski, köklü sanatlardan biridir. Mimarlığa da “Dünyanın en eski 2. mesleği” denir. Birincisini sakın sormayın!
Fakat gerçek yaşamda müziksiz ve mimarisiz bir ortamın olmadığı ve olamayacağını düşünürsünüz. Sözü edilmek istenen bu değildir. Gerçek yaşamda her an sizi çevreleyen ve “Müzik” diye yayınlananlar nasıl gerçek müzik değilse, içinde barındığınız mekanlar bütünü ya da tek tek kullanılan “Barınaklar” da gerçek mimari değildir.
Herkes müzikçi, herkes mimar
Buna rağmen yine de herkesin müziğe dair bir görüşü, beğenisi, tarzı olacaktır. Müzik, mimariye göre bu açıdan biraz daha şanslıdır. Oysa insanın mimari konusunda bir seçeneği olmaz çoğunlukla. Mimari, başkaları tarafından size dayatılan bir mekanlar silsilesidir çoğunlukla. Müzik kadar mimariye kolay ulaşamazsınız. Üst beğeni düzeyinde mimari bir eserde barınma söz konusu olduğunda, ya da seçkin bir mimari yapıya sahip olma dileğiniz olduğunda çoğunlukla bunun bedelini ödeyemezsiniz bile… Bu yüzden mimariden söz edilmesi en son sıraya kalır. Beğenmediğiniz müziği kapatırsınız. Ama beğenmediğiniz binanın önünden, sokaktan her zaman geçmek zorundasınızdır.
Şu bayilerde rastladığınız bin bir çeşit dekorasyon dergileri ise mimariden söz etmez hiç. Perde, koltuk, mutfak, banyo, bahçe fotoğrafları… Kumaş cinsleri… Çatal kaşık markaları vs… Bir tane plan, proje, cephe, detay çizimine rastlamazsınız… Diş kliniklerinin bekleme salonlarında sehpaları süsler bu dergiler… Gerçek mimariden söz edenlerin ise okuyucusu bulunmaz…
Bu kadar laftan sonra gelin görün ki; bu güzelim memlekette herkesin şair olduğu gibi herkes aynı zaman müzisyendir de… Herkes mimardır da… Size mimarlığı, müziği öğretmeye kalkarlar üstelik. Herkesin mimar ve müzikçi olduğu yerde bakın müziğimizin haline… Egemen müzik arabesk ve poptur… Bakın mimarimize… Egemen mimari gecekondu, kaçak yapı, imara aykırı yapılar, kimliksiz bina cepheleri, kullanışsız konut ve işyerleri, dayanıksız binalardır.
O beylik soruyu sormayın lütfen? “E, bunları mimarlar yapmıyor mu?” Siz öyle mi sanıyorsunuz? Oturduğunuz konutları, çalıştığınız mekânları mimarlar mı tasarlıyor, yapıyor? İyi düşünün hele!
Mimarlar özgür değildir!
Altı ayı geçkin süredir Denizli’de tartışılan hükümet konağı ve çevresi planlaması yarışma sonucu ortaya çıkan, hatta jüri tarafından ödüllendirilen projelerin bile o mimarlar tarafından ortaya konduğu tartışmalıdır. Şunu demek istiyoruz; o projelerin ortaya çıkmasında tartışmalar, veriler, çevre, iklim, arazi verileri, ekonomik veriler, talep edenin ihtiyaç şeması ve beğenileri, kamuoyunun baskıları, sivil toplumun istekleri etkileri vb. etkili olmuştur. Bu ise o toplumun resmen kültürü ya da “kültürsüzlüğünün” bir yansımasıdır. Yarışmayla ortaya çıkan bu dönemin, çağın şöyle ya da böyle izleri gelecek kuşaklara taşır. Dün yapılanlar da geçmişin izlerini bize taşımıştı ve bu yüzden “Kültür varlığı” olarak tescil edilmişti! İşte bu yüzden mimarlık aynı zamanda bir “Kültür aktarma aracıdır.” Ve müzik de… İşin içinde sahici kültür olunca da elbette bu iki konuda her babayiğit ahkâm kesemez…

Bu yüzden nasıl müzik ve mimari konusunda kalem oynatmak çap isterse, sahici müzik ve mimari eserlerin korunması için de aydın bir bilinç ister.
Herkeste de bunun olmasını beklemenin haksızlık olduğunu biliyoruz.



3 Yorum
Baha Aktüre
Toplumlarda müzik üzerine tartışma daha yoğundur bunu kabul edelim. Mimari bence çok az konuşulur. O da “bina” olarak. Çvresiyle kurduğu uyum ya da ilişki değil “nasıl bina” olması söze gelir. Bence mimarlık yeterince toplumsallaşmış ve güncele inmiş değil. İnse bile kendi temelleri üzerinde konuşulmaya başlanmıyor. Bir kültür meselesi bu bence. Alışık olmadığımız bir şey sanki.
samet kadırgalı
müzik ve mimari üzerinde en çok konuşulan daha doğrusu kolayca konuşulabilen alan. her hangi bir birikim olmaksızın bile herkesin birşeyler söyleyebildiği bir alan ve bu yönüyle zor gerçekten
Ahmet Hamdi Şensoy
Sayın Boz, kültür-mimarlık bağlamını toplumsal bilinç algılaması olarak incelemiş ve son yarışma sürecinin ortamıyla örneklemiş. Süreci yakından bilen izleyen biri olarak temel sorunu, ortamı biçimlendiren kurulu sistemin, bilgi araçlarıyla paradigmayı ortaya koyma tekeli olduğunu söylemiş, bunun yanında mimarlığın bir sanat ve tasarım dalı olarak göreli özerkliğine vurgu yapmış.
Boz’un sorgulamaları şüphesiz bir akıl yolu olarak nefes açıcı. Yakın planda onun o süreç için gördüklerini belki daha uzaktakiler detaya girmeyen ayrıntılar olarak atlıyordur. Hepimiz öyle yapıyoruz genellikle. Buradan şuraya gelirsek bence toplumların göstergesidir sonuçta ürünler. Eksiği ile fazlası ile. Bizim baktığımız uzaklık bunu bazen eksiklik olarak görürü bazen tamamdır deriz bazen mükemmel buluruz.
Saygılar