En önemli kültür aktarma aracı nedir diye sorduğumuzda çoğumuzun aklına hemencecik “müze” geldiğini sanıyorum. İçinde sakladığı somut ve soyut objelerle, müzeler geçmişin ve şimdinin değerlerini geleceğe aktaran en önemli kurumlardır hala.

Etimolojik köken olarak müze; Yunanca, ilham perilerinin (muses) tapınağı olan mouseion’dan gelmektedir. Eşdeğer nitelendirmeler, Fransızca’da: musée; İspanyolca’da: museo; Almanca’da: museumdur. Müze terimi bugün; kâr gayesi gütmeyen, kalıcı, topluma ve toplumun gelişimine hizmet eden, halka açık, “soyut” ve “somut” insanlık mirasını ve çevresini eğitim, çalışma ve eğlenme amacı için edinen, koruyan, araştıran, ileten ve sergileyen kurum olarak nitelendirilmektedir (ICOM, 2007a: madde 3.1). bu tanım, 2007 yılında Viyana’da yapılan 21. Genel Konferansında benimsenerek, Uluslararası Müzeler Konseyi Tüzüğü’nde “ICOM Statutes”de resmileştirilmiştir.
Müze kavramının içeriği günümüzde “bilgi”ye yönelik sorgulamalarda “bilgi” kavramının; inançları, teknikleri, gelenekleri, bilimi, bilinmek istenilen ve bilgi olarak kabul edilen her şeyi içerir nitelikte, “göreneksel” ya da “yerel” bilgi biçimleri olarak tanımlanan küçük anlatılara verilen değerlerin de giderek arttığı dikkate alınarak düşünülmekte, algılanmaktadır. Geleneksel müzecilikte tanım “somut delillere” yönelik iken; modernizmden postmodernizme geçiş sürecinde, neyin bilgi olarak kabul edilmesine ve bu doğrultuda nelerin birer bilgi kaynağı olarak görülmesine ilişkin sorgulamalarla, müzelere yönelik yaklaşımların, teoride ve uygulamada etkilendiği, değişime uğradığı da bilinmektedir. Bu yeni tanımlama biçimi, bu sürecin doğurduğu bir dışa vurum olarak değerlendirilmelidir.

Bir edebiyat dergisinde, siz değerli okurlarımıza müze anlatmak da nereden çıktı diye düşünebilirsiniz. Son yıllarda edebiyat müzeleri de diğer geleneksel müzelerin ( Arkeolji, tarih, sanat, kent, etnografya müzeleri vb. gibi) neredeyse önüne çıkmaktadır. Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Orhan Pamuk’un özenle, ince detaylarla donattığı İstanbul’daki “Masumiyet Müzesi” Bu savımıza en özgün bir örnektir.
Yeni müzecilik anlayışındaki en göze batan özelliklerden biri de artık müzelerin sürekli değişim içinde olması, yenilenmesi, eklemelerle çağın gereklerini karşılamaya çalışmasıdır. Bunun özgün örneğini en son Bursa Kent Müzesi ziyaretimizde gördük. Bu müze zaman içinde gereksiz, anlamsız kalan maketlerin bazı “somut delillerin” yerine yeni somut, soyut belge ve bilgi ögeleri ile düzenlenip ziyaretçileri için hazırlanma aşamasındadır. Uzman müzeciler ile uzun sohbetlerimizde, dünyanın müze konusunda nerelere geldiğini anlama olanağımız da oldu.

ZİYARETÇİLERLE DİYALOG
Bugün müzeler, geçmişte olduğu gibi birer kültürel prototip deposu ve böyle bir kavramın ima ettiği otorite ve normlaştırıcı güç olarak davranmak yerine; ziyaretçisiyle iki yönlü diyalog kurmaktadır. Bunlardan ilki kesin doğrulardan çok yoruma dayalı hale gelmesiyle, diğeri ise sahip olduğu yenilik arzusuyla gerçekleşmektedir. Yeni “açık” müze, sorgulama yaklaşımıyla ve doymak bilmeyen yenilik arzusuyla, 21. Yüzyıl başı toplumunun dinamiklerini ve çok kültürlülüğünü yansıtmaktadır.
Müzeleştirme eylemi, obje ölçeğinden yapıya, yapıdan kente kadar genişleyen bir ölçekte ele alınmakta ve müzeleştirilen nesnelerin toplanarak, korunması, sergilenmesi vb. diğer fonksiyonlara işaret etmektedir. Müzenin soyut ve somut kültürel değerleri hedef alan korumaya, araştırmaya ve bu konuda ziyaretçiyle iletişim kurmaya yönelik işlevinin gerçekleşmesinde, müzeoloji biliminin yönlendirici olduğu bilinmektedir. Müzeoloji biliminin yerini yeni müzeolojiye bırakarak bu hedefleri, sadece musealisation işlemine tabi tuttuğu, somut objelerle değil, toplum tarafından değerli bulunan sosyal konularla, toplumun ilgi alanlarıyla ve ihtiyaçlarıyla ilişkilendirdiği görülmektedir. Ülkemiz müzeciliği de bu yeni yaklaşımdan haberli olarak değişime ayak uydurmanın işaretlerini vermektedir.
Müze, en başta tam bir mimari tasarım ürünüdür. Gerek ana yapısı, gerek yapı içi somut ve soyut delillerin yerleştirilmesi, sunumu, anlatımı ile mimari üründür. Aynı, mimarinin eser yaratırken bilimden, diğer sanat dallarından yararlandığı gibi, müze oluşturulurken de farklı bilimlerden, sanat dallarından, teknojilerden yararlanılır. Bunu şöyle açabiliriz; son yıllarda bilgisayar teknolijileri, CAD, video görsel sunum teknolojileri, belgesel teknikleri, animasyonlar, 3D çizimler, bunların müzikleri, kurguları vs. ile teknoloji ve modern sanatlardan yararlanıldığı açıktır.
Ziyaretçiler mimari senaryoyu, kurguyu izleyerek, en uygun terimle “ritüel” diye tanımlanacak bir faaliyete girişir. Gerçekten de müze deneyimi hem form, hem içerik açısından bir bakıma dinsel ritüellerle çarpıcı bir benzerlik gösterir.
NEDEN MÜZEYE GİDERİZ?
Bu sorunun karşılığı olarak müzeler ve ziyaretçileri üzerinde yapılan araştırmalarla şu 4 sonuç belirginleşmiştir;
Obje (object) Deneyimleri: Güzellikten etkilenme. Az rastlanır değerli şeyleri görme “Gerçek bir şey“ görme. Böyle şeylere sahip olmanın nasıl olabileceğini düşünme. Sürekli mesleki gelişim.
Bilişsel (cognitive) Deneyim: Anlayışı zenginleştirmek. Bilgi edinmek.
İçgözlemsel (introspective) Deneyimler: Baktığı şeyin anlamı üzerinde derinlemesine düşünmek. Diğer zamanları ya da mekanları hayal etmek. Gezileri, çocukluk deneyimlerini ve diğer anıları hatırlamak. Ruhani ilişkileri hissetmek. Aidiyet ya da ilişkili olma durumunu hissetmek.
Sosyal Deneyimler: Arkadaşlarla/aileyle/diğer insanlarla zaman harcamak. Çocuğunun yeni şeyler görmesini izlemek.
MİMARİSİ ÖNEMLİ
Pek çok yeni ve yenilenen müzeler; mimarın imza niteliğinde bina yaratma isteğinin, müzenin ihtiyaçları ve amaçlarını unutturduğu eleştirilerine muhatap olmaktadır. Bu gibi binalar, erişilebilirlik, kullanılabilirlik ve kullanıcıya ve çalışanlara uygunluk gözetilmeksizin birer ikon ve kültürel “landmark” olarak çalıştığı ileri sürülmektedir. (Mimar Liebenskind’in Berlin Yeni Yahudi Müzesi) Müze mimarisinin düş kırıklıkları, aynı zamanda karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Mimariyi oluşturmak, farklı diller konuşan, farklı isteklere, önceliklere, değerlere ve inançlara sahip olan farklı alanlardan ve uygulama topluluklarından (Wenger, 1998) çok sayıda insanın birlikte yürüttüğü bir sürecin ürünüdür. Bu yüzdendir ki, mimari üzerine çeşitlenen yargıların uzlaştırılması zor görünmektedir. Bu çerçevede, son yirmi yıldaki müze mimarisine bakıldığında kaba bir tipoloji çıkarmanın bile çok zor olduğu görülecektir. (F.Gehry, Gugenheim Müzesi) Tur,zm ilişkisi, ziyaretçisi düşünüldüğünde, bazı müze yapılarının bizatihi ziyaret sebebi olduğu da bir yalın gerçektir.
Koleksiyonların içeriği, müzelerin altında yatan politik niyetler, küratör ve mimarların amaçları, müzelerin karakterlerinin ve vurguladıkları noktaların hiç olmadığı kadar farklılaşmasına yol açmıştır.
Müze üzerine bu kadar laf ettikten sonra bir edebiyat dergisinde, ülkemizdeki edebiyat müzelerinden kısaca söz etmek gerekli olabilir. En eski müzelerimizden biri Aşiyan Müzesidir. İstanbul Bebekte yer alan Şair Tevfik Fikret’in mimari projesini çizdiği evinin, ölümünden sonra müzeye çevrildiği en mütevazi binadır. Benim şahsen gördüğüm benzer müzeler: Diyarbakır’daki Cahit Sıtkı Tarancı evi, Urla’daki Necati Cumalı evi müzesi, Almanya Trier’deki Karl Marx evi müzesidir. Bonn’daki Beethoven evi de bu gruba girer.
Yine gördüğüm ve içerik olarak zengin bulduğum en mütevazi müze ise İstanbul, Cihangir semtinde, bir apartman dairesinde yer alan romancımız Orhan Kemal Müzesidir.
Orhan Kemal’in 12 yıl kirada yaşadığı, İstanbul Balat’taki iki katlı ahşap küçük evi, müzeleştirme girişimimiz ise ( Ben ve Oğlu Işık Öğütçü ile birlikte) ne yazık ki gerçekleşememiştir. Ülkemizde çok bilinen edebiyat müzelerine; Sait Faik Müzesi, Tanzimat Müzesi, TYS Edebiyat Müzesi, Rıfat Ilgaz Müzesi, Yahya Kemal Müzesi, Ahmet Arif Müzesi, Erzurumlu Emrah müzelerini de ekleyebiliriz.
Müzecilik konusu, çok zorlu, ayrıntılı, çok farklı etmenleri olan bir alandır. İlk müzecimiz olarak bilinen Osman Hamdi beyi de anarak, henüz başlangıçlarda olsak da bu yolda çok hızla ilerlediğimizi söyleyebilirim.
*Mimar, Yazar, Kurulmakta Olan Denizli Kent Müzesi Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi



2 Yorum
Anonim
Değerli hocam her türlü faaliyetlerini yürekten kutluyorum bize görev düşerse yanındayım
bülent topuz
Okudum, faydalandım, her zamanki gibi bilgi dolu ve güzel kurgulanmış bir yazı olmuş üstadım