Akın Olgun
Katliamlar ve resimlere, videolara düşen görüntüler. Çok yakınımızda bir yerlerde üst üste yığılmış insan bedenleri. Ne zaman bir duvara sırtımı yaslasam aklıma katliam görüntüleri geliyor. Arkası duvar, önü silah namluları ve eli tetikte katil yüzleri görüyorum.
Filistinli çocukların, Suriyeli, Iraklı, Kürdistanlı çocukların bedenleri… Nedendir hep katliamlar duvar önlerinde gerçekleşiyor.
Katliamları yapanların belleği hep duvar diplerine çekiyor kurbanlarını.
Bir araya toplanan insanlar o duvarların önüne itekleniyor. Kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk…
Hırpalanmış, yoksul bedenler. Kimi zaman dilleri, kimi zaman inançları, kimi zaman milliyetleri, mezhepleri velhasıl kimi zamanlar hiç bitmiyor.
Lazkiye ağır bombalar düştükten sonra bir harabeye dönmüş durumda
İşte Rojava ve Laskiye
İçinden kan akan şehirlerin haberleri ve görüntüleri arka arkaya geliyor. Yine bir duvar ve önünde delik deşik edilmiş insan bedenleri.
Kürde, Alevi’ye fetva çıkaran “İslamcı” çetelerin “Allah” için insanları kesip biçtikleri şehirler, bölgeler. Bir askerin göğsünü yarıp, kalbini çıkarıp azgına götürürken “hepinizin kalbini yiyeceğiz” diyerek korku saldığını ve savaşın böyle kazanılacağına iman etmiş insan enkazları.
Çetelerin her yaptığı katliamın ardından Esad’ın yaptıklarını karşısına koyarak “Dikkate şayan” demeçleri veren bir dış politika ile çetelerin kundak bezleri değiştiriliyor. Davutoğlu’nun bayram tebriği usulü mesajları çetelere moral dönüşüm sağlıyor.
El Nusra ve benzerlerinin yaptığı katliam görüntüleri hiç kızartmıyor yüzlerini. Dış politikada yüz kızarmaz, renk verilmez çünkü. Elini kirletmek isteyen Ortadoğu’ya bulaşır, elini temizlemek isteyen de Ortadoğu’ya bulaşır. Herkes hem elini kirletir, hem elini yıkar o topraklarda. İktidar işte elini kirlettiği bu topraklarda yine elinin kirini yıkamak için su döktürüyor çetelere.
Hiç alakası yokmuş, hiç karışmıyormuş gibi yapmaya devam ediyor. Katilleri sınırlarından Suriye içlerine taşımakla kalmayıp, cephe gerisini ve operasyonel işleri örgütlüyor ve tüm eleştirilere “Suriyeli mültecilere kapımızı açtık” diye başlayan, birbirini tekrar eden daktilo tıkırtısı ses tonuyla cevap veriyor.
Rojava henüz hedef haline gelmeden önce…
Savaş şimdi Rojava üzerinden sürüyor. Bölgesel çizgi savaşı bu. Sınırlar ve güç dengeleri şekilleniyor yeniden. Türkiye, bükemediği bileği Rojava’da bükmeye ve psikolojik üstünlüğü sağlamaya çalışıyor. Ortalığa saldığı çeteleri bu iş için kullanırken neler yapabileceklerinin de sinyalini veriyor. Dış politikanın ve onun yürütücüsünün kaderi bu saha da şekillenecek çünkü. Hesaba katılmayan tek şey meşruluk. Rojava Kürtleri bölgesel meşrulukları ile varlar orada. Tarihsel meşrulukları ve haklılıkları onları çok güçlü kılıyor.
Kürtlere yönelik saha içine sürülen El Nusra vb çetelerin yapabilecekleri tek şey KATLİAM. Onlar bu işi çok iyi yaptıklarını tüm dünyaya gösteriyorlar. Bu katliamcıların gözlerinden öpen yandaş sessizliğini de not edin bir kenara.
Tıpkı Roboski’de olduğu gibi sorumluları aklamak için attıkları taklaları yeniliyorlar.
Roboski’ye Uludere, katliama “facia”, işlenen cinayete “AK parti döneminde yaşanmış adaletsizlik” yumuşatması yapmaları hep “dikkate şayan”. Onların kahramanlarının imzası var katliamlarda. Çeteler, kurbanlarını duvar dibine sürükleyip katlediyor, onlar yazılarının dimciğiyle itekliyorlar duvar diplerine.
Şehirlerin içinden kan akıyor. Bizim insanlarımızın, insanlığımızın kanı.
Parçalanan cesetler, üzerine benzin dökülüp ateşe iteklenen çocuklar, kafası kesilen, tecavüze uğrayan, uzuvları canlı canlı koparılan o insanlar biziz.
Bizim insanımız ve insanlığımız katliama uğruyor.
Kaynak : Birgün





3 Yorum
Anonim
Bir de Türkiye’nin Lazkiye’nin bu duruma gelmesine silah ve lojistik destekle katkı sağladığı düşünülürse. Neymiş? Sünni yönetim olacakmış. Değer miydi?
berrin çaklı
Kentler ve meydanlar bizim zannımızca bir anlamda özgürlük kullanılan, dağıtılan alanlar. Ama hem Taksim’de hem de dünyanın çeşitli alanlarında, mesela Mısır’da halkın zulme uğradığı ve iktidarın şiddet uyguladığı alanlara dönüşebiliyor.
DENİZ ARKAN
Şehirlere bir de bu gözle bakarsak “büyük insanlığın” büyük kusurları olduğu, gözünün birini hep yumarak ve görmek istemediklerine bakmadan, işin kolayına kaçarak kendi misafir odası konumundaki şehirlerinin “büyük” sorunlarına daldığını fark ederiz. Oysa ki…