TUFAN TAŞTAN
Ülkeyi bir “sel” almış götürüyor. İstanbul ve Trakya bölgesi çığlıklar içinde haykırıyor. Ölüm haberleri ardın sıra geliyor. Kaybolanlar, yaralılar, mahsur kalanlar… ‘Yağmalayanlar’ ve ‘yağmalatanlar’…

Dünyanın birçok yerinde sel felaketleri yaşanmıştır, kimileri Türkiye’de olduğu gibi ağır atlat(tır)ılmış kimileri ise bir su gibi akıp geçmiştir yollardan, olması gerektiği gibi. Ne dere yatağı intikam almıştır ne de birileri buna izin vermiştir.Peki, şimdi sormak gerek İstanbul ve Trakya bölgesinde, yağmuru katliama çeviren ne? Dere yatağının batmasını sağlayan kim, takdir-i ilahi mi? Yağan yağmurun şiddeti mi? Dere yatağının çevresine ev, işyeri kuranlar mı? Yoksa buna izin -imar- verenler mi? Servis kasasında, işyerlerinden evlerine götürülen yedi işçi kadın boğularak hayatını kaybetti bu felakette. Bunun sorumlusu kim, yağmur mu? Takdir-i ilahi mi? O kadınlar mı? Yoksa o işçi kadınları servisin kasasında taşıyanlar mı? İşte buradan yola çıkınca çözümü -felaketin sorumlusunu da- çok net görebiliyoruz. Biliyoruz ki sorumlular o kadınları camları olmayan bir servis kasasına terk edenlerdir. Yani ne Allah’ın ne de şiddetle gelen yağmurun sonucu değildir bu olanlar. Tek sorumlu vardır: İşçi kadınların o servisin kasasında taşınmasını uygun gören, onlara insani koşullar sunmayan patron(lar)! İşte bu yağmuru katliama çevirende bu zihniyettir. O kadınları, servisin kasasına koyan nasıl ki patron(lar)sa, şiddetle yağan yağmuru katliama çevirenler de alınması gereken önlemleri almayan, insan için değil rant için değişim-dönüşüm gerçekleştiren ‘yetkililer’dir. ‘Yetkililer’ derken açmak gerekiyor herhalde çünkü bu sözcüğü kimse üstüne almıyor son günlerde.
Bir sel felaketi ile karşılaşabileceği bundan tam bir hafta önce söylenmişti. Meteoroloji uzmanları beklenen bir felaketin haberini vermiş ve önlem alınması gerektiğini söylemişti. Ama buna rağmen hiçbir önlem alınmadı. Ki asıl önlem alınması gereken tarih bundan tam 15 yıl öncesiydi, aynı felaketin, aynı dere yatağı çevresinde, ilk yaşandığı yıllardı. Ama aradan geçen zaman hiçbir şeyi değiştirmedi. Rant tatlı geliyordu ‘yetkililere’. Dere yatağının çevresine alışveriş merkezi ve lüks villaların yapılmasına izin verenler, bu sırada gecekondu mahalleriyle etrafını dolduranlar bugünkü yağmurun katliama dönmesinin “temel”ini atanlardı, daha doğrusu o “temel”i dere yatağına batıranlardı. İşte ‘yetkililer’ diye bahsettiğim bunlar, merkezi ve yerel yönetimler. Senelerdir neo-liberal politikalarla hayatımızı karartanlar ve karartmaya devam edenler; bu yağmuru katliama çevirenler…
Bir Sonuç Olarak ‘Yağma’
İnsanlar selin etkisiyle çevredeki depolardan savrulmuş eşyaları topluyorlardı. Basın ise bu insanları, kare kare televizyonlarda gösterip bağırıyordu: “İşte yüz kızartanlar, işte utanmazlar”. Siz ise evde “cık cık cık” yapıp belki de küfrederek hak veriyordunuz televizyona.
Peki hiç düşündünüz mü? Yüz kızartanlar yağmacılar mı? Yoksa insanları yağmaya mecbur bırakanlar mı? Bunca acı yaşanırken etrafta, ki o insanlarda yeni kurtulmuşken ölümden, canlarını ortaya koyup bu eşyalar için sele atlamalarını sağlayan neydi? Neydi onları, gözlerini karatıp sele atan; birkaç tabak çanak için sürükleyen.
Bu ülkede uygulanan neo-liberal politikaların çok açık bir sonucudur ‘yağma’. Bugüne kadar soyulan, sofrasındaki ekmeği, musluğundaki suyu, emeği çalınan insanlara, devletinin öğrettiği, bir can pazarındayken bile herşeye yabancılaşıp bir ‘çeyiz’in peşinden koşturan bir açlık, yoksulluk ya da bir öfkedir ‘yağma’. Basın bir yandan bu yaftalamayı yaparken insanlara aslında bir yandan gösteriyordu farkında olmadan gerçekleri. Çok açık bir diyalog vardı her şeyi anlatan. Genç bir kız ölümüne koştu tabak-çanakların peşinden ve en sonunda yakaladı. İçlerinden sağlam kalanları ayıklarken soruyordu muhabir: “Ne yapacaksın bunları?” genç kız ise gayri ihtiyari bir biçimde, gülümseyerek cevaplıyordu: “Çeyizim için abi, çeyizim” aslında bu bile anlamak isteyene her şeyi anlatıyordu. Anlamamak isteyene, gözlerini kapatıp, duymadan yaşayana daha ne diyeyim ki ben…



3 Yorum
sevda çelik
emeğinize sağlık tufan bey
hüsnü cemal
Bu ülke ne şekilde değişiyor. Neler oluyor böyle. Bu sel ne kadr güçlü birşeymiş bize neler öğretiyor.
melike aslan
Başlığınız ve teşhisinize sonuna kadar kaılıyorum. Çok net ifade etmişsiniz. Elinize sağlık.
Saygılar