Venedik Bienali sınırları zorluyor

5 Dakika Okuma Süresi

CÜNEYT ÖZDEMİR

Bienal: Entelektüel ama eğlenceli bir Disneyland arayışı mı, yoksa sıradan hayatımıza dair farklılık mı?

Venedik her zamanki gibi kalabalık bir sabaha uyanmış. San Marco meydanında müzeler ve meşhur kule henüz açılmamış olsa da sabahın bu saatinde (saat henüz 09.00) birkaç turist kafilesi müze için sıraya girmişler. Saatlerce bekledikten sonra, kuleye sabırla tırmanacak ve daha sonra komşularına övünçle gösterecekleri o birkaç kartpostal fotoğraf karesini özenle çekecekler.

Ben ise biraz uyku mahmurluğu, biraz da merakla Venedik Bienali’nin yapıldığı Arsenalle’ye doğru yarım saattir yürüyorum. Sanırım yola çıktığım otelimden bu yana en az 20 köprü geçtim. Bir yandan Arsenalle’ye giderken diğer yandan da çaktırmadan Alman turistlerin sabahın dokuzunda bira içerek kahvaltı yapmadığı sakin bir kafe arıyorum.


Göçmenler ve turistler

Sağda solda çakma Gucci veya Prada çanta koleksiyonları ile Biutiful filminin Barcelona varoşlarından kaçıp gelmiş göçmenleri, Venedik köprülerinde tezgâhlarını açmaya hazırlanıyorlar. Bu sokaklarda mücadele eden güvercinler kadar çoklar… Venedik Bienali’ne en son 4 yıl önce gelmiş olmalıyım. Müthiş sürprizleri ile beni etkilemiş, (olumlu anlamda) hatta altüst etmişti. Acaba bu yıl ne sürprizler çıkacak? Türk pavyonunun da olduğu Arsenalle’ye yaklaştıkça farklı milletlerden olmalarına rağmen tek ortak paydaları tur şirketi ile Venedik’e gelmiş olup aynı dağınık, özensiz kıyafetleri ve yüzlerindeki benzer şaşkın gülümsemeleriyle gezen turistlerin sayısı da azalıyor. Dünyanın en güzel şehirlerine gelen insanlar neden kendilerini böylesine koyveriyorlar, aklım almıyor. Bir yandan Arsenalle’ye ulaşmadan kahvaltı yapmak diğer yandan da Venedik Bienali’ne veya bienallere, galerilere, sergilere ya da kısaca ‘modern sanatın’ peşine neden düştüğüm sorusu var. Bunca gazete, televizyon, kitap yani açık enformasyon varken bu farklı, uçuk hatta marjinal diyebileceğimiz insanların eserleri peşinden neden koşturup duruyoruz dersiniz.
Entellektüel ama eğlenceli bir Disneyland arayışı mı, yoksa sıradan hayatımıza dair başka okumaları görme merakı mı? Yol üstünde bulduğumuz bir otelin begonvilleriyle kaplı kahvaltı masalarında bu zor soruların cevabını tartışıyoruz. Bu sanatçılar bize hayatlarımıza dair başka ipuçları veriyorlar (en azından bizim beklentimiz o). Birazdan Arsenalle’ye vardığımızda sürprizlerle karşılaşmak, şaşırmak, hatta gözümüzün önünde duran ama farkına varamadığımız gerçeklerle ilgili ‘vay anasına sayın seyirciler’ kıvamında tepkiler vermek için burada olduğumuza karar veriyoruz. (Israrla kendimizi inandırıyoruz mu demeliydim!)
Saat tam 10.00’da Venedik Bienali’nin yapıldığı büyük alanlardan biri olan Arsenalle’den içeri girerken karnımız tok ve her türlü sürprize hazırız.
Hiçbir şey bizi şaşırtamaz kıvamındayız..

Doldurulmuş ceylanlarla seks yapan denizciler!
Şaşkınlıktan ağzımız açık bir şekilde Venedik Bienali’nin Arsenalle alanında büyük salonda karşımızdaki plazmaya bakakalıyoruz. Denizci kıyafetlerinde bir adam (muhtemelen) vurulduktan sonra doldurulmuş bir ayıyla seks yapıyor. Ya da daha doğrusunu söylemek gerekirse ayı dört ayağı üzerinde ‘donmuş’ bir şekilde dururken adam ayının arkasına geçmiş, pantolonunu indirmiş alenen ayıya tecavüz ediyor! Birazdan işini bitirip pantolonunu toparlayıp kareden çıkıyor. Bir sonraki kare daha feci.. İki doldurulmuş ceylan ve arkalarında iki denizci daha.. Onlar da pantolanlarını indirmiş bu hayvanların arkasına geçmişler cinsel ilişkide (tecavüz!?) bulunuyorlar. Müstehcenlik tolerans bayrağını hayli ileri hatlara diken insanlar için bile ağzını açık bırakacak ve rahatsız edecek bir ‘sanat eseri’ ile karşı karşıyayız. Bundan yıllar önce İstanbul Bienali’nde izlediğimiz ‘köpeği ile seks yapan sanatçı’ eserinden bile daha marjinal bir sanat eseri var karşımızda… Normal şartlarda emniyet güçleri tarafından ‘sapık’ kontenjanından derhal hapise tıkılabilecek bir sanatçının ‘eseri’. Birkaç dakika bu ‘sanat eserini’ izliyoruz ancak hemen yorum yapmamız imkansız. Kendimize geldikten birkaç saat sonra sanatçının ne anlatmak istediğini aramızda tartışıyoruz. Birimiz bu filmdeki denizcilerin aslında beyaz ve sömürgeci insanı temsil ettiğini ve içi doldurulmuş hayvanlarında bilinçsiz insanları gösterdiğini iddia ediyor. Bir diğerimiz insanoğlunun, doğayı sömürmesinden dem vuruyor.. Bir diğerimiz… Bir diğerimiz…

Venedik Bienal’i Not defteri
* Ayşe Erkmen’in Türk reyonundaki çalışması mühendislik ile sanatı bir araya getirmiş. Venedik suyunun temizleneceği bir tesisat kurmuş desem yeridir. Sanat bunun neresinde derseniz, (gerçekten) uzun ama iyi bir hikâye…

* Ayşe Erkmen’in sergisinin adı B plan. Kitapçığı Bülent Erkâmen hazırlamış, müthiş olmuş sergi kadar beğendim.

* Vasıf Kortun ve Beral Madra Venedik’teler ama Türkiye için değil. Beral Madra Azerbaycan (Aliyev bazı eserlerini sansürlese de), V. Kortun ise Birleşik Arap Emirlikleri için çalışmalar yapmışlar. Gurur verici..

* İngiliz reyonunda Türkleri İstanbul’dan bir han bekliyor. Önünde kuyruk olan tek sergi!

Kaynak : Radikal

1 Yorum

  1. murat ergin

    bienaller hakikaten fikirlerin zorlandığı en uçuk şeylerin bile denendiği “serbest atış” yerleri. böyle olması doğal zaten.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir