Ucube zihniyet

3 Dakika Okuma Süresi

Can DÜNDAR/Milliyet

1975 yılı… Nâzım Hikmet’in 75. yıldönümü için bir grup sanatçı kolları sıvamış. Kimi onu şiire, kimi heykele, kimi öyküye dökmüş.
O dönem Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenci olan Mehmet Aksoy da bir büstle katılmış seferberliğe…
yazi.jpgOkul bitince, eserlerini bir kamyonun kasasına yükleyip Türkiye’nin yolunu tutmuş. Edirne gümrüğünde durdurmuşlar kamyonu… Kasayı açtırmışlar. Gümrük memuru:
“-Nedir bunlar” diye sormuş
“-Heykeller, büstler…”
“-Şu kim? Nâzım Hikmet mi?”
“-Evet.”
Bu cevap üzerine derhal gözaltına alınmış Nâzım Hikmet… Dünyanın belki de ilk büstten tutuklusu olmuş. Geri alması aylar sürmüş.

Daha yeni seyretmiştim Tarık Akan’ın, Mehmet Aksoy için yaptığı belgeseli… Anlattığım öykü orada yer alıyordu.
Aksoy’un çilesi bununla da sınırlı değil.
Hayatı boyunca yonttuğu 3 bin 500 ton taş ve bronzun çoğu ödüllendirildiyse de önemli bir kısmı, taşlaşmış kafalara kurban gitmiş.
Selçuk’a yaptığı Atatürk anıtına açılış yapmamışlar.
1 Mayıs 1977 katliamı anısına yaptığı anıtı Taksim’e sokmamışlar.
12 Eylül’ü anlattığı bronz pano Bonn’da sergilenmesin diye diplomatlar girmiş devreye…
TBMM alt geçidi için açılan yarışmada onun “Kurtuluş yolu” projesi birinci olmuş; ama 12 Eylül’de Evren “Bunu yapan komünist mi? Atatürk’ü niye kalpaklı resmetmiş”
deyince o proje de rafa kalkmış.
2009’da Sarıkamış için hazırladığı muhteşem proje siyasi nedenlerle yapılamamış.
Son olarak Hrant Dink için yaptığı “Kanadı kırık güvercin” projesi kâğıt üzerinde kalmış.
Kısacası Tarık Akan’ın deyimiyle “Onun heykelleri hep korkutmuş birilerini…”

Son korkan, Başbakan Erdoğan…
Dün Karslılara demiş ki:
“Bakınız; Şehit Ebu-l Hasan Harakani hazretlerinin yanına bir ucube koymuşlar. Garip bir şey dikmişler. Sanatkârane vakıf eserlerinin olduğu yerde böyle bir şeyin olması düşünülemez. Konuyla ilgili belediye başkanımız görevini süratle yerine getirecektir. İlk gelişimizde bunu göreceğiz.”
Tahmin ettiniz:
Başbakan’ın “Derhal yıkıla” dediği heykel, Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı”…
2004’te AKP’li belediye başkanının “Öyle bir heykel yapalım ki, sınırın ötesinden, Ermenistan’dan görünsün” talebi üzerine yaptığı, 35 metrelik, 700 tonluk dev anıt bu… Yerde ilahi vicdanı temsil eden bir göz var. Bu gözün üzerinde tek bir insan yükseliyor. Ancak insan, bir elmanın iki yarısı gibi ikiye bölünmüş. Aralarında boşluktan bir duvar var. O duvar, bölünmüş insanın bütünleşmesini engelliyor. Ve alttaki göz, bir oluktan akıttığı suyla, onların ayrılığına usul usul ağlıyor.

Başbakan’ın “ucube” dediği işte bu kardeşlik çağrısı…
MHP’liler nicedir heykelin yıkılması için kampanya yapıyorlardı. Erdoğan, dün o kampanyanın sözcüsü oldu.
Acaba “heykele tüküren başkan” olarak tarihe geçen Ankara Belediye Başkanı’ndan sonra, Erdoğan da “heykel yıktıran başbakan” olarak anılmaya mı namzet?
Oysa Aksoy, yazıda saydığım bunca yıkıma rağmen hâlâ taş gibi ayakta…
Onun heykellerini yıkanlar, sansürcüler, katliamcılar, darbeciler çoktan tarih oldular.
Bizim yerimiz, Mehmet Aksoy’un yanıdır.

5 Yorum

  1. Ali İhsan Dikkaya

    Heykel konusunda Türkiye iki farklı ancak bence çok iyi birleşen kutuplara arasında kaldı. Bunlardan birincisi heykeli özellikle Atatürk heykelleri nedeniyle tekrarlanan bir ticari metaya dönüştürenler ve onları eleştirirken daha iyisini akademik cemaatçilik nedeniyle yapamayan akademik ve heykeltıraş çevreleri. Diğeri de heykelin put olduğunu sanan islamcılar. Bu kutuplar aslında tek bir taraf ve çok iyi uyuşuyorlar.
    Demokrasiye gelince islamiyet ile demokrasinin birleşemeyeceği, günümüz insanının şeriat ile laik hukuk arasında kalmasından belli. Ve bu durum çelişkilerle dolu. Örneğin, türbanlı, namazında niyazında son derece inançlarına bağlı bir hanım erkek kardeşlerinden daha az miras payı almamak için laik hukuka sığındı. Yani dinden çıktı. Ama hala turban takmaya devam ediyor. Demokrasinin islamcıları iktidara getirmesi normal çünkü sayıları yüzbinleri bulan camiler doğrudan ya da dolaylı islamcılar için çalışıyor. Ama diğer taraftan da Kasımpaşa’dan çıkan, Kayseri’den çıkan işçi çocuklarının en üst düzey devlet görevlerine gelebilmeleri de demokrasinin bir lütfu. Bunun örneğin şeriat hukukunun uygulandığı bir Suudi Arabistanda olması düşünülemez bile.
    İslamcıların hayatları çelişkilerle dolu. Umarım onlar da birgün kurtulurlar.

  2. Anonim

    İslamcıların demokrasi konusundaki düşüncelerini merak ediyorsanız Rasim Özdenören’in bir yazısının sonuç kısmını okuyun.
    “Son bir noktaya değinerek konuyu bitirmek istiyorum: İslâmî yönetimde, yöneticilerin nasslarla bağlı olduğunu söyledik. Akla gelebilir ve denilebilir ki, İslâmdışı yönetimlerde de, yöneticiler anayasalarla bağlıdırlar, bu anayasa ister yazılı olsun, ister yazıya raptedilmemiş olsun… Ancak İslâmî yönetimde nasslara bağlılık mutlaktır. Oysa İslâmdışı yönetimlerde veya demokraside anayasaya bağlılığın ırası mutlak değildir: İnsanlar isterlerse, bağlı bulundukları anayasayı değiştirebilirler. Bu ihtimal, en azından teorik olarak var bulunmaktadır. İslâmî yönetimdeyse nassları değiştirmek kimsenin hakkı ve yetkisi dâhilinde değildir. Demokraside olsun, İslâmî yönetim biçiminde olsun “hakimiyetin kayıtsız, şartsız milletin” olduğu söylendiğinde iki farklı yönetim biçiminde de bu ifade iki farklı anlama gelmektedir. İslâmî yönetim biçiminde millete olan kayıtsız şartsız bağlılığın ifadesi, son tahlilde, İslâm milletine olan bağlılığı veya nasslara olan bağlılığı ifade ederken; demokratik uygulamada aynı kelimelerin seküler ve profan bir içerik taşıdığı, dolayısıyla söz konusu kayıtsız, şartsız bağlılığın, teorik olarak bile olsa beşer iradesine dayandığı ve sonuçta keyfiliğe dönüşebileceği akılda tutulmalıdır. Bu son durum, her iki yönetim biçiminde hakların ve özgürlüklerin teminatı bakımından da anlam taşır. İslâmî yönetimde zımmilere verilmiş olan hakların ve özgürlüklerin kısıtlanması hiçbir yönetimin elinde değildir; oysa demokrasilerde, yurttaş olmayanlara sağlanmış olan hakların ve özgürlüklerin istendiği takdirde geri alınabileceği aşikârdır.”

    RASİM ÖZDENÖREN / UMRAN DERGİS

  3. Ahmet Uğurlu

    Zaten keldi!
    Türkiye’de demokrasiyi bir araç olarak kullanacağız ve şeriat düzenini getireceğiz diyen bir zihniyet iktidarda. Şeriatın ne olduğu ise şu sıralar Afganistan’dan sonra Sudan’da görülüyor. Ülkede hiristiyanları cancanil dedikleri (islam mücahitleri=haydutlarla) öldürdükten sonra şimdi de “islamiyetin hakim olması önemlidir” diyerek ülkeyi parçalıyorlar. En zengin petrol yataklarının olduğu tarım yapılabilen güney hiristiyanlara çöl kuzey ise müslümanlara… Yakında “biz amacımıza ulaştık şeriat devleti kurduk amerikaya şükür ülke bütünlüğü önemli değil” diye çıkıp güneydoğunun türkiyeden ayrılmasına kapı açarlarsa hiç şaşmam.
    Heykele gelince Türkiye’de bir heykel kültürü olmadığı çok açık betondan dökme Atatürk heykelleri, güzel sanatlar fakültelerinin sürekli kendi içinden iyi çocuklarla yenilenmesi, dıştan korkması sonucu estetikten yoksun bir felaket durumunda ki dincilerin ekmeğine de bu durum yağ sürmekte.
    Sol, demokrat, laik kesimlerin koltuk merakı, dışa kapalı olmaları, YÖK den bile medet ummalarının yarattığı boşluklar dinciler tarafından dolduruluyor.

  4. Muzaffer Aytaç

    Takke düştü kel göründü derler ya da yüzük taş gibi şeylerin üzerini biraz ovalarsan “foyası” yani işe parlaklık veren yaldızı düşer ve “foyası ortaya çıktı” denir ya onun gibi birşey.
    Şimdi şu anayasa referandumunda “yetmez ama evet” diyenlerin niçin evet dediklerini, demokrasi şampiyonu olarak atadıkları akp ve zihniyetin neleri değiştirmekte olduklarını bir de siz görün. Bir başka baskı ve taasup burada nasıl kendini ifade ediyor anlayın. Kendinden başka her türlü düşünceye kapalı olduklarını lütfen görün.

  5. Sami Tezan

    Dün akşam televizyonda ntv de konu tartışıldı. Bu ülkede “demokrasi açılımı” yapacaklarını söyleynler bazen hazımsızlıklarını böyle gaz çıkararak gösteriyorlar. Gerçek niyet ve görüşleri bu vesilelerle ayan beyan ortaya serilyor. Bir kere sanata hatta heykel sanatına dini taassup içibde bakaıp mümkünse yok etmeye çalışıyorlar. Hoşgörü falan da yok ayrıca. “Bu ucube… bir daha geldiğimizde burada görmeyeceğiz…” diyen bir başbakan, heykeli parçalamaya çalışan bir belediye başkanı, çeşitli mazeretlerle heykeli ortadan kaldırmaya çalışan anıtlar kurulu. Anlaşılır gibi değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir