Türkiye’de Kentleşme ve Deprem

5 Dakika Okuma Süresi

Prof. Dr. Murat Balamir

Aşağıdaki metin, Prof. Dr. Murat Balamir tarafından TBMM Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu İçin Hazırlanmış Rapor‘un özetidir.

Türkiye’de Kentleşme ve Deprem

Türkiye Koşulları ve Uluslararası Yeni Politika Açısından Kentsel Risklerin Azaltılması için Alınması Gereken Önlemler

deprem

• BM öncülüğündeki uluslararası kuruluşlarca uygulanmakta olan yeni afetler politikası kapsamında, deprem öncesinde alınacak ‘Risk Azaltma’ önlemlerine öncelik verilmektedir.• Bunun temel nedeni, afetler sonrasında yapılan uluslararası yardımların, daha temkinli davranışlar geliştirmek yerine, sorumsuzlukları artırmış olduğunun görülmesidir.

• Öte yandan uluslararası deneyim, risk azaltmak üzere yapılan bir birim harcama ile yedi birim kaynak kaybının önlendiğini göstermektedir.

• Uluslararası yeni politikanın diğer hedefleri: (a) risk azaltma önlemlerinin, ‘sürdürülebilirlik’ ilkesi gözetilerek her ölçekteki planlama çalışmalarına entegre edilmesi; (b) kentsel risklere önem verilmesi; (c) risk azaltma kararlarının, yalnızca yönetimler tarafından değil, risklere maruz toplum kesimleriyle birlikte alınması ve bu amaçla ‘platformlar’ oluşturulması; (d) dar gelirli kesimlerin risklerine önem verilmesi olarak özetlenebilir.

• Türkiye uluslararası bu çalışmalara ve deklarasyonlara katılmış, ancak bunların gereğini yerine getirmemiştir; Türkiye’deki uygulamalar yeni politika ile uyumlu değildir.

• Bunun nedeni ise, Türkiye’deki afet çalışmalarının ve ilgili birimlerinin yalnızca afet sonrasına yönelik olmasıdır.

• Oysa, günümüzde Türkiye kentleri, yalnız coğrafyasının tehlikelerinden ötürü değil, gelişme biçimleri, nedeniyle de yeryüzünün en riskli yerleşim birimleridir.

• Kentsel riskler yapı risklerinden ibaret değildir; Yoğunluklar, tehlikeli kullanımlar, yanlış komşuluklar, açık alan gereksinmeleri, altyapı, kamu alan ve tesislerinde yetersizlikler ve yanlış konumlandırmalar gibi nedenlerle imar planlarının bu risk havuzlarına doğrudan katkıları vardır.

• Türkiye yerleşmelerinde risk azaltma yaklaşımının gerektirdiği kurumsal ve yasal düzenlemeler henüz gerçekleştirilememiştir.

• 1999 depremlerinden sonra Türkiye çok sayıda yeni düzenleme yapmış olmakla birlikte, imar ve şehir planlama konularında hiçbir önlem alamamış bulunmaktadır.

• Kimi kesimlerce çare olarak ileri sürülen ‘yapı güçlendirme’nin kentlerimizde yetersiz kalan bir yaklaşım olduğu ve kentlerimizin niteliksiz çevrelerini ve yapılaşmasını konsolide edeceği görülmüştür.

• Bu açıdan, özellikle kentlerimizin yüksek riskli alanlarında, ortaklıklar yoluyla toplu yenileme girişimlerinin daha yüksek bir olabilirlik gösterdiği anlaşılmaktadır.

• Toplu yenileme yaklaşımının kurumlaştırılması, risk azaltmada çok yönden etkili bir stratejidir.

• Kentlerde risk azaltma yaklaşımının yönlendiricisi ve sahibi, şehirleşme, imar planlaması ve yerel yönetimlerden sorumlu Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’dır.

• Risk azaltma politikası kapsamında, uluslararası ilişkileri sürdürmek, yerel yönetimleri teşvik etmek ve yerel platformların kurularak çalışmalarını yönlendirmek sorumluluklarının da bu Bakanlık’ta olması gerekir.

• Risk azaltma stratejisinin uygulanabilmesi, İmar Kanunu’nda yer verilecek düzenlemelere bağlıdır.

• DASK sisteminin ‘Yara Sarma’ değil, ‘Risk Azaltma’ hedefli işletilmesi ve yerel yönetimlerle bağlantılı kılınması, sigortaya katılan kesimleri genişletecek, kaynak verimliliği sağlayacak, toplumda risk azaltmaya yönelik bir kültürün benimsenmesine yol açacaktır.

• Dünya deneyiminde, risk azaltmak için kullanılan kaynakların, afet sonrasında tüketilen kaynaklara göre çok yönden daha etkili ve verimli olduğu görülmektedir.

• Bu nedenle Türkiye’de risk azaltmaya adanmış ve bütçeden yıllık aktarmalarla sürdürülen bir fon oluşturulması, kalkınmaya doğrudan ve dolaylı katkılar sağlayan bir kaynak kullanımı olacaktır.

• Bu fona, önerilen nitelikteki DASK işleyişinin de katılması ile Türkiye’de güçlü bir risk azaltma kapasitesi yaratılmış olacaktır.

• Fonun kullanımı, yerel yönetimlerin, yerel toplulukların ve kuruluşların her yıl önerecekleri risk azaltma projelerinin etkinlik düzeylerine bağlı değerlendirmelere dayalı yarışmalar yoluyla sürdürülmesi ve bu işleyişin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürütülmesi uygun olacaktır.

• Bütünlüğü olan bir risk azaltma strateji izlenmesi için bu alanda eğitim ve araştırma kurumlarının, meslek odalarının, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının da roller üstlendiği bir yeni dayanışma ve işbirliği ortamının yaratılması sağlanmalıdır.

4 Yorum

  1. Ersin İnce

    Deprem sorunu ülkemizde çözmenin mevcut yasalar ve mimarlar odası kafası ile yolu yoktur. Mevcut yasalarla yoktur çünkü mülkiyet haklarını herşeyin hatta can güvenliğinin bile üstünde tutarlar, mimarlar odası ile yoktur çünkü tüm mimarlara çok geniş iş alanları açacağı açık bir şekilde ortada olmasına rağmen anlamını yitirmiş sadece seçmen keklemeye yarayan bir söylemle her türlü yenilemeye karşı çıkarlar karşı çıkmayı marifet sayarlar.
    Halbuki batı kentlerinin gelişimi sanayi sermayesini toprak rantına karşı korumak için çıkartılmış yasalar ve denetim mekanizmalarıyla şekillenmiş toprak mülkiyeti diğer tüm mülkiyet şekillerinden ayrılmıştır. Bizde ise aynı yaklaşımın parsel bazından ada hatta pafta bazına geçişe olanak sağlaması gerçekleşmedikçe canımız tehlikededir.

  2. M.Erdogan AKPAK

    Ne zaman gelecegi belli olmayan bu büyük DEPREM’e karşı sayın hocamız M.BALAMİR’in birbirinden önemli iki önerisini ısrarla herkese belirtelim :
    1) Depreme karşı alınan onlemin maliyeti, deprem sonrası yapılacak harcamalardan (7) kat daha azdır. Can kaybı ve sakatlıklar hariç
    2)Riskli yapıların acilen yenilenmesi için mevcut mevzuatın degiştirilerek,yerel yönetimlerin öncülüğünde ve sorumluluğunda,riskli bina sahiplerinin ortaklık kurarak sürece katılmaları saglanmalıdır..
    Benim oturdugum sokakta 16 tane apartman ver. Her apartmanda 10 ile 14 daire mevcut. Binaların hemen hepsi eski deprem yönetmeliklere göre yapılmış 38 – 42 yıllık eski binalar.Dolayısı ile hemen hepsi riskli. Her apartmanda 4 veya 5 daire sahibi binanın yıkılıp yeniden yapılmasını istiyor. Buna hazır. Lakin ,diğerlerinin bir kısmı kaderci ve bilinçsiz ,bir kısmı ise maddi güçsüzlük içinde.Belediye öncülük etse, mevzuat değişşe bu binaların yarısı ve içindekilerin canları kurtulmuş olacaktır.

  3. Cenap Yeşil

    Deprem tehlikesine karşı önlem geliştirme sorununu ülke bütçesine bağlayan, dar bütçe yüzünden harekete geçmeyen (öyledir diye düşünüyor insan, yoksa başka bir şık yok, davul zurnayla bütün gerçeklikler söylendi, yazıldı, hükümetlere bildirildi…) siyasal iktidarlar hayati bir sorumluluk taşıyor. Bu ülkeyi yıllarca geri götürebilecek bir tarihi hata bu yapılanlar. Nerseinden bakılırsa bakılsın hiç mazur gösterilecek tarafı yok. Binlerce insanın ölmesine yol açacak tehlikeleri “doğal” sayan, insanlar öldüğünde “güzel öldüler” diyebilen bakanlar, “bu işin kaderinde ölüm var” diyebilen başbakanlarla çözülmez deprem sorunu.

  4. Osman Çoban

    Türkiye’de deprem konusunda söylenecekler çok büyük ölçüde söylendi Başta Balamir hocamız olmak üzere yıllardır “risk azaltmayı” anlatıyorlar. Ama uygulama birimi çok zayıf. Hükümet cephesinde duyarlılık çok zayıf. Bu konuyu bir ekonomi satrancı gibi bence hükümet yetkilileri bakanlar oynuyor. Açık veren bütçede bir fon ayırmak ve sağlıklı çevre yaratmak için çalışmanın maliyetini deprem daha gelmez diyerek sanki kumar oynar gibi öteliyorlar. Siyasi olarak risk alıp deprem için toplanan paraları bile başka yerlere kaydırmaya çalışıyorlar. Ancak alınan bu riskin bedeli sadece o siyasetçileri ilgilendirmiyor.
    Vatandaş işte bunu bir kavrasa…
    Saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir