ŞÜKRÜ ASLAN / Birgün

Türkiye’de gecekondu ve yasaların ilişkisine dair akla gelen ilk özellik yasaların, gecekondu olgusunu takip etmesi anlamındaki ardıl ilişkidir. Başka bir deyişle ilgili yasalar, genellikle gecekondu olgusu ortaya çıktıktan ve giderek bir kentsel sorun olarak hissedilmesinden sonra yapılmışlardır. Bu anlamda sorunların artmasıyla yasaların daha ayrıntılı hale getirilmesi arasında doğru orantı olduğu gözlenebilir. Her yasa bir ölçüde önceki yasanın ya da yasaların karşılayamadığı yeni bir ihtiyaca yanıt vermek amacıyla çıkarılmıştır. Böylece sorunun karmaşık bir hal almasıyla yasaların bir anlamda yürürlükten kalkması ve onun yerini başka yasaların alması gibi ardıl ilişki devam edegelmiştir.

Bu durum siyaset ve kent yazınında yerel ve merkezi düzeydeki iktidarlar ile gecekondulaşma sürecinin aktörleri arasında dolaylı bir koruma ilişkisi olduğu eleştirisine de yol açmıştır. 1950’li yıllardan beri yerel iktidarlar gecekondulaşmaya göz yummak, ilgili yasaları uygulamamak ve oy avcılığı uğruna kentsel mekânın talanına seyirci kalmakla eleştirilmişlerdir. Bu süreçte kaçak yapılara yönelik her türlü affedici girişimler, bu türdeki konutların büyük bölümü gecekondulardan oluştuğu için “gecekondu affı” olarak adlandırılmış; iktidarın, gecekondu mahallelerine ve yeni gecekondulaşma hareketlerine karşı daha sert müdahale istekleriyle birlikte dillendirilmişlerdir.

Yerel/merkezi iktidarlara yönelik eleştiriler bir başka bağlamda gecekondu mahallelerinden de yapılmıştır. Bu eleştirilerin gerekçesi, gecekondulaşmaya alternatif olabilecek konut ve arsa üretiminin sağlanamaması ve bir tür zorunlulukların sonucu olarak ortaya çıkan gecekondu mahallelerine gerekli yatırım ve kamu hizmetlerinin getirilmemesi noktasında olmuştur. Bu tür yazında gecekonducuların, konut yaptıkları arsalara karşılıksız sahip olmadıkları, tam tersine maddi bir bedel ödeyerek satın aldıkları, dolayısıyla kamu arsasını satan ve kamusal görevleri olan aktörlerin bir bölümüyle ilişkili bir rant çetesinin oluştuğu iddiaları yer almıştır. İlkinden farklı olarak daha çok sosyalist örgütlerin, emekçilerin haklarını savunmak adına geliştirdikleri bu eleştiriler muhalif yazında geniş bir şekilde yer almıştır.

İlgisizlik-dolaylı destek ilişkisi
Buna karşılık iktidarların gecekondulaşmaya yönelik ilgileri, görünürde ilgisizlik gerçekte bir tür dolaylı destek olarak nitelenebilecek bir şekilde gelişmiştir. Sistemin belirlediği sınırlar içinde kaldığı süre ve ölçüde gecekondulaşma sürecine ciddi bir müdahalede bulunulmamıştır. Hatta 1950’li ve 1960’lı yıllarda çok hızlı bir şekilde gelişen gecekondu mahallelerinin kısa sürelerde yasallaştırılması sağlanmış, kimi gecekondu mahallelerinde yetkililer “sevgi seliyle karşılanmıştır”. Bu, aslında hiçbir maddi katkı sunmadan tam tersine oradan her türlü beslenerek sağlanan bir “destektir.” Ancak bu destek “rant sağlamak” gibi tek bir gerekçeyle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.

Türkiye’de iktidarlar, yasalar ve gecekonducular arasındaki karmaşık ilişki özetle bu şekilde gelişmiştir. Kuşkusuz bu ilişki halinin oluşmasına yol açan ekonomik, politik, kültürel bir dizi faktör vardır. Burada bu ilişkinin iktidar tarafından yansıyan yüzünü; yasaların oluşum süreçleri ve içeriklerini özetleyerek ele alacağız.

Gecekondulaşma ve Ankara
Türkiye’de gecekonduya ilişkin resmi politikanın oluşturulması sürecinde ilk örneğin konusu ve mekânı Ankara’dır. Bunun en önemli nedeni Ankara’nın başkent olması, daha 1930’lu yıllarda hızlı bir kentleşme süreci yaşaması ve bu nedenle konut ve gecekondu sorunuyla ilgili çözümlerde önceliğin Ankara”ya verilmesidir. 1930’lu yıllarda kentin çeperlerinde “amele mahallesinde” görülen işçi barakaları, sorunun her yönüyle güncelleştiğini gösteren önemli bir işaret olarak algılanır.

1930’lu yıllarda Ankara’da başlayan ama daha çok 1950’lerde Demokrat Parti”nin sermaye birikim sürecini hızlandırmaya dönük köy/toprak politikalarını öne alması sonucu İstanbul, Ankara ve İzmir”de de yaygınlaşan gecekondular bir “kentsel sorun” olarak algılanmaya başlanırken gecekondu mahalleleri ve enformel yerleşmelerin yarattığı sorunlar iktidarlar tarafından çözülebilir nitelikte görülmüştür. Dönemin İçişleri Bakanı, yoksul insanların konut problemini yine kendi imkânlarıyla çözmüş olmasını olumlu bir durum olarak karşılamış; zamanla, bu konutların sahiplerine yeni bir yer gösterilerek, buradan çıkarılabileceklerini, böylece kentin güzellik/estetiğini bozan unsurları temizleyebileceklerini savunmuştur. Konuyla ilgili çıkarılan yasalar da aslında söz konusu eğilimi yansıtmaktadır. Bu bağlamda yerel düzeydeki sorunu konu edinen ve 14 Haziran 1948 tarihinde kabul edilerek 6938 no’lu Resmi Gazete’de yayımlanan 5218 sayılı Ankara Belediyesine Arsa ve Arazisinden Belli Bir Kısmını Mesken Yapacaklara, 2490 Sayılı Kanun Hükümlerine Bağlı olmaksızın ve Muayyen Şartlarla Tahsis ve Temlik Yetkisi Verilmesi Hakkında Kanun (TBMM Kanunlar Dergisi Cilt: 30, Ankara TBMM Basımevi, 1948 s. 624-625) bunun ilk örneğidir.

Toplam 14 maddeden oluşan yasa, Ankara Belediyesine, mülkiyetinde bulunan arsa ve arazilerinin bir kısmını Belediye Meclisi kararıyla ve 2490 sayılı kanun hükümlerine bağlı kalmaksızın mesken yapmak isteyenlere tahsis ve bina yapıldıktan sonra temlik edilmesi, (Madde: 1) yasadan yararlanmak isteyenlerin en az bir yıl ilgili belediye sınırları içinde ikamet etmiş olması, kendisinin, eşi ve reşit çocuğunun Ankara’da meskeni veya mesken yapmaya uygun arsası veya bir meskende en az yarı hissesi bulunmaması veya başkaca bir irat ve akarının olmaması şartlarını öngörür. (Madde: 3) Temlik edilecek arsaların satış bedellerinin on yılda taksitle ve faizsiz olarak geri alınacağı, (Madde: 5) belediye sınırları içinde her ne surette olursa olsun birden çok yapısı olanların, bunlardan sadece biri için faydalanabileceği (Madde: 7) gibi hükümler de sözü edilen yasada yer almaktadır.

Mesken amaçlı kullanım
Bunun hemen sonrasında 28 Haziran 1948’de kabul edilen, 6 Temmuz 1948’de Resmi Gazete’nin 6950 no’lu sayısında yayımlanan 5228 sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanunu’nun (TBMM Kanunlar Dergisi Cilt: 30, Ankara TBMM Basımevi, 1948 s. 638-641) ilk maddesi, şehir ve kasaba planlarında imar sınırları içindeki diğer kamu kurumlarının mülkiyetinde bulunan ve belli bir ihtiyaç ve maksada tahsis edilmemiş arsa ve arazilerin belediyeye devredilmesi ve belediyenin de bu arsaları mesken amaçlı kullanması (bu amaç dışında kullanımı yasaklanır) ve bu şekilde 5 yıl içinde değerlendirilemeyen arsa ve arazilerin önceki sahiplerine devredilmesini hükme bağlar. (Madde: 1) Bu şekilde kendilerine arsa verilecek olanların, bir yıl içinde imar planına uygun şekilde bina inşasına başlamaları ve iki yıl içinde bitirmeleri hükme bağlanır. Ayrıca yasaya göre süresinde başlanamayan veya bitirilemeyen binalar için Belediye Meclisi bir yıl süreyi uzatabilir. (Madde: 3) Buna rağmen bina süresinde bitirilemezse arsa geri alınır. (Madde: 4) Bu şekilde binasını bitirenlerden emlak vergisi beyannamesi vermek şartıyla on yıl süreyle bina vergisi, buhran ve savunma vergisi alınmaz. (Madde: 7) Ancak meskenden başka amaçlarla kullanılan yapılar için bu muafiyetler geçerli değildir (Madde: 8).

5228 sayılı yasa birçok benzer özelliklerine karşın bazı özelikleri yönünden 5218 sayılı yasadan farklılıklar göstermektedir. Öncelikle yerel düzeydeki ilk yasadan farklı olarak 5228 sayılı yasa ülke düzeyinde imar planı sınırları içinde arsa üretimi yapılabileceğini hükme bağlamıştır.

5218 ve 5228 sayılı yasaların dışında 1940’lı yılların konuyla ilgili son önemli yasası 11 Haziran 1949 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Ruhsatsız Yapıların Yıktırılması Ve 2290 Sayılı Belediye Yapı Yollar Kanunun 13. Maddesinin Değiştirilmesine Dair 5431 Sayılı Yasadır. Özel olarak 2290 sayılı yasanın bir maddesini değiştirmeyle sınırlı olmasına karşın aslında yeni gelişme alanlarının Ankara Belediye Meclisi tarafından belirlenebileceğini hükme bağlayan 5218 sayılı yasanın devamı niteliğindedir. Böylece belediye meclislerinin seçeceği alanlar Bakanlar Kurulu Kararı ile o beldenin kentsel kullanışa açılacak gelişme alanları olabilecektir. Bu anlamda 5431 sayılı yasa 5218 sayılı yasayı da içermekte ve 5218 sayılı yasada getirilen hüküm ülke geneline yayılmaktadır.

Eksiklikleri tamamlama dönemi
1950’li yıllar ile 1940’lı yıllar arasında aslında köklü farklılıklar olduğunu söylemek zordur. Daha çok aynı bakış açısının eksikliklerini tamamlama ve yeni ihtiyaçlara yanıt verme/arama süreci olduğu gözlenmektedir. Nitekim Bu dönemin ilk yasa örneği, 4 Ocak 1950’de kabul edilen 5503 Sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanununun 10. Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun’dur. Kanun, kendi binasını yapacak olanlara belirli muafiyetler getirmektedir (TC Sicilli Kavanini, Cilt: 31, 1951, Cihan Kitaphanesi, İst. s. 13).

24 Temmuz 1953’te çıkarılan ve Resmi Gazete’nin 29.07.1953 tarihli 8740 sayılı sayısında yayımlanan 6188 Sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılar Hakkında Kanun sürecin bir başka örneğidir. (TC. SİCİLLİ KAVANİNİ Cilt: 34, Cihan Kitaphanesi, İst. s. 607-615) Yasa, belediye sınırları içinde belediyenin mülkiyetindeki arazi ve arsalardan belediye meclis kararı ile belli edilecekler, bu kanun hükümleri dairesinde mesken yapımına tahsis edilir” (Madde: 1) dedikten sonra daha önce hazinenin, katma bütçeli idarelerin ve özel idarelerin mülkiyetinde bulunan ve imar planında belli bir ihtiyaç ve maksada tahsis edilmemiş olan arazi ve arsalardan imar planına göre mesken yapılmasına elverişli olanların, bedelleri ödenmek suretiyle belediyenin mülküne geçmesi ve mesken için ayrılmasını hükme bağlar (Madde: 2) Ayrıca belediyelerin, ikinci madde de belirtilen amaçlarla aldıkları arsa ve arazileri mesken yapma amacı dışında kullanamayacaklarını hükme bağlar (Madde: 8).
Yasa, iskan sahası dışında kalmış ve başkasına ait arazi ve arsalar üzerinde yapılmış evlere belediye hizmeti götürülmeyeceği hükmünü içerir (Madde: 18). Ayrıca sadece belediye arsa ve arazileri üzerinde değil, kişilerin arsa ve arazileri üzerinde yapılıp da imar planı içindeki alanlarda, tarafların anlaşması halinde kanunun getirdiği haklardan yararlanabileceklerini belirler (Madde: 23).

Gerekçesinde de belirtildiği gibi artan gecekondulaşma karşısında bu yasa ile o döneme dek yapılan gecekonduların yasallaştırılması ve konut yapacaklara arsa sağlanması amaçlanmıştır.
9 Temmuz 1956 yılında çıkarılan 6785 Sayılı İmar Kanunu bu sürecin 1950’li yıllardaki başka bir örneğidir (TC SİCİLLİ KAVANİNİ Cilt:37 s.584-600). Yasanın son bölümünde “Umumi Hükümler” yer almaktadır. Kapsamlı niteliğine karşın yasanın gecekondularla ilgili bölümler içermemesi ilginçtir.

Bu yasanın çıkarılmasını izleyen dönemin önemli gelişmelerinden birisi de kentlerin ve köylerin imarının giderek bir zorunluluk haline gelmesi ve bu karmaşanın bir düzene kavuşturulması amacıyla İmar İskan Bakanlığı kurulmuş olmasıdır (1958). Bu yasa konut sorununun merkezi düzeyde ele alınacağını somut olarak anlatmaktadır.

Gecekondu değil konut sorunu
1950’li yılların gecekondularla ilgili son yasası, 21 Temmuz 1959’da çıkarılan, 7367 Sayılı Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkında Kanun’dur. Resmi Gazete Sayı: 10265 Tarih: 29.07.1959 (TC SİCİLLİ KAVANİNİ Cilt: 40, Ege Matbaası, İstanbul 1960 s. 241-242). Toplam 6 maddeden oluşan yasanın ilk maddesi, “Hazinenin mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazi ve arsalardan belediye hudutları içinde bulunanlar, imar planı olsun veya olmasın, 6188 sayılı kanunda yazılı maksatlarda kullanılmak üzere bedelsiz olarak belediyelerin mülkiyetine geçer” demektedir (Madde: 1).
Bir bütün olarak bakıldığında 1940’lı ve 50’li yılların yasaları, gecekondu sorununu konut sorunu bağlamında yorumlamış ve hemen her yeni yasada ilgili kurumların arsa üretme potansiyellerine gönderme yapmıştır. Yasalar ve üzerine yapılan tartışmalar, gecekonduya yönelik dışlayıcı bir dilden uzaktır. Ancak dikkat çekici olan bu konudaki hükümlere karşın, gündelik hayatta bu hükümlerin nesnel karşılık bulamamış olmasıdır. (Devam edecek)


One Comment

  1. gecekondu ile ilgili kırk yıldır yasa yapamayan (yaptığı yasayı da uygulayamayan) hükümetler bu alanı fiilen kendi başına bırakmıştır. kenti de şekillendiren bu gelişme kentleşme tarihinde elli yıllık kendiliğindenci gelişme olarak girecektir herhalde. merkezi yönetim bu kendi haline terk etmeyi vatandaşın sağlık, eğitim, hizmet haklarını da görmezden gelerek sürdürdükleri için bir anlamda yaşam-barınma hakkını da dışlamışlardır. şimdi gecekondu alanları kentin içine dahil olmaya başlamış bu “dönüşüm” sıkıntıları ortaya çıkmıştır. fakat bu “kendiliğinden serbest girişim” ülkede ekonomik ve sosyal bir güç olduğunu ispatlamış, yapı sektöründen siyasete kadar istemlerini yerel ve merkezi yönetimlere bütüncül gibi görünmese bile dayatmaya başlamıştır. siyasetin oluşumunda rol almakta, kentlerin biçimlenmesinde geçmişte alamadıkları payı bugünkü dönüşümlerden talep etmektedirler. ve bu iş yasal olmasa bile kendi yolunda ve izinde kendi dengelerini oluşturarak kentleşmenin biçim ve kalitesinde önümüzdeki yıllar içinde oldukça belirgin bir rol almaya devam edecektir.
    saygılarımla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir