ŞÜKRÜ ASLAN / Birgün
1960’lı yıllara geldiğimizde gecekondulaşma açısından en önemli hususlardan biri bu olgunun özellikle büyük kentlerde yaygınlık kazanmış olmasıydı. İmar İskan Bakanlığı verilerine göre 1960’lı yılların başında Ankara’daki konutların % 64’ü, Adana’dakilerin % 48’i, İstanbul, İskenderun ve Erzurum’dakilerin yaklaşık % 40’ı ve İzmir’dekilerin % 24’ü gecekondulardan oluşuyordu. 1930’larda Ankara’da ve 1940’lı yıllarda İstanbul’da başlayan gecekondulaşma 1950’li yıllarda diğer bazı kentlerde de hızla gelişmiş ve bir anlamda sadece yereli değil, merkezi iktidarı da ilgilendiren düzeye ulaşmıştı.

Bu dönemde gecekondulaşmayı tetikleyen yeni faktörler devreye girmekteydi. İthal ikameci planlı kalkınma eğiliminin benimsendiği bu yeni modelde sanayileşme önemli bir kentsel olgu olarak ve daha çok kentsel merkezlerde yayılıyordu. Gecekondu halkı ucuz iş gücü kaynağı ve tüketici olarak sanayinin gelişmesinde önemli bir rol üstleniyordu. Tümertekin’in İstanbul örneğinde gayet ayrıntılı olarak anlattığı gibi sanayinin yer seçme ve üretim süreçleriyle gecekondulaşma arasındaki dolaysız bağ açık şekilde gözlenebiliyordu.

Gerçi kentleri mekansal ve toplumsal olarak etkileyen bu gelişme karşısında devletin soruna bakışında önceki yıllarda uygulanan politikalara karşıt radikal eğilimler gözükmemekteydi. İktidar, sanayileşmenin bir sonucu olarak gördüğü gecekondulaşmaya karşı tutum almayı genel çıkarlara uygun bulmuyordu. Bununla birlikte 1960’larda gecekondulaşmaya yönelik kapsayıcı ve dönüştürücü somut ve berrak bir bakışın ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

60’LARDA PLANLI/DENGELİ KENTLEŞME

Bu bağlamda 1960’lı yılların hükümetlerinde planlı/dengeli kentleşme eğilimini gözlemlemek mümkündür. 1963 yılında yapılan Birinci Kalkınma Planı temelde bu anlayışı yansıtır. Dolayısıyla sanayinin gelişmesinin de planlandığı bu süreçte bunun çeşitli sonuçları bir anlamda “öngörülmüştür.” Aynı şekilde kent ve bölge planlamasında sosyal adalet ilkesi ve bölgeler arası gelir dengesi önemsenmiştir. İktidarlar, bu genel yönelime uygun olarak konut politikalarında dar gelirli grupların konumlarını gözetmişlerdir.

Diğer yandan mevcut gecekonduların iyileştirilmesi ve gecekondu çevrelerine dair haritaların çıkarılması, arsaların mülkiyet durumu gibi bu alanda somut politikalar uygulamayı mümkün kılacak tespitlerin yapılması öngörülmüştür. Nitekim ilk Kalkınma Planına göre belediyelerin gecekondu bölgelerine kamu hizmeti götürmeleri ve gecekondu sahiplerinin de giderlere katılımı sağlanarak, hiç oturulmayacak olan gecekondularda barınanlara yeni konutlar yapılması, iyileştirilecek durumda olanlara kredi ve ayni yardım yapılması öngörülmüştür.

Gecekondulaşmanın yaygınlaşması büyük ölçüde göç ve sanayileşmeye bağlı değişken olarak görüldüğü için yine aynı planda gecekondu yapımının önlemesi, göç ve kentlerde yaratılacak iş olanakları arasında bir denge sağlanması, ayrıca ihtiyaç sahiplerine kentlerde ucuz arsa sağlanması, ucuz kiralık veya sahibinin oturacağı halk konut yapımı öngörülmüştür.

GECEKONDU KANUNU

Planlı kalkınma politikalarının belirlediği bütün bu eğilimlerin işaret ettiği ortak nokta sorunu merkezi düzeyde ele almak, gecekondu olgusunu, bağlı olarak geliştiği değişkenlerle ilişki içinde çözmeye çalışmak ve bütün bu süreçte ilgili toplumsal kesimlerin mağduriyetini minimum düzeyde tutmak olarak gözükmektedir. Bu durumu sözü edilen yıllarda çıkarılan yasalar üzerinden de okumak mümkündür.

5 Eylül 1963 tarihinde kabul edilen ve Resmi Gazetenin 12 Eylül 1963 tarihli ve 11503 nolu sayısında yayınlanan 327 Sayılı 6785 Sayılı İmar Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun‘u (TC Sicilli Kavanini, cilt: 44, s. 412) saymazsak ki toplam üç maddelik olup, 6785 sayılı İmar Kanununun, 5. Maddesine bir bölüm eklemiştir, 1960’lı yıllarda iktidarların gecekondu sorununa yaklaşımını inceleyebileceğimiz en önemli örnek 775 sayılı Gecekondu Kanunudur. Bu isimle bir kanunun çıkarılması hem sorundaki büyümeye hem soruna yönelik ilgideki yoğunlaşmaya ve kalkınma planında belirlenen ilkesel yaklaşıma işaret eder. Toplam 44 maddeden oluşan ve son derece kapsamlı olarak hazırlanmış 775 sayılı Gecekondu Kanunu 20.07. 1966 tarihinde kabul edilir ve 30 Temmuz 1966 tarihli 12362 sayılı Resmi Gazetede yayınlanır. Kanun, gecekonduyu şöyle tanımlar:

“Bu kanunda sözü geçen “gecekondu” deyimi ile imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapılar kastedilmektedir.” (Madde 2)

Yasanın tek tek her bir maddesi aslında kalkınma planında ortaya konmuş olan genel eğilimin somutlaşmış hali gibidir. Yasa, ilgili belediyelere, yasanın çıkmasını izleyen altı ay içinde kendi sınırlarındaki gecekondu sayısını her türlü imkan ve aracı kullanarak tespit etme (Madde: 16) mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi ve yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçla alınması gereken tedbirler hakkındaki ayrıntıları içermektedir.

Yasanın 11. maddesi açıkça belediyelerin bu kanunda yazılı amaçlara tahsis edilmek üzere devraldıkları arazi ve arsaları bu amaç dışında tasarruf edemeyeceklerini hükme bağlamıştır.

Yasa, gecekondu yapımını önleme ve ihtiyaç sahiplerine yönelik olarak konut üretme amacını gerçekleştirmek amacıyla arsa üretimi sorunundan başka maliyet sorununu da ayrıntılı olarak kurallara bağlamıştır. Buna göre uygulama için fon kurulması öngörülmüştür. (Madde: 12) (Türkiye Emlak Bankası bünyesinde oluşturulan bu fon, 1988 yılında Toplu Konut Ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne (TOKİ) devredilecektir.)

HALK KONUTU VEYA NÜVE KONUT İÇİN AYRILAN FON

Daha önemlisi bu fonlarda biriken gelirlerin, gecekondu ıslah ve önleme bölgelerinde halk konutu veya nüve konut yapacaklara, mevcut gecekondusunu düzeltecek ve onaracak olanlara kredi verilmesinde kullanılması öngörülmüştür. (Madde: 15)

Yasa, bir yandan geçmişe dönük olarak çözümleyici önlemleri belirtirken diğer yandan yeni gecekondu yapımını önlemeye yönelik açık yükümlülük getirmiştir. Buna göre “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır” hükmü dikkat çekmektedir. (Madde: 18)

Islaha muhtaç veya tasfiyesi gereken gecekondu bölgeleri ile yeniden halk konutu veya nüve konut yapımına tahsis edilecek sahaların seçimi, haritalarının hazırlanması, İmar ve ıslah planlarının düzenlenmesi, İmar ve İskan Bakanlığının denetimi altında, ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır” (Madde: 19) hükmü de, bu konuda belediyelerin uygulamalarının aslında merkezi hükümete bağlı olduğunu göstermektedir. “Belediyeler bu program ve öncelik sırasına ve İmar ve İskan Bakanlığınca tespit edilecek diğer esaslara göre kendi çalışma programlarını yapmaya ve onanmak üzere adı geçen Bakanlığa göndermeye mecburdurlar.
Bakanlık bu çalışma programlarını değiştirmeye yetkilidir.” (Madde: 20)

Yasanın sosyal adalet açısından en önemli özelliklerinden birisi, gecekondu sahipleri ya da kiracı olanların mağdur edilmemesi için gerekli önlemleri de getirmiş olmasıdır. Bu bağlamda Belediyelere ait olan veya bu kanun uyarınca belediyelerin mülkiyetine geçmesi gereken arazi ve arsalar üzerinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılıp, 16. ve 17. maddelere göre tespit edilmiş bulunan gecekondulardan konut olarak kullanılanları; içinde oturanlar 25 inci maddedeki şartları haiz oldukları takdirde;
a) Gecekondunun sahibi ise, borçlanma suretiyle veya sair şekillerde konut temin edilinceye veya konut yapmak üzere arsa tahsis edilip, lüzumu halinde kredisi sağlanmak suretiyle, 27. maddedeki süre ve şartlara uygun olarak konutunu yapıncaya kadar,
b) Gecekondunun sahibi değil ise, ucuz kiralık konut temin edilinceye veya konut yapmak üzere arsa tahsis edilip, lüzumu halinde kredisi sağlanmak suretiyle 27. maddedeki süre ve şartlara uygun olarak konutunu yapıncaya kadar, yıktırılamaz. (Madde: 21)

TÜM GECEKONDULARIN YIKIMI SÖZ KONUSU DEĞİL

Ayrıca yasa tüm gecekonduların yıkılmasını da öngörmemektedir. “Gecekondu ıslah bölgesi içinde bulunup da belediyelere ait olan veya bu kanun uyarınca belediyelerin mülkiyetine geçmesi gereken arazi ve arsalar üzerinde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan gecekondulardan, bu sahalar için yapılacak imar ve ıslah planları ve mevzuat icaplarına göre olduğu gibi veya değiştirilerek korunması mümkün olanları, planın tanziminden sonra yapılacak bildiriden itibaren en geç iki yıl içinde yönetmelik esasları dairesinde sahipleri tarafından imar ve ıslah edilir. (Madde: 22) denilerek mevcut gecekonduların bir kısmının yıkılmasına gerek olmayacağı ifade edilmiş olmaktadır. Benzer şekilde, “Gecekondu ıslah bölgelerinde kamu tüzel kişilerine ait arazi ve arsalar üzerinde bulunan, plan ve mevzuat icaplarına göre yıkılmayıp, olduğu gibi veya değiştirilerek korunması mümkün olan gecekondular” ifadesi yasanın 30. maddesinde de yer almaktadır.

“Her ne sebeple olursa olsun, bu kanun hükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması, kendisinin veya eşinin veya ergin olmayan çocuğunun herhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı bir dairesine karşılık olan payına sahip bulunmaması şarttır. Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı, kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğer hususların esasları yönetmelikte belirtilir. ( Madde: 25)

Gecekondu Kanunun kapsamlı niteliği, kanunla ilgili olarak hazırlanan “Gecekondu Kanunu Uygulama Yönetmeliği”nde de açıkça görülebilmektedir. Yasanın, 8, 14, 15, 25, 26, 27, 28, 31, 32 ve 33. maddeleri ile ilgili hususları içeren bu yönetmelik, toplam 120 maddeden oluşmakta ve birçok ayrıntıyı içermektedir.

Arsaların belediyeye geçtikten sonra konut ihtiyacı dışında bir amaçla kullanılamayacağı, (madde 3) konut ihtiyacı olanlara yapılacak ayni, teknik ve nakdi yardımın nitelikleri (madde: 5)ihtiyaç sahibi olmanın ölçütleri (madde: 7) kendisine misafir olarak kalacağı bir konut tahsis edilmeden hiç kimsenin gecekondusunun yıkılamayacağı (madde: 55) yapılacak konutların büyüklükleri (madde: 83) vb. bir dizi ayrıntı bu yönetmelikte yer almaktadır.

BÜYÜK KENTLERİN GÜNCEL SORUNU: GECEKONDU

Bir bütün olarak bakıldığında 775 sayılı Gecekondu Kanunu, sorunun, herhangi bir kesimi dışlamadan çözümünü öngören önemli bir yasadır.

Türkiye’de kentleşme ve onun bir parçası olarak gecekondulaşma sürecini, yasalara konu olması yönünden irdelerken 1960’lı yılları diğer dönemlerden bir ölçüde ayırmamızı gerektirecek önemli nedenler olduğu görülmektedir. Merkezi müdahale, planlama, toplumsal çatışmalara ortam sağlamayacak politikalar üreterek sorunu çözme denemeleri vb. bu bakımdan önemlidir. Hızlı kentleşmenin getirdiği sorunlara bir çok farklı noktadan müdahale edilmek istenmiştir. Bu bağlamda Gecekondu Kanunu’ndan kısa bir süre önce çıkarılan Kat Mülkiyeti Kanunu da ilgi çekici bir örnektir. 02.01.1966 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren ve toplam 58 maddeden oluşan 634 sayılı kanunun üç gerekçesi vardır: Birincisi, arsa fiyatlarının artması fakat buna karşılık kanunların çok katlı yapılara olanak tanımamasının yarattığı gerilim. İkincisi, aynı arsa üzerinde insanların, anlaşma yoluyla ve enformel şekilde ortak yapılar inşa etmeleri. Üçüncüsü de aşırı şehirleşme, göç ve yığılmadır. Başka bir deyişle arsada hisseli ortaklık ve yapsatçılık bu dönemde yoğunlaşmaya başlamıştır.

634 Sayılı yasa uygulamada kentsel mekanda ciddi bir yaygınlık kazanmış ve kalıcı etkiler bırakmıştır. Ancak özellikle planlı kalkınmaya konu olan ilkelerin ve Gecekondu Kanununa konu olan hükümlerin nesnel karşılık bulamaması başta olmak üzere çeşitli faktörlerin sonucu Türkiye’nin büyük kentlerindeki sorunlar güncelliğini korumaya devam edecektir.

2 Comments

  1. TOKİ tek çözüm gibi gösterilse bile sıra bekliyoruz ve bir türlü olmuyor. Sıkıntılı ki sormayın yani. Konut sorunu hep var.

  2. belki de halk konutu ya da yazarın değimiyle nüve konut kavramı artık yok ve onun da yatırımı bulunmuyor. ama bir başka açıdan bakarsak TOKİ şu anda 64 bine konut veriyor. ve 10-15 yıl geri ödemeli 500 yer için 10 bin kişi çekilişe geliyor. piyasa ekonomisi içinde reelize olmuş mu, bence olmuş. 64 bine 7binbeşyüz peşin 350 YTL taksit. sosyal konut mu? bir düşünelim… değil demek de zor görünüyor. daha iyisini kooperatif düzenleri son elli yılda ortaya koyamadı. kötü organizasyonlar, kötü inşaat kaliteleri ve hepsi birbirinden kara delik mali portreler ile emekçiler yıllar boyu zorunlu taksit ödeme boyunduruğunda kaldı. üstelik inşaat teslimi planlananı hep aştı.
    gecekondu vatandaşın resen çözümü idi (devlet ses etmediği sürece) kendi parası kadar bir göz, sonra bir göz daha, sonra üstüne falan…
    konut hep bir yatırım aslında. kamudan da olsa bireyden de olsa. sorunun çözümü kısa vadeli değil, çünkü konut sadece konut yani barınma aracı değil, biriktirme aracı ve sorunların büyük kısmı burada gizli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir