ÇARE OLGUN ÇALIŞKAN / Birgün
Önceleri, Osmanlı döneminden Padişah Genç Osman’ın izlerini taşırdı bugünün Güngören’i. Av köşküyle, camisi ve hamamıyla, çeşmeleriyle. Sonraları da bir Rum köyü oluvermişti ve çiftlikleriyle, mahsulleriyle bilinir olmuştu o dönemlerde. 1600’lü yıllardan başlayan bu mazi, içinde dereleri, köprüleri özgün yapıları ve yeşili bol, sade bir kır yaşamını beslemişti yüzyıllar boyu… Bugünse tüm bu özgünlüklerin, tarihin, doğal çevrenin üzerinde asfalt ve beton griliği ile göğü daraltan, dereleri ve çeşmeleri kurutup, köprüleri yıkan azgın bir kent iştahı yatıyor. İlçeye tepeden bakıldığında, griden başka sadece çatıların kiremit kahverengisi ve yok denecek kadar az açık ve yeşil alanın görülebilmesi de, bu değişimin en somut ifadesi gibi.

Ama gelin görün ki, ilçede yapılaşmanın ve bina yoğunluğunun en az olduğu; yeşilin ve açık alanların, az katlı yapılaşmanın; bir başkasının güneşini kesmeyen ve üzerine gölge düşürmeyen komşuluk ilişkilerinin en fazla olduğu mahalle olan Tozkoparan, bugün bir kentsel dönüşüm projesinin odağında yer alıyor. İlçede en planlı geçmişe ve diğer yerleşim birimlerine göre daha kimlikli bir niteliğe sahip olan ve belediye raporlarında “örnek mahalle” gösterilen Tozkoparan’ın bir dönüşüm projesine konu olması, hem mahalle sakinlerini hem de konuya duyarlı bizleri oldukça düşündürmekte ve zihinlerimizi zorlamakta.Projeyi duyunca aklıma ilk gelen şey, Tozkoparan ile projenin yaratıcılarından Güngören Belediye Başkanının yaşadığı aynı ilçedeki Genç Osman mahallelerini karşılaştırmak olmuştu. Hangi mahallenin bir kentsel dönüşüm projesine ihtiyaç duyduğu sorusunu, kuşbakışı bir analizle kolaylıkla yanıtlayabilmiştim. Hatta bu soruyu diğer mahallelerin birçoğunda tekrarladığımda sonuç değişmiyordu ve Tozkoparan böyle bir projenin yapılacağı en son mahallelerden biri olarak öne çıkıyordu. Projenin gerekçeleri arasında gösterilen “yıpranan yapı stokunun olası bir deprem için tehdit oluşturduğu” düşüncesi, akıllara 1999-Kocaeli depremini getiriyor ve yıkılan ya da büyük hasar gören, can alan binaların çoğunlukla yeni yapılan binalar olduğunu hatırlatıyordu. Özellikle de yeni yapılan konut binalarında malzeme ve emekten çalınıyor, çevreyle olan bağlar ve bahçe payları hiçe sayılıp ‘en fazla kaç kişiye satılabilir’in hesabı yapılıyordu ülkemizde ve İstanbul’un neredeyse her yerinde.
Yıpranan yapıları genel bir güçlendirme ile giderilebilecek olan Tozkoparan’ın, topyekûn bir dönüşüm projesine konu olması, projenin temel gerekçesinin (bahane de denilebilir) ne kadar tutarlı olduğu şüphesini doğuruyor bu yüzden ve temel amacın salt bir mahalle iyileştirmesi olmadığı savını ortaya koyuyor. Bu tespiti haklı kılan nedenler yakın geçmişe bakınca daha da çoğalıyor. Çünkü yakın geçmişimiz, kentsel dönüşüm projeleri ile çoğunlukla gönülsüz ve dayatmalarla yerlerinden edilen mahalle örnekleriyle dolu. Konumuz İstanbul olduğuna göre Ayazma’yı, Başıbüyük’ü ve Sulukule’yi sıralayabiliriz bu konuda. Ya kaçak ve sağlıksız yapılaşma, ya köhnemiş yerleşim dokusu ve ötekilik iması ya da kıyısında başlatılan ve zamanla tüm mahalleyi kaplayacak olan bir dönüşüm planı. Bu örneklerin çoğunda yaşanan sonuçlar mahallelilerin gönülsüz ve dayatmalarla yerlerinden edildikleri ve kentin dışlarında, hiç bilmedikleri yerlerdeki çok katlı apartman bloklarında, komşuluk bağlarından kopuk ve daha zor bir sosyo-ekonomik mücadele içinde bırakıldıkları bir yaşamla başlıyor ve bu yaşama ayak uyduramayanlar içinse durum daha da vahim bir hal alabiliyor. Halbuki bu projelerin hepsinde birinci öncelik mahalle sakinlerinindi ve yenilenecek mahallede ilk onlar hak sahibiydi. Oysa süreç böyle işlemiyordu ve ortaya el değiştiren mülkiyet haklarıyla ve dayatmalarla şekillenen Sulukule’deki gibi güç ve mevki sahiplerinin, (güce tapanların da diyebiliriz) ikinci-üçüncü evlerini edindikleri prestijli mahalleler çıkıyordu. Baş aktörler hep aynı: TOKİ, İBB ve ilgili ilçe belediyesi, yani iktidarın üç silahşörleri.
Üç silahşörlerin şimdiki hedefiyse Tozkoparan. Diğer dönüşüm örneklerindeki proje gerekçelerinin neredeyse hiçbirini barındırmayan, kendi halindeki bu mahalle. Ama açık alanlarının, yeşil bahçelerinin, az katlı yapılaşmasının fazlalığı ve konumu dönüşüm iştahlarını kabartıyor. Kabaran bu iştahın önünü tıkayacak olan güçse, kurulan mahalle derneği ile el ele vererek, mahallenin nesiller boyu ayakta duran değerlerine gönülden sahip çıkmaktır. Belediyenin bir müjde verir gibi duyurduğu projeye veri toplamak için dağıttığı anketlere ve söylemlere koşulsuz bağlanmak yerine, derneğin mücadelesine ortak olmaktır. Eğer bir nesil daha öteye bu topraklarda geçmek, çamaşırlarınızı arka bahçenize asmak istiyorsanız; çocuklarınız asfalt zeminlere mahkum olmasın, ağaç dallarına tırmanarak, yeşili bilerek büyüsün istiyorsanız ve en kestirmeden mahallenizi seviyorsanız bu dönüşüm projesini geçmiş uygulamalar ile birlikte ele alıp değerlendirin ve duyarsız, tepkisiz kalmayın. Komşuluk ilişkilerinizin üzerine gölge düşsün istemiyorsanız bu projeyi ve özünde yapılmak istenenleri sorgulayın. Çünkü dönüşüm anketlerinde gösterilen üç konut tipinden ikisi 10 ile 25 kat arası. Tozkoparan’ın ihtiyaç duyduğu şey bu gibi çok katlı-gösterişli yapılar mı yoksa göğün aydınlığı, bahçelerin yeşili ve çocuklarınızın toprakla olan oyun arkadaşlığı mı? Kararı siz verin çünkü toz kopmak üzere… Ne suyla, ne de bir rüzgarla. Dönüşümün demir kepçeleriyle!


