ORHAN KUNTAY / Radikal 2
70’li yıllarda Antalya Kaleiçi’nde 205 konut ve yapı turizmde değerlendirilmek üzere kamulaştırıldı. Kamulaştırmadan sonra boşaltılan evlerin bütün değerli parçaları çalındı, camları, pencereleri kırıldı. Gazeteler günlerce acı durumu yansıtan yayınlar yaptı. Turizm Bakanlığı birkaç yapıyı koruyabildi. Alan 1972 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafindan “Tarihi Sit” ilan edildi. Uzun süren çalışmalardan sonra, Kaleiçi’nin ilk “Koruma Gelişme İmar Planı” 1979 yılında onaylandı. O yıllarda Ağa Han Grubu, Kaleiçi’ni Tatil Köyü yapmak üzere başvurdu. Ne yazık ki teklif kabul edilmedi. Bugün benzer talep olsaydı kabul edilir miydi bilmiyoruz. Çünki, TOKİ yabancılara satmak üzere yazlık villalar ve tatil köyleri yapmak istiyor.

Antalya Kaleiçi’nin hikâyesi, alan için Koruma Amaçlı İmar Planı yapılarak devam etti. Alan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na teslim edildi. Kurulun alanı bir bütün olarak koruması için bir yönetim sistemi olmadığından başarılı olunamadı. İyi bir fiziksel planlama Kaleiçi’nin elden çıkmasını önleyemedi. Bitmiş, düzenlenmiş bir sokak oluşturulamadı. Yayaların serbestçe dolaşacağı sokaklar taşıtlara teslim edildi. Gürültü, çevre kirliliği, kültürel kirlilik önlenemedi. Güvenlik sağlanamadı. Sosyal ortam oluşturulamadı. Kamulaştırılan alanda oturanların tekrar alana dönmesi için arayışlara gidildi. Aslında burada oturanların hepsi taşınmaz sahibi değildi. Kiracılar da vardı. Eski kiracıların geriye dönüşü olanaksızdı. Benzer olay gecekondu dönüşüm alanlarında da yaşanıyor. Yüzde 40-50’si kiracı olan gecekonducular ne yapıyorlar bilmiyoruz.
Ağa Han tarafından tatil köyü yapılsaydı böyle mi olacaktı? Büyük olasılıkla elektrikle çalışan gürültü yapmayan araçlar sokaklarda dolaşacak, alan tümüyle yayalaştırılacak, turizme büyük katkı sağlayan güvenli, gürültü kirliliği olmayan, lokantalarından yemek kokuları yayılmayan, dünyaca tanınmış ve yüksek gelirli turistlerle dolu, ortak donatıları olan bir tatil köyü olacaktı. Koruma kurulu yasakladığı halde, bugün olduğu gibi her pansiyonda ayrı bir yüzme havuzu olmayacaktı.
Daha sonra başarılı tatil köyleri birçok alanda gerçekleştirildi. Kaybettiğimiz mimari yerel özellikleri tatil köylerinde görür olduk. Yakında vefat eden Nail Çakırhan’ın gerçekleştirdiği tatil köyündeki mimarlık örneklerini artık birçok yerleşmemizde görme olanağımız kalmadı.
Golf turizminin zararları
TOKİ’nin tatil köyü yapmak isteği, 2005 yılında Resmi Gazete’de yayınlanan “Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik”te yapılan değişiklikle başladı. Bu değişiklikle, turizm tesisi kullanımına ayrılan yerlerde konut yapma olanağı sağlandı. Böylece girişimciler, turizm tesisi için tahsis edilen kamu arazilerinde konut yapabiliyor.
Bu değişiklikten en çok yararlanmaya çalışanlar özellikle “golf turizm” tesisleri oldu. Devlet eliyle tahsis edilen arsalar üzerinde yapılan golf villaları satışa sunuldu. Oysa, golf alanları ülkemiz gibi su kaynakları yetersiz bir ülke için son derece zararlı. 45-60 hektar bir golf alanında kullanılan yıllık su miktarı, 6-8 bin kişilik bir yerleşmenin bir yıllık su talebini karşılıyor. Buna karşın, bu işletmeler, kullandıkları su için hiçbir ücret ödemiyor. Oysa bu yeraltı suları kamunun ortak kullanımına aittir.
416 tatil köyü ve yazlık villalar: Golf villalarına bir yenisi ekleniyor. TOKİ, Hazine taşınmazları üzerinde arsa karşılığı gelir paylaşımı yoluyla tatil köyleri ve yazlık villalar yapmak istiyor. Bu villaları da yabancılara satacak. Villalar turistik tesis mi olacak belli değil. TOKİ bu amaçla, Maliye Bakanlığı’ndan 416 adet arsayı talep etti. İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara sisteminden hareket ediyor. Bu tatil köylerinin performansıyla ilgili bir çalışma var mı bilmiyoruz. Bu tesisler ne kadar yataklı olacaktır belli değil. Örneğin, Antalya-Finike Kale arasındaki dik eğimli koridorda, 334 adet tatil köyü yapılmak isteniyor. Bu durumda, 334 tatil köyünün pek çoğu istenilen işletme büyüklüğünde olamayacaktır. O zaman amacın başka olduğu anlaşılıyor.
Temel hedef devlet eliyle arsa tahsis etmek. Kimlere bilmiyoruz. Bu tatil köylerini kim yönetecek, ortak donatıları neler olacak, altyapısı nasıl gerçekleşecek, katı atık yönetimi, atık su arıtma sistemi nasıl olacak bilmiyoruz.
Su kıt kaynak: Bu tatil köylerinin doğal olarak altyapısı bulunmuyor. Büyük olasılıkla zemin altı sularından yararlanılacak. Suyun çok yakın bir gelecekte kıt kaynak olacağı açıkça görülüyor. Bazı yerlerde su kalmayacak, tatil siteleri ve köylerinde sorunlar yaşanacak. Dünya Meteoroloji Kurumu, Akdeniz’de kuraklığın aşırı olacağını belirtiyor.
TOKİ’nin yapmayı tasarladığı tatil köyü ve yazlık villalar devlet eliyle arsa tahsisinin ötesinde bazı özelliklere sahip olabilecek mi? Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanabilecek mi? Yönetimi nasıl olacak? Kim, neden bu tesisleri yönetecek? Bütün bu sorunlar tartışılmadan, ortak akıl, ortak yarar belirlenmeden, gelecek nesillerin gelecekteki ihtiyaçlarının rehin alınacağı bu taleplere karşı Maliye Bakanlığı’nın daha duyarlı davranmasını bekliyoruz. Aksi halde, gelecekte, miras yedi olarak tanımlanması kaçınılmaz olacaktır.



2 Yorum
figenbalaban
toki ilk olarak kurulduğu zamanlardaki amaç ve uygulamalarına göre karşılaşatırılırsa şu anda nerededir? olumlu yönlerini de hesaba karatak bakarsak eğer geldiği yapılanma ile şimdiki halini de anlayabiliriz. bir siyasal etki alanı, piyasadaki devletin mühim harcama kalemiyle siyasal iktidarın söz sahibi edildiği bir merkez mesela. gözden kaçırılıacak gibi değil.
Nurettin Altındağ
TOKİ tanımlı bir alanın dışına çıktı ve yasal amaçlarını aşan bir inşaat tekeli gibi kullanılıyor. Sanki devletin inşaat bürosu ama özel sektörle de kol kola. Antalya yöresine oysa daha çok dikkat etmek lazım. Kaybedilen geri gelmiyor. Finike yoluna bu yazıda bahsedilen 334 tane tatil köyü inanılmaz çok bir rakam olarak geldi bana. Turizmin artan kapasitesiyle bu hacim açıklanamaz, böyle bir talep yok bence. Talep olsa bile onu biraz yönetmek lazım. Bazı tabii dengeleri korumaya girişmek lazım. Var olanların rehabilitasyonu ile kapasite arttırımına gidilebilecekken dağı taşı inşaata çevirmek abest doğrusu.
Saygılar