MURAT BALAMİR, ODTÜ
Konut Politikasında Neredeyiz?
Kamu konut politikasındaki başarının yalnızca üretim hacmi ile ölçülemeyeceğini, bunun için en az üç ayrı boyutta göstergelere başvurmak gerektiğini ve başarılı politikanın ancak doğru sosyal, finansman ve tasarım politikalarının birlikteliğinde elde edilebileceği gerçeğini daha önce savunmuştum.(1)
Türkiye’de ilk iki konuda çabalar bulunduğu, ancak tasarım konusuna bir türlü yer verilemediği görülmektedir. Kültür yoksunu yerleşmelerimiz, geçmişteki zengin mirastan kopuk olduğu kadar çağdaş mimarinin anlatım olanaklarından da uzak, düpedüz vahim çirkinlikte ortamlardır. Bu durum, Türkiye’de tasarım bilgisi ve becerilerine sahip bireylerin bulunmamasından değil, yönetimlerimizin ve özellikle TOKİ’nin tasarımı yeterince özümseyememiş ve topluma iyi örnekler sunarak ‘tasarımı kurumlaştıramamış’ olmasındandır.

TOKİ konut tasarımı
Türkiye’de 20 yıldır konut politikasının temel organı olan TOKİ, büyük bir finans ve yaptırım kapasitesi ile giderek güçlenmekte, ayrıcalıklı bir konut üretim yönlendiricisi olarak işlev görmektedir. Günümüz yönetimleri tarafından övgü ile desteklenip yüceltilen bu organ, konut politikasında gerçekten başarılı bir konuma sahip sayılabilir mi?
Finans politikası, kullanılan kaynakların yitirilmeden geri alınması kadar, bu kaynakları konut gereksinmesi olan kesimlere ve nitelikli ürünlere yönlendirmedeki etkinliği ile başarılıdır. TOKİ aracılığı ile yapılan üretim, bugün Türkiye’nin hemen her köşesinde yer alırken, bu üretimin özellikle dar gelirlileri hedeflediği ileri sürülmektedir. Bu yaklaşım, üretim maliyetlerini ve kar oranlarını daraltma çabalarına itmekte, bu da tasarım ufkunu daraltması kaçınılmaz olmamakla birlikte bu yönde sonuçlar veren tünel kalıp yöntemine başvurulmasına yol açmakta, Türkiye’nin her bölgesinde benzer konut siloları çoğalmaktadır. ‘Silo’ imgesinden yola çıkarak dahi tasarım niteliği ve çeşitlilikler yaratılabilirken (örneğin, MVRDV’nin ‘Silodam’ tasarımı), TOKİ örnekleri basmakalıp şemalar üzerine biteviye üremektedir. Avrupa ülkelerinin pek çoğunda, nasıl harp sonrası konut sitelerinin yaşanabilir çevrelere dönüştürülmesi 1980’lerden bu yana en önemli sorun olduysa, yakın gelecekte bugünün ‘silo-site’lerinin ortadan kaldırılması da Türkiye’de bir gereksinme olacaktır.


MVRDV’nin ‘Silodam’ tasarımı
TOKİ’nin finans ve sosyal boyutlarda doğru çabalar gösterdiğini varsaysak bile, tasarım konusunda bir hedef tanımlayamadığı açıktır. Bu performans niteliğinin açıkça sorgulandığı ortamlarda, TOKİ’nin üniversitelere araştırmalar yaptırmakta olduğu açıklanmıştır.(2) Ancak bu tekil çalışmaların standartlar, değerlendirme ölçütleri ve tipler geliştirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu içerikteki çalışmalar, geçmişte merkezi teknokrat kurumların konut sunumunda egemen olduğu ortamlarda daha anlamlı bulunmuştur. Ancak bugün, hızlı değişen teknoloji, malzeme, çeşitlenen piyasalar karşısında sürekli yeniliği ve tasarım üstünlüğünü arayan mekanizmaların kurgulanması gereği vardır.
TOKİ tarafından son olarak bir de mimarlık yarışması önerisi gündeme getirilmiş bulunuyor. Buna dayanarak, ilk olarak 1996 İstanbul Habitat II sırasında dikkat çekmeye çalıştığım(3) ‘ulusal konut tasarımı yarışmaları’nın günümüzde bir toplumsal kurum kimliğine kavuşturulmasının nasıl sağlanabileceğini bir kez daha açmak istiyorum.
Türkiye Konut Yarışmaları (TKY) Sisteminin Oluşturulması
Bu kurumlaşma, ilgili tarafların istek, katkı ve yükümlenmeleriyle ulusal düzeyde tasarım yarışmaları paketlerinin hazırlanması ve derece alan projelerin derhal gerçekleşmesi için özendirici düzenlemelerin yapılmasını hedefler. Yarışmaların yeri, ölçeği ve amaçları farklılık gösterebilir. Ancak bu kurumlaşmanın, bir defalık araştırma ya da projelendirme girişimlerinden farklı olarak, tekrarlanıp sürdürülerek çok yönlü ve uzun dönemli bir iyileşmeyi getireceği, toplumda yaygın bir sahiplenme ve kültürlenme yolunu açacağı anlaşılmalıdır.
Bu yönde ilk adım, kurumlaşmayı benimseyecek ve bundan yararlanabilecek kuruluşları biraraya getirmek ve bir ortak hedef tanımı ile eylem programını belirlemektir. Günümüzde TOKİ, bu tür girişimlerde bulunabilecek ayrıcalıklı yetkilerle donanmış, siyasal etkinliği olan bir yapıdadır.
İstanbul’da 1996 yılında yer alan HABITAT II çalışmaları sırasında bu yönde bir kurumlaşmaya adım atmak için çok elverişli bir ortam ve fırsat vardı. Öyle ki, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı bu toplantıda çok sayıda ulusal kuruluşu bu konuya bağlamak olası idi. Bu tutum üstelik doğrudan BM tarafından istenmekteydi. Ne yazık ki, o günün TOKİ yönetimi, bu yöndeki öneri ve birikimi göz ardı ederek fırsatı kaçırdı. Bugün giderek çoğalan sakıncalı konut çevreleri karşısında daha fazla gecikilmeden bu yönteme başvurmak gereği doğmuştur. Burada ‘Türkiye Konut Yarışmaları’ (TKY) adı ile tanımladığım bir kurumlaşmaya gidilerek aşağıda özetlenen süreç başlatılmalıdır.
TKY Sisteminin Aktörleri
TKY sisteminin işleyişinde ana rol sahibi, sonuçların uygulayıcısı ve sürecin asıl destekleyeni olan TOKİ’dir. TKY yoluyla elde edilen projelerin öncelikli ihalesi ve uygulanması, sürecin hızlandırılıp kolaylaştırılması, bürokratik işlemlerin en aza indirilmesi, tasarımcılara, yapımcılara, hanehalklarına, ilgili belediyelere ve malzeme üreticilerine ucuz krediler, kolaylıklar ve ayrıcalıklar sağlanması, eşgüdüm içinde sürecin denetlenmesi işlerinde yaptırım gücü TOKİ’dedir. TOKİ, bu çalışmalara ilgili birim ve kuruluşları çekerek TKY işleyişine bir ulusal ortaklık kimliği kazandıracaktır. Kamu kesiminde, çok sayıda birim TKY sistemi kapsamında roller üstlenebilir. Farklı bakanlıklar ve yönetim birimleri, yarışma temalarının kendi amaçlarına uygunluğuna göre destek ve katkılar sağlayabilirler.
TMMOB meslek kuruluşları, yarışma temalarının belirlenmesi, şartnamelerin hazırlanması, jüri üyelikleri ve uygulama sonrası performans değerlendirmeleri ve nitelik denetimi ile yayın ve tanıtım çalışmalarında doğrudan görevler üstlenirler. Odaların, kendi olanakları ile yapacakları katkılar protokollerde tanımlanır. Meslek insanları, düşünsel ürünleri ve teknik becerileri ile bu sistemin her aşamada daha ileri götürülmesine güç veren taraftır.
Üniversiteler protokollerde yer alarak, danışma kurulları, temalar geliştirme, yer ve ölçek seçimi, jüri üyeleri belirleme, değerlendirme kriterleri, ulusal ve uluslararası tanıtım kitap ve belgeler, uygulama ve kullanım davranışlarına ilişkin bilimsel araştırmalar, öğretim etkinlikleri yürütürler. TÜBİTAK ise, yarışma ödülleri ve bilimsel araştırmalar için düzenli kaynaklar ve temaların belirlenmesinde katkılar verebilecek bir kurumdur.
İş çevreleri TKY sisteminde yer alırlar. Sanayi ve Ticaret Odaları, Müteahhitler Birliği, bankalar ve finans kuruluşları, inşaat malzemeleri üreticileri, yapı merkez ve fuarları TKY etkinliklerine doğrudan katılırlar. Yerel yönetimler ve belediyeler birlikleri gibi birimler de bu sistemin işleyişinde büyük yarar görürler; uygulamaların kendi bölgelerinde yer alması için yarışırlar.
Medya kuruluşları, yazılı ve görsel ortamlarda sistemin tanıtımı, uygulamaların ülke çapında izlenmesi, TKY sisteminin vatandaşlarca öğrenilmesi ve uzun dönemde yaygın bir toplum kültürü oluşturulmasında etkilidir. TKY sisteminden medya ve reklam dünyası da yararlanır. TRT, tv kanalları, gazeteler, tasarım ve inşaat mesleki yayın kuruluşları, bilgilerin geri beslenmesini ve sistemin geniş çevrelerde tanınmasını sağlayacaklardır. TKY sistemine ilgi gösterip destek verecek sanat çevreleri ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu, toplumun bu sistemi tanıma ve benimsemesinde aracı roller üstlenebilir. TKY sisteminde tüm taraflar kendilerince farklı yararlar bulacaklar ve birbirlerini tamamlayacaklardır.
TKY Sisteminin İşleyişi ve Ufukları
TKY sisteminin işletilmesi, protokollere, bir TOKİ yönetmeliğine ya da yeni bir yasaya dayandırılabilir. TKY, bir defaya özgü standart, tip proje ya da göstergeler geliştirme işlemi değil, sürekli daha iyiyi arama ve bu etkinlik üzerinde düşünce ve eylem geliştirme yöntemidir. Uzun dönemde uygulama örnekleriyle sağlanan birikim, teknik ve estetik alanda bir laboratuar sahibi olmayı ve bir toplumsal kültür, ortak kavramlar ve referanslar bütünü geliştirmeyi sağlar.
Her dönemde görev üstlenecek birimler ve yer alacak paydaşlar ile, yalnızca belirli dönemlerde katılmak isteyenler için farklı yetki ve sorumluluklar tanımlanır. Protokollerde yarışma temaları, ölçek ve yer seçimi tanımları, o dönemin Danışma Kurulu aracılığıyla elde edilir. TKY, bağımsız konut yarışmaları açmak isteyen kuruluşlar (örneğin kooperatifler ya da kimi büyük belediyeler) için de bir genel şemsiye örgütlenme işlevi görebilir. Tasarım kültürünün gelişmesine yardım edecek TKY kapsamında, dereceye giren ve uygulanan projeler kamuoyu tarafından aşamalarla izlenir.
Tasarımcılar açısından, bu katılımcı sistemde dereceye girmek, bir anlamda ülke tasarım tarihine katılmaktır. TKY sistemi, konut ve çevreleri tasarım alanının ‘Oscar’larının dağıtımı gibi algılanır. Yarışmanın en önemli ödülü tanınmaktır. Tasarımcılar için olduğu kadar, yapım işlerinin yürütülmesi, malzeme hizmetleri verilmesi için de bu uygulamaların değerli referanslar oluşturması ve bu hizmetlerin belgelenmesi ve ödüllendirilmesi olanaklıdır. TKY sistemi ile, on yıl gibi kısa bir dönem içinde bile önemli bir kültür birikimi sağlanmış olacaktır. Bu yalnız meslek ve yönetim düzeylerinde değil, kullanıcı taleplerinin de dönüştüğü, paylaşılan bir çevre kültürü olacaktır. Her dönem sunulan tasarımların yayınlanması sisteme saygınlık kazandıracak, araştırmalar için bulunmaz bir kaynak oluşturacaktır.
Toplumda yaşam çevrelerine ilişkin bir kültüre yeniden ivme kazandırılması, TKY sisteminin toplumca benimsenmesini sağlar. Yarışmalar yoluyla tasarlanmış çevrelerin çoğalmasıyla, TOKİ daha fazla sayıda yarışma sonucunu uygulamayı, özel sektör de bu yaklaşıma başvurmayı isteyebilir. Bu yaklaşım, yeni alanların imara açılmasında başvurulan bir yöntem olacağı gibi, mevcut kentsel dokuda kentsel yenilemeleri de özendirebilir. Bu kültür yaygınlaştıkça, daha önce uygulanmış başarılı konut çevrelerinin değerlendirilip ödüllendirilmesi de TKY sistemi kapsamında profesyonel ayrı bir zemin bulabilir. Bu yolla elde edilen konut çevrelerinin uluslararası ortamlarda giderek daha fazla sayıda yayın konusu edilmeye ve ödüller almaya da aday olacağı kesindir. Bugün ulusal bir utanç tablosu olan kentlerimizin yeniden kimlik ve nitelik kazanması anlamına gelecek söz konusu gelişmeler, çevre kültürümüz ve kentsel yaşamımızla onur duymamızı yeniden sağlayabilir.
EUROPAN Örneği
Asıl amacı yeni fikirlerin geliştirilmesi ve genç meslek insanlarının özendirilmesi olan ve uzun yıllar Fransa tarafından yürütülen konut yarışmaları kurumlaşması (PAN), 1989-90 döneminden başlayarak Avrupa’da çok sayıda ülkenin benimsediği ve ortaklaştırılmış bir işleyişe dönüşmüştür (www.europan-europe.com). Europan deneyimi, dönem teması tüm ülkeler için aynı olmakla birlikte, her dönem farklı sayıda ülkenin katılımı ile bugüne kadar dokuz kez tekrarlanmıştır. Örneğin, Europan7’de toplam 26500 kayıt alınmış, 13000 aday proje vermiştir. Europan9’da her ülkede ödül kazananlara 12 bin euro, dereceye girenlere ise 6 bin euro ödenmiştir. Europan sisteminde, yarışmalar dışında, mimarlık, kentsel tasarım ve konut alanlarında Forumlar ve sergiler düzenlenmekte, uygulamalar yayınlanmakta ve ‘internet’te izlenmektedir. Türkiye’nin gereksinmeleri ve beklentileri AB kapsamında yürütülenlerden şimdilik farklı görülebilir. Ancak TKY sistemi, gelecekte uluslararası kuruluşlarla ve Europan sistemi ile eklemlenebilir.

Türkiye, HABITAT II İstanbul (1996) toplantısının sunduğu ortamda kaçırılan fırsatı bugün yeniden yakalayabilirse, bunun tarihi onurunu taşımak TOKİ’ye ait olacaktır. Eğer TOKİ’nin böyle bir ufku ve iradesi yok ise, konut üretimini giderek daha iyi örnekler geliştirmekte olan özel girişimlere bütünüyle terketmesi ülke yararına olacaktır.
Notlar:
1. Bu konudaki eleştiri ve önerilerimi farklı yayınlarda dile getirmiştim:
(2004) Tasarımın Kurumlaştırılması: Konut Politikasında Tasarım Hizmetlerinin Düzenlenmesi (Instituting Design: Notes on the Formal Organization of Design Functions as an Integral Component of Housing Policy), A|Z ITU journal of Faculty of Architecture, özel sayı ‘Housing Policies and Application: Turkey and France 1950-2000’ (1:1) 79-88.
(1998) Türkiye’de Gelişkin Bir Konut Politikası için Açılımlar, Arredamento Mimarlık, (100+3: Mart) 74-79.
(1997) Toplu Konutu Yalnızca Bir Finansman Konusu Olarak Görmek Yanılgısından Nasıl Kurtulmalı? Kent Gündemi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını (1:2 April) 45-50.
2. (27.5.2008) Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ‘Kentleşme Şurası’ Danışma Toplantısı, İller Bankası Tesisleri, Ankara.
3. (1996) Ulusal Raporda ve Hazırlık Sürecinde Bulamadıklarımız (The National Report and Action Plan that Never Was), HABITAT II özel sayısı, Mimarlık (269) 16-18 ,47.
(Mimarlık Dergisi Ocak sayısı için hazırlanmış olan yazının kısa versiyonudur.)



13 Yorum
Mustafa Sabri Önçler
TOKİ üzerine çeşitli kurumlar değişik açıklamalarda bulunuyor. TOKİ nin bunu duyduğunu ve incelediğini sanmıyorum. Türkiye’de eleştirinin ve uyarının fazla bir kıymati yok galiba. Murat Balamir hocamızın bana göre çok kapsamlı bakışının duyulmaması imkansız. TOKİ açısından baktığımda ise, ne bu telaş ne bu acele diyeceğim geliyor. Uzmanlıkları biraz dinlesen daha iyi olur. Ülkenin konuta ihtiyacı var o şüphesiz ama bunun yanında doğasına, kültürüne ihtiyacı da var. Mimarlığı devreye sokması lazım. Daha iyi kontrol edilen, teknik açıdan denetlenen yapılara yönelmesi lazım.
Ahmet Özgüneş
Türkiye’de mimarlık bir lüksten ibarettir. Ancak yine de TOKİ bir yarışma açmayı öneriyorsa bu hayır denilmemesi gereken bir durumdur. Ancak oda “muhalefet yapar görünür her türlü ranttan faydalanırım” anlayışı yerine bunu çoktan başlatılması gereken bir “mimarsız yapılaşmaya hayır” kampanyasının bir parçası olarak görürse çok daha mimarlardan yana tavır koymuş olur. (Bir kerecik olsun)
Cengiz Şentürk
Sayın Murat Balamir yazınız yeterince net ve bilgi verici. TOKi uygulamalarının kendi bölgemizdede rahatsız edici bir görselliğini gözlemliyoruz.Toki bir araştırma yaptırmış belediyeler üzerinde toki projeleri ile ilgili .İlk sırada verilen cevap hızlı proje üretilmesini olumlu bulmuşlar.Merak ettiğim belediyeler toki projelerini hiç sorgulamadan nasıl böyle teslim olmuşcasına kabul edebiliyorlar.Hiç incelemeden.Artık her şehirde belediyelere serbest mimarlar olarak tepki vermek çözümün ortağı olmak
için ilişkiye girmek.Bu ilgi belki yeni gelişimler sağlayabilir.
Cengiz Şentürk /05.01.2009
Nazif Yılmaz
Bana odadan iki gün önce gelen mesajda “TOKİ nin konut projeleri yarışmasına jüri gönderilmeyeceği” yazılıydı. PAN örgütlenmesi olarak Avrupa’dan örnekler veren hocama katılıyorum ve proje alanında gelişme olmadan kentsel kaliteden söz edilemeyeceğini fark ediyorum. Fakat görüldüğü gibi kör topal TOKİ konut projeleri girişimi meslek odasından kırmızı kart görüyor. Şimdi o metne baksak muhtemelen “TOKİ nin yanlış uygulamalarına odayı içine alarak meşruiyet kazandırılmak isteniyor…” gibilerinden çekince konulduğunu görürüz. Filhakikat böyle bir yönü vardır ve olabilir bu işin. Fakat sayın hocamızın anlattığı “proje alanında gelişme” nasıl sağlanacak?
Benim merak ettiğim -şahsi merakım- husus, peki anladık TOKİ problemli bir yer ve konut projeleri yarışmasında isteği reddediyor; ama o zaman oda bu işin nasıl yapılacağını hele bir anlatsın. Kendi ön ayak olsun PAN örgütlenmesine, TOKİ yi davet etsin. Biz de anlayalım ki TOKİ nin yolu aynlış, odanın gösterdiği aynı zmanda anlaşılarak tabikata konulan yol doğru.
Başka türlüsüne kafamız karışıyor açıkçası.
Saygılar
Hayri Ulusoy
TOKİ baştan aşağıya masaya yatırılmalıdır. PAN örgütlenmesi Avrupa’da olduğu gibi proje dünyasının ve mimarlık piyasasının canlanması açısından fırsattır, bu fırsat bu ülkenin mimarlarına verilmelidir. Vermek de denemez aslında buna, zaten o şekilde olmalıydı. Meral hanımın söylediklerine katılıyorum, o zaman kaliteye kavuşuruz.
meral yılmaz
TOKİ ye acilen çeki düzen verilmesi gerekir. Avrupa ülkelerindeki gibi PAN örgütlenmesine gidilmelidir. Bu durum ancak konut çeşitlilğini, kentsel kaliteyi sağlayabilir ve mimarlıkların gelişmesini sağlayabilir.
Saygıyla
orçun kuzey
TOKİ nin bana göre bu ülkeye getirmesi gereken en büyük anlayış “konutun bir barınma mekanı olması” gerekliliği idi. Çünkü çevremizdeki bu kadar niteliksiz ama bol sayıda ucuz-kötü kalite-dayanıksız yapılaşmanın var oluş nedenlerinden biri, konutun ülke ekonomisinin insanlara güven vermemesi yüzünden birikim aracı olarak görülmesiydi. Yılların meselesidir bu, konut oturmak için değil biriktirmek için alınır. İnsanlar kendileri oturmayacağı yerin kaliteli olmasını doğal olarak aramaz. Mimariye burada giremiyorum bile, bu yapılar mimari değerleriyle değil 70, 100, 130 m2 gibi büyüklükleriyle yada 1+1, 2+1, 3+1 gibi bömlümlemeleriyle emlak piyasasında yer buluyorlar. İşte TOKİ bu pompanın başına geçmiştir sadece. Küçük üretimlerle yapılan konut inşaatını artık büyük bir dev olarak yapmaktadır. Dediğim gibi, konut yaşanacak bir mekan değil değişim değeri olan metadır bu yönelişe göre. Bu ülkenin hukuk sistemi, piyasası ve idaresi konut sorununa doğru bir çözümle yaklaşmadıkça bu çarpıklık düzelmez diyorum.
Saygılar
Nihat Köseler
TOKİ bana göre ufalmalıdır. Bu kadar büyük olması hatalarını çoğaltıyor. Uzman parçalara ayrılmalı, yaptığı konut tiplerine, konutların kalitesi-standardına göre departmanlara bölünmelidir. Mimar ve mühendis çalıştırma oranını arttırmalıdır. Piyasadaki mimarlık kuruluşlarına grup grup çeşitli biçimlerdeki sınırlı yarışmalarla iş dağıtılmalıdır. Tekdüzelik başka türlü kırılamaz.
Saygılarımla
Orhan Günertem
Kanımca TOKİ bu kadar popülist bir yaklaşıma esir edilmese, başbakanın geniş kitlelere “ne çok hizmet ettik” kurdelaları için gereksiz yere çırpınmasa daha olumlu bir konut edinme politikası oluşabilir. Geniş yığınlar alım gücünden bu denli yoksun olunca onlara bir şey vermeye çalışanlar malın kalitesinin özncelikle gözünü çıkarıyorlar.
Bu yazıda bahse konu edilen mimarlık kalitesi ise “Avrupa Konutları” yok efendim “Sinan Evleri”, “…Konakları” gibi isimlerle süslenip düpedüz kırk elli direlik apartmalar şeklinde biçimlendiriliyorlar. Bu çıkmaz sokak için bu ülkeden yeterli ses gelmedi şimdiye kadar. Meslek odaları da yeterince etkkili ve sürekli olarak ele almadılar. Bir misalleme yapılması, olması gereken çözümler açık açık TOKİ ye hatırlatılmalı, yanlışlar ısrarla dile getirilmeli. Eleştirip kenara çekilmek de olmaz.
Tartışmak, tartışma ortamını açık tutmak gerekir zannımca. Sayın Balamir bu yazısıyla aklımızın bir köşesinde bulunan ve yapılmış ya da yapılmakta olan, gördüğümüzde bizi rahatsız eden ama nedense ses çıkarmaya gerek bulmadığımız çok önemli bir konuyu önümüze getirmiş. Tartışmayı büyüterek sürdürmek gereklidir diye umuyorum.
Sayın Balamir’e yerinde hatırlatması için teşekkürler.
Saygılar.
Ahmet Necati Gülesen
1999 depreminden sonra dönemin hükümeti aldığı kararlarla acil olarak kalıcı konut yapımına girişti. Hocam o sürecin en yakın tanığı ve afetle ilgili bilgileri kamuoyuna ilk elden veren kişidir. O zaman hatırladığım kadarıyla İzmit, Sakarya, Gölcük, Yalova gibi büyük yıkım yaşanan kentlerde hızla kalıcı konutlara girişildi ve işin ihale edildiği mütaahhitlik firması bir anlamda projesiyle geldi ve işleri yaptı. Yine o günlerde görüldü ki bu çok acele yapılan konutlarda bir çok tasarım eksikliğinin yanısıra en çok inşaat eksikliği yani yapım kusurları ortaya çıktı. Birçok da şikayet gündeme geldi.
TOKİ 2000 lere kadar konut projelerini bu yaygınlıkta yapmazdı, bilinen bölgelerde daha kaliteli işler olurdu. Ama bu deprem deneyi bence ülkenin ayarını bozdu. Altı ayda binbeşyüz iki bin konut gibi paketler patır patır her tarafta yapılınca TOKİ şimdi bu işin şampiyonluğunu ele almış görünüyor. Bu bir geleneğe dönüştü bana kalıra hızlı konut yapma işi daha sonra. TOKİ ye iş yapan müteahhitler veya alt yükleniciler hızlı ama bana kalırsa niteliksiz üretime alıştırıldılar. Bu arada inşaat sektöründeki acımasız rekabet sayesinde yüklenicilerin asgari düzeyde işleri gerçekleştirecek ödemeleri hem miktar hem de uzatılan vadeler yüzünden alamadıkları görülüyor. Oradaki huzursuzluğa da dikkat çekilmesi lazım. Yani yaygın niteliksizliğe, bir yerde firmaları ödeme yönünden sıkıştıran, haddinden fazla sıkan TOKİ yönetimi de sebep oluyor.
TOKİ nin bu hızlı giden treni şöyle bir durdurup sakin bir şekilde düşünmesi gerekir. Bu konunun uzman kurullarına, ilgilisi meslek odalarına, akademi dünyasından bilenlerine kendini açması gerekir. Kentlere konut depolamanın yerine hoşa giden ve yaşama zevki veren mekanlara aklını devşirmesi gerekir.
Saygılarımla
mahmut usal
TOKİ nin ucuz konut üretmesi başka birşey olması icabeden kentsel doku ve düzgün mimari başka birşey. Beylikdüzü’ne hergün gidiyorum ve Mahmutbey gişelerinden sonra nispeten boş olan arazi şimdi silme on onbeş katlı bloklarla doldu. Bahçeşehir ilk yapıldığı yıllarda eleştiri konusu olmuştu sık dokusu ve yüksek katlı konut bloklarıyla. Bu yeni TOKİ fırtınası yanında Bahçeşehir bir mimarlık rüyası sayılır. Birkere değişik değişik projeler var, bahçeli, ikiz ev, az katlı bloklar, çok katlı bloklar,… biteviye her taraf aynı bloktan döşeli değil. Bina kadar çevresine, boş alanlarına kıymet verilmiş. Anlaşılan kötüden daha kötüsünü insanoğlu yaşadıkça görebiliyormuş. Bu denli tek düzeliği eleştiriyorum.
Pervin Aslan
TOKİ nin bir çırpıda binlerce konut üretnesi ile bunu mimarlık ortamına açmaması arasında ters bir orantı var.
1. TOKİ tasarım aşamasında yeterli mimarlık hizmeti almıyor
2.Konut tasarımını geliştirici bir öge olarak görmüyor
3.Konut mimarisini belki “apartman inşaatı” biçiminde değerlendirip mimarlık yerine bile koymuyor
4.TOKİ uygulama aşamasında mimarlık hizmeti almıyor, ikinci üçüncü kalite iç mekanlar üretiyor.
5.’ucuzluğu’ herşey sanıyor ama daha baştan yetersiz, bozuk, konforsuz inşaatın gerçekten ucuz olmadığını algılamıyor.
6.TOKİ konut üretiyor, ama bir yandan stad, cezaevi, karakol, üst geçit yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla başbakanlığın inşaat bakanlığı gibi kendini görüyor. Burada sayılar ve büyük hedefler söz konusu olunca “iyi yaşam koşulları” gibi küçük hedefler yok olup gidiyor.
Bu niteliksiz azmanlığa bir dur denmesi gerekir.
Saygılar
nejla desteli
Değerli hocam, şu TOKİ konut deposu kavramını can alıcı noktalarıyla ortaya koymuşsunuz. Avrupa’nın sosyal konutları, Sovyetlerin can sıkıcı konut bloklarını aradan 40 sene geçtikten sonra “yeni bir şey” biçiminde sunulmasına “kırmızı kart” gösterdiğiniz bu yazınız umarım TOKİ ytkileri başta olmak üzere mimarların hakkını savunan, mimarlığın kurumsallaşması üzerine anayasa ve yasayla görevli olan kurumlar tarafından dikkate alınır. Belki o zaman ülkenin mimarlık birikimini yansıtmayan birbirinin kopyaları olan bloklar yerine başka bir yaşam alanı tasavvuru düşünülbilir. Bu şekilde bir ilerlemebelki mümkün olablir.
Uyarıcı yazınız için teşekkürler hocam.
Saygılar