“Timsah Gözyaşları Döken” Meslektaşlara…

5 Dakika Okuma Süresi


Kadri ATABAŞ

Bu ülkede tatile bile gitmeyeceksin, Ankara dan çıkalı 3 gün oldu, ortalık karıştı. Bilineni bilmeyen, söyleneni duymayan, yapılanı görmeyen bir yönetim, bilinen söylenen, görülen bir durum ortaya cıktı diye “ sürpriz, gece yarısı baskını, TMMOB den gezi intikamı alınıyor” diye ortalara cıktı.

Ama asil kazığı yiyen, bu mesleğe inanarak uğrasan, emeğinin hem Oda hem de kamu / özel sektör tarafından yağmalanıp sömürülmesine karsın inatla bir şeyler yapmaya çalışan “Mimarlar ne olacak?

Benim gibi mahallenin delileri, yıllardır bağırdıkları durum ortaya çıkınca, gene “ deli olup” sorsunlar, ne ise yarayacaksa…

-Oda telif hakki için ne yaptı?

Evet, Oda daha yakın yıllara kadar mimar- mühendis ayırımı olmayan bu ülkede, hukuk yollarını kullanarak, ayırımı mahkeme mahkeme uğraşarak elde etti, bu hakkını teslim etmek gerekir. Ama “telif” hakki denilen hak, Oda’nın mücadelesinden çok, Telif hakları yasası hazırlanırken devreye giren ve ANKARA da yasayan bir grup mimarın yasaya “ mimarlık” kelimesini eklemesi ile ortaya çıkmıştır. Bu konuda rahmetli Merih Karaaslan’ın bizzat nasıl uğraştığını biliyorum. Simdi bunu başka yerlere mal etmenin anlamı yok.

Elde edilen bu hak, kanunda açıkça belirtildiği gibi, “ eser” tanımına bağlıdır ve “ sivil bir kurumu” şart koşar. Bu da BİRLİK’ tir. Bu BİRLİĞİ müzik insanları kurdular hem de birden fazla kurdular ve haklarını takip edip başardılar. Ama hem Mimarlar Oda’sı hem de ( ne yazık ki ) SMD bu örgütlenmeyi yapmadı. Kanun, AB muktesebatı ile uyumlu olarak hazırlandı, AB o tarihte ( doğru hatırladığıma eminim, ama yanlış olduğuma inananlar düzeltsin) Oda yı NGO kabul etmediği için, BİRLİK kanun tanımında yer alır, ODA değil.. Ben de yıllardır Oda NGO değil diye bağırıyorum ama duyan yok.

Oda hakki olmayan bir yetkiyi gasp ederek, “vize” adi altında kendine kaynak yarattı ve bu durum cok kolaydan para getirdiği içinde proje yaparak yaşayanların BİRLİK kurmasına yardim etmedi, bu yöndeki çabaları da “ Oda yi güçsüzleştiriyorsunuz” ithamı altında bir tur “ihanet” olarak damgaladı. ŞİMDİ BÖYLE OLMAMIŞ GİBİ DAVRANMAYA KİMSE KALKMASIN. Ne yazık ki, Proje yapan “serbest büroları” toparlamak için kurulan SMD de bu işlevi sağlayamadı. Çünkü, kuruluşu “ elitist” bir bakış açısı içeriyor, ne yazık ki hala öyle. Bunu yazınca pek çok dostum kızacak ama artık bunun zamanı değil, şimdi hasar onarımına geçtik. Kırılmalara zaman yok.

Onlarda BİRLİK durumunu biliyorlar, ne zaman konuşsak ve gelmekte olanı tartışsak ( görünüyordu) “ 600 kişiyi örgütlemek gerekiyor, en az 5 yerde kurulu olmalı gibi” gerekçelerle var olanla yaşandı.
Oysa durum çok açık, telif hakları yasası hiçbir zaman kamu yapılarına uygulanmadı. Oda “ vize” ücreti almadı, onay için projeleri istemedi, onaya getirmeyenlere yaptırım uygulamadı. Böylece elitlere dokunmadan, kümesteki kazlarla yasadı. Kamuya iş yapan “ elitler” de duruma ses çıkarmadılar. Proje vizesi yaptırmadılar. Ben de yaptırmadım. (Ben, 12 Eylül den bu yana, prensip olarak Kamuya is yapmam. Özerk kurumlarla çalışırım, bu tanıma Üniversite ve Belediyeleri dahil ediyorum. Kast ettiğim buralara çizdiğim projelerdir. Bunun dışındaki özerk kurumlarda oda onayı yaptırdım) Telif hakları yasasına sığınarak, hiçbir biçimde telifi etkilemeyecek değişiklerde bile“ mimarlığın, diğer sanat eserlerinden farklı olarak, içinde yaşanılan, değişiklik gerektiren, sosyal boyutu da olan” bir alan olduğunu unutup davalar açtılar, yasa ile muhatabı korkutup para aldılar. Çalışmayan düzenlemeyi hem çizip hem şikayetleri dinlemeyen hem de yapılan en ufak bir duvar oynamasını bile para kazanma fırsatı sayan bir zihniyet “zorbalıkla” para kazanır oldu. Bu da yetmedi, ilçe düzeyinde bile “çanak” sistemi kurup başka yerden proje çizilmesini engelleyen, ancak merkez devreye girince “duruma razı olan” zorba yöntemler ortaya çıktı. Halen varlar. Siz bu telif konusu boşuna mı geldi sanıyorsunuz ?

Tabii bu arada Kamu “ telif haklarından vazgeçme” koşulunu projecilerin önüne dayadı. TOKi baska türlü mu çalışıyor? Hemen herkes de bunu kabul etti. Peki bu durumu Oda bilmiyor mu? Tabii ki biliyor, sağır sultan duyduğuna göre onlarda duymuştur. Hatta kamuya çalışan varsa, ayni belgeyi imzalamıştır. Ama, Oda, buna karsı durmayıp, Kamuyu rahatsız etmeden kümesteki kazlarla, yani kamuya da çalışmayan, sivil mimarlarla geçinip gidiyordu. Bu telif meselesinin arkasında Kentlerin biçim ve kimliğine müdahale etmek isteyen özel her şeye kendi “tosun burada da hizmetinizde” demeyi seven bir anlayış mutlaka var. Bu açık. Ama ne yazık ki, sadece bu olsa daha kolay püskürtülecek bir cephe yerine, yukarda sayılanlar yüzünden bir “ geniş cephe” oluşturmayı başaranlar, “kümestekileri seven Oda’cılar ve yasayı silahlı soygun aleti” gibi kullanan kişi / kurumlarla, bu duruma bilerek göz yuman ve hakkı olmayan telif yetkisini asil sahiplerine vermeyen, vermemek için kamu ile ittifak kurup, “ birbirlerinin sırtını kaşıyan” Oda yönetimleridirler. Bu ittifak oyunu, artık, yeterince güçlendiğini düşünen siyasi yapı tarafından bozuldu. Ezilen gene benim gibi, sadece “ iyi mimarlık” yapmaya çalışan, sırtını kamu yerine kendi yetenek ve becerisine bağlayan, profesyonel Odacılık yapmayan “saf ve bakir Anadolu çocuklarına” oldu.

Simdi bu asıl mağdurlar seslerini duyuramıyor…

23 Yorum

  1. kadri atabaş

    Önce, “habersiz imza” olayına getirilen açıklama için teşekkür ederim. Olayı hatırladım. O sırada ben mimarlık dergisi sorumlu müdürü idim. İlk kısmı haber olmuştu,önemli bir örnek olarak ele alınmıştı, vize konusunda ” haklılığımızı” vurgulamak için iyi bir örnekti. Devamını şimdi öğrenmiş oldum.İlginç, umarım bir eksik bilgi vardır veya Bay Eyüp Muhçu nun gözünden kaçmış bir durumdur. Bu konuda hiç soru soruldu mu ve cevap alındı mı ?

    Ayrıca, yazılarımdakullandığım bir yanlış tanımlamayı düzeltme gereği var. Mithat Akman başka bir yazışma grubunda hatırlattı. Yukarıda bahsettiğim belge ” büro tescil belgesi” değildi. O senede bir kez veriliyor. Ayrıca her proje için ” Proje müellifi sicil durum belgesi” veriliyor. Vize tanımı ile tartışılan bu belgedir.

    Üçüncü konu Raşit in yazdığı sorun. Biz bu “eser” “telif” meselelerini çok da tartışmadık. Tartışsak şimdi çok haklı zeminlerimiz olurdu. Raşit den yeni bir şeyler öğrendim. Bu konuda okuyabileceğimiz kaynaklar varsa, sevinirim.

  2. Raşit Gökçeli

    Kadri Atabaş’ın değinmeleri fikri mülkiyet konusuna gönderme yapmakta.

    Konunun kendisi sanıldığından da çok önemli çünkü bilgi ekonomisi alanındaki katma değerin sermaye ve kamu arasında nasıl bölüşüleceği ile doğrudan ilintili.

    Fikri hakların Mimarlık alanına ait uygulaması ise kuramsal ve pratik ek sorunlar içermekte.

    Derinlemesine tartışmaya açık.

    Bu aşamada Copyright dışında copyleft gibi uygulamaların dünyadaki fikri haklar hukukunda yer almaya başladığını ifade ederek tartışmaya bir pencere açalım.

    Copyright’ın bizzatihi serbest pazar ekonomisi alanında oluşturduğu kısıtlar copyleft yada “creative commons” gibi tekniklerle, fikri hakları daha geniş ve kamuya daha fazla ulaşılabilir kılacak yöntemlerle aşmanın yolları yöntemleri dünyada tartışılmakta.

    Aklıma “patates baskı” projeler ile özgün projeler ikilemi gelmekte bu aşamada. Demek ki fikri haklar yani telif dediğimiz unsur bugünün bilgi ekonomisi kapsamında kendi içinde kavramsal bir dönüşüme uğramakta.

    Tartışmaya başlamak için umarım geç kalmamışızdır.

  3. Ahmet Akçan

    ben Gaziosmanpaşa belediyesinde imar müdürü ve tayfasının , belediyeden iş bağlayarak sanki bir şirket gibi bir yan büroda projeleri çizdirip bir meslektaşımızın imzasını sahte olarak yüzlerce kez kullanması olarak biliyorum. yine bu durumda mağdur olarak kalan hanım meslektaşa odanın sahip çıkmadığını, belediyede bu işi yapanların üzerine meslektaşımızın kendi imkanları ve şikayetleriyle gittiğini, savcıya şikayette bulunduğunu, meslek odasının “sahte imza” kullanımına göz yummak bir yana ilgili Gaziosmanpaşa belediyesiyle bu sırada vize protokolü yapıp, olayı örtmeye çalışan GOP belediyesiyle zaten var olan belediye binası için saçma bir yarışma düzenlediklerini biliyorum. mesele yatışmayıp da hanım meslektaş hakkını aramayı sürdürünce ise, oda GOP belediyesine “habersiz imza” atılmaması yönünde odanın uyarı yazısı yazmasıdır. uyarı yazısındaki imza Eyüp Muhçu beydir, şube başkanı olarak. Kendisi mimar imzasının “habersiz” atılmasına karşıdır ve literatüre geçmiştir. Acaba başka neye karşıdır?
    Şimdi bu ekip, mimarın imzasına bile değer vermemiş olduğuna göre, bunlar mimarlığı ve mimarları savunuyor olacaklar yani. Ötesini benim aklım almıyor..

  4. kadri atabaş

    ben de aynı konuyu şiddetle merak etmeye başladım, bu sanki İstanbul iç haberleşmesinde bilinen ama dışa açılmamış bir bilgi gibi.

  5. kemal yener

    afedersiniz bazı tartışmalarda sözü edilen bu “habersiz imza” ne demektir? Eyüp Muhçu ile ilgisi nedir? kısaca bilen varsa aktarır mı acaba?

  6. Yılmaz Kuyumcu

    Mimariden hiç anlamayanlar yasa yaparlarsa böyle bir madde koyarlar ve madde kendi kendisiyle çelişir.
    “Özgün fikir ifade eden mimari eser ve projelerde, eserin bütünlüğünü ve estetik görünümünü değiştirmemek şartıyla teknik, yönetsel ve kullanım amaçlı zorunlu değişiklikler, müellifin izni aranmadan yapılabilecek. Bu durumda ilk müellif tarafından talep edilecek telif ücreti, ilgili meslek odasınca belirlenen mimari proje asgari hizmet bedelinin, tamamlanan yapılarda yüzde 20’sini, inşaatı süren yapılarda yüzde 15’ini geçemeyecek.”
    Ne demek bu? değiştirmeden değişiklik nasıl yapılabilir? Yapılan değişiklik proje müelliflerinin sorumluluklarını kaldırır mı? Örneğin işlevsel bir zorunluluktan ötürü kolonları kesilen binalar yıkıldığı zaman (bkz. son depremler) son depremde olduğu gibi:
    a.Sorumlu mimar ve mühendisler.
    b.Yasayı onaylayan milletvekilleri’nden hangileri içeri girecek ve ağır tazminatlar ödeyecekler?
    Proje denetimi olmadan asgari ücret hesaplamanın anlamı var mı? Bu nasıl uygulanacak?
    İlk ücret nedir? Yani mimar projeyi yaptı ve malsahibi olan hıyar da bir başka mimar bulup projeye değişiklik getirdi bu durumda mal sahibi ödemesi gereken ücretin %20 ya da %15’ini mi ödeyecek? Kalanı kim alacak?
    Bir de estetik kurul hikayesi var ki… bu Türkiye’de artık mimarlık yapılmayacak birbirinden berbat lümpen kenar semt kültürünün binaları son dönemlerde görüldüğü gibi her yeri saracak demektir.
    Son bir soru da Eyüp Muhçu’ya bu durumda “habersiz imza” olayı nasıl yorumlanabilir?
    Yılmaz Kuyumcu

  7. Azmi İzmirli

    Şimdi belki de “güzel insanların güzel atlara binip geri dönme” zamanı gelmiştir. Çünkü meslek odamız saldırıya uğramıştır. Eğer bu saldırıdan kendisine kişisel çıkar sağlayacağını zanneden ve AKP’nin propaganda tekniklerine kananlar hala kaldıysa hatırlatayım, eğer merkezi bir kontrol olmaz ise bu piyasa ve eğitim koşullarında inanılmaz düşük rakamlara bile proje çizenler çıkar. Çünkü mimari üretimin bir türü de bilgisayardan strech komutuyla oluşturulmuş, üzerine sadece iş takip ücreti eklenmiş işler yapmaktır. Gerçek bir projenin böyle olmadığını, bağlam, estetik, anlam, işlev gibi içeriklerinin olduğunu gerçek mimarlar bilirler. Bunlara sadece bakmak bile günler süren yaratıcılık ağrıları, geceli gündüzlü mesailer, çoğu kez proje gelirlerini bile aşan maliyetler demektir. Bu çalışmalar da bu nedenlerle çok değerlidir, fiyatlıdır. Kopyalanmaları ya da başka bir deyimle çalınmaları da büyük suçtur. Bu nedenle de batıda bir projenin kopyalanması meslekten atılmak için yeterli suçtur. Her projenin ayrı ayrı olmasını strech’le yapılamamasını sağlayan şey ise AKP’nin bilmediği anlamadığı TELİF HAKLARIDIR. Bizim odamız da uzun yıllar ve hala bu ince detayın farkında değildir. Strech projelerini onaylarken çoğu zaman aldığı vize harcına bakmıştır.
    Eğer bu TELİF HAKKI durumunu tartışabilirsek -odacılar sorununu aşarak bunun önemini anlatabiliriz hem de kamu yararı bakımından-
    Ayrıca şimdi yasanın çıkış şekli gereği (gelirlerin bakanlığa devredilmesi) nedeniyle aynı harçlar bakanlığa ödenecek, şimdiye kadar belediye insaflarına kalmış ödemeler zorunlu hale gelecektir, sevinen (varsa) arkadaşlara duyurulur.

  8. kadri atabaş

    Bir konu çerçevesinde, beyin fırtınalaması yapılırken, yazıya nasıl başlanır,çok düşündüm. Hasan Kıvırcık ın yeni söylem alanı geliştiren yazısına teşekkür ederim.Nurullah Ataç, harf devrimine sıkı sıkıya inanan biri olarak, pek çok sıfata karşı idi. O nedenle de yazılarında bile,”bay” veya “bayan” ile hitap ederdi. ” Arkadaş, dost” gibi hitaplar çok eski jargonlar veya suni duruyorlar.Acaba Bay Kıvırcık demek nasıl geliyor? Sanıyorum, yeni bir söylem geliştirirken onunda törensel boyutları olmalı.
    Bunu yazma gereksinimini,”sivilleşme” konusu için bir örnek olarak önemsediğimden yazdım. Sivilleşmek nasıl hitap ettiğinle de başlar.
    Evet, Bay Kıvırcık,yazdığınız süreç, birlikte yaşadığımız pek çok deneyimi içeriyor. Birbirimizi biliyoruz, “kol kırılır yen içinde kalır” ve ” kan kustum kızılcık şerbeti içtim” deyimleri bu süreçleri oldukça iyi anlatır. Oda nın içine çekildiği süreci çok güzel özetlemişsin, sağ ol.
    Bir konuyu çok iyi açmak gerekiyor. Çevre Bakanı, “TMMOB” olmayan bir yetki kullandı” veya ” yetkisini yanlış kullandı” anlamına gelecek cümleler kurmuş gözüküyor. İşin gerçeğini tam olarak ortaya koymak gerekiyor. Yanlış bilmiyorsam, Oda’nın verdiği belge, büro tescil belgesi. Yani, ilgili belediye veya kuruma ( eğer istemişse) proje verdiğinizde, Oda kayıt belgesi istiyordu. Yukardaki yazışmalarda söz konusu olan bu. Evet, sahte imza atan, ceza almış örnekler var. Kötü olaylar yaşandı, bunların meslek kurumlarınca kontrolu da gerekli. Zaten bu haklı yaklaşım sonucu Oda bu hakkı “kazandı”. Özellikle taşrada mesleğin bulanık sınırları ve yetki oluşumu açısından tarihi değere sahip adımlar atıldı.Hukuk da bunun oluşmasına katkıda bulundu.
    Ama. bu büro tescil belgesi verme hakkı,”vize” ye dönüştü, nasıl olduysa.Belge vermenin bedeli belli idi. “Vize” konusu hep tartışmalı oldu. (Asgari ücret konusunda olduğu gibi, asgari ücret uygulamasını haksız bulan rekabet kurumuna karşı epeyi uğraş verildiğini hatırlıyorum).Evet, “vize” hukuken verilmiş bir hak değil. Bu kendi Oda jargonumuzda kullandığımız bir tanım. Hukuken Büro tescil belgesi. Ama o % yi yatırmadan belgeyi alamıyorsunuz, ilgili belediye projeyi kabul etmiyor. Ya da eden belediye varsa, belgesiz de iş oluyor. Ankara da bazı ilçe belediyeleri istemiyorlar. Buralara verilen ne projeleri, ne de büroları biliyoruz.Benim komisyonlarda çalıştığım bir dönem de ” her inşaatın üstünde tabela var, o kadar para topluyorsunuz, ekip yollayın, tabelalardan isimleri tespit edin, Oda ya gelmemiş olanlara yazı yazın” dedik, ama yaptıramadık. Ama, ne kadar haksız ve hukuksuz olduğunu bilsek de, benim gibi, Hasan Kıvırcık gibi mimarlar gene de gidip odaya projelerimizi onaylatıp bu bedeli ödedik. Niye mi? Herkesin cevabı kendine, ben her şeye karşın geçmiş de yaşanan kötü dönemleri bilerek, ödemeyi ödememekten daha doğru buldum. Ama her bulduğum fırsatta tartıştım, bunun sonunda elimizde patlayacağını belirttim. Kıvırcık’ın güzel belirttiği gibi, bu süreç ” belki iyi şeyler” olur veya “yeter ki güçlü odamız olsun” diye bile bile yaşandı. Bu konuyu mahkemeye taşıyanlar oldu. Oda “vize” ismini ( yanlış hatırlamıyorsam) böyle bir süreçten sonra kaldırıp, tescil belgesi dedi. Sonuçta,çok tartışmalı, hukuken “yok” bir temele dayalı, büyük çapta gönüllü verenlerin “meşruiyet” kazandırdığı bir yöntem, Oda yönetimi sürekli grubu tarafından,” gerçekten de var sanılmak” gibi bir hayali güç doğurdu. Bakanlık bu zaafı gördü ve kullandı. Bu kadar zayıf bir temel bu kadar basit çökebilir. “Vize” uygulamasının taşıdığı zaaflar ve kendi içindeki, adaletsiz, rencide eden, vereni “kümesteki tavuk” hissiyatına sokan tavırlar bakanlığın veya siyasi iktidarın elinde koza dönüştü.
    Vermeyene göz yumulması bir başka neden.Aslında buradaki zaaf da Mimarlar Odası ve TMMOB arasındaki garip ilişki yumağından çıkıyor. Oda, mesleki etik kurallara uymayan üyeleri üstünde bir yaptırım uygulayamıyor.Birinci neden TMMOB yapısı. Bu yapı 22 Oda dan oluşuyor. İçinde hiçbir mesleki bağın olmadığı odalar çoğunlukta. Gemi makine Mühendisleri, Gıda Mühendisleri vb…bu Oda ların temsilci yolladığı disiplin kurulu en son başvuru yeri. Oda nın hakkında karar aldığı Mimar için son karar buradan çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz , yukarıda saydığım ve saymadığım Oda ların üyeleri bizim Oda- üye ilişkimize karar veriyorlar. Tabii disiplin işleri yürümedi.Salt bu nedenle bile, içinde benim de olduğum bir grup mimar, seneler önce,” TBMMO ile Mimarlar Oda’sının ciddi bir temelde buluşan yapıları yoktur, bizim ayrı bir kurum olmamız gerekir” dedik ve yazdık da. Ama ” siz Mimarlar Odasını zayıf duruma sokmak istiyorsunuz, birlikten güç doğar” tepkisi ile karşılaşıldı. Ses duyamadık. Bunun üzerine, “en azından, kent ve yapı ile ilgili Odalar ayrı bir yapılanma oluştursunlar ” önerisi de yapıldı, ama destek bulamadı. Oysa bugün bakıyoruz, TMMOB kendi sorunlarının meşruiyet kaynağını Mimarlık, şehircilik ve yapı ile ilgili Oda’ların üstünden savunmaya çalışıyor. Eee, diğer odalar mı bize güç kattı, yoksa bizim üstümüzden mi geçinmişler? Hadi mimarlar hamaldır, taşısınlar da, bari kararlarımızı verebilse idik.
    tabii, ikinci neden de, saadet zinciri gibi kurulmuş ekonomik yapının aslında bir zaafa dönüşmesine karşı yapılması gereken eleştiri ve “sivilleşme” konusunu bizler de tartışmayı,tam geliştirmeyi beceremedik.Oda nın sahip olduğu güç hepimizi etkisiz kıldı, bireysel söylemler de kaldık.Belki gene de öyle olacak. Bunları bilerek yazıyorum. Çünkü,yazmanın tarihe belge bırakmanın gücüne, her şeye karşın inanıyorum. Yukarıaki sözleri ediyorum. Çünkü vakti ile yazdım, yada kayıtlara geçirdim. O nedenle yazmak gerekiyor.
    Şimdi, “sivilleşmeyi” bence öğrenmek gerek yeniden. Bir ortadoğu kültür iklimi etkisindeki ülkede ne kadar sivilleşilebilinir? Bu önemli bir soru. Ama Gezi parkı süreci, bizim gençliğimizdeki gibi, kafalarını yara yara öğrenmeye açık bir gençlik olduğunu gösterdi. Hem de ciddi “siviller”.Bu süreçte, ne yazık ki, benim kuşağımın gene rol kapmak için televizyon ekranına kafa uzatan vatandaş durumunda gençliğe musallat olduğunu düşünüyorum. Deneyim kazanmalarına fırsat vermiyorlar.Bunu bizim Oda eksenin de çok şiddetle gözlemliyorum. Yaşanmamış gençliğinin acısı, sindirilememişliği, onu yaşamak arzusu var bu süreçte. Öne çıkma “ablalık, ağabeylik” ve sınır çizememe… Oysa gençler sınırlarında daha berraklar, durmayı da beceriyorlar, durmamayı da…ve öğreniyorlar. Ama,” nayırr, bizsiz olmaz, biz var ya biz…muhalefeti de yaparız, hükümet bile sallarız, biz muhatap oluruz…”
    Bu gençlerin de işi zor, önce, 12 Eylül ün yaşatmadığı yıllarını yaşamaya kalkan abla ve ağabeylerine ” siz hele bir durun, evet sizin için üzgünüz,ama bu artık bizim dönemimiz bizim ortamımız, siz gene olun, lojistik destek verin, danışalım, yanımızda olun, ama bırakın biz yön verelim” diyecekler, onları bir hizaya getirip, sonra bu iktidarla uğraşacaklar.
    Bunu biraz mizah gibi yazdım. Ama ne yazık ki, Ankara Şube özelinde, uzun bir süreçteki gözlemlerim bunlar. İyi niyetle gelen gençleri öylesine ezen, buyurgan, kendinde bu hakkın olduğuna inanan, en ufak bir hatada ” bizzzz” diye başlayan kişi ve gruplarla bir arada oldumki… öz geçiremedim ” hele bi yol dur” dedikse de yetmedi O güzel gençler o güzel atlara binip gittiler, kalan bu. ( Çoğumuzun o dönemle ilgili hesaplaşması var, ama bu bizim kuşağın trajedisi,kabullenmemiz gereken gerçeğimiz. Dönüp dönüp bunu yaşamak, üstelik başka ortamları etkileyecek biçimde yaşamak başka bir şey). Bugün kullanılan söylem ve jargon da bile bunu hissetmek mümkün.
    Gençlerin işi çok zor, çok çalışmaları lazım,çok…

  9. Hasan Kıvırcık

    Kadri beyin bu yazısında ve daha önce Raşit Gökçeli yazısına yapmış olduğu yorumda da altını çizdiği, mimarlık pratiğini ilgilendiren vurgularına katılıyorum. Şimdiye kadar meslek odasından herkesin biraz da şişirilmiş olarak bir çok beklentisi “şekilsiz olarak” gündeme geldi ve odayı “her şey” olarak görenler için eleştirmek ‘kolay’laştı. Gerçek zaten böyle değildi.
    Oysa ki oda zannettiğimizden başka demokratik bir örgüt gibi görünüp bir şirket gibi yönetiliyordu. İstenmeyenler bir yolla ayıklanıyor, itibarsızlaştırılıyordu. Zamanla ve ‘sırayla’ birçok kişi bu duruma düşürüldü.. Ama oda denilen binası ve çeşitli olanakları olan yapı ister istemez çekim yarattığı için, başkalarına yapıldığı sürece sıra kendisine gelmeyenler duyarlı olamadılar ve odanın kapladığı yer, demokratik mücadelenin bileşeni olması gibi sebeplerle demokrat kamuoyu ve mimarlar tarafından kollanıp, özellikle seçimler sırasında kırıp dökmeler görmezlikten gelinerek süreç bu günlere dayandı. İşin kötüsü her türlü seçim kazasına gözlerini kapamış “hattı müdafa” yapan bir katman ve gelenek oluştu yıllar içinde.
    Fakat itiraf etmeliyim, oda eleştirisine zaman zaman giren biri olarak biz daha çok oda mekanizmasının işlemeyişi, farklılıkların tasfiyesi ve ötekileştirilmesine vurgu yaptık.
    Mimarlık pratiğinde mimarın üretimi ile kurduğu müelliflik ilişkisi, hakları, kamuda ya da özelde mimarın tasarımcı kimliğinin tescili ve onun serüveni ilgi alanımızın dışında kaldı.
    Müzik sektörü telif konusunu Atabaş’ın dediği gibi bir noktaya getirdi ve bunun takipçisi kurumlara sahip şu anda. 59 senelik TMMOB ve Mimarlar Odası ise Şehircilik Bakanlığının düzenlemesiyle ya da torba denilen yasada bir hükümle bir günde sahip olduğunu zannettiği şeylerden mahrum olabiliyor.
    Sırf bunlar mı?
    Ücretli çalışan mimarların sorunları odada bunun için komite kurulmasıyla çözülmüş mü oluyor mesela?
    Kamu kurumları (kaç çeşitse bunlar, yirmiden fazlaydı bildiğim kadarıyla) kendi imarlarını kendileri yapıp odadan proje geçirmezken (dolayısıyla vizeden muaf kalırken) serbest mimarlık yapan ve büro tescil belgesi almak zorunda olanlara “vize” uygulamak hangi eşitlik, hangi adalet, hangi etik ve hangi meslek ilkesiyle bağdaşabilir?
    Bugüne kadar oda, bakanlık, genelkurmay, belediyeler karayolları, serbest bölgeler,… gibi projelerini kendi yapıp kendi onaylayan bu kurumlara karşı durumu değiştirmek üzere bir mücadele bayrağı yükseltti mi?
    Vize denilen şeyi yıllarca abartıp onu bir “gelir kaynağı” gibi gören ve elde ettiği parayı mimarlar için enstitü, mesleği geliştirme deneyleri, yarışmalar, toplumsal projeler, mesleğin ülke ve dışında tanıtılması gibi mimarlar ve ülke mimarlığı için bir çok geri dönüşüm sağlayan alanlar yerine mülk alımına yönelen ve yıllar boyunca odayı bu çizgide götüren zihniyet sorgulanmayacak mı?
    Haydi bıraktık mimarların telifini, bizi ilgilendirmiyor, sosyal yanımız güçlü ya, evsizler için barınak, deprem tehlikesine karşı dayanımlı konut, kamusal alanların toplumsal kullanıma açılması, afet risklerinin azaltılması,… gibi pilot bile olsa deneyip gerçekleştirdiği, sonuçlarını topluma sunup kamuoyu yarattığı, resmi makamları zorladığı bir projesi var mı? Bu anlamda “dikili bir ağacı” var mıdır gerçekten? Basın açıklamalarıyla bu iş ne kadar yürür?
    Lafı uzatmayayım.
    Demokrat olmak ya da öyle olduğunu iddia etmek her şeyi açıklamaya yetmez. O elde bir, elbette demokrat olacaksın ve hatta göstermelik olan değil hakikisi. Müsaade edin de bu durum ayrı bir üstünlüğünüz olmasın artık. Gezi’de,değişik ülke meselelerinde takınılan tavrı gözümüzün içine sokmayın.
    Söz konusu mimarlık ise onun varoluşuyla alakalı bütün sorunlara sahip çıkıp, meseleleri sadece toplumsal boyutta rol almaya indirgemeyip bütününe dair perspektifle yaklaşımlar sağlanmalıydı. Bu ne yazık ki yapılamadı.
    AKP nin TMMOB ile uğraşması eşyanın tabiatında var. Muhalif olmak böyle bir akıbeti de içinde barındırır. Dolayısıyla İktidar odaklı müdahaleler, hangi şekilde olursa olsun bana göre demokratik yapısında problemler de bulunsa yapılanları masum göstermez. Bir şeyin yanlışlıkları olması iktidarın ona istediği saldırıyı yapmasını elbette haklı çıkarmaz. Dolayısıyla dünyayı zindan etmek isteyen zihniyetlerin dili ve paralelinde bir şey söylemeyi ayrıca ahlaki bulmam. Ama TMMOB bugünkü eksiklikleriyle nereye kadar gidebilir gerçekten?
    Dost acı söyler diye bir sözümüz var ya, işin hamasetine kaçmadan, eleştiri yapanları da cadı kazanına atmadan, AKP ile eşleştirmeden gelin bunu tartışalım.
    Kadri bey tartışmanın zemini çizmiş, Raşit Gökçeli bazı önemli maddeler geçtiğimiz günlerde saptamıştı, bunlar üzerinden gidebilir buradan başlayabiliriz.
    Hasan Kıvırcık

  10. Ali USTA

    Eğer oda denetimi olmaz serbest piyasa koşulları uygulanırsa Türkiye’de nitelikli proje yapma imkanı kalmaz. Proje bedelleri yüz liralara iner. Hele hele ki proje yapmak ozalitciden çıktı alma düzeyine inince.
    Mimarlar Odasında korkunç ötesi bir yönetim vardı. “Habersiz İmza” kavramı mimarlık tarihimizin utancıdır ve Eyüp Muhçu tarafından bir belediyeye yaptığı imza sahteciliğini mazur göstermek için yazılan bir yazıda yer almıştır. Çünkü belediyelerde meslek odası denetimi olmadığı için daha önce proje geçirmiş mimarların imzaları kullanılarak projeler geçirilmekte, böylelikle meslektaş hiçbir şeyden haberi olmaksızın yüzlerce (örnekte 254 proje yakalanmıştı) proje geçirilmektedir. Hatta sahte meslek odası temsilcilikleri bile açılmıştı.
    Türkiye bir mimarlık çölüdür. Kendi meslektaşlarına alçakca “bize muhalif olanlar AKP’li” diyebilen bir yönetimin olması Mimarlar Odasının yok edilmesine gerekçe olamaz. Bu durumla çöl bu sefer tam bir felakete dönüşecektir. Kaldı ki bakın çevrenize birbiri üstüne yığılan aralarında “pencereden pencereye çay servisi yapabilecek kadar” mesafe bulunan binalar ortaya çıkmaya başladılar bile.
    Ayazaağa’ya bakın, Kağıthane’ye bakın ormanların askeri alanların nasıl 5 katlı yapılara komşu 36 katlarla dolduğunu göreceksiniz.
    AKP bunu savunmak için odayı felç etmek istemiştir.
    AYrıca bir mesleğin listesini ancak o meslek erbabı yapabilir, eğer tüm dünyada bu durum böyle ise bir de nedeni vardır.

  11. meral ağrı

    Kadri bey, benim lüzumsuz alınganlığım da bu çanak sistemlerinden birine dahil olduğum ve çok faydalı bulduğum için oldu, küçük bir ilçede mimarlık yapıyorum, dolayısıyla mimari yetenek ,farklılık falan söz konusu değil benzer arsalara benzer basit projeler yapıyoruz böyle bir sistemle mesleki bir dayanışma oluşturduk diye düşünüyorum ve düzgün de işledi.mimar mühendis olarak zorbalıkla para kazanmadık ama piyasa koşullarında hakkımızı ancak bu yöntemle alabildik, sıkıntılar oldu elbette olmadı değil ama ben mimar olarak daha onurlu durabildiğimiz günlerdi diye düşünüyorum. şimdi fiyat kırmada rekor kırma durumundayız.diğer taraftan telif konusunda ve tadilatlar ruhsat yenilemeler konusunda yazılanlar kesinlikle çok haklı tespitler bunları çok yaşadık basit projeler için meslektaşlar birbirimize düştük veya 20 yıl önce bir projeye imza atmış bir meslektaşı aradık bulamadık hatta odamız bir ara onu bulamadıysanız torunlarını bulun falan bile dedi, bir imza için deli para isteyenleri de duyduk duymadık değil.Zaten sıkıntı odaların yerelde yaşananları pratikte olup bitenleri pek umursamaması sorunlara çözüm üretmemesi..ama şimdi bu kadar etkisizleştirilmesi de bana üzücü geliyor dediğiniz gibi daha iyi ve daha güçlü bir yapıdan başka çare yok..

  12. Mahmut Kuyupınar

    İstanbul’dan ya da Ankara’dan olması farketmiyor artık deniz bitmiş. Hiçbirşey kolay değil biryanıyla. Şu anda başka yol bilinmiyor. Aynı sözler, aynı argümanlar, imza kampanyaları falan. Başka bir çıkış görünmüyor, aynı hamamda aynı tas, mecbur. Gezinin yaratıcı ortamı belki herkesi dönüştürür.
    İki şey var: Biri mimarların üretimlerinin sahiden “ne olacağı?”. Bununla ilgileneler pek fazla değil. İkincisi TMMOB ye ne olacağı? Bununla ilgileneler ise var olduğu söylenen 400 küsur bin kişi değil. Hoş 400 bini geçin dörtebiri tam manasıyla ilgilense hem mimari üretimle ilgili telif, müelliflik, eser,… gibi mesleki sorunlar hem de TMMOB ve ya mimarların serbest mimarlık derneklerinin sorunu çözülür.
    Toplumun buna ikna olması için mimarlık kamuoyunun kendisinin bir noktaya erişmesi gerekir ama şimdiye kadar oda pratikleri yönünden odanın yüklendiği misyon gereği uğraştığı işler dışında meslek alanına ait bir temsil gücü yok. Büro tescil, belge verme, proje vizesi gibi bir alanla sınırlı sahici gücü var. Üstelik onu da berbat kullanmıştır itiraf etmek gerekirse. Unutmayın daha iki yıl önce SMD diye birşey çıkarıp sebest büroculara paralı kurs puan filan verip, barajı doldurmadan imza yetkisi vermemeyi akıl etmiş bir odadan bahsediyoruz. Diplomayla aldığı mimarlık yetkisini oda puana bağlayıp, o üstüne kurulduğu serbest mimar-bürocuları bile bezdirmişti.
    Her türlü hor kullanmanın da bir ömrü ( ve bir bedeli) var sonuçta. Çıkar aheste aheste.
    Kadri beyin yazısına TMMOB ci büyükler öfke duymadan bakabilirlerse bazı çıkış yollarını da görebilirler.

  13. kadri atabaş

    aslı,
    kimse alınmasında, İstanbul’dan bakınca, ” kolay” sanılıyor olabilir. Siyaset ne yazık ki, amatör siyasetcilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iş. Oda siyaseti ile parlamento siyaseti de farklı. Hani Demirel bir kere demişti ” 24 saat siyasette uzun bir süredir”

  14. kadri atabaş

    Meral hanım,
    olayı kişiselleştirmek istemem, benim örneğim, seçme yapmanın bedeli üstüne idi. Kastetiğim zorba yöntemler, kamununki değil, bizim kendimizin kurduğu ” çanak” sistemleri için. Kamuya iş yapmamak, 12 Eylül’den sonra,yaşadıklarım sonucu, “sivil” olmaya karar vermekle ilgili, onun da çok bedeli var.
    Bundan sonra nasıl yürünecek, evet konu bu. yeniden “sivil toplum” “sivil güç” olmayı, haklarımızı geri alınması zor bir yapı üstüne oturtmayı becermemiz gerekiyor.
    Başka çaremiz var mı?
    Bu arada Aydan Balamir hoca bana ilginç bir yazı gönderdi. Ankara şubede daha önce avukatlık hizmeti vermiş Fevzi bey yazmış
    . Yazısına; http://www.ekolojistler.org/tmmob-degisiklikleri-ve-toplumsal-mucadelenin-onunu-acacak-dinamikler-fevzi-oz.html
    ulaşılıyor, ben etkilendim. Bir bakıp, isterseniz üstünde konuşmaya değebilir.

  15. meral ağrı

    katılmamak mümkün değil doğru tespitler var fakat bugünkü tabloyu haklı çıkarmaz ayrıca ben bu meslektaş büyüğümün zorba yöntemler lafına da pek alındım, kendisi prensipleri gereği kamuya iş yapmamış yapmak zorunda kalmamış, yapsaydı kendisi de bu yöntemlerle ancak ayakta kalınabileceğini görürdü. Ben bunu Anadolu da mimarlık yapan biri olarak söylüyorum. oda vizesi için haksız bedeller alındı doğrudur ama şimdi oda vizesi yapılmıyor bakalım işler nasıl yürüyecek bu kadar mimar mühendisin sicili nasıl tutulacak, mimar mühendis olmayanların projelere imza atması nasıl önlenecek merakla bekliyorum..

  16. kadri atabaş

    Mesut Bey,projeyi göremedim, nasıl ulaşırım. Ayrıca bizi Almanya da mimarlık pratiği ve hukuku için daha çok aydınlatma olanağınız var mı?
    Ali bey,
    Bu hükümetin yaptığı daha çok su götürür.Aslında uzun süredir yapılan, bundan 30 yıl önce iptal edilen imar iskan bakanlığının yeniden ve daha hukuk kontrolu dışına çıkartılmış uygulaması. O bakanlık da benzer ama daha az yetki kullanırdı. En küçük ilçe imar planı onaya Ankara ya gelirdi. Sistem öyle tıkandı, suistimale ve çürümeye açık oldu ve bürokrasi kapısında yıllarca beklenilen, “seçilmişleri” küçümseyen bir yapıya dönüştü ki, sonunda iptal ettiler.Tıkanma yaratmıştı.
    Şimdi o deneyimi bilmeyen bir parti ve kadro ” aculluk” edip,yeni bir şey bulduk sanıyor. Kasaba cinliği ya… Bunun çıkmaz sokak olduğunu anlatacak olanlar daha demokratik bir yapılanmayı savunan olmalı idi. Ama bununla ilgili çalışma yapma yerine TOKİ ve onun yaratığı Çevre bakanlığını meşru kabul eden bir zihniyetle yaşadık. Bu yapılanmanın sivil hiçbir tarafı yok. İlgilenenler 1970- 80 Türkiye sinde hem barınma konuları, hem imar yetkileri hem de kurulan örgütlenme çalışmalarına bakabilirler.

  17. Ali Usta

    “T.C. Anayasası 135. Madde
    H. Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları
    Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir.”
    AKP’nin Anayasa filan taktığı yok ama ben yine de bir hatırlatayım dedim.

  18. Ali Usta

    Bu arada Meslek Odaları Anayasal kuruluşlardır. Onların yetkilerinin ellerinden alınması, fiilen işlevsizleştirilmeleri için Anayasa değişikliği gerekmez miydi?

  19. mesut tanyel

    Telif konusunda avrupadaki uygulamalar düzeyine geliniyor tabi eğer istismar edilmezse, Gecekonduyu veya hasbelkader projesi olan bir yapıyı eser kapsamına sokan bir uygulama tabiiki akla mantığa uygun değildi, her zaman olduğu gibi ne söylediğin değil, ne zaman ve nerede söylediğin önemli olduğu için Atabas`in yazısı gerçek yerine oturmayacaktır yani bu toz duman arasında kaybolup gidecektir.
    tabi sapla samani birbirinden ayırmak gerekiyor, hükümetin TMMOB a karsı olan tutumunu da desteklemiyorum, velhasıl bizler iki cami arasında beynamaz bir durumdayız almanya’da bizdeki gibi bir telif yasası olsa biz burada hiç is yapamayız. Bir projeyi bir alman meslektaş başlatmış ama proje belediyede iken ihtilaf çıkınca yollar ayrılmış, is bana geldi yani projede ufak tefek kozmetik değişiklik yaparak belediyeye vermem gerekiyor ve kendi ismimle, durumu mimarlar odasından sordum , bu projenin almanya’da sıradan bir proje olduğu ve fark yaratmadığı söylendi kısacası özgün bir tasarım olarak kabul etmediler ve biz projeye imza koyup devam ettik yani tasarım hakki bize geçti.

  20. Ali Usta

    Dar çevre politikaları özetle “ben yönetimde olayım, onlar AKP’li diyeyim, istediğim maaşı kendime ödeyeyim, tazminatı alayım, başka şeyler yapayım” sürü de beni desteklesin durumudur. Oda bunu yıllarca yaptı. Kendisini birer suçlu ilan ettiği mimarlardan ve projeden soyutladı. Mimarları kendisine maaş ödeyecek memurlar gibi gördü. AKP’de bu durumdan faydalandı ve müteahitlerin talebini yerine getirdi.
    Şimdi acilen odada olağanüstü genel kurula gidilmelidir. Eski hesap mutlaka çözülmeli o “onlar AKP’li” mesajını gönderen kimse teşhir edilmeli ve atılmalıdır. “Habersiz imzalardan” bahseden kimse teşhir edilmeli ve atılmalıdır. “Ondan geçmeden hiç bir şey ödenmez” dönemi bitmelidir. Yeni ve geniş katılımlı bir yönetim seçilmeli ve bu zor durumdan yeni bir güç birliği anlayışı içinde kimseyi dışlamadan ve mesleğin uygarlık değerlerinden güç alarak çıkmanın yolları aranmalıdır.
    Mimarlık mesleğinin bir proje mesleği olduğu ve projenin de bürokratik değil demokratik ortamlar gerektirdiği anlatılmalıdır. Tabi odanın tüm bu bürokrasisinden, fırsatçılığından sonra anlatılabilirse.

  21. aslı özbay

    20 yıl geçmiş, telif hakları yasasındaki değişiklikler yürürlüğe gireli. yıl 1994’dü merih abi bu işlerle uğraştığında…
    20 yıldan buyana kadri’nin yazısında özetlediği “eser” tanımı ve birlik meseleleri, benim de içinde olduğum birçok oda, dernek toplantısında dile getirildi, yazıldı, çizildi… ama nafile!! kaale alan, konuyu öncelik kabul eden, ısrarla üzerine giden bir meslek bilinci geliştiremedik.
    bazı konuları dile getirmek, bazı zamanlarda daha derin etki yapabilir. iş işten geçmiş de olsa, bence bugün öyle bir gün!
    ama buna rağmen, “hadi, bunca emek verdiğimiz örgütleri akp insafına bırakmayalım… destekleyelim… peki nasıl yapıcaz?” diye bakınca, manzara feci: hepimizi sokaklara ve imza kampanyalarına çağırıyorlar!!! kullanılan jargon da, artık okumaya/duymaya tahammül edemediğim aynı demode, sufli jargon… http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9216&tipi=3
    soru şu: yıllardır fiiliyatta sorun olarak yaşanan, bu sonucun “göstere göstere” gelmekte olduğu herkesce bilinen bir durumda, nasıl olup da konunun kulislerinde yer almadı sorumlu örgüt yöneticilerimiz? nasıl oluyor da gece yataklarındayken geçebiliyor bu tasarılar? muhalefetin desteğini neden alamıyorlar???
    şimdi beni imza kampanyalarına çağırmaları bana öyle traji-komik geliyor ki…
    üzülüyorum ama daha da fazla kızıyorum.

  22. Cemal Kozlu

    Şimdi bir de şöyle, duyduğum kadarıyla vizeyi ve vize ücretini kaldırıyorlar. Bu kaldırmanın ne maksat taşıdığını biliyorum, yapanları savunacak değilim. Fakat vize denilen şey eğer mimarların üretimlerinin kontroluna dayanıyorsa gerçekten de kamuda karar veren, imar yasası yapan, imar kanunu yönetmeliği yazan, kurum yöneten, kentin büyük bölgelerine mimarlık bilgisi dahilinde karar veren ama kamu yöneticisi olan meslektaşlar niye vizelenmiyor, niye denetlenmiyor du?
    Evet kümesteki tavuklar gerçekten. Dolayısıyla TMMOB sadece onlardan mahrum oldu. Ama diyeceksiniz ki sadece onlara bağlıydı ve onlara hükmediyordu zaten.
    İşte sorun da orada değil mi?

  23. Ali Demir

    Ne diyeyim. Doğrular öyle kolay yenilip yutulmuyor. İnsanın boğazına düğümleniyor. Yıllarca yaşananlara bakılırsa sayın Atabaş’ın söyledikleri film gibi ve hepsi doğru. Fakat serde AKP nin her zemindeki saldırılarına göğüs germek var.
    Budur bizi esas şaşkına çeviren.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir