AHMET TURHAN ALTINER / Milliyet
Prof. Dr. Şerif Mardin yeni konuşmasında Osmanlı ve Cumhuriyet mahallelerini karşılaştırırken mahalle muhtarını unuttu. Ona göre Osmanlı’nın temel birimi olan mahalle cami, imam, tekke, tarikat gibi öğelerden oluşuyordu ve Cumhuriyet’le gelen düzende öğretmen, eski mahalle imamının yerini tutamamıştı.

Onun mahalle tanım ve “mahalle baskısı”nı revize edilmeye muhtaç kavramlar olarak gören Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aykut Toros’a göre bugün mahallede durum çok farklıydı. Mahalle sivil toplum kuruluşlarının devreye girmesiyle ve enformasyon toplumuna geçişle yeniden oluşmaktaydı. Peki, Şerif Mardin muhtarı niçin unutmuş olabilir? Osmanlı’nın ona göre iyi, güzel ve doğru mahallesinin ölümü ne zaman gerçekleşmişti? Cumhuriyetle mi? Sanmam çünkü muhtarlık kurumu Osmanlı’ya ta 1829’da girmiş. Bence o sadece muhtarı değil, mahallede kadının değişen rolünü de unutmuştu.

Bugün Türkiye’de pek çok kadın muhtar görev yapmakta. 1999 Marmara depreminden hemen sonra giderek başlattığım Mahalle Afet Yönetimi (MAY) projesinin pilot alanı… Türkiye’de ilk mahalle afet yönetim merkezini gönüllülerle prefabrik olarak 2000 yılında inşa ettiğimiz… Gayrettepe mahallesinde… Halen muhtar olan sosyal antropolog Necla Başar hanım diyor ki: “Muhtar her şeydir. Yerel ve merkezi yönetimin ilk başvuru merkezidir. Mahallelinin dostu, hukukçusu, dert ortağı ve de günah keçisidir.”

Gayrettepe’de son yeşil alan parçacığı olan çocuk bahçesinin altının oyularak katlı otopark yapılmasına karşı mahalleliyle birlikte hukuk mücadelesi veriyor Başar. Topladığı kitaplarla çevrede pek çok kütüphanenin kurulmasını sağlamış. Ve bir ricası var. Prof. Mardin’i Gayrettepe muhtarlığına davet ediyor, mahallede gerçekleştirmeye çalıştığı iyi, güzel ve doğru olanı tartışmak için… Buyur ola muhtarlar unutulmamalı testusuna bu kez de…

1 Muhtarlık, Osmanlı’da Tanzimat’tan önce, yeniçeri ocağının kapatılmasından sonra, 1829’da hangi padişah zamanında kurulmuş?

a. Üçünü Selim
b. Dördüncü Mustafa
c. İkinci Mahmud
d. Birinci Abdülmecid

2 Anadolu’da muhtarlığın ilk kurulduğu şehir neresiymiş?

a. Konya b. Kastamonu
c. Kütahya d. Kayseri

3 Türkçe “özerk”, yabancı dilden “otonom”, yani kendini idare eden anlamındaki “muhtar”ın bizde nesi var, nesi yok?

a. Mahallesi var, mahalli yok
b. Sorumluluğu var, yetkisi yok
c. Temsil yeteneği var, manevra alanı yok
d. Muhtarlık ödeneği var, özel bütçesi yok
e. Özel kişiliği var, tüzel kişiliği yok
f. Adı var, sanı yok
g. İlmi var, “ilmühaber”i yok
h. Hepsi

4 Mahalle muhtarlarının yetki ve sorumluluklarını belirleyen kanun hangi tarihte yapılmıştı? Artık değişmeli, değil mi?

a. 23 Nisan 1920
b. 29 Ekim 1923
c. 15 Nisan 1944
a. 12 Eylül 1981

5 Seçimle gelerek beş yıl görev yapmaya gönüllü muhtar ve sekiz kişilik ihtiyar heyeti galiba sadece bize mahsus. Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre mahalle ve köy yönetimini yerel yönetim statüsüne kavuşturmakta büyük bir adım teşkil eden ihtiyar meclisleri, ilk kez hangi tarihli Vilayet Nizamnamesi ile resmen kurulmaya başlanmıştır?

a. 1829 b. 1839
c. 1864 d. 1876

6 “Mahalle baskısı” kavramının yetersizliğini gösteren hangi tampon mekanizmalar Gayrettepe’de mevcut?

a. Türkiye’de ilk “Çevre, Kültür ve İşletme Kooperatifi”
b. Mahalle gönüllülerinin kurduğu Afet Yönetim Merkezi
c. Kadın emeğini değerlendirme atölyesi
d. Hepsi ve ayrıca gönüllü klasik Türk müziği korosu

7 Gayrettepeliler sivil örgütlenme ve eylem konusunda gayretli. Yeşil alan olarak ayrılan arsada iş merkezi yapılmak istenmesi üzerine Ocak 1999’da ayaklanan mahalleli, bu girişimi nasıl protesto etmişti?

a. Gezginler Kulübü Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural ve Bağımsız Hayvan Platformu’ndan Emel Yıldız namı-diğer Panter Emel tabuta girdi
b. “Yeşili koruyalım, betonu sorgulayalım” diye pankart açarak şarkılar söylediler
c. Mahallenin imamı da gösteriye katıldı, “Burayı betonlaştıranlara hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sorunca aralarında Perihan Savaş’ın da bulunduğu protestocular “Helal etmiyoruz” diye bağırdılar
d. Hepsi

Yanıtlar: 1) c, 2) b, 3) h, 4) c, 5) c, 6) d, 7) d.

One Comment

  1. Bence İslamiyet bırakın öğretmene karşı zafer kazanmış olmayı kendi varlığını bile önümüzdeki yüzyıla zor taşıyacak durumda. Bunun en büyük nedeni kendi reformunu yapamamış olması. Çelişki burada öğretmenle yada başka bir sosyal yapıyla değil gördüğüm kadarıyla doğrudan doğruya çağı ile çelişiyor ve teknoloji geliştikçe de bu çelişkiler artıyor.
    Az önce genç kızlar arkalarında erkekler türban için gösteri yapıyorlardı televizyonda. Bu gösteride dikkatimi çeken yaz sıcağında giyilen pardesüler, başörtüleri, kadınlardan dikkatli bir şekilde ayrılmış erkekler. Ve her iki kesimi birleştiren ideolojik yaklaşım. Bu bana biraz da son günlerde depremle gündeme gelen ideolojik taraf olma ile doğanın gerçeği çelişkisini anımsattı. Aynı zorlama burada da var. Doğanın gerçeği nedir? Çok basit sıcakta ince soğukta kalın giyinmek. Erkeklerden adeta vebaliymışlar gibi uzak durmak. (ne olur ne olmaz diye belki) İşte burada çağdaş Türk toplumunun yeni bir geçmiş yaratmaya ve insanları sınırlamaya çalışanlarla yaşadığı temel çelişkisi var. Doğanın ve sosyal yapının ortaya çıkartıp döktüğü çelişki. Akıl süzgecinin bastırılmak hatta mümkünse kırılmak istenmesindeki gibi, tüm bu terli, sinir krizli, pardesülü başörtüsü eylemlerinde olduğu gibi.
    Bunun karşısındaki kesim ise doğa ile ilişkilerini iyileştirmek istemekte. Sadece kıyafetle değil bitki, böcek, hayvanlar ile de.
    Bu çelişkinin giderilmesi batı toplumlarında çok acılı olmuş. Savaşlar, engizisyon -ki o da bir çelişki örtücüdür- kan, ateş acılar, salgın hastalıklar, toplu kıyımlar… batı çelişkilerini akla uygun şekilde çözümlemek için büyük mücadeleler vermiş.
    Bizde çelişik bol. Plan yapılıyor plan iptal ediliyor. Niye yapıldı niye iptal ediyorsunuz? Akıl dışılığın önü açılınca nerelere kadar gidileceği belli olmuyor.
    Belki de burada en önemli olan şey, tüm akıldışılıklara karşı ruh sağlığımızı koruyabilmek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir