FEZA KÜRKÇÜOĞLU / Birgün
Osmanlı mimari tarihi hakkında böylesine önemli bir yanlışı, onlarca kitap, yüzlerce makalede tekrarlayan öğretim üyeleri, tarihçilerden ise bu iddianın doğruluğu hakkında bir açıklama yapılmamışken, tarihi, bir kişinin iddialarına göre yazmak en hafif deyimle “haksızlık”….

Geçen hafta Milliyet gazetesinde “Atatürk’e suikast planı çöpten çıktı” başlıklı bir haber yayınlandı. 10 Aralık 2008 tarihinde Milliyet gazetesinde Ömer Erbil imzasıyla yayınlanan özel haber: “Dolmabahçe Sarayı’nda çöp diye ayrılıp, imha raporu çıkarılan 40 konteynır ve 216 naylon torba içindeki belgeler arasından Atatürk’e suikast yapılacağını bildiren bir evrak da çıktı.” diye başlıyordu.[1]Çöpe atılmaktan son anda kurtulan arşiv belgelerinin hikâyesi 1998 yılında başlar. 1998 yılında Uğur Dündar’ın Arena programına bakımsızlığı ile konu olan Dolmabahçe Sarayı, programdan sonra “temizlenir”. Sarayın bodrumlarında bulunan arşiv belgeleri de alelacele toparlanarak konteynırlara, poşetlere doldurulur. 1999 yılında da söz konusu belgeler için ‘imha raporu’ hazırlanır ancak dönemin Milli Saraylar Daire Başkanı Polat Akbulut’un karşı çıkmasıyla belgeler imha edilmez. Dokuz yıl depolarda bekletilen belgeler, arşivde çalışan uzmanların verdiği bir dilekçe ile gün ışığına çıkarılarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı’na devredilir. Bir bölümü çürüyen arşiv üzerinde çalışmalar sürmekte…
Kısacası, tarihi çöpe atıp yeniden tarih yazmak üzerine üstümüze yok! Dolmabahçe Sarayı’nın bodrumlarında bulunan arşiv belgeleri kurtarıldı. Yıllar boyunca, binaları boşaltmak, oda kazanmak için çöpe atılan, SEKA’ya yollanan arşivlerin haddi hesabı yok. Bu son diyeceğiz ama biliyoruz ki, son olmayacak…
Sarayın mimarı kim?
Söz Dolmabahçe Sarayı’ndan açılmışken bir başka konuya daha değinmek istiyoruz. Milliyet gazetesinin haberi üzerine internette araştırma yaparken yolumuz Dolmabahçe Sarayı’nın resmi web sitesine düştü. Üzerine birçok kitap, tez, makale yayınlanan Dolmabahçe Sarayı’nın tarihi hakkında “yeni bir bilgi” daha edindik.
TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nın “TBMM Milli Saraylar” web sitesinden “Dolmabahçe Sarayı Portalı”na girdik ve Saray’ın mimarisi ile ilgili yazılanları ilgiyle okuduk: “Dolmabahçe Sarayı’nın gerek inşasında, gerek iç ve dış süslemelerinin yapımında pek çok sanatçı çalışmıştır. Eserin ortaya çıkarılmasında hem Avrupalı hem de Osmanlı ustalarının emekleri vardır.
Sarayın yapımı ile ilgili olarak ulaşılan belgelerde, Abdülhalim Bey sermimar, Altunizade İsmail Zühtü Paşa ise mimar ağası ve bina emini olarak geçerken, inşaat işlerinin başında ise Garabet Balyan Kalfa’nın, yardımcı olarak da Nikoğos Balyan ve Hassa kalfalarının adı zikredilmektedir.” [2]
Bildiğimiz kadarıyla Dolmabahçe Sarayı’nın mimarları Garabet ve Nigoğos Balyan’dı. Bir kez daha ansiklopedilere bakalım dedik, baktık. Ana Britannica Ansiklopedisi’nde yer alan Dolmabahçe Sarayı maddesi şu satırlarla başlamakta: “İstanbul’da, Dolmabahçe semtinde, deniz kıyısında, Abdülmecid’in 1853-1855 yılları arasında mimar Garabet Balyan’a yaptırdığı saray binası.” Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde ise Dolmabahçe Sarayı şöyle yer almakta: “İstanbul’un Dolmabahçe semtindeki saray. Sultan Abdülmecit tahta çıktığında (1839-1860) imparatorluğun tüm görkemini vurgulayacak ve batılılaşmanın etkisindeki yeni düzeni simgeleyecek bir saray yaptırmak düşüncesiyle geçmiş değer ve düzenin biçimlendirdiği ahşap Beşiktaş Sahilsarayı’nı yıktırdı. Aynı yerde batılı bir anlayışla yeni bir saray yapılması için dönemin ünlü mimarları Garabet Amira Balyan ve oğlu Nikoğos Balyan’a verdi (1848).”
Bir başka ansiklopediye daha baktık… Tarih Vakfı’nın yayınladığı İstanbul Ansiklopedisi’nde Çelik Gülersoy imzasını taşıyan Dolmabahçe Sarayı maddesinde de sarayın mimarının Garabet Balyan olduğu yazmakta: “… bütün eski tipik ve karakteristik tarihi binalar söktürülerek, Avrupa tipi bir sarayın yapımına başlandı. Görevlendirilen mimar, Balyan ailesinden Garabet Kalfa’dır.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın web sitesinde Dolmabahçe Sarayı’nın mimarlarının Balyanlar olduğu yazmakta olduğunu görünce rahatladık: “Binanın deniz kenarındaki alanının toprakla doldurularak bahçe haline getirilmesi nedeniyle Dolmabahçe olarak adlandırılmıştır. Sultan II. Mahmut döneminde, bu alanda ahşaptan bir saray yaptırılmış, bu saray Sultan Abdülmecit döneminde yıktırılarak yerine, Avrupa saraylarının anıtsal boyutlarında günümüzdeki mermer saray yaptırılmıştır. Binanın mimarları Karabet ve oğlu Nikogos Balyan’dır.” [3]
İstanbul Valiliği’nin web sitesine girdik orada da aynı bilgiler vardı: “Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üslûplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyan’ın eseridir.” [4]
Elbette, sadece sözünü ettiğimiz kaynaklar değildi Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı / mimarlarının Balyanlar olduğunu yazan… Hemen birkaç yazardan alıntı yapalım. Mithat Sertoğlu 1977’de Hayat Tarih dergisinde yayınlanan “Dolmabahçe’den Beşiktaş’a” adlı makalesinde Saray’ın mimarından şu satırlarla söz eder: “Nihayet Sultan Abdülmecid Han (1839-1861) kendi devrine kadar intikal eden bütün bu binaları yıktırıp 1853 yılında Karabet Balyan Kalfa’ya Ampir tarzındaki bugünkü muhteşem Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırdı.” [5]
İşte, İstanbul’a gelen gezginlerden biri olan İtalyan yazar Edmondo De Amicis’in Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “İstanbul (1874)” isimli kitabından, Dolmabahçe Sarayı izlenimleri: “Boğaz sahili üzerinde, sultanların oturduğu meşhur saray yükselir. Bu, Sarayburnu’ndan Karadeniz ağzına kadar, sulara akseden en büyük mermer kütledir ve ancak önünden kayıkla geçerken bir bakışta bütünüyle görülebilir. Aşağı yukarı yarım İtalyan mili uzunluğundaki cephe Asya’ya karşıdır ve çok uzaktan denizin mavisiyle sahil tepelerinin koyu yeşili arasında bembeyaz görülür. (…)
Sarayı ilk düşünenin kendi halinde bir Ermeni mimarı olabileceği akla gelmez de, daha ziyade sevda çeken bir sultanın en ihtiraslı cariyesinin kollarında uyurken rüyasında gördüğü sanılır.” [6]
Ermeni tarihçilere göre
Ermeni tarihçi Eremya Çelebi Kömürciyan, “XVII. Asırda İstanbul Tarihi” isimli kitabında Dolmabahçe Sarayı’nı şöyle anlatır: “XVII. Asırda, servilerle çevrilmiş güzel bir bahçe halinde olan Dolmabahçe’de ve civarda yapılan köşk ve saraylardan Mehmed IV. ve Mahmud I. ve Mahmud II.’un yaptırdıkları binalar meşhur olmuştur. Bugünkü Dolmabahçe Sarayı, 1842-1853 yıllarında Abdülmecid tarafından Hassa mimarı Karabet Balyan’a (1800-1866) yaptırılmıştır. Caddenin arka kısmında ise son senelerde inşa edilen Stadyum’un yerinde de has-ahırlar vardı.” [7]
Ermeni tarihçi merhum Kevork Pamukciyan, 1960’larda yayınlanan Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’ne Amira Garabed Balyan hakkında şu satırları yazar: “Hassa mimarı Krikor Balyan’ın oğludur. 1800’de İstanbul’da doğmuş ve 15 Kasım 1866’da İstanbul’da vefat etmiştir. (…)
Garabed Amira, üç padişaha (Sultan Mahmud, Abdülmecid ve Abdülaziz) hizmette bulunmuştur. Eserlerinin mühim bir kısmında eniştesi Hovhannes Amira Serveryan ve oğlu Nigoğos Bey’le teşrik-i mesai yapmıştır.”
Pamukciyan, Garabed Balyan’ın oğlu Nigoğos Balyan’ı da şöyle anlatır: “Garabed Amira Balyan’ın ikinci oğludur. 19 Kasım 1826’da İstanbul’da doğmuş ve 27 Şubat 1858’de İstanbul’da vefat etmiştir. (…) Nigoğos Bey pek genç yaşta öldüğü için bıraktığı eserlerin miktarı az ise de bunların sanat bakımından değeri ve ehemmiyeti büyüktür.” [10]
Balyanlar müteahhit iddiası
Osmanlılar Ansiklopedisi’nde Garabet Amira Balyan maddesini yazan Prof. Dr. Afife Batur açıkça belirtmiş Dolmabahçe Sarayı’nın mimarını: “Mimarlık tarihine adı ‘Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı’ olarak geçen Garabet Amira Balyan, ailenin profesyonel etkinliğinde ve sürekliliğinde kilit noktalarda olan kişiliktir.” [8]
Mimarlık tarihimizle ilgili kitap ve makalelerinden tanıdığımız Prof. Dr. Doğan Kuban Tarih Vakfı’nca yayınlanan “İstanbul Bir Kent Tarihi” isimli kitabında baba, oğul Balyanları anlatır: “Garabet’in oğlu Nikoğos Balyan (1826-58) Fransa’da eğitim görmüş ve Henri Labrouste’nin öğrencisi olmuştur. Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonu, Küçüksu Kasrı, Ortaköy Camisi, Dolmabahçe ve Tophane’deki kuleler ve Ihlamur Köşkü onun tasarımlarıdır. Krikor’un oğlu Garabet Amira Balyan (1800-66) Dolmabahçe Sarayı’nın yapımından sorumluydu. Ayrıca eski Çırağan Sarayı ve başka sultan saraylarıyla Gümüşsuyu Kışlası’nı, Dolmabahçe’deki Bezmialem Sultan Camisi’ni, Çengelköy’deki Süvari Kışlası’nı, Mekteb-i Hayriye’yi ve daha birçok yapıyı gerçekleştirmiştir.” [9]
Sanırım, sıkıntımızı anladınız… Bunca ansiklopedi, bunca yazar mimarın Balyanlar olduğunu yazarken, Dolmabahçe Sarayı’nın resmi sitesindeki neden başka bir mimar adı verilmektedir. Bunu araştırdığınızda karşınıza Zaman, Yeni Şafak gibi gazetelerde 2007 yılında yer alan bir haber çıkıyor. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Osmanlı mimarisi üzerinde araştırmalarda bulunan Yard. Doç. Selman Can, Balyan ailesinin mimar değil, müteahhit olduğunu iddia etmekte. Selman Can, Dolmabahçe Sarayı’nın, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki belgelere dayanarak Osmanlı’nın son başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi’nin eseri olduğunu da iddia etmekte. Selman Can bu iddialarına mimarı Balyanlar olarak bilinen birçok yapının da onların eseri olmadığı iddialarını da ekliyor. Yani sadece Dolmabahçe Sarayı değil!..

Osmanlı mimari tarihi hakkında böylesine önemli bir yanlışı, onlarca kitap, yüzlerce makalede tekrarlayan öğretim üyeleri, tarihçilerden ise bu iddianın doğrulu hakkında bir açıklama yapılmamışken, tarihi, bir kişinin iddialarına göre yazmak en hafif deyimle “haksızlık”…Tarihi çöpe atıp, yeniden tarih yazmak bu olsa gerek. Dolmabahçe Sarayı’nın mimarının kim olduğu ya da başka bir deyişle Ermeni bir mimar olup olmadığı neden bu kadar önemli? Mimarlık tarihimizi de “temizlemeye”, ulusallaştırmaya mı başladık!..
[1] Milliyet gazetesi, 10 Aralık 2008.
[2] www.dolmabahce.gov.tr
[3] www.kultur.gov.tr
[4] www.istanbul.gov.tr
[5] Hayat Tarih Mecmuası, 1 Eylül 1977, Sayı: 9.
[6] İstanbul (1874), Edmondo De Amicis, Türk Tarih Kurumu, 1993.
[7] XVII. Asırda İstanbul Tarihi, Eremya Çelebi Kömürciyan, Eren Yayıncılık, 1988.
[8] Osmanlılar Ansiklopedisi, YKY, Cilt I, 1999.
[9] İstanbul Bir Kent Tarihi, Prof. Dr. Doğan Kuban, Tarih Vakfı Yayınları, 2004.
[10] Biyografileriyle Ermeniler, Kevork Pamukciyan, Aras Yayınları, 2003.



2 Yorum
perran su
güncel tartışmaları görmüyor musunuz, bir özür bile diletmiyorlar insanlara, tahammülsüzlük had seviyede. o kafa doğal olarak tarihin arka sayfalarını yavaş yavaş değiştirmek isteyecektir. yapılanların bundan başka anlamı olamaz.
keriman ay
giderek içine hepimizi alıp saran kısır “hepsi bizden” yaklaşımı bugünü olduğu gibi tarihi de kirletiyor. “hepsi bizdendi” diğerleri yoktu. diğerleri yardımcıydı sadece, müteahhitti,… şuydu buydu. aslı olnalar “bizden olanlar” dı. bakalım bu kültür beşiğindeki vatandaşlarımızı nereye toslatacak bu sakat anlayış.
keriman ay