Yine büyük bir deprem felaketinde duble yollarla ölçülemeyecek değere sahip insanlarımız yaşamlarını yitirdi. Yakınlarını yitiren, hayatları tamir edilmesi güç hasarlara uğraya, geceleri yalnız uyumaktan ürken yeni insanlarımız var artık. Böylesi bir ortamda gösterilen toplumsal hassasiyet ve dayanışma duygusu umudumuzu biraz olsun yeşerten bir gelişme oldu.
Deprem gerçeği kendisini acı bir biçimde yeniden hatırlatırken, her depremden sonra dinlediğimiz nakaratlar iktidar çevrelerinde yeniden dillendirilmeye başladı. Büyük bir depremin ardından iktidar olan AKP hükümetinin 12 yıldır yönettiği bir ülkede yaşıyoruz. Deprem riski yüksek bazı il ve ilçelerde ise yerel yönetimlerin 20 yıla yakın bir zamandır aynı zihniyetle yönetildiğini biliyoruz.
Van depremi bir kere daha afet anında nasıl hareket etmemiz gerektiğini bilmediğimizi ortaya koydu. Ortaya çıkan kaos durumunda halk günlerce mağdur edilirken, arama kurtarma çalışmalarının planlı bir şekilde yürütülemediğini büyük bir çaresizlik içerisinde izledik. Gönderilen yardımların bile doğru düzgün dağıtılamadığına tanık olduk.
Acılarımızı içimize atmanın yeni acıların önünü açtığının geç de olsa farkındayız. 11 yıl önce söylenen aynı sözleri birkaç yıl sonra belki başka bir yerde gerçekleşecek bir afet sonrasında tekrar dinlemek istemiyorsak, sorumluların hesap vermesi gerektiğini düşünüyoruz.
Toplum İçin Şehircilik, hazırladığı Fikirtepe raporuyla, deprem dönüşümü adı altında gerçekleştirilmek istenen projenin Deprem Master Planı ve Micro – Bölgeleme çalışması verilerinin tam tersi yönünde kararlar içerdiğini kamuoyuyla paylaşmıştı. İstanbul’un dönüşümü için model olarak ortaya konan Fikirtepe projesinde depremin sadece adı var. Yeni İstanbul Yine Deprem raporunda Başbakanın çılgın projelerinden biri olan ve meşrulaştırmak için depremin kullanıldığı Yeni İstanbul projesinin yapılacağı alanda, zeminin jeolojik olarak sakıncalı olduğunu ortaya koyduk. Yine yerleşim için uygun olmayan çok sayıda alanın yapılaşmaya açıldığını biliyoruz.
Kadir Topbaş’ın çadırkent alanlarının yapılaşmaya açıldığı haberlerini inkar ettiğini ise basına vermiş olduğu demeçler aracılığıyla öğrendik.
Son olarak hazırladığımız “İstanbul’un Acil Eylem Planı İktidarın Rant Planlarının Kurbanı” isimli raporumuzda acil eylem planında belirlenen çadırkent alanlarının akıbetini sizlerle paylaşıyoruz.
Bütün bunlar bize iktidarın, depremi vergi adı altında para toplamak için ve halka rağmen gerçekleştirilmek istenen kentsel dönüşüm projelerinde bir tehdit aracı olarak kullandığını gösteriyor.
Şimdi, deprem vergilerini duble yollara harcayan iktidara soruyoruz:
Yaşanacak olası bir depremde binaların hasar oranlarının tespit edilmesi amacıyla yapılması gereken micro-bölgeleme çalışması ülke genelinde yapılmalıyken İstanbul’da bile neden tamamlanmadı?
Kentsel dönüşüm projeleri için özel yasalar hazırlattıran iktidar, imar planlarında İstanbul için hazırlanan Deprem Master Planına uyulmasını zorunlu kılacak bir değişikliği neden yapmadı? Bu plan belediye başkanının dolaplarında tozlansın diye mi hazırlatıldı?
Her il için hazırlanması gereken afet anında uygulanacak Acil Eylem Planları neden hazırlanmadı?
Hazırlanan Acil Eylem Planları neden geliştirilmek yerine çöpe atıldı? Rant projelerine engel olacaklarından mı korktunuz?
Toplum İçin Şehircilik
Toplum İçin Şehircilik grubu tarafından hazırlanan İstanbul Acil Eylem Planı Dosyası : mimdap.org/files/istanbulun_acil_eylem_plani.pdf




2 Yorum
Nesimi Aslan
hazırlığı yapan şehircilik grubuna teşekkürler. kapsamlı bir bakışı tartışmaya sunmuş olmaları en sağşıklı olanı.
Mehmet Çöllü
Bence uyuyamıyoruz. Çünkü bu işin bir planma bölümü var. Bu bölümü atlayıp da A. Ağaoğlu söylemiyle depremi sağlam yapıyla sadece çözemezsiniz. Kozmopolit kentin düzgüb bir risk haritası bile yok. İnsanların yoksullaştırıldığı bir ülkede ayrıca sağlam yapı yaptırabilmeniz ise çok zordur. Büyük inşaat şiktelerinin herkese pazarladığı konutları, depreme güvenli diye pirim yapmasına neden olan şov sözledir bir yerde.