MURAT CEMAL YALÇINTAN / Birgün
Aileye sürekli gıda desteği… 15 hastaya ilaç ve tedavi desteği… 3 takım eşofman, 36-38-40 numara 3 ayakkabı, kilim, 3 battaniye, ayaklı lamba, iç çamaşırı, leğen, tava-tencere ve ufaklığa bir darbukadan oluşan, evinden çıkarılmış bir aileye acil ihtiyaç desteği…
Yaşı rüşte ermiş çokça insana nüfus kağıdı, evlenip bunu kağıda dökmemiş çokça çifte evlilik cüzdanı, hiçbir sosyal güvencesi olmayanlara yeşil kart çıkarma işlemleri…
Yıkıntıların arasında dolaşan iri kıyım sıçanlardan, sağa sola savrulmuş çöplerden kaynaklanabilecek hastalıklara alınması gereken önlemler…
Büyük bir çoğunluğu İstanbul’un göbeğinde hastane görmemiş nüfusa sağlık taraması…
Ev sahibi ile anlaşma yapıldıktan sonra yıkılan evleri boşaltmak durumunda kalan kiracıların hali…
Yıkımlar sırasında yanlışlıkla yıkılan komşu ev ve dükkân duvarlarının tamiri…
Ebeveynsiz çocuklardan oluşan haneler…
Çocuksuz ve gelirsiz yaşlılardan oluşan haneler…
Kocası hapiste çocuklarını eylemeye çalışan kadınların haneleri…
Oyun çağında insanlık dışı şartlarda çalışmak zorunda kalan kız ve erkek çocuklar…
Sokak aralarında yıkılmış evlerin briketlerinden inadına kale yapan ve top tepiştiren çocuklar…
Neredeyse yarısı müzisyen ve dansçı olan ama her nedense yarısından çoğu işsiz kalmış bir nüfus…
Vatandaşı olduğu devletin yasalarında, parçası olduğu toplumun gözünde sürekli ayrımcılığa uğramış bir topluluk; kültür…
Ne demişti sayın başbakan! Dünyanın en sosyal projesi miydi Sulukule’de geliştirilen? Yukarıdaki manzaranın yarısından proje öncesi uygulanan ayrımcı politikalar sorumluysa, yarısından o “en sosyal proje” sorumludur!
Ne demişti sayın başbakan! Mahalleye gitmeden palavra üretenler mi? Yukarıda yazılan ve yukarıya sığmayacak kadar çok sayıdaki sorunların her biri mahalleden çıkmayan, kendi bebesinin önüne mahallenin bebelerini koyan sivil gönüllülerce tespit edilmiştir! Bir gün mahalleye gitmek isterse sayın başbakan; kendisini o gönüllüler tek tek afet koşullarında yaşayan ihtiyaç sahiplerine götürebilir!
“Sonra, evinden ardakalan yıkıntıların içinden bir taş parçası aldı çocuk ve evin tam karşısına tünemiş, ayrılmasını bekleyen akbabaya fırlattı!”
Devlet, bu coğrafyanın yoksullarıyla ne zaman barışacak?



1 Yorum
Mustafa Mutlu
Sayın Murat Cemal Yalçıntan çok haklı. Evet manzara çok kötü gerçekten. Düzen ile insanlar arasında giderek derinleşen uçurumlar var. Yeni bir kriz yeni uçurumlar. Hepsi sırada.
Çıkış yok mu? Çıkış Murat beyin dediği gibi insanlarıyla barışık devlette. ama nasıl?
Devletin insanlarıyla barışık olması için onlardan korkmaması çekinmemesi gerekir.
Devletin insanları ile barışık olması için onların toplum olma haklarına saygı göstermesi gerekir.
Devletin insanlarıyla barışık olması için insanların örgütlü, devletin de bu örgütlenmelerin denetiminde olması gerekir.
İnsanların örgütlü olabilmeleri için kültürlü (sadece okur yazar değil hatta ondan önce sosyal anlamda akıllı) olmaları gerekir. Ortak hedeflerinin olması gerekir. Ortak hedeflerinin bireysel menfaatlerin üstünde olması gerekir.
Bunların ne kadarı var? Ne kadarı için mücadele ediyoruz?
Sayın yazarın sözünü ettiği erzak Akpartili belediyeler tarafından hertarata seçim rüşveti olarak dağıtılıyor ve yoksul insanlar o erzakı “benim oyumdan ne çıkar hiç olmazsa erzağı kullanırım” diyerek alıyorlar. Buna kaç siyasi karşı çıktı şimdiye kadar? İvazsız / ivazlı bağışlara kaç siyasinin tepkisi oldu?
Evet Sulukuledeki manzara çok kötü ama toplumumuzun manzasının da ondan aşağı kalır yanı yok.