Sayın Başbakan Sizi Şeytan mı Dürtüyor

9 Dakika Okuma Süresi

TAN ORAL / Taraf

Arabasından inen kişi yaya olur, arabasına binince de sürücü. Kent hayatı yaya ve araba birlikteliğinin adıdır. Aynı kişinin iki ayrı konumunu birbirine düşman ederek yaratılan nefret, sorunu çözmüyor, körüklüyor.

sayin-basbakan-sizi.jpg

Sayın Başbakan, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, sayın yöneticiler, bazen sizi şeytan dürtüyor olmalı. Kentte acil hizmet bekleyen pek çok, ama pek çok yer varken, en sorunsuz ama en görünen bir noktaya gözlerinizi dikiyorsunuz. Sansasyona, heyecana, ilgi çekmeye ihtiyacınız yok oysa. Çünkü akıllı, güzel, ama zor işler yapıyorsunuz, takdir de ediliyorsunuz. Ezberleri bozuyorsunuz. Gelin siz de, kendi ezberinizi bozmayı bir deneyin lütfen. Biraz demokratik tartışma yapalım. Hemen söyleyeyim;İstanbul’a kıymayın! Kentin en güzel, en canalıcı, en yaşayan ve en sorunsuz meydanına, Taksim’e kıymayın lütfen. Taksim’in derisini yırtmayın, altını oymayın. Enerjinizi bir rüya, bir fantezi, bir çılgınlık uğruna harcamayın lütfen. Bu niyetinizin akıllıca olmadığının, bir çılgınlık olduğunun farkındasınız, siz söylüyorsunuz. O zaman gelin konuşalım, lütfen biraz dinleyiniz.

Kent Hayatı Yaya ve Araba Birlikteliğinin Adıdır
Ezberlerimizi bir yana koyup, paradigmayı değiştirerek düşünelim. Çünkü; “karşılaştığımız önemli problemler, onları yaratan düşünce tarzları ile çözülemez.” Einstein böyle uyarıyor bizleri.

Otomobil, her ne kadar yakınılsa da yaşadığımız çağın vazgeçilmezidir. Yolları olabildiğince yayalara bırakmaya çalışmak da çağımızın vazgeçilmez yönelişlerindendir. Arabasından inen kişi yaya olur, arabasına binince de sürücü. Kent hayatı yaya ve araba birlikteliğinin adıdır. Yaşanılan kazalar, sıkışıklıklar ve benzer tatsızlıklar, yaya ile arabalıyı birbirine düşman etmiştir. Aynı kişinin iki ayrı konumunu birbirine düşman ederek yaratılan nefret, sorunu çözmüyor, körüklüyor. Çare, yaya ile arabayı birbirinden ayırmak mıdır acaba? Kent içinde parklar ve otoparklar için bu ayırım elbette doğrudur, birinde insanlar, diğerinde arabalar dinlenir. Onun dışında olan bitene ve yapılanlara baktığımız zaman ezberimizi bozmamız gerekecek.

İşte Paradigmanın Değişmesinin, Ezberin Bozulmasının Gerektiği Yer
Her gün, sürat felakettir sloganı tekrarlanırken, kentler, kent içi trafiğini daha da hızlandırmak üzere biçimlendiriliyor. Yayaların en yoğun olduğu yollarda kaldırımlar kaldırılıp otoyolların kenar koruyucuları, bariyerleri ile yürüme engellenirken, araçlar yüksek hıza özendiriliyor. Sanılıyor ki otolar hızlanırsa trafik sorunu çözülür. Oysa tam tersi !.. Her hızlandırılmış kent içi yol, vardığı yeri sıkıştıracaktır.

1- Yaya Araba barışı sağlanmalıdır. Kent içi oto trafiği yavaşlatılmalıdır
Yayalar ve arabalar birbirlerinden ayrılmamalılar, otolar insansız yeraltlarına tıkılmamalı. Yollar yarılarak, oyularak, otolar hızlandırılarak yaya dolaşımı parçalanmamalı. Tam tersine, kent içi oto trafiği yavaşlatılmalıdır.

Kentler, gürültüsüz, telaşsız, huzurlu yaşam alanları olarak, kentlilerin, turistlerin, çocukların arabalara rahatça binip inebildiği, yayaların doğal akışla dolaşabildiği yerlerdir. Yayaların otosuz bir meydanda avare dolaşması değil, istedikleri yerlere yürüyerek güven içinde gidebilmeleridir önemli olan. Kentin genel planlamasında önce yayalar için, daha sonra arabalar için yollar tasarımlanmalıdır. Oysa yapılan bunun tam tersi, otolar için hızlı planlama yapıldıktan sonra, yayalara da eğer bulunabilirse, bir iki karşıya geçiş yeri işaretleniyor.

2- Buna karşı çevre yolları olabildiğince yayalardan arındırılıp, hızlandırılmalı. Buralarda her türlü alt-üst geçitler, tüneller vs. olabilir.
Raylı sistemler tartıştığımız konunun dışındadır.

Konuyu açacak bir iki örnek vermek istiyorum
Genellikle siz Batı ülkeleri kentlerini örnek gösteriyorsunuz. Çoğunda ünlü meydanlar küçüktür ve yayalar ile arabalar biraradadır. Sizlere içinde yaşadığım ve gözlediğim İstanbul’un birkaç yerinden söz etmek istiyorum.

Yaya-araba barışını dostlarla tartışırken iyi örnek olarak Taksim’i gösteririm.

Bakın burası, kentin en kalabalık, en yoğun yeridir. Ezberinizi şimdi bir yana bırakırsanız burada sorun olmadığını fark edersiniz.

Şöyle ki;

Mesela, Sıraselviler Caddesi çok dardır. Bu yolda hastaneler, acil servisler, vızır vızır ambulanslar, oteller, alışveriş merkezleri ve gidiş geliş iki yönlü de trafik vardır. Bu yol Cihangir’e ve Tophane’ye giden yayaların da yoludur. Üstelik kaldırımlar son derece dar ve bakımsızdır. Trafik ışıkları, yaya geçitleri ve trafik polisi de yoktur bu caddede. Burada sorun çıkmaz, çünkü akış yavaştır, arabalar ve yayalar dikkatli ve birbirlerine saygılıdırlar.

Bu cadde Taksim Meydanı’na bağlanırken Beyoğlu’nun inanılmaz insan kalabalığı da üstüne yığılır. Tam bu noktada arabalar indirme bindirme, taksiler ise kısa bekleme yaparlar, yine de sorun yoktur burada. Her şey yavaştır, insanlar mutludur, dikkatli ve saygılıdır, arabalılar da öyle. Çünkü kentli olmanın, kenti yaşamanın, bir arada olmanın, tadına varıyordur insanlar, zaten o nedenle burada oluyorlar, o nedenle de buraya geliyorlar.

AKM’nin önü de aynen böyledir. Gümüşsuyu’dan, Sıraselviler’den, Tarlabaşı’dan, Kasımpaşa ve Şişli’den gelen otomobiller, şehir içi toplu taşıma araçları ve turist otobüsleri de buradan geçer. Özel otobüsler kısa bekleme yaparlar. Hemen yanıbaşında, Teşvikiye, Beşiktaş, Kadıköy ve Bostancı dolmuş durakları, şehirlerarası otobüslerin terminalleri vardır. Trafik yavaştır burada, tıkanma olmaz, sürücüler dikkatlidir, yayalara yol verirler. Yine trafik ışığı da yoktur burada, trafik polisi de pek bulunmaz, çünkü hiçbir sorun da yoktur burada. Sadece insanların buluşma yeridir burası, mutludurlar, kentli olmanın tadını çıkarıyor gibidirler.

Lütfen bu tadı bozmayın, bir heves, bir çılgınlık uğruna bu mutluluğu yok etmeyin. Arabalarının içindeki insanları yeraltına tıkmayın. Bu iş için yollarını iki baştan yarıp gömmeyin. Koca kentin insanları dört bir yandan hep Taksim’e neden gelirler? Hayatiyeti sönmüş bir alanda boş boş gezinmeye değil.

Sayın Başbakan ve Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, birbirinizi bu konuda gaza getiriyorsunuz. Kentin pek çok yeri ilgi beklerken, muzır çocuklar gibi en olmayacak yerleri kurcalamak da neden? Yoksa şu pek yakındığınız beğenmeme hastalığı size de mi bulaştı? Gerekçeniz bu mu? Taksim’in nesini beğenmiyorsunuz? Taksim, yedi yolun buluştuğu bir meydan, yedi yoldan gelen insanların buluşup, yine buradan dağıldığı İstanbul’un kalbidir. Adı üstünde Taksim! Yeraltına almayın onu. Bırakın kentli insanlar, taşralılar, turistler ister yürüyerek, ister çeşitli araçlar ile gelsinler, gitsinler. Zaten bunu yapıyorlar, bırakın yapsınlar. Sorun yok, yakınma yok. Bakın Taksim’in hemen çevresinde arabasız bölgeler de var, işte İstiklal Caddesi, işte Talimhane, Gezi Parkı gibi.

Önemli olan insanlar araçlarından kolayca kurtulabilsinler yani otopark bulsunlar.

Yeşile ve toprağa kolayca basabilsinler yani park bulsunlar!

Taksim’de bu olanaklar zaten var, siz de biliyorsunuz. Steril bir alan sevdanızı başka yerde deneyiniz.

Beyazıt Meydanı’nı hatırlayınız, Taksim’i yeraltına ve tarihe gömmeyiniz lütfen
Bir zamanların Beyazıt Meydanı’nı düşünün. Üniversitenin taç kapısı, Beyazıt Camii ve kütüphanelerle çevrelenmiş, ortada koca bir havuzun etrafını dolaşan ve yavaşça akan trafiği ile dünyanın en güzel, en romantik meydanı idi gerçekten. Ne oldu? Meydan kazıldı, trafik yeraltına alındı, dört yolun buluştuğu güzelim tarihi meydan yok oldu. Meydanın doğal güzel yüzü, kaza geçirmiş, ameliyat geçirmiş yaralı yüze döndü. Kentin bir sürü sorunu varken, Beyazıt Meydanı bürokrat ve teknokratlara battı ve onlar da meydanı batırdılar.

İstanbul çok renkli, kişilikli, içinden deniz geçen, tepelere kurulmuş bir kent. Avrupa kentleri ona örnek olamaz. İstanbul’un taklide ihtiyacı yok, çünkü eksiği değil fazlası var onun.

Büyükşehir Belediye Başkanı arabaları yeraltına alıp üstünü park yapmayı düşündüğünü söylediği zaman, içim cız etti.

Şimdi Başbakan da, biraz mahcup bir edayla, çılgınca bahanesiyle şirinleştirerek ve konuyu tartışma dışı tutma eğilimini gizlemeye çalışarak aynı konuyu sevinçle gündeme getirince, çok sevdiğim bir yakınımı kaybetmek üzereymişim gibi canım acıdı, yüreğim sızladı.

Lütfen yapmayın, yarmayın yolları, komşulukları ortadan ikiye ayırmayın, insanları arabalarının içinde yeraltına tıkmayın. Bu çılgınlığınız, başka işe hiç benzemez, kentin derisinde açacağınız yaralar, kapanmayan derin izler, sızılar bırakır.

Bu çılgınlığı yapmayın, size hiç yakışmıyor. Çok güzel ve akıllı işler yapıyorsunuz, hiç gereği olmayan bir kişisel heves aklınızı başınızdan almasın.

Lütfen paradigmanızı değiştirip, kentin hayrına bir kez daha düşünün, demokratik kimliğinizin bir gereği olarak tartışalım.

Ezberinizi bozmamıza yardımcı olun.

8 Yorum

  1. Doğan Demircioğlu

    Bu proje Belediyenin eski bir projesidir.Türk Alman ortak şirket çizmiştir.Son derece mantıklıdır.Bu projeye göre Tan beyin endişelerine gerek yoktur.Araba ve insan ilişkisi tabii ki herzaman vardır. Üst kot ile alt kot birlikte kullanılabilir.Üst kot ıssız olmayacaktır. Alt kot yeryer aydınlıklarla aydınlatılabilir doğal havalandırılabilir.Taksim meydanı altında bir dönel kavşak düşünülmüştür.İstiklal caddesinin dahada yeşillenerek ,cumhuriyet ,Gümüşsuyu ,Mete,Taksim caddeleri ile yaya ağırlıklı buluşmasının verdiği yeşil hazzı hayal edebiliyor musunuz.Taksim meydanı genişleyecek daha değerlenecek,yaya ile daha fazla buluşacak ancak araçlar kontrol altına alınacak sanıyorum.Belki otoparklara da yer çıkabilir .Saygılarımla.

  2. Şemsettin Sami

    Bir zamanlar başa bir DÂHİ gelmiş idi. O da Istanbulu deldi,yıktı, geçti.
    Yarattığı Istanbul harikalarından bir de BEYAZIT MEYDANI..
    Bu meydan (meydan denirse ) meydan mıdr yoksa şehrin rezil edilmiş bir parçasımıdır.. O kazılıp deşilen yeri; her gelen belediyeci(şehircilik uzmanı bir yola koyamadı.. taksim de kesinlikle öyle olacak..
    Tanrım; bizleri her haltı bilenlerden koru.. Amin…

  3. Hayati Binler

    “Lütfen yapmayın, yarmayın yolları, komşulukları ortadan ikiye ayırmayın, insanları arabalarının içinde yeraltına tıkmayın. Bu çılgınlığınız, başka işe hiç benzemez, kentin derisinde açacağınız yaralar, kapanmayan derin izler, sızılar bırakır.
    “Bu çılgınlığı yapmayın, size hiç yakışmıyor. Çok güzel ve akıllı işler yapıyorsunuz, hiç gereği olmayan bir kişisel heves aklınızı başınızdan almasın.” Bu ifadeler içimi cızlattı gerçekten. Sayın yazarın yakarışlarına duyarsız kalmak mümkün değil. Bir yazardan öte, bir İstanbullu, duyarlı bir vatandaş olarak Başbakan ve Belediye Başkanı’na yalvarıyor.

    Aziz dostlar! Bizdeki problemin kaynağı olayları değerlendirdiğimiz dünya görüşü ile doğrudan alakalı. Kaynağın kökü Tanzimat devrine kadar dayanıyor. 1850’li yıllarda dökme demirin yapılmasını da ihtiva eden bir Sanayi Devrimi yaşandı. Ve “Modern” denilen bir anlayış, yaşama tarzı, ifade tarzı, üretim tarzı başladı. Bazılarınca bu çağ için “Aydınlanma Çağı” da deniliyor malumları olduğu üzere. İşte biz o güne kadar dünyanın bir süper gücü iken, o devirden öncesinde medreselerde (üniversite) din ve fen bilimlerini beraber okuturken güya ihtisaslaşmak adına din ve fen ilimlerini ayrı ayrı okutmaya başladık. Dini ilimleri okuyanlarda fencilere karşı “küfre girdiler” yaftası vurulmaya; fen bilimlerini okuyanlarda ise dini ilimleri okuyanlara “gericiler” yaftası vurulmaya başladı.

    Hâlbuki biz; dini ilimlerin vicdanı aydınlattığını, fen bilimlerinin ise aklı aydınlattığını, ikisinin bir araya gelmesiyle hakikatin ortaya çıktığını unuttuk. Batının bu parlak buluşları ve yüzlerce yıllık ezilmişlikleriyle adeta bizi ezmeleri bizlerde bir eziklik ve aşağılık duygusu meydana getirdi. Geri kalmışlığın verdiği ezikliği, Avrupa’ya tahsil için gönderdiğimiz şahısların Avrupa’ya perestiş eder tavırları ile birleşince Osmanlı bir Avrupa meftunu haline geldi. Ondan sonra yapacağımız işlerde kayıtsız şartsız Avrupa’nın yaptığını yapar olduk. Bütün işlerimiz de bu böyleydi ve hâlâ daha böyle. Tam özümüze dönmüş değiliz.

    Tanzimat’la birlikte Avrupaî ordu, Avrupaî mühendislik mektepleri, Avrupaî mızıka, velhasıl Avrupaî her şey bizi sardı. Yapılan aslında teorik olarak doğruydu. Fennî gelişmeleri almak dünyevî olarak gerçekten bir zaruretti. Uygulamalarında kendi içerisinde bazı tenakuzlar olmakla birlikte koruma, şehircilik ve mimaride Avrupa’nın yaptığını tam olarak yapamadık. Nasıl mı? Avrupa’da eski kent merkezleri tamamen kendi şartlarıyla dururlar. Oralara hücum yoktur. Açılan yollar, teknik altyapı vb. korunması gerekli binalar doku olarak, mahalle olarak, semt olarak da korunur. Eski kent merkezine tamamen yeniymiş gibi hoyratça davranılmasına izin verilmez. Çok katı koruma kuralları ve kurulları vardır.

    İşte biz, Avrupalının yaptığını maalesef yapamadık. İstanbul dâhil bütün şehirlerimizde kent merkezlerine Tanzimat’la birlikte tabir caizse bir saldırı başladı. Eski eserler bir yük, fazlalık hatta utanılacak bir şey gibi görüldü. Engel görüldü. Onlardan kurtulunmak istenildi. Hoyratça geniş geniş yollar açıldı. Bu arada binlerce kültür varlığını yok ettiğimizi yıllar sonra anladık. Sivil Mimarlık Örnekleri yıkılarak yerine 5, 7 ve daha fazla katlı apartmanlara izin verildi. Bire karşı on kazanmak ve bu “eskilerden kurtulmak gerekiyordu.” “Yüzkarası” bu eskilerden kurtulur ve şöyle güzel bir “modern” apartman yaparak köşeyi dönerdiniz ve “adam gibi” yaşardınız.

    İşte bu mantıkla eski kent merkezlerimizin yok olmasına kendimiz sebep olduk. Eski şehir dokularına ne kadar yol da açsanız yetmiyordu. Çünkü buralar neticede fazlaca yol genişliğine izin vermiyordu. Dar yollardan geçmeye çalışan kamyon, minibüs vb. araçlar yüzünden duvarı yıkılan, saçağı götürülen onlarca kültür varlığı vardır. Bu kültür varlıkları mal sahiplerince muhtelif tedbirlerle motorlu taşıtların tasallutundan korunmaya çalışılmaktadır. Araçlar geçemiyor gerekçesiyle yıkılan, yok edilen binlerce kültür varlığı bu ülkenin gerçeklerinin en dramatiklerinden biri olarak tarihimize yazılmış kirli bir hakikat olarak maalesef durmaktadır.

    Şehrin merkezine yapılan bu hücumlar sonrasında elimizden giden kültür varlıklarına (her şeyde olduğu gibi bir şey elden gittikten sonra kıymeti anlaşılır ve korumaya alınır prensibimizce) vah tuh etmeye başladık. Katlı yollar, köprüler, katlı yaya geçitleri şehre akın akın gelen daha doğrusu getirilen araç trafiğine yetişmiyordu. Henüz hava yoluyla trafik meselesine katkı konulamadığı için yerin altı düşünüldü. Hatta bazı belediye başkan adayları büyükşehirlerde yer altı otoyollarını trafik meselesine çözüm olarak teklif ettiler. İşte şimdi trafiği yerin altına alarak şehrin trafik meselesine çözüm aranıyor. Mantığımız hâlâ düzelmedi. Yine şehrin merkezine hücum ediyor, aklımızdakileri ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

    Yazımızın başında zikrettiğimiz kendi değerlerimize, kendi kültürümüze, kendi geleneklerimize önem vermek suretiyle; teknik ve fenden bu suretle faydalanmaya çalışsak; koruma meselesinde bizden ileride olduğu muhakkak olan Avrupa’daki uygulamaları bize uyarlasak sanırım daha olumlu ve tahrip etmeyen çözümler bulabileceğiz. Diyorum ki; zihniyet değişimi olmadan hareket değişimi olmaz.

  4. lLEVENT AKSÜT

    sayın Tan Oral
    Taksim Meydanının bir trafik meydanı olarak kalması doğru mu.
    Bunun er geç çözülmesi gerekir.Bu günkü durumu içler acısıdır.
    Bunun çözümü de bir trafik ve genel planlama sonucu çalışma neticesinde alınabilir.Hiç bir çalışma yapmadan bu haliyle bırakmak yanlıştır.
    Levent Aksüt
    Y.müh.MİMAR

  5. cengiz semerci

    Eğer bir alt oyma yapılacaksa bu teknik anlamda zor ve bir kısmı imkansız gibi. Altta metro girişleri finükiler bağlantıları bir sürü alt yapı falan. Kısmi yapılması daha mühendislik açısından mümkün galiba.
    Ayrıca şehircilik açısından meydan ve yayalaştırma güzel ama Ankara’daki gibi bütün yolları lta almak da itici.

  6. cengiz semerci

    bence şeytan dürtüyor. yani bu çağın , yüce kapitalizmin, küresel sermayenin şeytanı dürtüyor. altını oy, bir köprü daha yap boğaza şeklinde.evet şeytan dürtüyor, bunu hiç düşünmemiştim.

  7. Dündar Çelik

    Taksim’in altına yollar alınır mı ve bu mümkün mü bilmiyorum ama araçsızlaştırılması sağlanabilir. Şimdiki gibi dört yanından arabalar dönmesi ne kadar doğru. En azından taşıt trafiği çok aza indirilebilir. Elmadağ-Dedeman otel önüne kadar trafik yaklaşsın mesela. Bir de Gümüşsuyu-AKM önünden Taşkışla’ya bağlayan hat taşıt kalsın. Geri kalanlar yaya olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir