Kaleiçi’ndeki sur ve duvarlar, sıvalı ve boyalıydı. Böylece düşman herhangi bir tamirat veya zayıflık izi göremiyordu.
T. M. P. Duggan *
Antalya’da son zamanlarda restore edilmiş Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemi binalarının, çıplak taş ve tuğla cephelerini görmek oldukça garip. İnsan ister istemez “restorasyon” sözcüğünün eski anlamının tamamen yok edilip yeni bir anlam yüklendiğini düşünüyor.
Binaları iç çamaşırlarıyla ortada bırakmak belki yalnızca bir moda. Bu durum binaların restorasyon işleminin kontrolünden sorumlu kişilerin, cephenin bazı kısımlarında hala mevcut donatının sökülmesini, yok olmuşsa dahi yenilemeyerek binaların çıplak bırakılmalarına, hem de altına imza atarak, resmi bir şekilde onaylamasına neden oluyor. Moda olan pek çok şey gibi, küçükten başlayıp daha siz farkına varmadan her yerde meydana gelmeye başlıyor. Bu çıplaklaştırma eyleminden para kazanılması şart mı?
Bu absürt işlem, Bursa’da 14. yüzyıl sonunda inşa edilmiş olan Ulu Camii’nin, yüzyıllar boyunca sayısız tamir geçirdiğini de gösteren, 19651 yılında cephesindeki kireç sıvasının sökülerek çıplak taş duvarın açığa çıkartılması ile başladı. 1965 yılında sökülen sıva bir daha yenilenmemiş, çıplak duvar olduğu gibi bırakılmış ve geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca ziyaretçilere binanın eski halinin de bu şekilde olduğu yönünde yanlış bir fikir oluşturmuştur.
Dış cephe 15. yy Balibey Camii-yeni restorasyon
BOYA ZENGİNLİK İŞARETİYDİ
İşin gerçeği, 4000 yıllık binaların dış yüzeyine kireç sıvası ve resim uygulama geleneği, yüzyılın son yarısından beri çoğunlukla sürdürülmüyor. Gezginlerin anlatımına göre, 1960’lı yıllara kadar Kaleiçi ve Balbey Mahallesindeki binalar diğer başka yerlerde de olduğu gibi, (her ne kadar Kaleiçi ve benzeri yerlerdeki Osmanlı konaklarına özgü sıva üstüne uygulanan süslü resim ve hat eserleri olmasa da) pembe, kırmızı, sarı, koyu sarı boyanırmış. Geçmişte Antalya’da inşa edilen binaların büyük çoğunluğu, Ortadoğu’da, tüm Akdeniz çevresinde ve Avrupa’da olduğu gibi, yıllar içinde kat üstüne kat şeklinde uygulanan koruyucu bir kireç sıvası ile sıvanırdı. Çünkü bir binanın bitmiş kabul edilebilmesi için sıvanmış ve boyanmış olması gerektiğine inanılırdı. Bu bir güvenlik ve zenginlik işaretiydi. Yoldan geçen biri çıplak bir duvar gördüğünde ya binanın bitmediğini ya da sahibinin dış duvarları sıvatıp boyatacak parasının olmadığını düşünürdü. Dış duvara uygulanan sıva ve boya en basit ifadeyle normal bir işlemdi.
Beyaz sıva yüzeyi üzerine kırmızı boyayla uygulanmış kesme taş deseni, 13. yy. Selçuklu Aspendos Sarayı dış cephesindeki dekoratif payanda–eski Roma tiyatrosu
SIVA DEPREM ETKİSİNİ AZALTIR
Dış cepheye uygulanan kireç sıvası, duvar yapımında veya onarımında kullanılan, Osmanlı duvarındaki Roma taşı, farklı taş, seramik veya kiremit parçaları gibi farklı boy ve tipteki duvar malzemesini gizleyerek, güçlü düzgün bir yüzey sağlamaktaydı. İşlevsellik açısından geleneksel yöntemlerle modern yöntemler arasında genelde kendini gösteren ayrım burada da ortaya çıkmakta, cephe üzerindeki sıva katmanı, haşere hasarlarını ve yağmur sularının iç katmanlara sızarak depremlerden kaynaklanan darbe etkilerini s.nümleyerek azaltmak için duvar içine katmanlar halinde yerleştirilmiş (tuğla, seramik veya ahşaptan oluşan izolasyon katmanları) ahşap malzemeye zarar vermesini önlüyordu. Ayrıca molozdan inşa edilmiş duvarların sıvayla kapatıldıktan sonra, örneğin kesme taş g.rünümlü bir desenle boyanarak gerçek bir taş duvar izlenimi vermesini sağlamaya da yarıyordu.
Geç 18. yy – erken 19. yy sıvalı dış cepheye boyanmış Osmanlı taş işçiliği, son zamanlarda yıkılan Balbey Mah. Hamit Efendi Sok. Kaleiçi bölgesindeki konak.
ANTALYA SURLARI BOYALIYDI
19. yüzyıl gravürlerinden ve Antalya’nın ilk fotoğraflarından da anlaşılacağı gibi Kaleiçi’ndeki tüm sur ve duvarlar orijinalinde tümüyle sıvanmış ve boyalıydı, böylece düşman herhangi bir tamirat veya zayıflık izi göremiyordu. Nasıl oldu da, Antalyalılar ve turistler, restorasyonu (bir binayı geçmişte göründüğü haline getirmek, orijinal haline döndürmek anlamındadır) yeni tamamlanan önemli binaların cephelerini çıplak görür oldular? Devlet kurumları adına yapılan modern restorasyon işlerinin onaylanmasından sorumlu kişilere ne oldu, restorasyon işlemini yaparken binanın yakın geçmişte nasıl göründüğünü mü unutuyorlar?
Antalya’da bulunan, restore edilmemiş, geleneksel şekilde sıvanmış ve boyanmış bir konak cephesi. Sarı ve kırmızı yüzyıllar boyunca kireç sıvasının karakteristik rengi olmuştur. Alt kısımda yer alan hatıllar yalnızca sıvanın döküldüğü kısımlarda görülebilir.
ÇIPLAK BİNALAR YAYGINLAŞTI
Bu soyma işlemi geç Osmanlı eseri olan 15. yüzyıl Balibey Camisinin, İş Bankası merkez şubesinin yanındaki hamamın, birkaç yıl önce de bir 14. yüzyıl eseri olan Yivli Minare Camii’nin, Kaleiçi’nde son zamanlarda “restore edilen” pek çok ev cephesinin ve 10 yıl önce de bir 13. yüzyıl eseri Selçuklu Ulu Cami Medresesinin başına geldi. Bu gerzeklik öyle bir seviyeye geldi ki, tarihin hiçbir döneminde görülmeyen bu çıplak cepheler ticari olarak üretilir ve mimarlar tarafından Kaleiçi’nde “koruma bölgesinde” inşa edilen yeni binaların betonarme ve briket yüzeylerine uygulanır oldu!
Bu sırada örneğin, UNESCO’nun dünya mirası listesinde olan Belçika’da Brugge’un kapısı Smedernpoort’ta 14. yüzyılda yeniden inşa edilmiş olan dış duvarlarda yüzyıllar sonra ilk kez orijinal açık sarı renk tekrar kullanılmaya başlandı (2009). Bu tabii ki bir mesleki tutarlılık, araştırma ve aslına sadık kalma sorumluluğu meselesi, gayet üzücü bir şekilde bu sorumluluk ve tutarlılığın eksik olması, kendini bugün Antalya’nın tarihi binalarında gördüğümüz acayipliklerle gösteriyor.
* Sanat Tarihçisi
Çeviri: Murat Ertaş
1) S. K. Yetkin et al., Trans. A. E. Uysal, Türk Mimarisi, Ankara Üniversitesi, 1965, 52, “Şu anda onarım sürüyor: sıva cephe tamamen temizlenmiş.” Dikkati çektiğim Pl. XIV sıvalı görünümünü belgelemektedir.
Not: Bu makale Akdeniz Son Nokta Dergisi’nin 2012/24. sayısında yayınlanmıştır.




4 Yorum
necmi yazgan
Bir moda akımı bence. Taş yüzeyin çıplak bırakılmasıyla “restorasyon” yapıldığı sanki tescil edilmiş gibi bir izlenim var. Ayrıca diğeri yani sıvayı eskisi gibi tutturmak zor.
Kolaya kaçılıyor kolayca.
Lale Sim
Restorasyon tekniklerinde böyle bir şey var sonuçta. Yeterince doğru olup olmadığını bilmiyorum. Muhtemelen sıva yapmak zahmetinden kaçınmak da var sanırsam.
Nuri Altın
Görüntü güzelliği için seçildiğini düşünüyorum. Fakat çıplak duvar kaldığı zaman onun koruyucu sıvı kaplamaları olduğunu biliyorum. Dolayısıyla alttaki taş duvar moloz taş görüntüsünde değilse ve ortaya hoş bir doku çıkıyorsa, taş koruyucu şeffaf boya sürülerek de uygulama yapılır.
Ahmet Ulu Özel
Şu sıralarda çıplak bırakmak söylediğiniz gibi çok yaygınlaştı. Taş dokuyu göstermek güzel oluyor diyebiliriz. Altındaki taş işçiliği ve döneme dair bilgiyi daha fazla vermek için diyebiliriz. Ama haklısınız oldukça yaygın bir uygulama haline geldi.