Özal ‘köprü geliri ile ödenecek senet sattı’ (Şimdi “köprü satılıyor”)

4 Dakika Okuma Süresi

GÜNGÖR URAS / Milliyet

Turgut Özal “köprü” satmadı. Köprü gelirinin bir parçası ile faizi ve ana parası ödenecek senet satarak 3 yıl vade ile borçlandı.

Şimdi ise köprüler satılıyor. Satın alan, köprüyü 25 yıl süreyle işletecek. Mülkiyeti üzerine geçmese de 25 yıl süreyle sahibi olacak. Gelirin tamamını toplayacak.

İki satış arasında ve satışların yapıldığı dönemlerin şartları arasında fark var.

3 Aralık 1984 yılında A tipi 10 Milyar TL’lik Boğaziçi Köprüsü Gelirine Ortaklık Senetleri, İş Bankası şubelerinde satışa çıkarıldığında, bankalar mevduata yüzde 50 dolayında faiz ödüyordu. Devlet (vergisiz) yüzde 43 faiz ile tahvil satmakta zorlanıyordu. Dolar 430 TL’den satılıyordu.

bogaz-koprusu.jpg

Talep büyük olunca ardından B tipi senetler satışa çıkarıldı. A tipi senetlere köprünün toplam gelirinin yüzde 18’inin, B tipi senetlere yüzde 16’sının (faiz yerine) “gelir ortaklığı payı” olarak dağıtılmasına karar verilmişti.

Senetler 3 yıl vadeliydi
Gelir ortaklığı senetleri ile toplanan paralar “kamu yatırımlarının finansmanı amacıyla” bir fonda biriktiriliyor, fonda toplanan paranın en az yüzde 15’i Doğu kalkınması için kullanılıyordu.

Köprü senetlerinden sonra Keban, Oymapınar barajlarının ve paket olarak Köprü-Keban gelirleri karşılık gösterilerek daha başka gelir ortaklığı senetleri de çıkarıldı.

Bunların hepsinin vadesi 3 yıl idi. Bunların gelirlerinin tamamı bütçe açığına değil, yatırımlara tahsis edildi. Tamamı zamanında ödendi.

Şimdi Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararı ile köprü ve otoyolların satışı başlıyor. Bugüne kadar Karayolları genel Müdürlüğü tarafından devlet bütçesinden ayrılan paralarla yapılan, bakılan, işletilen, geçiş ücretleri toplanarak Hazine’ye aktarılan köprüler ile karayolları, ihale ile satışa çıkarılıyor. İhaleyi kazananlar bunları 25 yıl süre ile sahipleriymiş gibi kullanacak. Geçiş ücretlerini toplayacak.

Şimdiki satışlar 25 yıllık
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün açıklamalarına göre köprülerin yıllık geliri 160 milyon TL, paralı karayollarının yıllık geliri 350 milyon dolayında.

Nasıl ki emekliler paraya sıkışınca emekli maaşlarını kırdırırsa, nasıl ki paraya sıkılan tüccar senetlerini kırdırırsa, işte hükümet de köprülerin ve paralı yolların parasını kırdırıyor.

Köprü ve otoyolların toplam yıllık geliri 500 milyon TL. Kabaca 25 yıllık gelir 12-13 milyar TL dolayında. Hükümet diyor ki, “Benim paraya ihtiyacım var… Alınız köprüleri ve paralı yolları 25 yıl sizin olsun. Bugünkü geçiş ücretleri ile en az 12-13 milyar TL toplarsınız. Siz bana 8-10 milyar TL para verin. Yeter.” diyor.

Hükümet bu satıştan gelecek parayı ne yapacak? Bütçe açığını kapatacak. Günümüzde hükümet ister ise bütçe açığını yüzde 7-9 dolayında tahvil çıkararak kapatma imkânına sahip. Açık kapatmak için illa da kendi imkânlarımızla yapılan yatırımları satma zorunluluğu yok.

(Köprü ve otoyol satışına benzer uygulama Osmanlı’nın son döneminde de vardı. Limanlar, tuz işletmeleri, İstanbul’daki tramvaylar, İstanbul’daki su ve elektrik şirketleri ve hatta Galata Köprüsü özel yabancı şirketler tarafından işletilir, işletici firmalar (mültezim) sahip oldukları işletme hakkı (iltizam) karşılığı Osmanlı hazinesine bir miktar ödeme yaparlardı.)

2 Yorum

  1. Hayati Binler

    Aslında ettiğimizi buluyoruz. Tanzimattan bu yana kendi öz değerlerimizi ve geleneklerimizi adeta utanarak bırakıp, vahşi batının kapitalist değerlerine hiç sorgulamadan bırakıyoruz, modernlik, ilericilik adına. Tanzimatla başlayan Avrupa hastalığını bir türlü iyileştiremiyoruz. Avrupa’nın değerlerine yapıştıkça düzeleceğimiz yerde bilakis batıyor, batıyor ve batıyoruz. Bir kere bugünkü sıkıntılarımızın kaynağındaki ana umdeyi böylece bilmemiz lazım.

    Rahmetli Özal’ın yaptığı ile bugün yapılanların arasında sistem yönünden ciddi bir fark yok. Temel nedir? Elinizde durgun yani pasif duran bir varlığı kapitalistlere satar, elinize geçen para ile bir şeyler yaparsınız. Bu konunun temelde iki ayağı var:

    Birincisi: İhaleye çıkılan muhammen bedel hakikaten yerinde mi? Yani çok mu ucuz, yahut çok mu pahalı? Evvelemirde bunun tespiti lazım.

    İkincisi: 10-20-40 yıl sonra alacağınız parayı daha kısa zamanda aldığınızda bunu nerelere harcayacaksınız? Yatırıma mı, cari giderlere mi? Şayet yatırıma, adam gibi yerlere harcanacaksa bu model iyidir denilebilir. Yok cari giderlerinizi karşılayacaksanız, bunun adına ise mirasyedi evlat olmaktan tutun, geleceği ipotek altına almaya kadar herhangi bir sıfat yakıştırarak anmakta serbestsiniz.

    Yukarıda sözünü ettiğimiz hususlar analiz edildiğinde şayet kötü sonuçlar çıkıyorsa bu iş kötüdür, işi sonuçlar çıkıyorsa bu iş iyidir. Bu iş iyiyse köprünün satılıp da adamın bunu evine götürüp kilitleyecek hali yok. Katışıksız bir komünist mantıkla böyle işleri takip ederek de sıhhatli sonuçlar elde edemeyiz. Adına sosyalizm de denilen komünizm güya en iyi uygulandığı SSCB’de bile 70 yıl sonra iflas edip karma düzene geçmediler mi?

    Aslolan; israf etmeden, iktisat ederek, ülkenin kaynaklarını geleceği ipotek altına almadan en optimum şekilde kullanmaktır.

  2. ferhan güner

    Şu köprüler üzerinden sürdürülen oyunlar bitmedi gitti. Kapitalizmin temel bir oyunu bu aslında. Ortada bir değer varsa onu nasıl pazarlarım, ondan nasıl bir daha kar sağlarım düşüncesi. Özal sokmuştu bu fikri onun takipçisi R. Tayyip Erdoğanlar sürdürüyor bu çizgiyi. Kamu yararıymış, bu mallar aslında toplumun muş bunlar bu kesim için hiç bir anlam ifade etmiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir