Baran İDİL
Mimarlar Odası yönetimlerinin geçmişten bu yana giderek güçlenen bazı politika zaaflarına değinmek istiyorum:
Bunların en önemlisi “oda üyelerinin çoğunluğuna şirin gözükme” politikasıdır. Bu yaklaşımda izlenen yol, üyelerinin çoğunluğunun iş ve iştigal alanlarına göre “oda çalışma ve eylem programı” düzenlemektir. Mimarlığa ait sorunlar dahi buna göre sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmada sorunlar, ağırlıkla mimarlık kültürü ve sanatına değil, mimar üyeye aittir. Özellikle de mimar üyenin özlük haklarına (maaş, ücret vb)… Özlük hakları kuşkusuz çok önemli, hatta kutsaldır da denebilir. Ancak üretilen iş ‘mimarlık kalitesinden’ soyutlanamadığı gibi, kültür ve sanat alanında iş yapmaya soyunanlar için, içinde yaşadıkları bu toplum açısından, kaliteden daha önde gelen bir ölçüt de yoktur!
Bu elitist bir yorum değildir. Tüm kültür ve sanat alanları için geçerli bir durumdur. “Karnım çok açtı, onun için iyi resim / müzik yapamadım”la, “iyi tasarım yapamadım” arasında hiç bir fark yoktur. Sonuçta toplumun kültürel ve sanatsal bir gereksinmi karşılanamamıştır.
Toplumların, özünde ticari olmayan ve karın da doyurmayan bu kültürel gereksinimlerini karşılamak, binlerce yıldır hep toplumu yönetenin ya da devletin görevi olmuştur. Onlar kültür ve sanatı, çoğunlukla karşılıksız finanse etmişlerdir. Ve bu işi becerebildikleri ölçüde sanata kalite, yönettikleri topluma ise kimlik ve kişilik kazandırmışlardır. Hiç bir ciddi yönetim için kültür ve sanat, ekonomik gelişmeye bugünkü kadar koşullu ve koşutlu olmamıştır. (günümüz TC hariç)
Bu ülkenin akademileri, konservatuarları, operaları “Kurtuluş Savaşı’ndan arta kalan 13 milyonluk köylü toplumunun yöneticilerince” hem de birinci dünya ekonomik buhranının en karanlık günlerinde kurulmuştur. Oysa 50 yılı aşkın zamandır, devleti yönetmeye soyunanlar için kültür ve sanat “paramız olursa ilgileneceğimiz” bir eğlence alanıdır. Sanki bu alışkanlık Oda yönetimlerine de biraz bulaşmış gibi gözüküyor. Şöyle ki:
Mimarlık sanatının değişik birikim ve becerilere göre, sıradan ya da sıradışı özellikler içermesi, sanatsal tabiatının gereğidir. Genellikle serbest ya da resmi sektöre ihalelerle iş yapan mimara “sıra mimarı” deme alışkanlığı oluşmuştur. Oysa onlar, mimarlık sanatı camiasının dışında unsurlar değiller ve çok saygın ve önemli bir iş yapıyorlar. Kent mekanını büyük ölçüde onların yapıları belirliyor. Dünyanın her kentinde bu durum aynı olup, kent mekanı “o sıradan mimarların sundukları, ortalama standart kadar nitelikli” olabiliyor. Bunu müzikteki standart orkestra elemanlarına benzetebiliriz. Eserin bütünüyle iyi çalınması, o sıradan elemanların müzisyenlik standartlarına bağlıdır.
Sıradan mimarı böyle görmediğimiz sürece, kente karşı işlediğimiz mimarlık suçlarının nereden kaynaklandığının da farkında olamayız. Rolleri gereği bu konumda olan serbest ya da memur mimarlar, elbette büyük çoğunluğu oluştururlar. Ve maalesef, bu meslektaşlarımızın bulundukları ortamda kendilerini geliştirme şansları çok azdır. Daha da önemlisi, çoğunlukla yetersiz bir eğitim ve çok yetersiz bir meslek içi eğitim (staj) sonrası girdikleri ortamda kendilerini geliştirmeye ve eksiklerini gidermeye zorlayıcı bir mekanizma da yoktur. Bu mekanizmayı temin etmek amacıyla, tam 17 yıl önce başlattığımız “Mimarlık Meslek Yasası” sürecini önlemek için, ne popülist ve hatta üçkağıtçı organizasyonlar yapıldığını ve bu organizasyon sahiplerinin yasaya en çok ihtiyacı olan gençler ve memurlarca desteklenerek, Oda yönetimlerini ele geçirmelerini hatırladıkça, günümüz siyasi iktidar yönetiminin atraksionlarını affedesim geliyor.
Mevcut Oda yönetimine egemen olanların, sayıları yüzlerce olan ve genellikle mesleğin çok başarılı bir kesimini oluşturan mimarları Oda platformlarından kovarak ya da kaçırarak, kendilerini ne denli ciddi bir potansiyelden mahrum bıraktıklarını hayret ve üzüntüyle izliyorum. Onlarsız ne kadar eksik kalacaklarının farkına varamamaları ise işin ümitsiz yanı. Çünkü bu dostlar, Türk mimarlığının nitelik gereksiniminin ne düzeylerde olduğunun ve yakın gelecekte bu açığın “yurtdışından karşılanması tehlikesiyle yüzyüze olduğumuzun” farkında değiller. Bu gidişle kendi ülkemizde bir süre sonra AB mimarlarının taşeronu olursak, ona bile sevineceğimizi tahmin etmek çok da zor değil. (bunun örnekleri, henüz çok yaygın olmasa da yaşanıyor)
Oysa yakın zamana kadar, özellikle Mimarlar Odası İstanbul ve İzmir şubeleri, genel kurul listelerine “kendilerine muhalif de olsa” pek çok birikimli üyeyi koyar idi. Ancak bu medeni tavır yaygınlaşacağına, giderek yok oldu. Belki birkaç gün sonra yapılacak genel kurulda (10-12 Nisan’da Antalya’da yapılan Olağanüstü Genel Kurul kastediliyor) ele alınacak yönetmeliklerde “nisbi temsil” olgusu yer alabilir ve Oda içi demokrasisi için bir adım atılabilir.



8 Yorum
salih şencan
değerli x,
sonuç bildirgeleri bir palavradır,yani enternasyonal toplantılarındaki olgunluk ve durum tespiti hayaldir..1 2 3 4 5 paragraf dediğin ilk 5 yorumcu ise,hadi tevazu göstereyim bu bir feryat değil,yeri göğü de inletmiyor..
adın sanın ünvanın cismani kişiliğin var ise senden ricam öyle yazmandır..insanların palavraya ve anonim edebiyata karnı tok…odayı nasıl tanıyorsan anlat herkes bilsin,ben de öğreneyim..odanın öncü ve örnek olma misyonu giderek yokolmaktadır ve evet oda güvenilen kurumlar içindedir-en azından şimdilik,ama ne yazık ki dışardan odaya bakanlar için,içerden aynı durum söz konusu olsaydı en en azından x değil müstecip ya da benzeri müşahhas bir kimlik olurdun..biz tartışmaları istanbul ve türkiye ölçeğinde yaygınlaştıracağız,toplantılarda katılımcıların ad soyad telefon mail bilgilerini alıyoruz,gelirsen oraya da x yazmazsan seninle de iletişim kurarız…sevgilerimle…
Murat Artu
Sevgili Baran Ağabey,
Bütünü ile katındığım yazınızda anlayamadığım tek nokta yazınızın kimi hedef aldığı.
Karar erkini Mim. Odası delegelerinin oluşturduğu bu sistemde, delegelerin okuyarak fikir edindiği veya mimarlık hakkında en ufak bir endişeleri olduğu gibi bir inancınız var sanırım.
Kongrenin yerseçimi herzamanki gibi doğru olmuş;
Buna, Kongre Turizmi deniyor. (K.Salonlu oteller Delege Demokrasilerinde çok iyi iş yapıyor.)
X
14.04.2009
“Mimarlar Odası 41. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu 10-11-12 Nisan 2009 tarihlerinde Antalyada toplanarak; örgütlenme ve yönetmeliklerde kimi değişiklikler yapılması konularında çalışmalar yapmış ve kararlar almıştır. Bu kapsamda, Genel Kurula Sonuç Bildirisi Komisyonu tarafından sunulan bildirinin değerlendirilmesi ve kamuoyuna açıklama yapılması uygun bulunmuştur.”
“Ülkemizde kirlenmenin, deformasyonun ve çözülmelerin yaşandığı bir ortamda, Mimarlar Odası toplum nezdinde en çok güvenilen kurumların başında yerini almaktadır. Örgüt içi demokrasisi, farklılıkları dayanışma kaynağı olarak değerlendirmesi, ortak üretim alanlarını oluşturması, meslek ile toplum bağının kurulması bakımlarından Oda öncü ve örnek olma özelliğini sürdürmektedir.”
OLAĞANÜSTÜ KURUL’UN SONUÇ BİLDİRGESİNDEN ALINTI’DA:
“Mimarlar Odası toplum nezdinde en çok güvenilen kurumların başında yerini almaktadır.”
BU TESPİT NASIL YAPILMIŞ. MİMARLAR BU DURUMU NEDEN BİLMİYOR?
“Örgüt içi demokrasisi, farklılıkları dayanışma kaynağı olarak değerlendirmesi,…”
FARKLI OLANLARIN FERYADI 1,2,3,4,5 NOLU PARAGRAFLARDA YERİ GÖĞÜ İNLETİYOR.
BU SÜTUNLARDA YAZANLANLAR YA ODAYI TANIMIYOR YA DA ODADAKİLER ÜYE’Yİ
Gülten Koç
oda politikalarında başka bir dönem arzu ediliyor gerçekten. sıkıcı ve yararsız bir yol izleniyor yıllardır. bir süre odaya emek verip kendi zamanını harcayanlar sonra neredeyse pişman ediliyor, refüze ediliyor. burası yasayla kurulmuş her mimarın odası. ayırımcılığa gerek yok.
orçun kuzey
çok basit bir şeyi yani temsil sistemini yeniden talep ediyoruz. halbuki temsil sistemini çeşitli kurallarla anlaşılmaz hale sokmak, bu ülkenin üretken mimarlarını dışarda tutma aracı haline getirmek gibi bir şeyi normal bir akılla ve düşünceyle nasıl kabul edebiliriz? şimdi “nispi sistem” gibi zaten olmazsa olmazı yeniden konuşuyoruz.
demekki 1954 yılında başlayan mimarlık örgütlenmesi çok iyi durumda değil.
herkese kolay gelsin demekten başka bir kelime bulamıyorum.
saygılar
Hasan Kıvırcık
Sayın Baran İdil hocamıza teşekkür etmek istiyorum önce. Kısa özlü ve vurucu bir şekilde oda politikasının eksen kaymasını ifade etmiş. Ayrıca, dışarda tututtuğu mimarların güçlerini almadan ülke mimarlığının da kaybetmekte olduğunu, küresel dünyanın her türlü saldırısına açık olan mimarlık hizmet alanının bundan kalıcı zararlar göreceğini gayet net bir şekilde ifade etmiş. Şu anda mimarlık hizmetleri alanında iş yapan, proje üreten, bir manada mimarlık ortamının gerçek temsilcilerinin önemlice kısmını meslek odası politikasının dışında tutmayı ‘başaran’ odanın aslında mesleğin geleceğini karartığını, bu gidişle mimarlığın yapılabilir olma sınırından dışarı çıkacağını bize göstermiş. Tamamıyle katılıyorum ve gerçek böyle birşey işte.
Ve sayın İdil nispi temsil konusuna vurgu yapmış, bu dışlayıcılığa en azından çare olsun diye. Oda yönetimini bir iktidar etme yeri sananların, kendisi gibi düşünmeyenleri toptan oda dışarısında bırakma ‘kültürlerine’ karşı bir önlem olarak…
Diğer taraftan sevgili Salih’in yakındığı konuyu görüyorum. Binlerce üyeye ücretsiz ve tek taraflı (oda tarafından) gönderilen bir yayın aslında olağan üstü genel kurulda işin özünü belirleyen tartışmaları ve ortaya konulanları “es” geçmiş ve şekil itibariyle malumat düzeyinde konuları ele almış.
İlk olmamakla (ne yazık ki şaşırmamakla…) beraber bu tavrın (görmezden gelem, örtme, yok sayma…) anti demokratik olduğunu söylemeliyim. Zira İstanbul’da oluşan “mimarlara çağrı platformu” nun çok önemli bir çıkışı, ortaya koyduğu düşünceleri vardı. Bunu göstermemek, örtmek sahiden kötü.
Bazen büyük idealler, iddialı sahiplenmelerle günlük yaşamımızda göz göze geldiğimiz odanın; izlediği yöntemler sonucunda aslında bir yandan meslek dünyasını duraklattığı, iç dinamizmini yavaşlattığı, kendisini koruma ve var etme yollarını kapattığını gözden kaçırmayalım.
Gerçekten başka bir mimarlık dünyası var, başka türlüsü mümkün…
Saygılar
Hasan Kıvırcık
salih şencan
elimde bir örgüt neşriyatı var,ya da kendi lansmanını böyle yapan bir neşriyat;MİMARLIK HABERLER Nisan-Mayıs 2009 sayı 127…..
Mimarlar Odası 41.dönem Olağanüstü Genel Kurulu Antalya’da toplandı başlıklı bir haber kapak sayfasında..Genel Kurul böyle olmadı,böyle seyretmedi,resimleri basılı 2 MYK üyesi kravatlı meslekdaşımın konuşma ve sunularının ötesinde ve sonuç bildirgesinin de ilerisinde bir genel kurul yaşandı..DEMOKRASİ tartışıldı,temsiliyet ve katılım tartışıldı,yılların mücadele geleneğinden gelen tezler yepyeni bir önerme ile taçlandırıldı.Her yeni gibi tepki de aldı beğeni de..Ama bir mimar bu seyri kendi örgütünün yayın organından,(ki MİMARLARA MEKTUP yayın organı değil neşriyattır benim için)alamazsa allah aşkına nereden alır.Genel Kurul yazılan ve sunulan gibi olmadı,çok başarılı geçti demokrasi önerenler adına ve kravatlı arkadaşlarım aleyhine..Zaten son gün kravat da kalmamıştı Genel Sekreter arkadaşımda,Ankara Şubenin ağırlıklı eksenini hazırladığı Yönetmelik taslağına karşı huruc eyleyeceğinden fora kravat gayret sarfetti,ama olmadı,akıl-zeka-demokrasi kazandı..Tıpkı bundan sonra kazanacağı gibi..Divan başkanı şahidimizdir ki demokrasi,Oda gelenekleri ve bütünleştiricilik konusunda gayret gösteren ve Odanın organlarında yönetici olmayan -olamayan meslek insanları umut verdiler,gelecek dönem mücadelemize ışık tuttular..BAŞKA BİR DÜNYA BAŞKA BİR MİMARLAR ODASI MÜMKÜN…
Baha Aktüre
sayın İdil’in pek yerinde ve olgunlukla bahsettiği gibi bakın temsiliyet kapılarının kapanması ve dışlama politikaları işi nerelere kadar getiriyor. birikimli, ülke mimarlığana belli bir kalite getiren unusrları sürekli dışlamak sonuçta o çok karşı çıktıldığı söylenen küreselleşmenin yarattığı sonuçlara hizmet etmeye dönüşüyor. nerede kaldı kamu yararı mücadele, halkın yanında mimarlar odası sloganları.
lütfen herkes bir kez daha düşünsün.
nispi temsil bu işin kapılarından biri yalnızca.
saygılar