Müslüman evi nasıl olmalı?

8 Dakika Okuma Süresi

Müslüman evi nasıl olmalı?

Süleyman Boz

Yıllardır yapı sanatının eğitimini almışız. Teorisini, tasarımını, uygulamasını yapmışız. Mesleğin örgütünde emek vermiş, hakkında kalem oynatmışız. Hiç aklımıza gelmemiş “Bir Müslümanın evi nasıl olmalı?” diye.

Siz de okursanız hak vereceksiniz, Milli Gazete yazarı M.Şevki Eygi dünkü yazısı (*) ile Türk Medyasının önüne oyalanacak bir gündem daha atıyor; “Müslümanlar apartmanda oturmamalıdır. Apartman İslam kültürüne ve zihniyeti uygun bir mesken değildir. Bizdeki bugünkü beton aşkı, hayranlığı, tutkusu, çılgınlığı medeniyet değil medeniyetsizliktir. Kur’an, Sünnet, İslam ahlakı ve bilgeliği israfı kötülemiş, haram kılmıştır. Binaenaleyh mesken konusundaki bütün israflar haramdır. ”

Yazısının tamamını okuyunca hak vermemek elde değil. Eygi’nin yazı içeriği ile ilgili sorunsallara yıllardır yazılarımızda biz de değindik. Daha geçtiğimiz ay Batı Akdeniz Mimarlık dergisinde ve YAPI Dergisi Ocak sayısında konuya ayrıntılı yer verdik. Fakat konuya dini açıdan yaklaşmadığımız, insani (Beşeri) ve mesleki açıdan yaklaştığımız için Eygi kadar dikkat çekebilmemiz ne mümkün?

Menderes döneminde köye Sarı Traktörün girmesi nedeniyle açığa çıkan kırsal kesimdeki işgücü mecburen kentlere doğru göçe zorlandı. Planlı kalkınmayı “Kominizm” sanan siyasetçiler hazırlıksız yakalandığı için kentlerin etrafını gecekondular sardı. Bu arada Çarpık Sanayileşme ile para gören türedi zenginlerimiz ise modernleşmeyi “Apartmanlaşma” sanarak 1970 li yıllarda apartmanlaşmayı körüklediler. Göç edenlerin bir kısmı gecekondularda barınmaya çalışırken “Sınıf atlayanlar” da bir nevi apartmanlara tünediler. Bu yapılaşmanın, kalkınmanın yanlış olduğunu, geleneğe, kültürümüze, inanışımıza, toprağımıza aykırı olduğunu savunan aydınlar zulümlere, sürgünlere uğradılar.




İŞYERLERİMİZ ÇOK MU DÜZGÜN?

Sanki evlerimiz Müslüman işi değildi de çalıştığımız atölyelerimiz, fabrikalarımız, işyerlerimiz Müslüman işi miydi? Ne tuvaleti, banyosu, ne yemekhanesi, ne sosyal mekânları insani idi. Şimdi zamanla yapılan yanlışlıklar görülüyor ve iyisi, doğrusu, güzeli yapılmaya çalışılıyor. Fakat Eygi’nin demek istediği bu değil. Gelenekten, kültürümüzden, toprağımızdan koparak batı kültürüne özenti bir mimari ve yaşama biçimine özenildiğini vurgulamak istiyor. “Hacı bey Karun kadar zengin, evine gidiyorsunuz salona rezalet bir fabrika halısı sermiş. Ya ne sermesi gerekirdi? Gördes… Uşak… Bünyan… Kafkasya… İran… Orta Asya… Parası var ama salonuna harika bir hüsn-i hat levhası asacak aklı ve kültürü yok. Bu ne korkunç fakirliktir!” sözleri ile anlatıyor bunu da.
Kentleri dolduran; Sonradan varsıllaşmış, sonradan kentli insanımızın değer ölçüleri yaşama kültürü ile kendini ele veriyor. 250 m2 daireye sığmıyor Hacı! Hadi olsun, ama haftada bir temizlikçi kadın almadığı için hanımını erken ıskartaya çıkartıyor. O ev temizlemekle biter mi? İki kişilik aileye 250 m2? Evde ne kütüphane, ne İslam sanatı ya da modern sanat ürünü eserler! Taylan seferinden getirilmiş ucuz elişleri, Mısır seferinden getirilmiş çakma papirüs yazmalar!.. Toyota’nın sahibine 75 m2 daire yetiyor, japon Prensesine 60 m2 daire yetiyor ama bizim asgari ücretliye 150 m2 daire, “İşadamımıza” tripleks bin m2 “Villa” az geliyor.

İSLAMCI YAZAR KONUTTAKİ SÖMÜRÜYÜ GÖRMEZ Mİ?
İslamcı Yazarların yeni yeni yelkenleri suya değiyor ki toplumun asıl dertleri ile, öbür dünyanın yanında bu dünya ile de kafa yormaya başlamışlar. Biraz da sömürüye, yapı sektöründeki bozuk düzene, ille de mülk edinmeyle iskan sorununu çözmeye çalışan kapitalist düzene dil çıkarsalar.. Ümmeti Müslüman daire sahip olma uğruna, TOKİ’ye, bankalara köle olmuş, dolandırıcı firmalar elinde hali perişan. Gereksinim duyduğu 60-70 m2 yerine 150 m2 dairelerin banka taksitini ömür boyu ödemeye mahkum Müslüman kardeşimizde ne iman kalır, ne kültür, ne ahlak, ne milli değerler. İşin bir de sömürü tarafına dokundurursa biz de kendilerine “Hamdın, piştin elhamdülillah!” diyeceğiz.
Latife bir yana, ciddi, dünyevi konulara değindiği için Eygi’ye selamlarımızı sunuyoruz. Umarız hitap ettiği çevre nasibini alır.

* M.Şevki Eygi- Mal Mı Yuva Mı?- Milli Gazete-5.2.2013

Kaynak: DEHA 20 6.2.2013

 

Söz konusu yazı…

Milli gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi, “Müslümanlar apartmanda oturmamalıdır. Apartman İslam kültürüne ve zihniyeti uygun bir mesken değildir.” diye yazdı.

“Evi yuva olmaktan çıkartıp, mallaştırmak kültürel bir sapıklıktır.” diyen Milli Gazete yazarı Eygi, “İmkânı olan her Müslüman küçük de olsa bahçeli bir evde oturmalıdır” önerisinde bulundu.
İşte “Mal mı Yuva mı?” başlıklı Mehmet Şevket Eygi’nin o yazısı:
“Bir İslam evi var mıdır?.. İslam medeniyetinde ev kültürü nedir?.. Müslümanların çok lüks, çok konforlu, çok yüksek rezidanslarda, apartmanlarda, towerlarda ikamet etmeleri caiz midir?..
Kur’an, Sünnet, İslam ahlakı ve bilgeliği israfı kötülemiş, haram kılmıştır. Binaenaleyh mesken konusundaki bütün israflar haramdır.
İslam hikmetinin temel kurallarından biri, her şeyin orta olanının iyi olduğudur. Mesken konusunda da orta olmakta yarar vardır.
İslam’da evler mal değil yuvadır. Evi yuva olmaktan çıkartıp, mallaştırmak kültürel bir sapıklıktır.
Müslümanlarda apartmanlarda oturmasınlar da toprak ve ilkel evlerde mi otursunlar?..
Evet, Müslümanlar apartmanda oturmamalıdır. Apartman İslam kültürüne ve zihniyeti uygun bir mesken değildir.
Bugün bütün medeni ülkelerde yeni inşa edilen meskenlerin yüzde doksan beşi bahçeli bağımsız, müstakil evdir.
Kimse toprak evleri küçümsemeye kalkmasın. Bütün medeni dünyada toprak mimarisi yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Fransa Strasbourg’da CRAterre Toprak Mimarisi Enstitüsü faaliyet göstermektedir. Nice yüksek kültürlü insan topraktan yapılmış, içinde yeterli konforu olan evlerde yaşamaktadır.
Bırakın toprağı, ABD’de ve Avrupa’da samandan evler yapılmaktadır. Lütfen internete /maison en paille/ kelimeleriyle giriniz, bilgi edininiz, resimlerini görünüz. Sanırım bizde de, Trakya’da samandan evler yapılmıştır.
Bizdeki bugünkü beton aşkı, hayranlığı, tutkusu, çılgınlığı medeniyet değil medeniyetsizliktir.
Kültür seviyemiz çok düştü. Evlerimizin mal mı yuva mı olduğu konusunda bile tereddüt içindeyiz.
japonya bizden bin kere kültürlü ve ileri. Ülkenin sayılı zenginlerinden Toyota’nın sahibi, Tokyo’da yetmiş beş metre karelik bir meskende oturuyor.
Gösteriş, gurur, kibir, şatafat, aşırı konfor, aşırı tüketim, jakuzi, fotoselli musluklar, mutfakta ördek kızartma fırını ayrı tavuk kızartma makinası ayrı… Züppelik, züppelik, züppelik…
Benim çocukluğumda halkın çoğunluğu Türk evlerinde oturuyordu. Son kırk elli yıl içinde Türk evlerinin köküne kibrit suyu döktük, canına okuduk.
Almanya’da ve diğer medeni ülkelerde eski meskenler titizlikle ve hassasiyetle korunuyor, restore ediliyor ve içinde oturuluyor. Soruyorum: Şu yirmi beş milyonluk İstanbul’da hâlâ ahşap bir Türk evinde oturan zengin bir aile gösterebilir misiniz?
Soysuz, bayağı, adi bir kitsch kültürünün bataklıklarında çırpınıyoruz.
Sadece Kemalistler, laikler, çağdaşlar aliéné olmadı; maalesef Müslümanlar da.
Hacı bey Karun kadar zengin, evine gidiyorsunuz salona rezalet bir fabrika halısı sermiş. Ya ne sermesi gerekirdi? Gördes… Uşak… Bünyan… Kafkasya… İran… Orta Asya…
Parası var ama salonuna harika bir hüsn-i hat levhası asacak aklı ve kültürü yok. Bu ne korkunç fakirliktir!
İmkânı olan her Müslüman küçük de olsa bahçeli bir evde oturmalıdır. Bahçeli evle de bitmez… Salonunu ve evinin dekorasyonunu göreyim, senin ne mal olduğunu söylerim.
İmkânlı ve zevk sahibi Müslümanın evine davet edildiniz, salonunun kapısından içeri girdiğiniz vakit içerideki kültür, medeniyet, sanat, zevk sizi hayran bırakmalıdır.
Adam otomobil fetişisti… telefon fetişisti… cep bilgisayarı fetişisti… kostüm, gömlek, kravat… Bir kol saatine elli bin lira vermiş… Kimisinin marinada yatı var… Lakin milli kimlik, milli kültür, milli sanat bakımından sıfır. Ne yapayım ben böyle adamı…
Fakirin hiç olmazsa mazereti var. Ağabey param yok ki, bu dediklerini yapabileyim.
Şu Müslüman zengine bakın bilgisayarlı cep telefonu iki bin beş yüz lira, cebindeki kalemi bir liralık tükenmez kalem. Vah vah, tüh tüh…”

15 Yorum

  1. Ahsen Maraşlı

    Eğer devr i saadete bakacak olursak kadınların bellerinden üstleri çıplak dolaşmaları gerekecek, cariyeler, çok eşlilik fuhuşa yer bile kalmıyor. Erkekler boşuna devr i saadet demiyorlar. Bir de cennette 72 huri ya da nuri ve yanında akan şarap (kevser) ırmakları var. Bizim mollalar kevseri sarhoş etmiyor diyerek kurtarmaya çalışıyorlar ama 72 lerden haber yok.

  2. Mustafa DAMBASAN

    M.Şevket EYGİ, yaşlandıkça çocukluğunu özlüyor. Gerçek ile özlem çok farklı. Türkiye şehirleşiyor bu doğru. Ancak;Sanayileşmeden şehirleşmek işin en kötü yanı. Türkiye ne sanayi ülkesi ne de Tarım ülkesi. 548.milyar dolar boru olan ülke sağlıklı şehircilik politikası izleyemez.
    Bir yandan Müslümanca yaşamak isteyeceksin. 5. çocuk yapınız denecek. Arkasından 85-90.m2 dairede oturacaksın. 3-5.çocuğu olan en az 4-5. odalı evde oturmalı. Aksi halde ne İnsani bir hayatın olur ne de İslami yaşantın. Takıldık bir delinin ardına Medya kandırmacası ile gidiyoruz felakete.. iki nufuslu aile 500.m2 de oturuyor. 5. çocuklu aile 80.m2 de mağara hayatı yaşıyor…

  3. Süleyman Sabuncu

    Bizim tesisatçı inatla klozetleri kabeye dönük değil farklı açılarda yerleştirmeye çalışıyor, her seferinde kavga ediyoruz. Üstelik Kabe zannettiği yön de Libya’ya bakıyor.
    Alın işte size müslüman apartman dairesinin nasıl olduğu ile ilgili bir saplantı örneği. 24 saat Kabe’yi gösteren LCD televizyonlar, altın varaklar, kadifeler, renkli duvar kağıtları, Vitton dolu dolaplar…
    Allah bizi bunlardan korusun. Amin.

  4. Anonim

    Bence gerçek müslümanlar çadırda yaşarlar, deve ve keçilerinin arkasında vahadan vahaya dolaşırlar. Ölünce de doğru cennete giderler.
    Bu islamcı radyolar(ay ile güneş aynı büyüklükte, güneş ışığını aydan alıyor – Semerkand radyo) , televizyonlar (erkek sütü, teyze dayı evliliği…), gazeteler biraz daha devam ederse insanlar farkına vardıkları anda Türkiye’de müslümanlık bitecek.
    Ne olur bırakın dedelerimizin, ninelerimizin suya sabuna dokunmayan bilim alanına girmeye çalışmayan islamiyetine dokunmayın.

  5. Osman Bahadır

    Konut sorunu, kapitalist toplumlarda kapitalist olmayan toplumlardan çok farklı gelişti ancak bu konuda bizim islamcıların yaptıkları “onlar kötü biz iyiyiz” propagandası çok yanlış. Çünkü, konut sorunu bir sömürü sorunu olarak ortaya çıkarken İslam dünyasında sömürü olmadığını söylemek için saf olmak lazım. Kapitalist sömürünün, feodal sömürü ile karşılaştırılması söz konusu. Şevki beyin söylediği şey, feodal kadın ve çocuk sömürüsünün savunuculuğu yoksa Ali rumuzlu beyin çok iyi gösterdiği gibi özgürleşme değil. Kadın(lar) bahçesi olan bir evde oturacak. Böylece İCBP (İslami Cinsel Bunalım Patlaması) noktasında olan kadın ve erkekler arasında mesafeler olacak. Dedem anlatırdı, tramvayda kadın erkek ayrımı zamanı ara perde derdi müthiş bir gerilim noktasıydı. Bir kadının bileğini görmek erkeklerde çarpıntı yaratırken, sakallı, şişko yaşlı bunak kadınlara apollon gibi görülürdü bu bunalım ortamında.
    Kadınların çarşafa girmeyi bu kadar tutmalarının sebebi onların anonim olmalarını sağlamasıydı. Yani tak dostunu koluna kocanın burnu dibinde çık salın. Türban da günümüzde siyasi bir bunalım nesnesi ve tam Marki de Sade’lık bir nesne. Örtülü kızların anormal makyajlarının sebebi de herhalde bu.

  6. metin dağ

    Konut gibi bütün insanlığı ilgilendiren mevzularda din ayrımı yapılması doğru değil. Problem çıkar bu tür ayrımlardan.

  7. Ferda Çetinkoz

    Bir arkadaş duran saatin yine de günde iki kez “doğruyu” gösterdiğini ifade etmiş. Ben bu veciz benzetmeyi çok beğendim. Şevki bey bir yandan apartmanların insani olmayan, hepimizin şikayeti olan konularından bahseder gibi yapıp derhal “maksadı tesis etmeye yönelik” dervişin “fikri” noktasına geçivermiş.
    Yukarıda Ali beyin dikkatimizi çektiği nokta önemlidir. Siz müslüman apartmanda oturmasın demeye başladığınızda yarın okullar şöyle olsun, hasataneler böyle olsun, müslüman şu binaya girmez, buna çıkmaz diyerek tam donanımlı bir ayrımcılığa gidersiniz.
    Bakışın kendisini sosyolojik eleştiri boyutunu aştığı için problemli buluyorum.

  8. Ali

    “Şevki Hoca”nın bir ideali var o da devr-i saadet. Kuran-ı Kerim ve hadislerle tanımlanıyor. Onun yolundan gidersek çocuk yuvasına gerek kalmayacak çünkü kadınlar çalışmayacağı gibi (bu konuda kesin kurallar var) birden fazla eşle evlenme nedeniyle de (Libya’da artık erkek eşinden izin almak zorunda bile değil) zaten haremde bolca kadın olacak.
    Harem hayatı apartmana göre değil. Çünkü kadınların dışarı çıkacak bir bahçeleri olmalı ve o da gözlerden ırak olmalı ki adı üstünde harem olabilsin. Apartmanda bu zor. Erkek de yaklaşmamalı, kadınlar için duvarın arkasındaki komşuları bile olsa bu cinsel bunalım ortamında onlara apollon gibi görünecektir. Tıpkı örtündükçe cinselliğin saplantıya dönüşmesi gibi.
    Şevki hocanın dünyasının bu yüzünü görmezsek ancak sempati ile bakabiliriz. Yoksa neredeyse silaha sarılmamızı gerektirecek kadar yaşam tarzımızı kontrol almaya çalışacak ve ilk fırsatta bunu yapacak bir dünya görüşü. (Bkz Kuzey Afrika, Ortadoğu…)

  9. PERVİN KINIK

    Şehirleşmeye farklı bakmamız gerekiyor,sanırım.Kolay konuşmak bu konuda doğru olmaz.Şehirde yaşayan,karı koca aktif calışan ve cocukları servisle okula gidip gelen bir nüfus var,hatta h.sonu dısında evlerini otel misali kullanan b.şehir insanı.. Genelde katlı yapılarda ve site yasamlarında secimlerini yapan,aileler bu aileler.Buna görede imalatlar var..Yani arz talep,biryandan da modavari bir akış..Belli yaş aralığı için mantıklı gelen bu koşturmaca ve site,apartman yapılarını daha sonraki dönemlerde daha dingin,sakin olabilirse, biraz daha doğaya yakın beklentiler almaya başlıyor zaten.
    Burada bu akış ve sureclere sehirleşmeye dur demek zaten zor..Ama asıl önemlisi Şevki Hoca da dikkat etmemiz gereken,ezbere yasamlar,kültürümüzü yokedecek alışkanlıklar,sanat ve kültürden hiçbir şey almadan,devam eden akış..Zaten bu değerleri ve kültürümüzü koruyabilsek ,belki Şehrin kullanımı,planlaması ve akışı da bundan nasibini alacaktır.

  10. Anonim

    Bahçeli ev de islam kültürüne aykırıdır. Yazın mayo ile bahçede güneşlenemedikten sonra bahçe neye yarar?
    Marinadaki yat da islamiyete aykırıdır. Çünkü kadınlı erkekli denize açılamadıktan sonra yat neye yarar?
    Kemalistlerin, laiklerin böyle sorunları yok, yani onlar aliene değiller. (Alienasyon: Yabancılaşma, akıl hastalığı, anormale uyum) Çünkü yaşam tarzları ile düşünceleri arasında çelişki yok.
    Bu durumda olanlar inanmışlar.
    Orta olmak yani mediokrisite batı kültürlerinde hakaret anlamında kullanılır.
    Yani islamiyetin günümüzde değişmedikçe, kadınları paketlemeye devam ettikçe işi çok zor. Hem aliene, hem mediokr durumunda…

  11. sadiye teli

    rezidanslar,gökdelenler, gösteriş konusunda gayet haklı.müslümanlığın inceliğini,sadeleğini gerçek manada tadabildiğimiz oranda bazı şeyler değişecektir.tanıdığım bir fransız yüksek katlı binalarımızı görünce,bunlar uyku şehirleri,bizde bir zaman bu hataları yapmıştık demişti.bizde önce ne olduğumuza,kim olduğumuza karar verip yaşam düzenimizi kurmalıyız.yüksek rezidanslar konforun ,lüksün.içinde bizi yalnızlığa itecektir.

  12. remzi gülen

    herşeye de karışmayın kardeşim. bırakın insanlar istediği yerde yaşasın. ne demek şurada yaşayamaz?

  13. necip karlıdağ

    Duran bir saatın bile günde iki defa doğruyu gösterdiğini söyleyebilirim sadece Ş. Eygi!nin fikirlerine. Yok artık abartıya bakın. Realite diye birşey var. Ozaman laf attığı müslümanlar sözüne uyup apartmanları boşaltsınlar mademse.
    Peki ya boşaltmazlarsa?

  14. Orhan Günertem

    çok tartışmalı bir konu gerçekten. bu herşeyi bilen insanlar artık neleri buyurmayı yavaş yavaş hayatımıza sokmaya başladılar.
    şu ayrımcılığa bakın siz. apartmanda oturamazlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir