Modernlik,modernistlik,kitsh ve cürüm

5 Dakika Okuma Süresi

Korhan Gümüş /Birgün

Sözlerime soyut bir soru sorarak başlamamı lütfen mazur görün: Mimarlıkta modernlikten ne anlıyoruz?

Gayrimenkul pazarlama şirketlerinin ilanlarında yer aldığı gibi “prestijli, seçkin, size özel…” falan gibi bir sıfatı mı? Modern mimarlık dediğimizde yalnızca biçemle ilgili bir sorunsaldan mı söz ediyoruz? Yoksa mimarlık adı verilen sembolik alanın konu aldığı, faaliyet gösterdiği, farkındalık ürettiği profesyonellikle ilişkili bir sorunsaldan mı söz ediyoruz? Modernlikle ilgili tartışmalarda genelllikle bu sorular sıkça yer alır. Benim burada, yazının başında bu soruları sormamın ise özel bir nedeni var.

İstiklal Caddesi’nin göbeğinde yer alan Demirören Alışveriş Merkezi önceki gün açıldı. Geçtiğimiz günlerde inşaatı örten perde kaldırıldı ve yapı yüzünü gösterdi. Karşımıza yuvarlak cumbaları, caddeye uzanan balkonları, süslü kolonları ile ucube bir yapı çıktı. Oysa işin başında beklentiler ne kadar farklıydı. Projeyi “Ağa Han Mimarlık Ödülü” gibi pek çok uluslararası ödülün sahibi, Türkiye’nin “star” mimarlarından Han Tümertekin’in üstlendiği duyuldu. Daha bir yıl öncesine kadar mimarlık çevrelerinde Tümertekin’in tasarladığı “müthiş” bir projeden söz ediliyordu. Peki o üzerinde bunca rüzgâr estirilen bu “müthiş” projeye ne oldu? Gördüğümüz tasarımın Tümertekin’in tasarladığı proje ile bir ilişkisi var mı? Bu soruların cevabını tam olarak bilemiyoruz. Mal sahibi binanın yüksekliğini artırmak ve yetkililerin onayını almak için “tarihi çevreye uyumlu olmayan” bu tasarımdan vazgeçmiş olabilir.
Muhtemeldir ki Tümertekin’in o “müthiş” projesi yetkili kurulların onayını almak için ayrı bir zorluk olarak algılanmış ve bu nedenle de yarı yolda terkedilmiştir.
Oysa başlangıçta durum ne kadar farklıydı. Gayrimenkulun sahibi olan yatırımcı şirket, her ne kadar “kâr amaçlı” da olsa, bir “sosyal sorumluluk” projesine girişmiş ve “Beyoğlu Nereye Gidiyor” başlıklı bir yarışma ve sergi dahi düzenlemişti. Sonrasını ise başta söyledim: Mimarlık çevreleri de Tümertekin’in tasarladığı o “müthiş” projeyi yere göğe sığdıramıyorlardı. O zaman baştaki sorumuza geri dönebiliriz: Bu işte mimarın gerçekleştirdiği faaliyet ne ölçüde içinde yer aldığı sorunsalı, koşulları dönüştürmeyi başardı ki, bugün o hepimizin şaşkınlıkla tanıklık ettiği o “müthiş” bir profesyonel sonuç ortaya çıktı?
Yoksa bu “müthiş” proje hiç suya sabuna dokunmadan, işin kamusal boyutunu ihmal ederek, yalnızca yapının daha farklı bir biçemde yapılması anlamına mı geldi? Böylece mimar da tıpkı para kazanmak için “kendi işini yapan bir esînaf’ gibi kendisini onay verecek kurumlardaki kişilerin, kâr amaçlı bir kuruluşun perspektifi ye patronajı ile mi kendisini sınırlandırdı? “SİT Alanı” ilan edilen tarihsel kent merkezleri margarin kremalı pasta gibi bina tasarlayan mimarlara, kent dışındaki alışveriş merkezleri, üst sınıf seçkinler, zenginler için yapılan “rezidans”lar da yatırımcıların daha çok para kazanması için Türkiye’nin “star” mimarlarına mı ait? Mimari araştırmanın, deneyselliğin kamu tarafından desteklenmesi ve bunun için de mimarların kamusal nitelikli bir işlev yerine getirmesi gerekli değil mi?
Bu durumda modernlik de mimarlığın içinde yer aldığı sorunsalı dönüştürmeyi, sorgulamayı, deneyselliğe açmayı hedeflemeyen, içinde yer aldığı koşullar ile ilişkisi olmayan bir biçemden mi ibaret? Bu durumda modernlik de tıpkı sözde karşıtı gibi duran tarihselcilik gibi basmakalıp bir klişeye dönüşmüyor mu? Böyle bir ayrışmanın, karşılıklı olarak kent mekânını “korunaklı av sahaları”na dönüştürmenin kente, kendilere karşı nasıl bir “cürüm” olduğunun farkında mıyız? Eğer öyleyse Tümertekin’in “bugün ortaya çıkan sonuç ile benim bir ilişkim yok, projeyi ben yapmadım” diyebilme lüksünün olacağını zannetmiyorum. Çünkü profesyonel mimarlığın “kamusal boyutu” bağımlı bir perspektifle bir taraftan alışveriş merkezleri, kentsel dönüşüm projeleri yaparken, diğer taraftan sermaye sahibi hayırseverler gibi “sosyal sorumluluk” projeleri yaparak kreş, okul, STK binası falan tasarlamak değildir. Modernlik böyle bir şey olamaz. Modernlik her şeyden önce, bütün bağımlı faaliyetlerin ötesindeki bir profesyonelliği, düşünce geliştirme özgürlüğünü savunmak, göstermek ve hatta oluşturmak, yani kamusal bir duruma yol açmak demektir.
Bu nedenle her ne kadar “bu projeyle benim bir ilişkim yok” derse desin, gerçekleşen projenin Han Tümertekin’e ait olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: Birgün

7 Yorum

  1. reşit batan

    Demirören AVM si üzerinde K.Gümüş’ün bu yazıya çok benzeyen aynısı gibi bir metnine başka bir sitede yazılanları okudum. Yukarıda Cemal beyin söylediğinin doğru bir saptama olduğunu anladım. Sahiden mimarlık sitelerinde bile mimari tartışma yok onun yerine bir nevi vatan kurtarma edebiyatına bandırılmış bina ve imar durumu tartışmaları var. K.Gümüş beyde söz ustası istediği yere yelken açabiliyor sonuçta. Sahiden yukardaki yazıda mimarlar, mimar gibi sözcükler olmasına rağmen mimarlığa ait birşey yokmuş. Fakat itiref edeyim ki Cemal beyin şahsen benim gözümü açan değerlendirme yorumu olmasa ben bu yazıyı “Modernli, Modernlik Eleştirisi, Kitsh ve Cürüm” adı altında mimarlık elştirisi zannıyla okuyabilirdim. Ancak gerçekten değilmiş. Sayın Kozlu teşekkürler.

  2. Cemal Kozlu

    Benim garibime giden daha bir kaç ay evvel anlı şanlı Radikal gazetesinin açtığı kampanya ile hop oturup hop kalkan ve binanın yükselmesini protesto eden odası, sivil kuruluşu, ‘entellektüeli’, sıradan yurttaşı yapının bugünlü ‘hoş görünümü’ ortaya çıktığında sus pus olmuş. Sadece bazıları yerinde mırıldanıyorlar ama ne dedikleri hiç anlaşılmıyor.
    Kaçak kat, yandaki tarihi binanın kotunu geçti falan gibi kaba ayrıntılara kükremek kolay ama iş mimarlığı tenkit etmeye gelince pıs.
    Yukarıdaki yazı da mimarlıkla alakalı değil özünde, kıyısından köşesinden mimari bir işi konu alıyor sadece. Hala asıl mimarı kimmiş, niye devretmiş, devretmiş sayılmazmış, sorumluluğunun devamı… tarzında yazarın kafasındaki arka plan meselelerine dair bir çeşit magazin. Bina değerlendirmesi diye birşey yok. Mimari eleştiri yok ya da çok sınırlı. Sayın Gümüş yöntem itiş kakışını agrandize edip önümüze koymaktan mimari nosyonda bir açılıma yönelebilir, böyle bir şeyi konu alır mı (alabilir mi?) ayrı mesele. Zaten bu yazının ve Demirören binasının sürdürülen tartışmaları ( ki sürdürülebilir olan o damar, diğer kısmı fasa fiso, bir grup tasarımcı kendi arasında konuşuyorsa konuşuluyordur) niye yaptınız, herkese danıştınız mı, yeterince açık bir süreç var mı, kuruldan nasıl geçti, kim yaptı, karar nasıl alındı,… gibi meseleleri esas almakta.
    Oysa İstiklal Caddesi gibi bu ülkenin vitrininde yapılan bir yenileme için, Demirören örneğinde olduğu gibi rekonstrüksiyonunda, proje üzerinde bir değerlendirme talebi, çabası neredeyse hiç yok. İstanbul’un çok önemli bir noktasındaki Demirören binası, bütün tarihi eser yenilemelerine ister istemez örnek olma iddiasındaki bir konum ve büyüklükte oysa. Şimdi böylesi bir yapı için mimari değer taşıyan tartışmaları bir kenara atıp “kaç kat çıkıyorlar” heyecanlı tartışmasını ikame edenler perde açılıp bina karşılarına çıktığında böyle dut yemiş bülbül olurlar.
    Davulcusu çok olan köyde sabahlar hiç olmazmış. Herkese geçmiş olsun.

  3. tahsin avcı

    bu projeden H. Tümertekin çekildiğini ve bu proje haklarını Toros Doruk isimli bir mimara devrettiğini açıklamıştı. şimdi üzüm mü yiyoruz bağcı mı dövüyoruz? ya da üzüm de yiyelim arada bağcıyı da dövelim sonra bir daha bir açığını bulamayız hazır elimize geçmişken mi diyoruz.
    bence bu avm sırf avm olmasından dolayı eleştirilemez, bu ölçekte tarihi doku içinde yenilemeler Avrupa başkentlerinde var. fakat bu çizgiler, yaratılmış “yeni tarihsellikler” ve bunun prekast teknoljisinin bu kadar ağır basan tonuyla olanı yok. insan gözü hizası en azından bir kat hizası örneğin doğal taş olabilirdi örneğin. o abartılı kolon başlıklarından sonra nedir o uzun balkon, köşe balkonlar. birşeyin etüdünde başlayan eksiklik sonra yapım esnasında detaylarıyla bu kadar baştan sağma olunca son ürün yani bina da “Demirören AVM” haline geliyor.

  4. Anonim

    İSTİKLAL CADDESİNDE AÇILAN DEMİRÖREN AVM TAKSİM MEYDANINDA BULUNAN AKM İÇİN ROL MODEL OLABİLİRMİ ACABA!

  5. Alişan Ortaç

    Korhan bey buradan asıla asıla projenin ilk mimarı Han Tümertekin’e asılır ve hıncınızı ondan çıkarmaya çalışırsanız bütün dünyadaki herşeyi “mimarların yaptığına” hepimiz inanırız.(? !) Han bey “çekildim” demiş mesela. Bu lafın bir anlamı yok mu sizce? Yani çekildim kibarca bu projede yokum, bundan sonraki durum benim sorumluluğumda değil demek. Sizinle aynı dili kullanıp mal sahibinden belediyesine oradan kurul üyelerine herkese giydiren bir açıklama yapıp ve üstüne üstlük yine olanca günahın sorumluluğunu da yüklenmeye devam etsin bir yere kaçmasın, elimizin altında bir yerde dursun gibi birşey söylüyorsunuz ki bu kadarı da fazla bence. Zaten yazınızın içinde “…avm ler yapan kentsel dönüşüm projelerinde yer alan mimardan beklemek zor …” tarzında hakaretle karışık işbirlikçi suçlamasına dönen bir karışımda cümlelerinizle yer vermişsiniz. Çok da şık değil bu söylem. Bu şekilde abartılı bir yüklenmeyi profesyonel ortamda yaparsanız kantarın topuzu kaçmış olabileceği gibi mesela o binanın bozuk proporsiyonundan, eski-kendi dönemine ait olmayan çizgilerinden, korumak ya da rekonstrüksüyon çalışmasında yapılan hatalardan hiç birimizi söz ettiremez hale getirir işin özünü kaçırmış olursunuz. Mimarinin bir kavramsal karşılığı, felsefesi elbette vardır. Ancak siz araya fazladan bir “kavram arayüzü” daha yerleştirip somut gerçekliğe bakarak değil de sizin yerleştirdiğiniz “yeni kavram arayüzü” ile bir gerçeklik imaline kalkarsanız (ki bir çok yazınızda bunu ustaca yapıyorsunuz) hiç bir şeyi tartışma yolu ile çözemeyiz. Eleştiri diye birşey olmaz, suç atmak, suçlu bulmak ve dahası suçlu yaratmak olur bu.
    Ben bir konuyu toplumla paylaşmak fikriyle başlayan yazınızın amacının çok dışına çıkmış bulunduğunuzu düşünüyorum. Biraz daha dikkat etmek gerekmez mi?

  6. vahit ateş

    bana fazla yeni gibi geldi. ayrıyetten prekast teknoljisi olduğu fazla belli. bir de daha inşaat bitmeden alelacele açılmış. detayda daha çok iş var göründüğü kadarıyla.

  7. tünay atmaca

    bu binanın eski halini bilen var mı? hani karşılaştırma yapabilmemiz için eski cephesi neymiş bir göstermeniz mümkün mü yayın kuruluşu olarak. tenkitler kat sayısı üzerinde yapılıyordu bu güne değin. ama bir de aslını geçmişteki halini görelim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir