Mimarın Yalnızlığına Karşı Etik Bir Birlik Yitip Giderken

5 Dakika Okuma Süresi

Mehmet Onur YILMAZ

Özgürlüklerimizle birlikte yalnızlığımızı da kazandık. Artık gittikçe ve sadece kendimizi gerçekleştirmek ile meşgulüz. İnsan olarak sahip olduğumuz dayanışarak üretme ve gelişme yeteneğimizi bir yana bırakıp, hayvanlar gibi birbirimiz ile mücadele ederek ayakta kalmaya çalışır olduk. Daha özgür ama daha yalnızız artık.

mimaryn-yalnyzlydhyna-karthy-etik-bir-birlik-yitip-giderken.jpg

Mimarlar olarak da durumumuz hiç farklı değil. “Mimar” olarak mimarlığımızın, “insan” olarak insanlığımızın ortada olduğu bir pazarlık masasına mezun oluyoruz. Bu masada bir tarafta mimarlık adına bildiklerimiz, değerlerimiz, gerçek ve paylaşılır olduğuna inanmak istediğimiz doğrularımız; diğer tarafta mesleğin üretim sürecine giden yolun kapılarını tutan, var olduğumuz şekli “çocukça” ve gerçeküstü ilan etmeye hazır yetişkin, “gerçek yaşam kliği” var. Sadece yol, yordam farkı değil söz konusu olan; varılmak istenen yerler de çok farklı.Her yeni insan gibi her yeni mimar da bu klikle mücadele ederek başlıyor “gerçek yaşama”. Yıllar geçtikçe yeni gelenler için durum daha da zor. Yeni mimarlar bu yolda daha da yalnız ve onlar için çok fazla seçenek yok gibi. Ya “tecrübe edinme” karşılığından üç kuruş paraya sigortasız çalışma ya da üçkâğıtçı bir yapsatçının maskotluğu. Müteahhidin elinin altındaki imzadır çoğu zaman yeni mimar… Bu imzanın değerini bilmek ve korumak ne zordur.

Yeni mimarın bu zor süreçteki yalnızlığı elbette ki mutlak değildir. Ailesi ya da arkadaşları vardır yanında, yakınında. Ama çoğu zaman ekonomik önceliklerdir bu desteğin de gündemi. Herkesin hemfikir olduğu şudur ki yeni mimar biran önce, öyle ya da böyle mimarlığın üretim sürecine dâhil olmak zorundadır; hem kendini ispatlamak ve daha mezuniyetinden önce kırılmış olan özgüvenini tamir etmek için, hem de yaşamını idame ettirecek parayı kazanmak ve ekonomik olarak özgürleşmek için. Özgürlük ne yazık ki ekonomik özgürlük oluvermiştir. Mimar olarak mimarlığımız, insan olarak insanlığımızın önüne geçer. Mimarlık ise elimizden alınmıştır.

İşte Mimarlar Odası, yeni mimar için bu dayatma öncelikler dışında bir gündemin mümkün olduğu bir yerdir. Yeni mimarın yalnızlığına karşı İhtiyacı olan desteğin olanağıdır Oda. Mimar meslektaşlarını, mesleğin etik kurallarını, direnmenin yollarını, özgürlüğün ekonomik özgürlük dışında bir şey olduğunu Mimarlar Odası’nın oluşturduğu topluluk içinde görme fırsatına sahiptir yeni mimar. Dayatmacı “gerçek yaşam kliği” ile dalga geçilebilir orda. İşte bu yüzden özellikle de yeni mimar için Mimarlar Odası “etik bir birlik”tir. Mimarlığın ve mimarın ne için olduğu, insanlığımız ile mimarlığımızın aslında çok da farklı iki varlık biçimi olmadığı Mimarlar Odası’nın koridorlarında, toplantı salonlarında, kütüphanesinde, lokalinde konuşulabilir. Yeni mimar, dâhil olduğu bu yeni topluluğun içinde savunmada olmak zorunda değildir. Korumak istediği değerleri ve ilan ettiği varlığı için burada destek bulabilir. “Gerçek yaşam kliği”ne “hayır” deme gücünü burada bulur. Oda yeni mimar için “hayır” diyebilmenin olanağıdır. Bu olanak mimarın ekonomik olmayan özgürlüğünün de olanağıdır. Mimarlar Odası’nın toplum içindeki güçlü konumu, doğru duruşu ve net tavrı yeni mimarın gücünün de kaynağıdır.

Ben, bundan on sene önce, Marmara Depremi’nin üçüncü gününde Oda’nın kapısından içeri girdiğimden bu yana önce bu olanağın varlığına inanarak, sonra da bunu gerçekleştirebilecek fırsatı, ortamı ve insanları bulmanın şansı ile yalnızlığımı yendim. Bugün bunu yazmak için aradan on sene ve pek çok tatlı tatsız olay geçmesi gerekti. Ne şanslıyım ki bu süreçte tanıdığım ve yaşamımı değiştiren güzel insanlar hala uzandığımda ellerini tutabileceğim kadar yakınımdalar. Ama etik bir birlik olma niteliğini yavaş yavaş bir çıkar birliği olmaya terk ettiğini gördüğüm Oda ortamının değerini onu kaybettikçe daha iyi anlıyorum.

Ve artık daha yalnızım.

3 Yorum

  1. Lalehan

    mimarın başedilmez bir yalnızlığı her zaman söz konusu. etik değerleri fazla öne çıkaranlar ve bunu bir yarış biçimine sokanlar normal bir insan davranışına o kadar fazla mana yükleyip işi zorlaştırıyorlar ki sonra bu aşılamaz etik duvar herkesle aralarında bir engel haline geliyor. keskin bir ayrma aparatına dönüşüyor.
    yılarca böyle yapa yapa git sonra bir duvara tosla mesela anlaşılır gibi değil. oysa haddinden fazla kavramlar anlamlarla yüklenmese bir nevi vaziyet zorlanmasa herşey daha normal yürür. dava arkadaşları diyorsun ve sonra da bir dönüp baktığında derin hayal kırıklıkları. değer mi bilmiyorum?
    düşünmek lazım.
    saygılar.

  2. Alaaddin Aslan

    Mimarın yalnızlığı aslında bir kader değil. Sorun mimar ünvanı taşıyan ancak farklı işler yapan insanların birbirlerine hayat hakkı tanımamalarından geliyor. Odanın şimdiki yöneticilerini ele alalım mesela: mimarlıkla tek ilgileri odanın ana gelir kaynağını oluşturan proje vizelerini yapmakla sınırlı üstelik o vize yapış şeklinin de mimarlığa fazla bir katkısı olduğu iddia edilemez. Yani ne mimar kendini savunulmuş hissediyor, ne de vize alan projenin aslında tüm imar işlemlerini bitirmiş sayılması gerekirken böyle bir durumu var. Üstelik odanın kendisini solcu zanneden yönetimi de (en azından diğerlerine hiç utanmadan akpartili diye iftira atarken) akpartili belediyelerle sıkı bir işbirliği içinde…
    Mimar örneğin vergi dairesine karşı savunmasızdır. Sözgelimi tarihi dokularda yapılan bir çok çalışmanın vergi indirimi yasal hak iken, efsane avukatımız Derviş Parlak’dan bu yana bu alanda hiçbir çalışma yapılmamış zavallı mimar yasal haklarını bile koruyamaz kullanamaz duruma düşürülmüştür.
    Örneğin avan proje sanat eseri sayıldığı için belirli bir vergi muafiyeti olması gerekirken bunlarla oda hiçbir şekilde ilgilenmemekte dandik bir vize ve bolca elaltından yürütülen tasarımkent/mülkiyeliler birliği türü pazarlıkla bir avuç yöneticiye arpalık oluşturmaktadır.
    Fikir eserinin temelini oluşturan imza “kutsallığı” kimsenin umurunda değildir. Çünkü “habersizi” bile vardır.
    Böyle bir tablodaki mimar yalnız olmayacak da kim olacaktır. Emeğe ve telif haklarına saygılı gerçekten devrimci, gerçekten solcu, geçinmek için odacı olmaya gereksinimi olmayan gerçek yönetimlerin iş başına gelmesi ve yalnızlığın bitmesi dileği ile…

  3. kemal sönmez

    mimarın bir yalnızlığı mesleki nedenlerle zaten var. buna ortamdan dengeleyici beraberlikler bulmalı yaşabilmak için. arkadaşlıklar, dostluklar, hobiler, geziler, beceri ve sanatsal faliyetler gibi.
    bir de mesleğe ilişkin kaygılar duyarak meslek odasına emek vermek var. bu da bir sorumluluk olduğu kadar dayanışma çabası aslında. yalnızlığı yenme çalışması.
    fakat sayın m.o. yılmaz’ın söylediği gibi her zaman yollar kesişmiyor. odadaki birliğin de tadı kaçabiliyor ve emek vermi “mimar” bir gün yalnızlaşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir