Mimarlar

7 Dakika Okuma Süresi

Mimarlar /Arif Atılgan

İnsanlığın en eski mesleğini yapmakta olan mimarlar, çeşitli alanlarda topluma hizmet vermektedirler. Tasarım ağırlıklı olan, projecilik olarak bilinen alan mimarların en eski ve en belirgin uğraşı alanıdır. Bu yazıda cumhuriyetin ilanından bugüne kadar geçen süreçteki projeci mimarlarla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Mimarlar Odasının eski genel başkanlarından ve Anadolu 1. Bölge Temsilciliğinin ilk seçilmiş başkanı olan rahmetli Nurdoğan Özkaya bana bir anısını anlatmıştı.. Bir tarihte İstanbul’a dünyanın önde gelen bir mimarı gelmiş. Kendisiyle sohbet ederken O’na ‘dünyanın önemli mimarlarından biri olmayı nasıl başardınız?’ şeklinde bir soru sorulmuş. Ünlü mimar bu soruya cevap olarak ‘ilk önce kendime iş buldum’ demiş. Gerçekten yeteneklerinizi gösterebilmek için önce uygulayabilmeniz gerekmektedir.

Belediyelerin oluştuğu 1920 li yıllardan itibaren 1950 hatta 1960 lı yıllara kadar mimar olanların bu anlamda şanslı olduklarını düşünebiliriz. Zira ülkemizdeki mimar sayısı 1950 li yıllarda 1500, 1960 lı yıllarda 3000 lerdedir ve oldukça azdır. Bu sebepten o yıllardaki mimarlar kamu idarelerinde çalışmışlar, kamu idarelerine iş yapmışlar, kamu idarelerinin yarışmalarına katılmışlar, mimarlık fakültelerinde hocalık yapmışlar, özele yaptıkları işlerde de rant amaçlı olmayan eserler gerçekleştirmişlerdir. Yani bu meslektaşlarımızın işverenleri onlardan hep mimarlık talep etmişlerdir. Kendilerinden mimarlık talep edilen işlerinin olması, onların mutlu bir şekilde mesleklerini yapmalarını sağlamıştır. Yeteneklerini bildiğimiz, her birini tek tek tanıdığımız bu büyüklerimiz olumlu iş ortamları sebebi ile daha da iyi meslek insanları olabilme fırsatını elde etmişlerdir.

1970 li yıllarda ülkede mimar sayısı 10000 lere gelmiş, kat karşılığı inşaatçılık diye yeni bir iş alanı ortaya çıkmıştır. O yıllarda bu işi yapan kişiler mimarların doğru uyarılarının onlara fazla maliyet getirdiğini düşünmüşler ve meslektaşlarımızın inşaatlarının içersine girmesini istememişlerdir. Bu zorlamanın sonucunda mimarlar, çoğunlukla inşaatları için proje hazırlayarak ruhsat aldıkları müteahhit adı verilen bu kişilerin belediyelerde işlerini takip eden teknik elemanlar durumuna sokulmuşlardır. Maalesef o yıllarda müteahhitler, belediyelerdeki işlerini en kısa zamanda ve kendilerinin lehine sonuçlandıran mimarlara iyi mimar demişlerdir.

1980 li yıllarda ülkeye getirilen liberal sistem ve en yetkili ağızlardan yapılan yakışıksız kamu çalışanı tarifleri tüm sektörler gibi bizim sektörümüzün de kamu kurumlarındaki işlerinin tatsızlaşmasına sebep olmuştur. Bu arada mimar sayısı 20000 lere doğru yaklaşmıştır.

1990 lı yıllar inşaat sektörünün en olumsuz yıllarıdır. Bu yıllarda inşaat yapımı sürecinin içersindeki teknik elemanların dışındaki aktörler adeta hadlerini aşmışlar, kendilerini teknik eleman sanarak hareket eder olmuşlardır. Sektörümüzdeki en kötü örnekler bu yıllarda gerçekleştirilmiştir. 17 Ağustos 1999 tarihindeki deprem bu dönemin sonu olmuştur. 20000 insanımızı kaybettiğimiz 100000 binamızın yıkıldığı deprem, yapı sektörünün olumsuz gidişini durdurması ve akılları başa toplama uyarısı açısından oldukça etkili olmuştur. Depremden sonra yapı yönetmeliği, malzemeler, yapı yapma sistemi ama en önemlisi kafalar değişmiştir. Olumlu ve olumsuz tarafları bulunan yeni sistemde artık eskisi gibi inşaat yapılamamaktadır. Mimar sayısı 25000 leri aşmış 30000 lere doğru gitmektedir.

2000 li yıllarda 40000 lere dayanan Mimarlar Odasına kayıtlı mimarımız olmuştur. İnşaat sektörü kısa bir duraklamadan sonra 2000 lerin ortalarından itibaren hızlanmış, yeni malzemeler ve yeni düzenlemelerle eskisinden değişik bir şekilde devam etmektedir. Sektörümüzün yeni döneminde iki gurup mimar görebilmekteyiz. Birinci gurup 10000 lerce m2 inşaat alanlı dikkat çeken projeleri gerçekleştiren, toplumda ‘önemli’ olarak tanımlanan mimarlarımızdır. Dikkat edildiğinde bu guruptaki meslektaşlarımızın bir kısmının 1960 lı yıllardan önceki mimarların ikinci kuşak çocukları olan meslektaşlarımız olduğunu görebilmekteyiz. İkinci guruptakiler ise belediyelerde çeşitli formalitelerle uğraşan, en fazla 1000-2000 m2 inşaat alanlı parsel ölçekli işleri yapan meslektaşlarımızdır. Her iki guruptaki meslektaşlarımıza empati yaparak sıkıntılarını anlamaya çalıştığımızda, sanırım birinci guruptakilerin en önemli sıkıntılarının kendileriyle ilgili empati yapan birilerinin bulunmaması konusu olduğunu anlarız. İkinci guruptakilerin ise maddi sıkıntılarından da önemli sıkıntıları olarak, resmi ve yarı resmi kurumlarla aralarındaki ilişkilerle ilgili aksaklıklar olduğunu tespit edebiliriz.

Bu arada proje bürolarında ücretli çalışan bazı meslektaşlarımız bulunmaktadır. Onlar sıkıntıları olan ama sesleri pek çıkmayan mimarlarımızdır. Ancak bu alanda fark edilmeyen ve sayıları giderek çoğalan bir gurup meslektaşımız daha vardır ki onlar mesleğini taşeron olarak çalışarak yapan mimarlarımızdır. En zor durumda bulunanların onlar olduğunu belirtmekte yarar olduğunu ifade etmek istiyorum. Diğer meslektaşlarına gerek tasarım gerekse çizim yaptıklarını duyduğumuz bu meslektaşlarımız iş garantileri, mesai saatleri, izin günleri, sosyal güvenceleri olmadan çalışmaktadırlar. Mimarlığın giderek ücretlileştiğini söyleyenler esas mimarlığın taşeronlaştığını fark etmelidirler.

Aslında bir de ‘günümüzde en iyi mimar mimarlık yapmayan mimardır’ diyen idealistler bulunmaktadır. Günümüzün tuhaf kapitalist sisteminde belki de en haklı durumda olanlar onlardır. Yeni kapitalist sistemdeki sektörümüzde, borçsuz-mülklü insanlar borçlu-mülksüz hale sokularak sermayeye iş ve kazanç alanı açılmaktadır. Yani müşteri olmayan insanlar zorla müşteri yapılmaktadırlar. Diğer taraftan kent topraklarına yapılaşma ile rant kazandırılmakta, yaşanamayacak yerleşimler yaratılmakta, insanlar devamlı şantiye ortamında yaşatılmakta ve tüm ekonomik sistem bu şekilde oluşturulmaktadır. Bu düzenin en önemli aracısı da mimarlar olmaktadır. Bu açıdan idealist meslektaşlarımızın davranışlarının saygıyla karşılanması gerektiğini düşünüyorum.

2000 li yılların ortalarında arabamı götürdüğüm serviste bekleme salonunda gazeteleri karıştırıyordum. Bir aralık, açık olan televizyonda mimarlık sözleri geçince başımı kaldırıp izlemeye başladım. ‘Önemli’ meslektaşlarımızdan biri ile röportaj yapan kişi O’na ‘mimar olmak isteyenlere ne önerirsiniz?’ sorusunu yöneltmişti. Meslektaşımız ise bu soruya ‘mimar olmak isteyenin her şeyden önce zengin bir sosyal çevresi olmalıdır’ şeklinde cevap vermişti. Meslektaşımız samimi bir şekilde tek cümle ile gerçeği anlatmıştı. Aslında günümüzde mimar olmayan bazı kişilerin de zengin sosyal çevreleri dolayısıyla mimarlık alanında iş yapabildiklerini görebilmekteyiz.

Mimarlar Odasında gerçekleştirilmesini arzu ettiğim çalışmalardan bir tanesi ‘mimarlığı zengin bir sosyal çevresi olmayanların da rahatlıkla yapabilmelerinin sağlanması’ konusu idi. Meslekte fırsat eşitliğini sağlayacak ortamların sağlanmasının oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Ülkemizde 100000 mimarın rahatlıkla istihdam edilebileceğine inanıyorum. Bu açıdan bütün meslektaşlarımızın mutlulukla çalışabileceği ve yaşayabileceği ortamların sağlanabileceğini düşünüyorum.

Mimarlık özel bir meslektir ve mimarlar da özel insanlardır. Bütün mimarlara bu duygu yaşatılabilirse mimarların meslek örgütünün de daha güçlü olacağına inanıyorum. Zira mesleğini mutlu bir şekilde yapan mimarlar, örgütüne daha çok katılacak ve faaliyetlerini daha çok destekleyeceklerdir.

9 Yorum

  1. Anonim

    güzel,çok teşekkürler

  2. sezgin inal

    mimarlar sonuç olarak nereden nereye kayıyor ona bakmak gerekir. yerini koruyabiliyor mu, kendini geliştirebiliyor mu? olumlu cevap veren beri gelsin.

  3. salih şencan

    sevgili arif atılgan’a öncelikle meslek odasının öznesi olan mimarları tarihsel bir kesit içinde çok kısa da olsa ele alıp gündeme getirdiği için teşekkür ederim.tabi dönemselleştirme analizleri çok kısa yapıldığından bazı kavramlar ve sonuçlara atfettiği anlamlar uzun uzadıya tartışılması gereken konulardır..ben günümüz dünyasında ve türkiyesinde mimarlığın mesleki ideolojik üst duruşunu kabul eden ve bunu dönem dönem de ifade eden biriyim..doğrusunu söylemek gerekirse 1990’lı yıllardan sonra 3000-5000-10000 konut projesi yapan mimarların yaptığı ürünleri; ne eğitimini aldığım mesleğin kullanıcı ihtiyaçlarını çözme tanımı ile ne de tarihsel yapı-konut yapma geleneğinin iç ve dış çağdaş yorumu ile olumladığımı söyleyemem..şimdi unuttum ama mimdap’ta 2-3 yıl önce yayımlanan bir yazımda bu durumu pazarlama departmanlarının satma kabiliyetine uygun 1+1,2+1 vb. kulanıcısı belirsiz iç çözümleri ucube olan ama dış görünüşleri fiyakalı binaları yapan sayılı ve sevgili arif atılgan’ın birinci kategoride zikrettiği mimarların mimarlığın mesleki ideolojik üst pozisyonunu sermayeye ve satılabilirliğe pazarladıklarını ifade etmiştim..ancak bu gayrımenkul geliştirme-sermaye şirketlerine yapılan işlerin öyle aman aman hizmet bedelleri karşılığıda yapılmadığını da biliyorum,hal böyle olunca dış görünüşü itibarı ile intihale teğet nitelikli emek,iç çözümler-proje koordinasyonu ve uygulanabilirlik anlamında niteliksik emek alt yapısı bu projelerin mesleki tabanını oluşturuyor,ben bu büyük projelerden mekansal kullanım ve ferahlık yerine;” size ait özel bahçe-size ait özel havuz-fitness-spa-hamam-sauna vb.” spotlarla daire alanların yakın bir gelecekte psikolojik sorunlar yaşayacaklarına ve bu alanları çok kısa sürede eskiterek yeniden arayış içine geçeceklerine inananlardanım..işte birinci kategorideki mimarların ıskaladıkları tam da budur,tabi bunu bu tarz projeler üreten tüm bu kategorideki mimarlara eleştiri olarak yöneltmiyorum..işte mimarlığın mekan kurgusu ve kullanıcının günümüz modern dünyasındaki ihtiyaçlarından kopuk bu tarz proje üretiminin son derce yanlış olduğunu ve ancak bu durumun da sadece ülkemize özgü bir hal olmadığını ifade etmek istiyorum..ikinci kategorideki mimarler,ki ben parsel ölçeğinde çalışanlar olarak kategorize ediyorum bu meslekdaşlarımı,maalesef gerek geçim derdi gerek az hizmet bedeli alıp çok iş yaparak rahat yaşayabileği koşulları yaratabileceği zehabına kapılmaları,ama en az bu kadar da mesleğin gerek teknik-fenni norm ve standartları gerekse de imar mevzuatı konusundaki bilgisizlikleri nedeni ile mimarlık mesleki hizmetlerinin piyasadaki bedellerini asgari ücretin %50-80 ler mertebesinde talep edilebilmesine zemin oluşturmuşlardır..istanbul kentinin pek çok ilçesinde zaten bu hizmeti gören mimari proje üreten büroların sahipleri inşaat mühendisi ya da inşaat teknikerleridir..bu durumda zaten bu lokasyaonlarda iş yapan mimarlar ya imzacı ya da taşeron(ki ben buna fason diyorum) durumunda iş görmektedirler..şimdilerde gerek afet riski altındaki yerleşimlerin planlamasına ilişkin kanun gerekse de pek çok ilimizde ve istanbulun pek çok ilçesinde uygulamaya geçilen kentsel dönüşüm uygulamaları ile istanbulda 2000000 konut üretileceğini,bu konutlara hizmet edecek okul-hastane-kültür tesisi-otopark-ticaret ve işyerlerinin de ilave projeler olarak gündeme geleceğini-2 ayrı yeni kent planlandığını düşünecek olursak;nitelikli ve niteliksiz mimari emeğin yakın gelecekte alacağı pozisyonlar dikkatle gözlemlenmesi gereken bir gerçekliktir..evet mimarların güçlük ve zahmet çekmeden yaşamlarını sürdürmesi ve mimarlık ürünü yaratabilmesi için zengin çevresi olması GEREK şarttır,ama YETER şart değildir..bu görüşlerimi bir kez daha ifade etme ortmı sağladığı için sevgili arif atılgan’a sonsuz teşekkürler…

  4. Samet Yıldız

    Mimarları hala toplumun saygın bir kesimi yapmak mümkün mü bilemiyorum. Bir bölümü mimar sayısının çokluğu ve aldıkları eğitimin yetersizliği nedeniyle yahut bugünkü iş düzeninin mimardan beklentilerinin yükselmesi sebebiyle zorluk ve çöküş var. Öte taraftan piyasanın kuralları nedeniyle proje hizmeti alınıp satılan diğer metalar gibi görülüyor bunun yıkıcı bir etkisi var kanaatimce.
    Zorluklar bir taraftan giderek artıyor.

  5. mehmet koç

    Sayın yazarın belirttiği gibi 1000-2000 m2 lik işler yapan mimar gruplara ilişkin bugüne kadar oda cephesinde samimi çözümler arayan yönetimler olmadı. Onların sorunlarına empati kurulmadı. Daha büyük m2 li işler yapanlarla da bazen düşman bazen 90 derece dönerek dost olup seminerler verdirildi.
    Böyle bir kaosta müşteri dediğimiz esasında halkımız da en pragmatik bir şekilde mimarı küçük esnaf yerine koyup her talebini pazarlık konusu haline getirdi.
    Durumumuz ortada.

  6. ahmet gür

    Mimarlığı “iki çizgi çizen” meslek erbabı olarak görme kolaycılığı biraz da bizim toplumumuzun ucuzcu anlayışından kaynaklanıyor. Mimarlar odasının asgari ücretini bile bu piyasada hiç bir zaman talep edemeyen mimarlar olduğunu biliyorum. Sosyal çevresi olmayanların mimarlık yapması bu ülkede hakikaten çok zor Arif beyin söylediği gibi. Acaba bu garip olgu değişir mi bilemiyorum.

  7. Nihat Köksal

    Arif beyin mimarlık ve mimarlar adına yaptığı analiz ve tespitle katılmamam mümkün değil.1980’li yıllardı mezuniyetimin 2.yılı şimdi hayatta olmayan ancak kendisi ile tanıştığım baba dostu olan
    elek.yük.müh.beyfendinin atölyesi için proje hazılamıştım kendisi ile ücret konusunda görüşürken verdiği tepki çok ilginçti ‘Bedeliniz
    yüksek iki çizgiye bu bedel ödenirmi’ demesi yıl 2012 32 yıl geçmiş değişen hiçbirşey yok.
    yıllardır mimarın insanın yaşamındaki yerini biz mimarlarve meslek örgütümüz topluma anlatamadı.Keşke anlatmayı becerebilseydik.Teşekkürler Arif Hocam

  8. osman şahin

    Mimarlar son elli altmış yıldır piyasanın elinde. Arif bey bu işleri izleyen ve iyi not eden biri olarak çok yerinde tespitlerle mimarlığın kazanç ibresinin nasıl değiştiğini ve ona bağlı olarak mimarların sosyal durumlarının da değiştiğini net bir şekilde resmetmiş.
    Mimarlar her dönem birşeylerden muzdarip. Fakat bence mimarların odası bunlara aldırmıyor ve ya çok etkisiz-yetkisiz, karışmamayı yeğ tutuyor. Hal böyle olunca da ayakta kalmaya çalışan mimarlar bir oraya bir buraya yalpalıyor.

  9. cemil öncü

    mimar olmanın önemini ve topluma duyduğu güven kadar toplumun da ona önem vermesi gerektiği konusunda yazınızı bir açılım olarak görüyorum. bu bayram günlerinde önemli bir hatırlatma sayıp teşekkür ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir