Yücel Gürsel

 

 

AÇINIM

 

10-11-12 Nisan 2009 tarihlerinde Antalya’da toplanan Mimarlar Odası Olağanüstü Genel Kurulu’nda, Örgütlenme başlığı altında “yeniden yapılanma”, “örgütsel yenilenme” kurumsallaşma”, “örgüt içi demokrasi” alt başlıkları ve sorun aksları çerçevesinde, Genel Kurul delege sayısının sınırlandırılması ve delege niteliğinin yükseltilmesi istemi ve arayışları, yeterince ve ikna edici bir biçimde ele alınamamış ve tartışılamamıştır. Açığa çıkan ve bîr zafiyet olarak değerlendirilen “delege” yaş ortalamasının 40 yaşın üstünde olması, daha doğrusu 40 yaş altında pek delege bulunmaması, delege sorununun ciddiyetini ortaya koymuştur.

20422.jpg

DELEGE-DELEGASYON KAVRAMI

 

 

 

Delege-Delegasyon birleşik kavramı, bir irade tarafından kendi özel usulüne göre belirlenmiş, tanımlanmış özel bir sorunu-görevi üstlenmiş, kişilerin oluşturduğu heyet-topluluktur.Mimarlar Odası’nda, usulleri yasa ve yönetmeliklerle belirlenmiş, Şubeler Genel Kurulları’nda seçilen, Oda Genel Kurulu Delegeleri, Oda Genel Kurulu’nda seçilen TMMOB Genel Kurulu Delegeleri olduğu gibi, seçim usulü yönetmeliklerle belirlenemediği için, seçilmiş yetkili organlarca atanan, UIA, ACE gibi uluslar arası kuruluşların kurul ve toplantılarına katılan, görev ve sorumluluk üstlenen delege ve delegasyonlar da bulunmaktadır.

 

 

 

Seçim usulü bir yönetmelikle belirlenmemiş, delege ve delegasyon oluşturulması, zaman zaman örgüt içi tartışma konusu olabilmektedir.

Altı çizilmesi gereken özellik, bir usule göre seçilen belirlenen delegenin, görev, sorumluluk ve misyonunun, seçildiği kurulun değil, katılacağı ve delegesi olduğu kurulun görev ve sorumluluk alanlarına ilişkin olduğudur. Şubeler Genel Kurulları’nda seçilen Genel Kurul Delegeleri, Mimarlar Odası Genel Kurulu’nun gündemindeki sorunlara ilişkin söz ve oy kullanma, seçilme hakkına, yetkisine ve sorumluluğuna sahiptir.

Asgari sorumluluk, Oda çalışma rapor program ve bütçelerinin değerlendirilmesi ve oluşturulup karara bağlanması, yeni yönetim organlarının belirlenmesidir. Gündeme alınan diğer sorunlar ve gündem maddeleri, Türkiye’nin, Dünyanın ve mimarlık mesleğinin sorunlarıdır. Herhangi bir bölgeye-şubeye ilişkin sorunlar, ancak odayı ve tüm örgütü ilgilendirdiğinde ve bağladığında gündeme alınabilir.

 

 

 

Oda Genel Kurulu’nda, herhangi bir konuda, karar oluşturmak için, bir Şube Genel Kurulu’nda seçilen Genel Kurul delegelerinin, ayrıca toplanması, delege olma niteliğinin zedelenmesi, görüş ve kararların güdümlenmesi ve ipotek altına alınması demektir. Delege yetkisini, görev ve sorumluluğunu, Şube Genel Kurulu’ndan almıştır. Bu yeki ve sorumluluğun güdümlendirilmeye çalışılması ve bunun gelenek haline getirilmesi, aranan “örgüt içi demokrasi”ye, insani etik değerlere aykırıdır.

 

 

 

DELEGE SORUNLARINA İLİŞKİN TARİHÇE VE HATIRLATMALAR

1954 (TMMOB Yasası) sonrası kuruluş yıllarından bugüne, seçim ve delege seçme usulleri değişe gelmiştir. 1970’lere kadar, Şube Yönetim Kurulları, Şube Genel Kurulu’na katılıp kaydını yaptıran üyeler tarafından, divanın arkasında-yanındaki kara tahtaya yazılarak ilan edilen adaylar arasından, üyece seçilenlerin, Oda mühürlü kağıtlara yazılarak oy sandığına atılması, Genel Kurulca seçilen oy sayım kurulu tarafından sayılarak belirlenmesi usulü ile seçilirdi. Genel Kurul delegeleri de, o toplantıya katılan üyelerin, karşılıklı ilişkileri, ayaküstü kulisleri çerçevesinde, istekli ve heveslilerin, delege seçim kağıdına yazılarak ve oy sandığına atılarak belirlenirdi. 1970’lerde, mimar sayısının artması, 1968 kuşağı ile bağlantılı olarak, farklı grupların örgütlü olarak Oda yönetimlerine talip olmaları, basılı delege listelerinin (Oda tarafından mühürlenmiş) oy sandığına atılması usulünü zorunlu kıldı.

Basılı delege listelerinin nasıl belirleneceği sorunu böylece, karşılıklı, açık, ayaküstü, demokratik ama aynı ölçüde ayak oyunlarına ve tesadüflere bağlı olmaktan çıktı, örgütlenmelerin kendine özgü politik kültürlerine ilkelerine ve demokrasi anlayışlarına bırakıldı.

Seçimlerde divanın ve oy sayım kurulunun seçilmesi, seçim sonucunun da göstergesi olduğu için, bütün heyecan bu aşamada yoğunlaşırdı. Divan, oy sayım kurulu ve ilgili üyeler, oy sayımı bitinceye kadar bekler, sonuçlar bir tutanakla imzalı olarak divan tarafından ilgili kuruma iletilirdi.

 

 

 

Seçimlerde ancak Genel Kurul’a (Şube) katılıp, listelere kendini kaydettirenler oy kullanabilirdi.

Bu durumda konumuz olan, sayısı yönetmelik gereği belli bir oranla sınırlanmış olan delegelerin belirlenmesi, nitelikleri, grupların örgütleyici kesimlerinin kriterlerine örgütleme, örgütlenme süreçlerinin karakterlerine bağlandı. Olumlu ve olumsuz yönlerinin değerlendirilmesi ayrı bir konu, ancak yükselen bir mücadele, genişleyen örgütlenme ve bilinçlenme, kendiliğinden atak, genç, dinamik, konusuna ve sözüne hakim inisiyatif sahibi kişilerin ortaya çıkmasını, delege olma süreçlerinin kendine özgü demokrasisini ve yazılı olmayan ilkelerinin biçimlenmesini sağlıyordu.

Değişimin ve gelişimin ivmesi, örgütlerde ve kurumlarda (Odalar) “müesses nizama izin” vermiyordu.

Demokrasi mücadelesinin yükselmesi ve politikleşme bir yanı ile örgütlülüğü geliştirirken, diğer yanı ile politik ayrımcılığı ve keskin dışlamayı da getirdi. Egemen-yaygın politik kültür, “yandaşlığı” delege belirlemenin tek kriteri olarak yürürlüğe koydu.

Devrimcilik, toplumculuk, ilericilik-karşı devrimcilik, çıkarcılık, gericilik karşıtlığında saflaşmasında anlamlı görülen, delege niteliği=yandaşlık kriteri politik ayrışmanın ve çatışmanın, uluslararası, ulusal, harici, ithal etkenlerle çoklulaşması, delege niteliğine asker olmayı ve güdümlülüğü ekledi. Farklı ideolojik ve politik görüşlerini, bilimsel, mesleki sorunlarda ve politikalarda ifade edemeyen farklı gruplar, “farklı” delege listeleri oluşturma çabasına girer oldular.

 

 

 

Kuşkusuz Mimarlar Odası, demokratik kültürü gelişmiş bir meslek örgütlenme alanı olarak, yazılı olmayan gelenekleri, mutabakat ve ortak çalışma becerisi ile delegasyon listelerinde farklılıkları, farklı görüşlerin dinamizmini ve yaratıcılığını sürdürdü.

Bu dinamizm Mimarlar Odası’na, 12 Eylül koşullarının aşılmasında öncülük etme misyonunu kazandırdı. Bu kültür ve dinamizm, 12 Eylül kuşaklarının, oda yönetimlerine ve delege yapısına yansımasını sağladı. Bu süreçte Mimarlar Odası demokratik anlayışını ve kültürünü, demokratik usullere ve yönetmeliklerine yansıya gelmiştir.

 

 

 

Örneğin diğer odalar, temsilcilikleri atama yolu ile örgütlerken, Mimarlar Odası seçim yolu ile örgütlemiştir.

Diğer odalar Genel Kurulları delege seçerek oluşturmakta geç kalmışlardır. İnşaat Müh. Odası, 1970’lerde, Genel Kurul delegelerini, Şube Genel Kurullarında belirlemediği için, Genel Kurullara bütün üyeler katılabiliyordu “(tam katılımlı demokrasi)”. Genel Kurullara İnşaat Müh. Milletvekilleri silahlı olarak katılıyor, divan heyetinin seçilmesi bütün bir günde mümkün olamıyordu.

 

 

 

12 EYLÜL NE YAPTI?
“Yalnızca TMMOB Örgütlenmesi Açısından”

12 Eylül rejimi TMMOB Yasasında üç değişiklik yaptı.

1)“Solcular, komünistler, genel kurul salonlarında güçle egemenlik kurarak üyelerin oy kullanmasını engelledikleri için”

a)Tüm üyelerin, genel kurullara katılsın ya da katılmasın oy kullanabilmelerini sağladı.
b)Oy kullanım ve sayımını il seçim kurullarına bağladı.

2)Genç kuşakların dinamizminin ve temsiliyetinin, en üst karar organı olan TMMOB Genel Kurullarında yansımasının önünü kesmek için, TMMOB Genel Kurulu delegesi olabilmek için 10 yıllık mesleki deneyim koşulunu getirdi.

3)Memurların ve ücretlilerin üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırdı, gönüllülüğe bağladı

NE OLDU? NE YAPIYORUZ?
1)On binlerle ifade edilen mimarlık toplumu, toplumun genelinde olduğu gibi, askeri rejimin zorlamasının ve beklentisinin tersine, gönüllü olarak kullandığı oylarla, farklılıkları ve muhalefeti bağrında taşıyarak Mimarlar Odasında var olan anlayışların ve genel politik tutumun sürdürülmesini ve meşruiyetini pekiştirdi. Oy kullanma sayısı, yüzlerle ifade edilirken, binlerle ifade edilmeye başlandı.

Bu durum kuşkusuz, Odanın mesleki, toplumsal ve politik mücadelesinin ürünü, mirası ve sonucudur. Ve yine kuşkusuz son yıllarda seçim sonuçları, giderek gelişen bir muhalefeti barındırmakta ve bu muhalefetin ne olduğu konusunda geçmişten farklı olarak, ” sıfatlandırma” ve “rivayet” ötesi bir toplumsal-örgütsel-politik çalışma yapılmamaktadır.

2)12 Eylül rejiminin, TMMOB delegesi olmak için, 10 yıllık mesleki deneyimi şartı doğrusu, delege olma niteliğini belirleyen örgütlenme anlayışları tarafından, adeta abartılarak içselleştirilmiş, 12 Eylül “vur” demiş, biz öldürmüşüzdür. Mimarlar odasının 10-12 Nisan 2009 tarihli son Olağanüstü Genel Kurul yapısı, daha TMMOB Genel Kurul delegeliği aşamasına gelmeden, Şube Genel Kuralları’nda, delege olma koşulunu en iyimser yorumla 40-25=15 yıl mesleki deneyim koşulunu aşmış görünmektedir. TMMOB delegesi olma koşulu, kendiliğinden bu koşulu çok çok aşmış durumdadır.

Son İstanbul Şubesi Genel Kurulu’nda, oda sicil numaralarının yüksek olduğu sandıklarda, genç muhalefet oylarının fazlalığı çok açık bir göstergedir. Bu olguda, yine kuşkusuz 12 Eylül rejiminin, apolitikleştirme ve depolitikleştirme politikasının önemli etkisi yadsınamaz.

Ancak toplumun genel seçimlere katılma oranının inadına giderek yükseldiği ve politikleştiği göz önüne alınırsa, durumumuz vahim ve hatta biraz da utanılacak bir durumdur.

Bu durumun, genel kurullara doğru “genç delege” avcılığı ya da oportünizmi ile aşılacağını sanmak bir başka yanlış olacaktır.

Sorun virtüel (kendini tekrarlayan-üreten) politikalar değil, aktüel (aksiyona dayalı güncel) politikalar ve örgütlenme anlayışı ve tarzı ile ilgilidir.

 

 

 

3) Memurlar-ücretliler-serbest çalışanlar
12 Eylül rejiminin, memur ve ücretlileri gönüllü, serbest çalışanları zorunlu üyeliğe ayırması paradoksal bir durum yaratmıştır. 1954 TMMOB yasası, uluslararası özgün bir yasadır. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve 1950 çok partili rejimin kalkınma politikalarının ürünü ve mirası olan bu yasa, “gelişmiş batı” toplumlarının yalnızca serbest çalışanlara dayalı mesleki örgütlenmelerine aykırı, topluma mimarlık hizmetini sunmanın kamusal-ücretli-özel bütünlülüğunü ifade etmesi açısından titizlikle sürdürülmesi geliştirilmesi gereken bir durumdur.

Paradoks şudur ki; Oda gelirlerinin %75’ini sağlayan serbest çalışanlarla, meslek odasının örgütsel ilişkisi-çelişkisi giderek artarken, memurlar ve ücretlilerle örgütsel ilişkisi giderek zayıflamaktadır. Bu sürdürülemez bir durumdur.

90’lı yıllarda delege sorunu, doğal delegelik önerisi üzerine yoğun tartışmalarla gündeme gelmiştir. Tüm şubeler yönetim kurulu üyelerinin doğal delege sayılması önerisi, sayıları yüzlerle ifade edilen doğal delegelerin, ayrı bir kategori yaratması ve genel kurul iradesinde, bölgecilik yaratması sakıncaları yüzünden kabul edilmemiştir.

 

 

 

Delege yapısının ve niteliğinin oluşması, politik anlayış ve örgütlenme tarzı ve demokrasi kültürü ile doğrudan bağlantılıdır. Demokrasi anlayışı, sonunda usuller üzerinde mutabakat sorunudur. Demokrasi ve hukukta usul esastan önce gelir. Türkiye’de, demokrasinin gelişmemesinin ve siyasi partilerdeki çürümenin temel nedenlerinden başta geleni, delege belirlemedeki diktatöryel usuldür.

MİMARLAR ODASINDA DELEGE YAPISININ OLUŞTURULMASI VE DELEGE NİCELİĞİ VE NİTELİĞİ ÜZERİNE
Dünyada ve Türkiye’de, ekonomik, bilimsel, teknolojik, mesleki, toplumsal ve politik gelişmeler, krizler, yapı üretim süreçlerini, mimarlığı, mimarları ve hizmet biçimlerini köklü değişimlere zorlamaktadır. Mimarlar iş ve işsizlik sorunları ile değişen hizmet biçimlerinin şokları ile karşı karşıyadır. Mesleki bilgi ve teknolojileri-gelişim hızı, mimarların mesleki bilgi ve becerilerini sürekli değişime ve gelişime zorlamaktadır. Meslek örgütleri bu gelişime ya uyacaklar ve değişime öncülük edecekler ya da işlevsiz kalacaklardır.

Politik-mesleki örgütlenme nitelik ve içerik değiştirme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Mimarların sorunlarını kavramak, bu sorunları çözecek gücü oluşturmak, çözüm üretmek, özetle politik olabilmek, politika yapabilmek, mimarlarla yeni ve yoğun ilişkiler kurmayı, karşılıklı etkileşimi yeni bir örgütlenme anlayışını ve tarzını gerekli kılmaktadır.

Gerçek sorunların belirlenmesi ve temsiliyeti, politikaya dönüştürülmesi, delege olma, oluşturma sürecinin maddi temelidir. Delege, sorun alanlarında mesleki-politik örgütlenmenin doğal ürünü olarak ortaya çıkabilmelidir. Delege mesleki-politik bir sorun alanının kişileşmiş bir ifadesi ve sözcüsü, hakkında karar alma sürecinin iradesidir.

 

 

 

Delege, güdümlü bir yandaş, dinleyen ve oy kullanan değil, örgütlü bir düşünce, görüş ve politika geliştirme sürecinin inisiyatifini, toplumsal ve mesleki yaşamında ve karar organlarında, genel kurullarda kullanabilen kişidir.

Delege, düşünce ve davranışı, egemen ve çağın gerisinde kalmış, cari ve ticari politikaların, yan gözle takip edilen ağabeylerinin görüşlerinin ipoteğinden bağımsız davranabilen kişidir.

Delegenin niteliği ya da nitelikli delege konusundaki spekülatif söylemler, egemen, süregelen örgütlenme anlayışı karar alma ve yönetim oluşturma süreçlerinde, yeniden aynen kendini üretmekten başka bir sonuç veremez.

Kuşkusuz, yeni kuşakların ve sorunlarının delegasyon yapısında yansımaması, temsil edilmemesi, farklı bir kategorik sorun olarak ele alınabilirse de, temel sorun, politik anlayış ve örgütlenme tarzındadır.

Mimarlar Odası özelinde, 70’ler kuşağı otuzlu yaşlarında, 60’lar kuşağından süreci devralmış, 80’ler kuşağına örgütlü bir biçimde devredebilmiştir.

80’ler 90’lar kuşağı devraldığı mirasla geliştirdiği, Türkiye’nin en güçlü, ve öncü meslek örgütünü, örgütlü bir anlayışla paylaşamamanın, devredememenin ve ileriye taşıyamamanın sancısını yaşamaktadır.

Anahtar kavramlar demokratikleşme ve hakikatle yüzleşmedir. Geç Osmanlı aydınlanması ve Erken Tanzimat aydının ifade edebildiği “Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar”. Hakikat kıvılcımı, fikirlerin çatışmasından doğar, deyişi yol göstericidir.

Mimarlar odasında egemen anlayış iki tutum ve ifade ile tezahür etmektedir.

a) “Dünya ve Türkiye’deki durumun, hakikatin farkında ve bilincindeyiz, duruşumuz-safımız bellidir, ya bizden yanasınız ya da değil. Mutabakat söz konusu olamaz.

b) “Demokrasi vardır ve yürürlüktedir, buyurun seçimlere daha çok oy alan yönetime”

Oysa

A- Dünyada, Filistin sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Türkiye’de Kürt sorunu, anayasa sorunu, demokrasi sorunu, deprem sorunu toplumsal mutabakat sorunudur. Mutabakatı reddetmek, politikasızlıktır. Mutabakatı reddetmek tutum ve durumu değiştirmeyi, değişmeyi reddetmektir.

Bunun ismi en hafif sıfatlandırmayla muhafazakârlıktır. Bir savaş ve mücadele sürecinde, belli bir mevzii alanı, konumu savunmak ve korumak, önemli ve hatta yaşamsal olabilir. Ama bu durumu sürekli kılmak, yenilgiyi, yenik durumu kabullenmektedir. Yalnızca savunmaya dayalı bir strateji olamaz. En iyi savunma hücumdur. Kaldı ki mücadele sorunları, alanları, aksları ve araçları da değişmektedir. Paralel olarak, saflar, ortaklıklar, mutabakat sorunları da değişmektedir.

Politika bir aksiyon sanatı ve eylemidir. Savunma psikozu eylemsizlik momenti yaratır. Aksiyonu karşı tarafa bırakır.

B- Demokrasiyi herhangi bir seçim usulüne dayalı oy çoğunluğuna indirgeme anlayışı ayıplı bir anlayıştır.

Mevcut seçim yasası usulü ile %80 katılımla ve %40 oy çoğunluğu ile siyasi iktidar oluşumuna ve parlamento egemenliğine karşı, demokratik bir siyasi partiler yasası (delege sorunu), demokratik bir seçim yasası temsiliyeti (baraj sorunu) istiyorsak, Mimarlar Odası’nda, örgütlenme alanlarının özgürce gelişmesine, delegelerini oluşturmasına ve farklı örgütlenmelerin aldıkları oy oranına göre delege edilmesine öncülük etmeliyiz.

Mimarlar Odasını geleceğe taşıyacak ve geliştirecek olan enerji ve örgütlü güç, bu anlayışla oluşabilir.

Örgütlenme, kendini doğru zanneden düşüncenin, gerçekten de doğru olsa bile kendi örgütlenmesine indirgenemez. Toplumun, özelde mimarlık toplumunun örgütlenmesi, bütün farklılıkların örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması, özerk örgütlenme alanlarının özendirilmesi, olanaklar yaratılması, öncülük edilmesi, demokratik bir anlayışın, topluma ve geleceğe güvenmenin gereğidir.
Toplumsal mücadelede miras, iyi bir vasiyetname ile emin ellere bırakılamaz. Mirasyedilerin ne yapacağı belli olmaz çünkü.

(*) Mimarlara Çağrı grubunun bir süre önce başlattığı toplantı dizisinden üçüncüsü 6 Haziran Cumartesi günü Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu BKBT (Kadıköy) binası toplantı salonunda gerçekleşti. Bu toplantı örgütsel demokrasinsin açılımları olan “Neden Temsiliyet, Nasıl Temsiliyet ”ve “Delege kimdir” sorularına cevap aramayı amaçlamıştı. Konuyu tartışmaya açabilmek için Çağrı Grubu Sekretaryasının “Mimarlar Odasında örgütsel demokrasi” ve Yücel Gürsel’in “Mimarlar Odası’nda delege niceliği ve niteliği” metni söz konusu toplantı için önceden hazırlanmıştı. Gündem ve konuşmalar bu metinler çerçevesinde gerçekleşti.

Meslek odasının örgütsel yapısı, onun temel bileşenlerinden delege ve delegenin temsiliyetteki rolünü konu alan bu önemli makaleyi, daha derinlikli tartışmaların yapılabilmesi maksadıyla mimarlık kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

 

 

 

Mimdap

17 Comments

  1. SEVGİLİ MESLEKTAŞIM MESUT ŞANLI’YA ALANYA TEMSİLÇİLİĞİNİN DURUMUNU GÖSTERİR SON YAZIMI GÖNDERİYORUM.Ulaşım Planı! Ve MİMARLAR ODASI

    05 Aralık 2009, 01:27 Yeni Alanya Gazetesi
    Burhan Taneri
    1 Aralık 2009 Salı günü, Alanya Belediye Meclisinin toplantısında şehrin batı girişinin açılması konusu dilek ve temennilerde gündeme getirilebildi. “Batı Girişi Açılma Hikâyesi”nin başlangıcındaki gelişmelerini kısaca hatırlatayım.
    MİMARLAR ODASI NE DEMİŞTİ?
    Alanya Mimarlar Odası Temsilciliği planla ilgili görüşünü 2006 yılının aralık ayında kamuoyuna duyurmuştu. Bu açıklamayı o zaman temsilcilik başkanı olarak ben yapmıştım. Alanya’nın imar planı ve Ulaşım planı ile ilgili genel değerlendirmemizi kısaca dikkatinize sunmak isterim. Böylece asıl sorunun yol kapatılmasının ana nedeni olarak gösterilen Alanya Ulaşım Planının esasında ulaşım planı ile alakasının olmadığını sadece şehir içi trafik düzenleme projesi olduğunu ispatlayabilirim. Dünkü yazımda giriş bölümü bu şekilde idi. Bugün kaldığımız yerden devam edelim.
    YOĞUNLUK PLANSIZLIKTAN
    Alanya’nın alt yapı yetersizliği ve ulaşımdaki sıkıntısı sürekli konut ve ticaret alanlarının plansız yoğunluklarının artırılmasından kaynaklanmaktadır. Konut politikası belirlenmelidir. Yoğunluk artışları ve yapılanma oranı değişiklikleri, kentin teknik fonksiyonunu olumsuz etkilemekte ve bozulmaya neden olmaktadır.
    Alanya birinci derecede çevre yerleşimleri de etkileyen ticaret merkezidir. Bunun yanında önemli bir turizm kentidir. Yaya bölgesi olarak düşünülen alan¬larda, ticari aktiviteler, günü birlik (restaurant, kafe, pastane, disko v.b) aktif ticaret ve konaklama iş kolları yer almalıdır. Her sektör kendi arasında gruplandırılmalıdır.
    Eğlence yerleri ticaret ve konaklama birimleri birbirini rahatsız etmeyecek biçimde değerlendirilmelidir. Ticaret ve konut bölgeleri iç içelikten kurtarılması ticaret ve konut bölgelerinin ayrılması ve ulaşım projesinde göz önünde tutulması gereklidir.
    Kent bütününde, bölgesel ticaret merkezleri ve büyük yer gereksinimi olan ticaret alanları belirlenerek, ulaşım dâhil teknik alt yapı buna göre projelendirilmelidir. Kentte yaşayan halk, bölgesel ticaret merkezlerine cezp edilerek, kent merkezi kaostan uzaklaştırılmalıdır.
    SANAYİ
    Şu andaki sanayi konut ve ticare¬tin arasında sağlıksız biçimde faali¬yet göstermektedir. Sanayiye Sürekli gelişmeye cevap verebilecek geniş alanlar tahsis edilmeli, konut alanlarına uzak, imar planı sınırında yer gösterilmelidir. Ulaşımı kolay olacak modern ve fonksiyonel küçük sanayi sitesi projesi geliştirilmelidir.
    SONUÇ
    1) Şehrin sadece güney bölgesinin düzenlenmesi, sehri turizm kenti yapmayacaktır. Konaklama tesisleri ve ticaret kentin her yerine yayılmış durumdadır. Alanya Master plandan başlanarak tüm planlama etaplarında yeniden tekniğine göre ele alınımalıdır.
    2) Kentin imar planından, yapılan ulaşım planı ayrı düşünülemez, ulaşım planı imar planının bir parçasıdır. Bütünü ile ilgili olarak hiçbir çalışma yapmadan, ulaşım planı yapılmasının uygun olmadığı düşünülmelidir.
    3)Mevcut yapılan ulaşım planının çalışması ve istenileni verebilmesi için öncelikle otopark ve kavşak sorununun daha önceden Atatürk Caddesi ve çevre yolu arasındaki bölgede halledilmesi gereklidir.
    4)Ulaşım planının özünde boylamasına(doğu-batı) çözümler üretilmektedir. Dikine çözümler (kuzey-güney) üretilmemiştir. Şehri kuzey güney istikametinde çalışan yollarla veya genişletilen yollarla desteklenmesi gereklidir.
    5)Ticari kuruluşlar, kamu kuruluşları, bankalar, turizm seyahat acenteleri çevre yoluna geçmişlerdir. Dolayısıyla yoğunluk şu haliyle bile yüksektir. Çevre yoluna tali yol ile bağlantılı otopark alanları, yaya içinse alt ve üst geçitler bu bölgede tasarlanmalı ayrıca yaya geçit harici geçişleri muhakkak oluşturulacak olan sabit elemanlarla önlenmelidir.
    ÖNERİMİZ
    Alanya ulaşım projesinde halkın katılımı ve oluşabilecek çözümlerin daha net görülmesi ve algılaması açısından, proje 1 Haziran 2007 ve 30 Haziran 2007 tarihleri arasında kısmı şekilde uygulanarak kapanan veya tek yönlü yapılan yollarda hiçbir yatırım yapılmadan denemeye alınmalıdır.Ulaşım planını deneme sonucunda tespit edilecek, eksikliklerle bir¬likte imar planının bir parçası olduğu gerçeği de göz önünde tutularak, şehrin ihtiyaçlarına geniş persfektifte bakılmak şartı ile revize edilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz.
    Bu açıklamayı Mimarlar Odası Alanya Temsilciliği 2006 yılının Aralık ayında yapmış. Açıklamanın genelinde üst ölçekli planlar dediğimiz Alanya’nın 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planının yeniden ele alınması gerekliliği vurgulanmakta idi. Alanya Havzasının Demirtaş’tan Okurcalar’a kadar yeniden ele alınarak 25 ve 50 yıl sonrası için planlarının yapılması öneriliyordu. Ancak bu planlamaların çalışmaları bittikten sonra Alanya’nın Ulaşım Planı yapılabilir. Doğru çözüm budur. Bu aşamaları geçirmeden yapılan bir ulaşım planı ancak trafik düzenleme projesi olur.
    Alanya’yı yönetenler Mimarlar Odasının Alanya’nın geleceğine yönelik Havza Planlanmasını yapılması gerekliliğini düne kadar Samsun’un Havza ilçesinin planlaması olarak algılıyorlardı. Bugün gelinen noktada bu konuda sorumluluk taşıyan yetkililer Demirtaş’tan Alarahan’a kadar planlama yapılmalı demeye başladılar. Beş beldenin planlamanın içine dâhil olmasından bahis ediyorlar. Bu da Alanya için bir başarıdır. Bunlara bu sözü söylettiren Mimarlar Odası Alanya Temsilciliğidir. Başarı Mimarlar Odası Alanya Temsilciliğinin konuyu gündeme getiren geçmiş yöneticilerine aitdir.
    MİMARLAR ODASI’NIN SORUMLULUĞU NEDİR?
    Geçmişinde Alanya’ya yönelik meslek ile ilgili konularda söylenecek sözünü esirgemeyen mimarlar odası son dönemde sesini çıkarmaktan imtina ediyor. Kendilerine sorumluluklarını hatırlatmada fayda görüyorum.
    Alanya’nın imardaki gelişmesinin iyi veya kötü yönde olup olmadığı… Alanya’nın beton yığını haline getirilip getirilmediği… Ulaşım planının plansızlığı… Park alanlarının yetersizliği… 18. maddenin doğru uygulanıp uygulanmadığı… İmar komisyonlarının kararların uygun olup olmadığı… Tarihi ve kültürel varlıkların korunup korunmadığı… Yolların ne şekilde kapatılıp açılacağı… Alanya’nın il olma planının yapılması… Otopark alanlarının yetersizliği… Çevre yolundaki trafik kazalarının bu yoldaki planlama yanlışlıklarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı… Alanya’da kumsala inşaat yapılırken… Kaçak inşaatlar konusunda usulüne uygun olmayan keyfi yıkım kararları uygulanırken… Alanya’nın imar planında gözüken Trafik yolları, otoparklar, yeşil alanlar malum akrabaların kullanımına tahsis edilirken, bunlar yerel gazetelerde sergilenirken… Bu sorunların tespitinde ve çözümünde, Alanya M.O. Temsilciliği etkin olmalıydı. En azından söylenecek sözü ve kamuya karşı sorumluluğu olmalıydı!
    Alanya’da imar ile ilgili çözülmesi gereken bunca sorun varken, bu sorunlara proje veya öneriler getirilmesi gerekirken Mimarlar Odası Alanya Temsilciliği birilerine “şirin” gözükmek için, Alanya’nı il yapılması için çalışma içinde olmuyorsa, gündemdeki beldelerin birleştirilmesi için planlamaya yönelik fikrini söylemiyorsa, iptal edilmesinde etkin olduğu Tosmur İmar Planı konusunda son gelişmelerden sonrada halen susuyorsa, kurulması için fikir babası olduğu Alanya Kent Konseyinin yeni yürütme kurulu ve başkanlık seçiminde adaylığını birilerini sert bakışı ile geri çekiyorsa, ALTSO’nun son günlerde ortaya attığı “koza projesi” ile ilgili görüşleri yok ise, son olarak şehrin ulaşım planı ve yolların açılıp kapatılması konusunda halen hiçbir şey söylenmiyorsa…
    Kendilerine görev ve sorumluluklarını hatırlatırım. Sizin göreviniz sadece yemek düzenlemek, turistik geziler tertip etmek, değildir. Göreviniz meslek ile ilgili konularda kamuoyunu aydınlatmak ve yönlendirmektir. Asil görevlerini unutup “hafiyecilik,meslektaşlarına yönelik dedikodu” ve “odacılık” oynayanlara duyurulur.

  2. Sayın Taneri,
    Mimarlar Odasında bir grup yıllardır varlığını sürdürmek için biz olmazsak Akparti’nin kontroluna geçer propagandası yapmaktadır. Halbuki muhalif kesimlerin Akparti ile ilişkileri olmadığı gibi icazet almak, protokol yaparak maaşlara kaynak oluşturmak gibi bir dertleri de olmamıştır. İstanbul şube örneğinde ise yönetimler sırf bu protokolleri yapabilmek için, yani sizin söylediğiniz şekliyle icazet alabilmek için Gaziosmanpaşa örneğinde olduğu gibi sadece icazet almakla kalmamış mimarları da Akparti yönetimlerinin kucağına terketmişlerdir. Sadece bazıları için “ekmekkapısına”dönüşmüş bir odadaki varlık sürekliliği için yapılan bu iftiraların artık sona ermesi gerekmektedir. Ülkemiz mimarlığının sorunlarının çığ gibi büyüdüğü bir dönemde kapalı yönetimler oluşturmaya yönelik bu iftiraların artık terkedilmesi gerektiğini düşünüyorum.

  3. ODANIN 25 YILLIK PLAKETİNİ GERİYE İADE EDENLER ARTIK BU ODADA SÖZ SAHİPİ OLACAKLAR.BUNUDA GÖRDÜK!HAYIRLI UĞURLU OLSUN SAYIN YÖNETCİLERİMİZE…..SAHİ DELEGELER YÖNETİCİLERİMİZ TARAFINDAN NE ZAMAN TAYİN EDİLECEK….PARDON ONUN ADI DELEGE SEÇİMİ İDİ….BUNUN ADINADA SİZLER DEMOKRASİ DİYORSUNUZ….

  4. DELEGE SEÇİMLERİ ÖYLEMİ? İSTERSENİZ ÖNCE ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLERİMİZİ TARTIŞALIM! MESELA ANTALYA ŞUBE BAŞKANI GEÇEN DÖNEM 1 AY HAK MAHRUMİYETİ ALAN SEÇİLMİŞ BAŞKANINI ALANYA’DA SEÇİME ADAY OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORMUŞ.ADAY OLURSA BİLE BİZ GEREĞİNİ YAPARIZ GÖREVDEN YİNE ALIRIZ DİYORMUŞ.SİZ HANGİ DELEGE SEÇİMİNDEN BAHİS EDİYORSUNUZ?MİMARLAR ODASINDA BU YÖNETİM TARZI İLE DEMOKRASİ OLDUĞUNU MU ZANNEDİYORSUNUZ?GÜLERSİNİZ AĞLANACAK HALİNİZE……

  5. Sayın Mimdap Editörü 20 temmuz 2009 tarihinde gönderdiğiniz iletide;” bunları sizin baktığınız açıdan değerlendirme imkanına sahip olmadığı gibi, bu konulardan birinin tam bir tarafı olmaktan çok, sizin ve size cevap verecek başkalarının var ise görüşleri için açık platformlar yaratmak şeklinde bir görevi vardır. Açıklık içinde tartışma ortamını sağlamak gibi bir işlevi vardır. Asıl pozisyonu ortamın dengeli, doğru, açık bir biçimde tartışması, yeni yollara ve fikirlere bu tartışmaların ışığında ulaşılmasıdır.” İfadenizden hareketle m.o bütününde odanın önümüzdeki seçimlerinde yaşanabilecek olumsuzlukları sizlerle paylaşarak MİMDAP aracılığı ile tartışma ortamının yaratılmasını talep ediyorum. Şöyleki:
    Malum ülkemiz oldukça içinden çıkılması zor gözüken kargaşa,işsizlik,sosyal patlama,ne idüğü belirsiz içi boş “açılımlara” doğru sürükleniyor.Meslektaşlarımızın bu ortamdan etkilenmeleri son derece normal. Mevcut iktidar malum “siyaseti ve icazeti” kendi bünyesinden sivil toplum kuruluşlarına da “transfer” etmek istiyor. Çünkü ancak bu şekilde demokrasi onlar için geçerlidir.
    Konumuza yani hepimizin odası olması gereken odamıza dönersek…Bu dönem seçimlerimizde şahsi siyaset,odayı siyaseten bir noktaya gelmek için basamak olarak kullanma,bölgedeki siyasilerden veya alanya temsilçilik seçimlerinde şimdiden emarelerini gösteren belediye başkanından “icazet” alma şeklinde görülmesi münkün gözüküyor.Ayrıca şubelerin temsilçilik seçimlerine müdahale ve baskı uygulamalarına devam edeceği,çünkü tehdit ederek istediğim olmazsa “sudan bahanelerle” calışamayız veya “görevden alma” şıkkının uygulamaya sokulması söz konusudur.Alanya temsilçilik seçimlerinin sonuncunda tekrarlanacağı gibi…Ne dersiniz? Konu dikkatinizi çektimi…Öyleyse konuyu genelleyin odamızın genelinde bunu tartışalım…ODAYA KATKINIZ AYDINLANMA VE SORUNLARIN TESPİTİNE YÖNELİK OLARAK TAHMİNİZDEN DAHA FAZLA OLACAKTIR….

  6. Sayın Taneri,
    Çeşitli bölümlerimize yaptığınız yorumları biz de diğer Mimdap izleyenleri gibi okuyoruz. Katkı vermeniz sevindirici.
    Farklı yerlerde yayınlanmış makalelerinizi, çeşitli konulardaki dosya ve haberlerin yorum bölümüne şimdi yaptığınız gibi tabiki ekleyebilirsiniz.
    Zaten Alanya içinde kendinizi çeşitli ortamlarda ifade edebildiğiniz, gazetelerde yazılarınızın çıktığını anlıyoruz.
    Ayrıca, mimarlık ortamını ilgilendiren bilgilendirme-araştırma-düşünce yazılarınız olursa [email protected] iletişim adresine gönderebilirsiniz. Bunları yayın editörümüzün sizle kuracağı ilişkiyle değerlendirmemiz mümkün olabilir.(yayınlama garantisi vermesek de…) Ancak bunun dışında yorumlarda dilediğinizce yer alabilirsiniz. (bu konuda ise çok az kıstasımız var, küfür, karalama, şahsi haklar, …. üzerine saldırı olmadığı sürece bir müdahalemiz olmaz.)

    Meslek odasında temsilcilik görevi yapmış olmanız ve Alnaya’nın soryunlarıyla ilgilenmiş bulunmanız şu anda yönetimde bulunmasanızda (görevden alınmış olmanızdan dolayı) sizin çevreniz ve mimarlar ailesi için birşeyler yapma isteği ve gücünde olduğunu göstermektedir. Bu manada yapmış olduğunuz çalışmaları biz de kutlarız.
    Yukarıdaki bir gazetede de yayınlanmış olan yazınızı yorum bölümüne eklediğiniz için; bir görüş olarak elbette diğer okurlar gibi biz de değerlendiriyoruz. Meslek odanıza her düzeyde eleştirileriniz elbette olabilir. Ancak özellikle yazınızın sonunda belirttiğiniz, “önce mimar olmak sonra asker olmak” yahut yazınızın en sonunda belirttiğiniz “önce asker olmak sonra mimar olmak…” konuları ve bağlı olarak sizin Alanya’da Mimarlar Odası Temsilcisi olarak yaşadığınız olaylar çerçevesinde anlattıklarınız kendi günceliniz için sizin yaptığınız değerlendirmelerdir. Mimdap; bunları sizin baktığınız açıdan değerlendirme imkanına sahip olmadığı gibi, bu konulardan birinin tam bir tarafı olmaktan çok, sizin ve size cevap verecek başkalarının var ise görüşleri için açık platformlar yaratmak şeklinde bir görevi vardır. Açıklık içinde tartışma ortamını sağlamak gibi bir işlevi vardır. Asıl pozisyonu ortamın dengeli, doğru, açık bir biçimde tartışması, yeni yollara ve fikirlere bu tartışmaların ışığında ulaşılmasıdır.

    Dolayısıyla yorumunuzun başında “site yetkililerine” çağrınız, bizim sizin görüşlerinizi öğrenmemiz açısından bir önem taşır ve görüşlerinizi öğrenerek bir mesafe aldık. Fakat ardından söylediğiniz “önce adam sonra mimar olunmalı” türünden yargı içeren başlıklarınıza bire bir katılamadığımızı belirtmek isteriz. Bunlar günlük hayatta söylenebilir ama genel bir düşünce kalıbı olarak oldukça subjektif içerik taşır. Mimdap, mimarlık ekseni ve söyleminde kalmayı, günlük konuşmalarımızda sıklıkla yapılan kişiselleştirmelerden kaçınmayı, kurumsal eleştirilerin de demokrasi temelinde evrensel değerler üzerinden yapılmasını yeğlemektedir.
    Bundan sonra da görüş ve katkılarınızı bekler çalışmalarınızda başarılar dileriz.
    Saygılar
    Mimdap Editör

  7. MİMDAP SİTESİ YETKİLİLERİNE
    Önce adam, sonra mimar olunmalı! yeni alanya gazetesi Burhan Taneri
    Dün Babalar Günü’ydü. Benim için çok özel bir gün oldu. 2 oğlum yanımda, bir de anneleri… Büyük oğlum iki senelik Hacettepe Üniversitesi macerasından sonra, şimdi de ODTܒde İngilizce öğretmenlik ve uluslararası ilişkiler bölümlerinde okuyor. Seneye iki bölümü de bitirecek. Küçük haylaz, okuluna ara verdi. Açıktan okuyor. Turizm sektöründe çalışıyor. Biliyorum ki kendisi gençliğinin verdiği etkileri attıktan sonra önce adam olacak, sonra tahsilini tamamlayacak. Eşim liseden sonra ailesi müsaade etmediği için yüksek tahsilini yapamamış. Şimdi ise Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitiriyor. Velhasıl böyle bir ailenin reisi olmak, bana bir baba olarak gurur veriyor.
    SÖYLEDİKLERİMİZİN ARKASINDA DURDUK

    Ben ise bildiğiniz gibi, vatanıma, milletime ve Alanya’ya, bir mimar olarak faydalı olmaya çalışıyorum. Bu konuda Mimarlar Odası Alanya Temsilciliği Başkanı iken yoğun gayret sarffettim. Özellikle odanın, tarihi bir Alanya evini alarak, restorasyonunu yapması ve bu binada hizmet etmesi rüyamdı. Onu meslektaşlarımın da katkılarıyla hep birlikte başardık. Meslektaşlarıma bir kez daha teşekkür ederim. Alanya’ya örnek olduk. Alanya’nın il yapılması için mücadele etmesi gerekenlerden daha fazla Mimarlar Odası olarak katkı koyduk. Alanya’nın neden il olması gerektiğini belgeleyen kitap bastırdık. Alanya’nın yapılaşması ve geleceğinin planlanması konusunda etkin girişimlerde ve söylemlerde bulunduk. Söylediklerimizin arkasında durduk. Doğru olanların yanında, yanlış olanların karşısında olduk. Son yerel seçimlerde çok konuşulan Karayolları arazisinin Alanya’da kalması ve dışarıya pazarlanmaması için kamuoyu oluşturduk. Bu araziye sahip çıkması gereken Alanya Belediyesi’nden önce sahip çıktık. Alanya’nın gelişim planı, olmayan “ulaşım planı” ve geleceğine yönelik bir cümlenin olmadığı stratejik planı ile ilgili olması gerekenleri söyledik. Alanya çevreyolunda (ölüm yolu) kaza adı altında güvenlik önlemlerinin alınmamasından dolayı oluşan cinayetler konusunda mücadele ettik. Kamuoyu oluşturmak ve “ilgisiz ilgililerin” dikkatini çekmek için 6 bin imza topladık.

    MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU’NUN KATKISI YOK

    Bu imzaları, yurtdışında dolaşmaktan başka bir işlevi olmayan, halen daha Alanya’ya bir katkısını görmediğim AKP Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’na gereğinin yapılması için teslim ettik. Sayamayacağım birçok etkinliklerle Alanya’nın sorunlarına ve çözümlerinin gündeme gelmesini sağladık. Konuşulmayan, cesaret edilemeyen meselelerin konuşulmasını sağladık! Fakat çok dikkati çekmişiz ki kimler tarafından yapıldığı Alanya kamuoyunca bilinen, üçlü trio tarafından son yapılan seçimlerimizden iki ay sonra görevden alındık. Bu üçlü trionun Alanya, Antalya ve Ankara ayakları vardır. Şu anda gayet rahattırlar çünkü kendilerine yakışanı yaptılar…

    SORUMLULUĞUNU TAŞIYACAĞIM

    Neyse dün Babalar Günü’ydü. İyi bir tesadüf de yaşadım. Mimarlar Odası’ndaki görevimden sonra Alanya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mehmet Ali Dim ve Başkan Yardımcısı Ferit Kesen gazetede köşe yazarlığı yapmamı istemişlerdi. Ben de mesleki birikimlerimi kamuoyuyla paylaşmak adına kabul etmiştim. Daha sonra yazılarımdan bir tanesi, çevreyoluyla (ölüm yolu) ilişkili olarak yazılmış olan “Fatma Nur’a mektup” başlıklı yazı, Alanya Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen yılın gazetecileri yarışmasında köşe yazısı dalında ödül aldı. Benim için en değerli ve onurlu ödül oldu. Sorumluluğunu ve gereğini yaşamım boyunca taşımaya çalışacağım. Layık görenlere ve Alanya Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür ederim.

    CENAZEMİZ İÇİN HABER VERİLMİYOR

    Geçen hafta ilginç gelişmeler de yaşadım. Pazartesi günü değerli dostum ve birlikte Mimarlar Odası’nda beraber görev yaptığım, Mustafa Arslan’ın annesi vefat etti. Odada görevli iken benim ve yönetimdeki meslektaşlarımın oturttuğu bir düzen vardı. Bu tür olaylarda tıpkı aile reisi olan bir baba gibi, hemen diğer üyelere mesaj çekilir, detaylı bilgi verilirdi. Fakat odaya bir başka üyemizle mesaj çekilmesini için haber göndermeme rağmen, her zaman ki gibi bana mesaj göndermeye gerek duyulmadı. Gelmedi. İnsani bir olay olmasına rağmen haber verilme veya mesaj çekilmeye gerek görülmedi. Çünkü şimdiki başkan Bora Togay’ın talimatıyla mesaj gönderilecekler listesinden adım silinmiş. Bu cürette bulunulmuş! Bu cüreti nereden ve kimlerden aldığını kendisine sormak isterim? İpleri kim veya kimlerin elinde bilmek isterim?

    “BİRİLERİNE YARANMAYA ÇALIŞAN”

    Yine aynı şekilde geçtiğimiz Cuma günü yapılan ve ortada halen olmayan Alanya Ulaşım Planı ve Trafik Düzenleme Toplantısı için odadan yine mesaj gelmedi. Konuyla ilgili bir meslektaşım bana mesaj çekilmediğini bildiği için aradı. O toplantıya öyle katıldım. Sonuç olarak odanın her üyesine eşit yaklaşmayan ayrımcılık yapan bir takım kişilerle birlikte görevini unutup “birilerine bu tavrı nedeniyle yağ çekip yaranmaya çalışan” oda başkanı Bora Togay’a duyurumdur…

    “ÖNCE MİMARIZ, SONRA ASKERİZ”

    Ben bu odanın ve meslektaşlarımın sorunlarını çözmek için yerel ve ulusal bazda birçok etkinliklere ve sorunlara imzamı attım. Hatta birileri genel merkezde yönetim kurulu üyesi olup Hrant Dink’in vurulup yattığı yerde başında ağlarken, başsağlığı ilanı verirken, geçen zamanda devlet adamı Erdal İnönü için başsağlığı ilanı dahi vermeye gerek görmezken, ben İnönü için Alanya’da başsağlığı ilanı verdim. Bu konuda soruşturmada yer aldı. Hatta Güneydoğu Anadolu’da PKK mücadelesinde şehit edilen askerlerimize ve ordumuza destek vermek için “önce mimarız sonra askeriz” dedim. Bu cümlemde görevden alınmamda etkin oldu.

    Bugün ise sen ve senin gibi meslektaşımın ölen annesinin acısını paylaşmama müsaade etmeyen oda yöneticileri yüzünden diyorum ki;

    Önce askerim. Sonra önem sırasına göre babayım, gazeteciyim, son olarak ta senin ve senin gibi meslektaşlarım olduğu için utanç duyarak mimarım diyorum. Sen ne diyorsun? Cevapla? Cevaplayabilirsen!..

    Yorumlar

    +1 #2 engin özdemir 2009-06-23 05:44
    Değerli Arkadaşım, sen sadece baba,mimar,asker,yazar değil, karşılıksız-çıkarsız vatana-millete hizmet etmeyi ilke edinmiş \”gönüllüsün\”
    Seninle aynı zaman diliminde, aynı toprakta yaşamaktan mutluyum.Gazteciler Cemiyetinden aldığın ödülün yanına, sosyal sorumluluk alanında verdiğin gönüllü mücadeleler için,\”öfkende toprak gibi ol diyerek\” benden de sana (kabul edersen) meşe yapraklarından bir taç.
    Alıntı

    0 #1 Sevim Görgülü 2009-06-22 20:15
    İskele yolunda balikcilar kahvesi ve çay bahçesi arasında yapılan o gişeler ne işe yarayacak, ne hakla kapatiliyor o yol veya ne hakla bizden para alınacak… Bu kimin izni kimin fikri kimin onayi ve parasi ile yapiliyor???? Lütfen bu konuda bir yazı yazın Sayın Burhan bey…

  8. “ÖRGÜT İÇİ DEMOKRASİ” cok güzel bir cümle ve çok şeyler ifade ediyor.Ama fiiliyatdaki durum için çok ütopik.Sizin tabirinizle “taşradan” Alanya’dan genel merkez,antalya ilişkileri konusunda “ÖRGÜT İÇİ DEMOKRASİ” nasıl uygulanıyor.merak edermisiniz?Sesi üçlü saç ayağı ile kıstırılan görevden alınan odada tecrübeli ve samsun tmsilçiliğinde görev yapmış.şube oluşumunu sağlamış.HALUK GÜRKAN’ın terazisinden geçmiş alanya temsilçikte “mimarlık mesleğini ve formasyonunu”üyeleri ile birlikte tüm siyasilere ve belediye başkanlarına adeta kafalarına vura vura ıspat etmiş burhan tanerinin mimarlık mesleği,delege sistemi,şube temsilçilik konusunda fikirlerini merak edermisiniz.CAĞRIM SİZE VE MİMDAP YETKİLİLERİNE,SİTE SORUMLULARINA ………..öyleyse internete girin yeni alanya gazetesine girin meslekle ilgili yazılarımı arşivden bulun.orada şu ilkeyi göreceksiniz….”ÖNCE ADAM OLUNMALI,SONRA MİMAR ZATEN OLUNUR”…….BENİM ZAMANIMDA BUNLARDAN MİMARLAR ODASINDA SIKLIKLA BULUNURDU.bu sitemim siz ve sizin gibi düşünenlere değil..sitemim delelgeliğ dahi kendi şahsi menfaatlerine uygun hale getirenlere……odanın toplantılarını turistik sehayat şeklinde düşünenlere……odaya ihanet ednlere….odada dik durmaya çalışıp bölgesine yararlı işler yapmaya çalışan meslektaşlarını arkadan vuranlara….

  9. yücel bey,m.o için mücadelenizi daima takdir etmişimdir.Maalesef odamız mimarların meslek odası niteliğinden çıkıp,yönetiçileri profesyonellerin,sülalelerin veya şube başkanlıklarını oğluna devir etmek isteyen kişilerden coğunlukla oluşturulmuştur.Bunlar kendilerini iyi bilirler.Bu sayın demeye dilim varmadığı yönetiçiler oda yönetiçiliğini profesyonel iş olarak görüyorlar.Daha doğrusu onların işleri odada yönetiçilik.Eğer müdahale ederseniz gerekli cevapı alırsınız.Nasıl mı işte bu düzenin denetleme kuruluvar…disiplin kurulu var…Merkezde ve şubelerde düzenin tezgahın adamları var…Maalesef sayın gürsel bu oda bizim,benim ve sizin odanız olmaktan çıkmıştır…Hayırlı olsun vatanımıza,milletimize ve yapılan haksızlıkları görüpde kılını kıpırtatmayan meslektaşlarıma….(isterseniz daha fazla konuşmayım malum disiplin var..denetleme var…DÜZENİN GÖREVLİLERİ VAR….!!!!!!)

  10. niceliğin önemsenmemesini buna karşılık niteliğin onun çok önünde olduğundan dem vuran anlamsız “yumurta tavuk” ikilemci tartışmaların dışına çıkmak lazım. demokratik davranmak o kadar zor birşey değil. ona bir sürü formül uydurmaya gerek yok. niyetiniz demokratik süreçlerse yöntem bulunur.
    saygılar

  11. niceliği yok sayan, kendi niteliğini herşeyin üstünde gören, temsil edilme açılarını tek bir görüşe indirgeyen, otokrat yönetim anlayışı en önemli problemdir. kendi görüşü dışında hiç bir görüşe tahammül gösteremeyen sözde demokrasi yanlısı yönetimlere dur demeden hiç bir mesleki problem halledilemez

  12. Tercih edilen delege profili:
    1-seyahat etmeye engeli olmayan,
    yönetime ters düşmeyen,
    sorgulamayan,
    genel kuruldan genel kurula oda’ya uğrayan.

  13. bir pesimizmdir var..kaderlerini tayin edemeyeceklerine inanan çok geniş bir kesim bu,ve çoğu odaya üye bile değil..ama ve ancak oda örgütlenmesi dünyanın her ülkesinde var ve gerekli,çünkü mesleki uygulamaların yönelişini tayin ediyor..şimdi bir de ab müktesebatları geçiş dönemi akreditasyon serbest hizmet dolaşımı vesaire derken oda örgütlenmesi bir kez daha önem kazanıyor..ben doğrusu anlamıyorum bu karamsar yaklaşımları ve başını devekuşu gibi kuma gömmeyi ya da yok sayıp aslında mesleki yaşamının kendi inanışları doğrultusunda olmayan kararlarına usluca ya da kölece biat edip sonra da söylenmeyi..sevgili yücel 1983 ekim ayında yönetimin oluşturulması için örgütlenen bir toplantıda miralay şefik bey sokaktaki mimarlar odası binasında benim konuşmam üzre aldığı sözde ”sizin bu konuda art niyetiniz var” dediğinde art niyetimiz değil NİYETİMİZ olduğunu söylemiştim..1984-1986 yönetimde olduğumuz dönemde pek çok alanda birlikte çalıştık ve dünyaya bakışımız farklı idi,1989 da adına ORTAK SÜREÇ dediğimiz farklı politik ve mesleki politik duruşların odada birlikte çalışabileceklerinin teorisin ve ortak yönetim oluşturarak pratiğini zevkle yaşadık..şimdi niyetimiz aynı..DEMOKRASİ…ve bu yolda hayli mesafe katettik..demem odur ki hiç bir şey yaşandığı gündeki gibi kalmıyor,somut şartların somut tahlili derler ya ustalar,yani öyle birşey…sevgili yücele tüm kalbimle katılıyorum…

  14. bakın bizde delegelik gibi şeyler normal durumlarda ilave yük fazladan sorumluluk manası taşıdığından kendiliğimizden buna talip olmayız. sokakta bir kavga olsa şahit olmayız. ne olur ne olmaz başımıza iş gelmesin diye. her türlü dernekte ve bizimki gibi odalarda öyle insanlar kendiliklerinden ortaya çıkamazlar ben delege olayım diye. mahalle baskısı diyorlar ya oda baskısı vardır ortada. odada tanıdığın olmadan çay bile içemezssin, iğreti kalırsın oratlıkta. sığınmacıdan beter olursun.binanelyh bu işlere birleri sizi yazar, seni yazıyorum der. ricacı olur ya da size güvenir isminizi kafadan yazar. kimdir bunu yazan kişi? heryerin bu delege yazıcısı vardır. heryerin muhtarı olduğu gibi. sonra bu delege diye yzıktırılanlar işleri güçleri olan adamlar çoğu hepsi birden genel kurul konuşmaları falan da filan hem anlamazlar hem de sıkılır dinlemek istemezler. niye gidecekler peki ankaraya, sosyal faliyet bir yerde, iyi otelde üç gün kaldıracaksın o sırada yenilip içilmeler falan. odur delege açısından akılda kalan. işi yirmi otuz kişi koşturur geri kalan beşyüz bilmem kaç kişi seyircidir zaten.kurgu buna aittir görüntüden bahsetmiyorum ben.
    sayın yücel bey tarihsel köklerine inmiş ama bir de bu ciheti var bu konuların bu tarafını da görmek izah etmek lazım.
    kim delegeyi yazmış ve ankaraya götürmüşse onun grubudur gidenler sonuçta. yüzde doksan onun dediği olur. birşey oylanacaksa o istikamette yani. o yüzden demokrasiymiş şuymuş buymuş, kimse ona bakmaz bence. zaten ne yaparsan yap demokrasi içinde yapmış olursun. yani o götürenler ve delege yazanların istikametinde yapıldığında zaten demokrasinin icapları yerine gelmiş olur. odayı sevki idare edenler tamam mimarlıkla uğraşıları zayıf ama bu kadarını bilebilecek şahsiyetlerdir, yıllardır işleri bu, haklarını yememek icap eder.

  15. Mimarlar odasında demokrasi sorunu uzun süredir ve son iki-üç dönemdir ise en sancılı bir şekilde yaşanmaktadır. Karşılarında geçici, seçim zamanı liste çıkarmak için ortaya çıkmış ayak üstü muhalefetler yerine, program yazan ve uzun soluklu olarak odaya bakan ve kendilerinden başka bir oda tahayyülü içinde olanlar ciddi şekilde gündeme gelince, gülücüklerle sürüdürülen al gülüm ver gülüm demokrasisi anında bozulmakta ve cepheler netleşmektedir. Meslek odası yönetimini kaybetme telaşı içinde yönetimi tutanlar çok büyük hatalar yapmaktadırlar. Üç dönem önce MİMDAP hareketi yaklaşık %40 oy aldı, iki dönem önce yine MİMDAP hareketi yaklaşık %25 oy aldı. Son dönem MİM hareketi %33 oy aldı ve SIFIR delegelikle ‘temsil’ edildi.

    Ben bu konuyu yıllardır dile getiriyorum. Bir ayıplı durum bir defa yaşanır, bir kazadır oldu denir ama hemen düzeltilmesi yolu aranır. Fakat bu sistematik bir “yönetme anlayışına” dönüyorsa -ki yukarıda söylediğim gibi üç dönemdir yapıldığına göre şüphe yok ki sistematiktir- burada demokrasi sorunu elbette vardır. Muhaliflerini seçim sistemi alışkanlıklarıyla susturmak ve odadan uzaklaştırmanın başka biçimidir bu yaklaşım.

    Şimdi bu kadar acıklı bir konuyu gündeme taşıdığınız zaman, karşılık olarak yine hükümetin odalar üzerinde kurmak istediği hakimiyetten söz etmek, nispi temsilin odada uygulanmasının başka güçlerin de odayı ele geçirmesine yardımcı olacağını ifade etmek, demokrasi inancı olmayanların demagojisi olduğunu belirtmeliyim.

    Yücel bey, tarihsel gelişimi içinde delegeliğin nasıl icra-i sanat eylendiğini pek güzel açıklamış. Bu tarihsel gelişimi bilmek hakikaten çok önemli. Zira “geleneğimize göre” diye başlayan sözlerle bambaşka amaçlar kamufle edilebiliyor, gizleniyor. Bu açıdan Yücel beyin delegelik özelinde örgüt tarihini yaşamış ve bilen kişi olarak aydınlatmış olması çok mühim.

    Biliyorsunuz bundan önceki genel seçimlerde AKP oyların %34 ü kadarını alıp mecliste %65 kadar çoğunluk elde etmişti. Ülkede %10 barajı uygulanmıştı, ne yazık ki halen de uygulanıyor. Bu da bir temsiliyet biçimi mesela, içinize bu çözümler yatıyorsa siz de çoğunluğun herşeyi fazlasıyla ve hatta diğerleri yerine de temsil etmesini sindirirsiniz. Ben umarım ki, şimdiye kadar genel kurul delegesi olanlar bu anlatının ışığında kendilerinin “nasıl delege olduklarını” ve ya “delege yapıldıklarını” çözümlerler.Zaten örgütsel demokrasiyi oluşturan ilk kademelerden biri olan delegelik sisteminin hayata geçirilişini herkes çevresinde gördüğü ve kendisi delege edildiyse; kendisinin delege oluş biçimine bakarsa, orada aktörleri ve uygulama biçimlerini açık gözle fark edecektir. Eğer bu sistemi en başta şu anda delege olanlar ve geçmişte oda delegesi olanlar şimdiye ve geçmişe bakarak içtenlikle çözümlerlerse, meslek odasının meclisi sayılabilecek olan oda genel kurulu ve onun delegeliği sorunu akl-ı selim içinde demokratik yolla çözümlenebilir.

    Önce şimdiki delegeler, “nasıl ve niçin delegeyim” sorusunu sorarlarsa iyi bir yerden başlayabiliriz diye umuyorum.
    Hasan Kıvırcık

  16. geçmiş zamanlarda bile delege tayin edilmesi yolu o kadar berrak değil. sonuçta gruplar ve ayak üstü konuşmalar gündemde. kim delege oluyor ve bu delegeler mimarlık konularında meslektaşları bağlayan karalar alıyor. fakat anladığım kadarıyla istanbul şuneninki gibi demokrasi anlayışı olanlar centilmenliği de bir kenara itip daha fazla oyu ben aldım benim delege listem olduğu gibi genel kurula gider gibi dünyanın her tarafında ayıp sayılacak bir yolu herkese inat çok beğenmiş görünüyor. kendi kendilerine bu ayıplı yolu tekedeceklerini zannetmiyorum zira bence alışkanlık yapmış bu şubede. bu yazılanların onların ruhunda nasıl bir etki yaratmış olabileceğini merak ediyorum bir taraftan da… acaba etkilenirler mi?

  17. delege olmak için şu anda şubelerde nasıl bir yol izleniyor o zaman? bir kaç liste olarak seçime giriliyor ve onların delege listesinden sadece kazanan grubun delege listesi mi genel kurul delegesi olabliyor? yukarıda Yücel beyin anlattıklarından şimdiki sistem için bunu çıkardım. içimden “yok artık” diyesim geldi. yani şimdi istanbul’un taşını toprağını savunan oda zihniyeti iş diğer insanların fikirleri ve temsilyeti olunca buna nasıl duyarsız olabilir ki? anlamak mümkün değil. seçim sıralarında konuşulan yönetimlerin anti demokratik olduğunun yazılıp söylenmesi bundanmış anlaşılan. bu konu çok konuşulmamıştı şimdi duyunca hayret ettim. siz daha aldığı oy kadar mecliste temsil edilmeyi içinize sindiremiyorsanız nasıl demokratsınız ki?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir