“Mimarlar dik durur!”

5 Dakika Okuma Süresi

Süleyman Boz

Eskiden Mimarlık fakültelerine ayrı bir sınavla öğrenci alınırdı. Yetenek sınavı da denilen bu sınavları geçerseniz, puanınızla birlikte değerlendirilerek mimarlık fakültesine girebiliyordunuz. Ben de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksek Okulu’na (İDGSA-MYO) yetenek sınavını kazanıp girenlerdenim. Şimdilerde ise puanı tutturan giriyor..


Bizim okulun öğretim üyeleri, merkez Akademi Fındıklı’nın hocaları idi. Feridun Akozan, Esat Suher, Bülent Özer, Kemal Ahmet Aru, Cengiz Eruzun, Orhan Şahinler, Asım Mutlu, Belkıs Mutlu, Haluk Sezgin, Muhlis Türkmen, Mehmet Çubuk, Gündüz Gökçe, Yükselen Ayaydın , sayabildiklerim bazıları. Turgut Uzel, Suha Toner, Hayati Tabanlıoğlu, Radi Birol, Muhittin Binan hocalarımız ise İTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesinden takviye hocalardı.
Öğrenciliğimin geçtiği 1973-78 yılları arasında İstanbul’da dolu dolu bir mimarlık, sanat, kültür eğitimi aldım diyebilirim. İstanbul’da eğitimi almak zaten ikinci bir üniversite yani “Bonus” anlamına geliyordu. Tiyatroları, gazinoları, sinemaları, özgün semtleri, semt pazarları, denizi, balıkçıları, vapurları, Beyoğlu’su, Taksim’i, Beyazıt’ı, Bebek’i, Sarıyer’i, Üsküdar’ı, Büyükada’sı ile İstanbul o zamanlar İstanbul’du.
Okuldan çıktık mı Beyoğlu, Taksim, oradan da Harbiye’de, İstanbul Radyosu’nun biraz ilerisinde yer alan Yapı Endüstri Merkezi’ne uğrardık. Girişinde sağda mimar-yazar Demirtaş Ceyhun’un kitabevi vardı. O küçük dükkanda dönemin ünlülerini, edebiyatçı, tiyatrocularını görebilirdiniz. Uğradığım bir gün Mengü Ertel ile Demirtaş Ceyhun’u sohbet ederken bulduğumu hala unutmam. Oraya yakın Meral-Ali Taygun’ların tiyatrosu vardı. Bir de güzel bir sinema (Adı Atlas mıydı?). Mimarlık öğrencisi için eşsiz kitaplar vardı YEM’de. Sahibinin Mimar Doğan Hasol olduğunu söylerlerdi.


İleri sınıflarda, proje derslerine başladıktan sonra Hayzuran Hasol adında narin, kibar, İstanbul hanımefendisi bir hocamız “Eskiz” dediğimiz proje düzeltme derslerine gelmeye başladı. Doğan Hasol’un eşi olduğunu öğrenmiştik. Mimar olduktan sonra da İstanbul’da bir yıl çalıştım. Mimarlar Odası’nın üyesi olarak Denizli’ye yerleştikten sonra da genel kurullarını kaçırmazdım. O genel kurullarda, etkinliklerde Doğan Hasol, mimarlığa, mimarlık ortamına, odaya vakıf konuşmaları, duruşu, çelebi tavrı ile beni etkilemiştir. Mesleğimizde ilerlediğimiz sonraki dönemlerde panellerde, toplantılarda, forumlarda, sempozyumlarda, Oda kongrelerinde Doğan Hasol ile tanışıp yakınlaşma şansım oldu. Bunda Hayzuran hocama olan sevgimin yanında Doğan abinin pırıltılı kişiliğinin etkisi olmuştur.
YEM çıkardığı Yapı dergisi, her yıl düzenlediği Yapı Fuarları, dünyanın tanınmış mimarlarını davet ederek düzenlediği konferansları, çıkardığı bülten ve kitapları ile yapı sektörünün baş aktörü, bilgi deposu olmaya devam etmektedir. 2011 yılı Temmuz ayında Doğan Hasol’un “Aferin Desinler Diye” adlı kitabını aldım ve okudum. İş Bankası Kültür Yayınları Nehir Söyleşiler arasından çıkan kitap dopdolu bir yaşamı, çocukluk günlerinden Galatasaray Lisesi dönemine, İTÜ’de mimarlık okuduğu yıllardan, mimarlık, spor, sanat, aydınlar, yayın ve reklam dünyası ve yapı sektörüne dair paha biçilmez anıları içeriyor.

…DA KENTLER NEDEN ÇARPIK DURUYOR?
Yeni yıla girdiğimiz akşamı, telefonla yeni yıl kutlaması konuşmamızda kitabını bitirdiğimi ve çok beğendiğimi ilettim kendisine. Kitapla ilgi bir yazı yazacağımı da söyledim. Doğan abi bana “Mimarlar Dik Durur!” kitabını okuyup okumadığımı sordu. Henüz bulamamıştım bu kitabını. Asıl bu kitabını okumamı önerdi. “Doğan abi bazı mimarlar yamuk duruyor, yamuluyor, eğiliyor, siz bir ideali başlık yapmışsınız aslında. Doğru, mimarlar dik durmalı” yanıtıma karşılık “Sen kitabı oku, çok keyif alacaksın, matrak şeyler olduğu kadar ibretlik şeyler de bulacaksın..” deyip yeni yıllarımızı kutladıktan sonra telefonu kapatıyoruz.
Yaşadıklarını, bilgilerini, deneyimlerini, mimarlık ve yapı dünyasında kendi yaşam çizgisi süresinde tanıklıklarını bizlere aktaran Doğan Hasol’u bu iki kitabını bizlere armağan bıraktığı ve daha nicelerini de bırakacağı için kutluyor, kendisine ve Hayzuran hocama ailesiyle birlikte sağlıklı uzun ömürler diliyor, saygılarımı sunuyorum. “Mimarlar Dik Durur!”u okuduktan sonra kitabın hakkında bir yazı yazmayı da buradan duyuruyorum.. Şunu da belirtmeliyim, ülkemizdeki ilk ve tek “Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü” nü de Doğan Hasol yazmıştır.
* * *

Mimarlar Odası Şube seçimlerine giderken, “Vazgeçemediğimiz Sanat Mimarlık” ve onun meslek odası ile ilgili bazı çevrelerin ilgisi, dahli ne yazık ki eksilmiyor. Beşikten mezara yaşamın her alanını belirleyen mimarlık mesleğinin, insandan, toplumdan, yaşanabilir kentlerden ve mesleğin özgürce, onurluca uygulanmasından yana olan “Dik Duran Mimarlar” ile, esen rüzgara göre eğilen, gelen baskılara göre yamulan, reddedilemeyecek tekliflere göre diz çöken anlayışların arasında geçeceği söyleniyor.
Ancak mimarların dik durabilmesiyle, yamuk yumuk çarpık kentler yerine, yaşanabilir sağlıklı kentlerin oluşturulabileceğine vurgu yapılırken, “Mutluluğun Mimarisi”nin yarınlarda ancak “dik duran” mimarlar tarafından kurulabileceğinin de altı çiziliyor.

7 Yorum

  1. mehdı

    marhaba
    ben mehdı ırandan sızlera kolay galsın söylarım
    ben bu kıtabı okumak ıstarım ama bıldıgınız gıbı ıranda bır hadar varkı benı bu kıtaba yetışmema engelenıyor

    lutfan lutfan sızdan rıca ederım ağar bu kıtab sızlerda varsa pdf şıklında benımla paylaşın
    mehdıarcıtecture2017@gmaıl.com

  2. buse

    ya arkadaşlar ben mimar olmak istiyorum.bu kitabın bana yardımca olacagını bir fikir geliştirebilecegimi düşünüyorum.fikirlerinizi almak istiyorum.bana yardımcı olursanız sevinirim…

  3. ismail sağıroğlu

    kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız..
    hocam hoş bir anı anlatmış.
    biz mimarlar sürekli kazık yediğimizden,,
    bünyedeki kazıklar zaten yamuk durmamıza müsade etmiyor.
    dolayısıyla ,mecburiyetten dik duruyoruz.. selamlar.

  4. Cemal Kozlu

    Mimarların sahiden dik durmasını dilerim. Sayın Süleyman Boz’un değerli yazısını ve dileklerini dışta bırakarak meslek odası içinde bana kalırsa gerçek manada bir dik duruş olmadığını düşünüyorum. “Dik” olmayı iddiacı olmak, hemen herkesi anında yaftalamak, alternatif seçim listelerini iktidar yanlısı ilan etmek olarak gören maaşlı kadrolarla idare edilen bir odanın aslında üyeyi temsil etmediğini kabul ederim. Yine söylediğim gibi sayın Boz ve Denizli Mimarlar Odası Şubesi bu tanıma uymayabilir, onları ayırmak isterim.
    Bu yazıda konu edilen sayın Hasol’un mimarlığa ve yapı sektörüne verdiği katkıları herhalde kimse yadsıyamaz. Şahsen her türlü durumda böylesi önemli kişilerin şahsına bir söz gelsin istemem.Ancak onun bile oda ile olan ilişkileri acaba yeterince “dik” duruş ifadesine uyar mı bilemiyorum. Bir dönem kötülerin kötüsü gibi lanse edilen sayın Hasol şimdi odanın çözüm ortağı, baştacı, dergisini çıkaran insan,… falan ise biraz şu “dik” lik meselesini irdelemek lazım diye düşünürüm.Arada ister istemez ticari yönü de olan bir dergi yayınlamak işi varken kurulan “iyi” ilişkilerin temeli biraz olsun insanı düşündürmektedir.
    Tabii ki, dünya değişiyor, dün dündü bu gün bugündür denebilir. Yorum meselesi sonuçta. Saygı duyarım.
    Sayın Süleyman Boz’a yolunda başarılar.

  5. yak up cakir

    Cezail

  6. fikret altıntaş

    Sayın Boz’u sanırım önümüzdeki dönem Denizli’de daha aktif bir MO sorumlusu olark göreceğiz. Birikimi, şimdiye kadar sürdürdüğü tutarlı kişiliği ile ve mimarlığa salt bir gözlükten bakmayacak kadar geniş ufuklu oluşuyla hem Denizli’ye hem de ülkemiz mimzrlık kamuoyuna kazanç sağlayacağını umuyorum. Mimarların bakış açısıyla bakabilen birileri olması lazım.
    Başarılar dilerim.

  7. Asım Mutlucan

    Mutluluğun mimarisini ancak mimarlık yapanlar gerçekleştirebilir. Bunun için bir çalışma ortamınızın olması, yasal özellikleri taşımanız, vergi vermeniz, sorumluluk almanız gerekir. Yanınızda insanlar çalışmalı ve projelerin eksiksiz hatasız çıkmasını sağlamalı.
    Eğer yukarıdaki özelliklere sahipseniz mimarlar odası tarafından hemen yağmacı, talancı, bürocu ilan edilir küçümsenirsiniz. Dolaysıyla da TÜRKİYE’DE HOCALARINIZ KİM OLURSA OLSUN MİMARLIĞIN BİR ŞANSI OLMAZ. ÇÜNKÜ MİMARLIĞIN ÖNÜ KAPALIDIR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir