Meslek Odasında SON HIÇKIRIK ya da ACI TEBESSÜM

12 Dakika Okuma Süresi

Salih ŞENCAN

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Nisan 2012 Genel Kurulu öncesinde sevgili Raşit Gökçeli’nin kaleme aldığı ve mimdap’ta Şubat 2012 tarihinde yayınlanan ‘’Meslek Odasında son kahkaha ‘’metninin üzerinden 5 ay geçti. (1)


Hiçbir belgeye atıf yapmadan konuşma uslübünda ve irticalen yazdığım bu metni okuyanların ‘’son kahkaha’’ metnini okumalarını salık veririm.
Bu arada ; her ne kadar irticalen de olsa yazımın belli bir kurgusu olduğunu nitelikli okuyucu anlayacaktır diye umut ediyorum. Aktüel güncel ve belgelere dayalı olmadığı gerekçesi ile eleştirecek olanlara ise, bunun tersi bildiri-tebliğ-makale ve konuşma metinlerinin; gerek mimarlık ve kentleşme gereksede meslek alanının örgütlenmesi ve mesleği uygulama tarzı konularında yol açıcı olamadığı, bırakın dönüştürücü / devrimci olmayı statükocu olmayı dahi beceremediği ortadadır. Zaten sorun da budur…

TOPLUMSAL FORMASYON VE İDEOLOjİ

Dünyanın İncil’den sonra en çok okunan metni Komünist Manifestonun yayımlanmasının üstünden 164 yıl geçti. 1990’lı yılların başına kadar dünyayı kavramaya ışık tutan Marksizm bugün yol gösterici olma ayrıcalığını yitirmiş durumda. Bunu tespit ve teşhis etmek devrimci klavuzluğunun inkarı değil elbet. Ancak, 50-100 sene, sonra 25- 50 sene giderek 5-10 senede bir yaşanan toplumsal evrim ve teknolojik gelişmelerin periyodu haftalık-aylık yada yıllık dönüşüme indiğinden artık temel hatları ile hala da dünyayı kavrayan en temel ve tek ideoloji olan Marksizmi günün koşullarında yeniden ve takla attırarak ayaklarının üstüne tekrar bastırmanın zamanı gelmiştir. Her ne kadar bu konunun cahilleri yukarıdaki tespitleri DÖNEKLİK olarak nitelese de bu cahilliğe bağışlanacak bir konudur; bu metnin yazarı için. Nasıl ki Karl Marx, başaşağı duran Hegel felsefesini perende attırarak ayaklarının üstünde bastırıp tüm dünyayı etkileyen ve dönüştürecek bilimsel dünya görüşünü oluşturduysa , bugün de devrimci görev budur. Liberalizm; emperyalizm- tekelci devlet kapitalizmi-ultra emperyalizm-neo liberalizm ve küreselleşme gibi kendisini yaşatacak modelleri sürekli geliştirmiştir, solun görevi de bunu sağlamaktır.

İDEOLOjİ VE MİMARLIK
Bir üstyapı kurumu olarak ideoloji, her çağda mimarlığı belirleyen/etkileyen/biçimlendiren formasyon olmuştur. Çok gerilere gitmeyerek sadece XX. yüzyıla göz attığımızda; XIX. Yüzyıl son çeyreği ile XX. Yüzyıl 3’cü çeyreği arasındaki tarihsel zaman diliminde yayınlanan tüm manifesto ve metinler mimarlığın o döneminin uluslararası ve ulusal toplumsal formasyonundan ve ideolojik atmosferinden etkilendiğinin tarihsel vesikalarıdır.
Her hangi bir toplumsal olay (savaş-soykırım-doğal felaket-bitmiş bir mimarlık ürünü ya da herhangi bir proje sergisi) mimarlığın direkt olarak refleks göstermesine neden olmuş ve tüm mimarlık iklimini o dönem için belirlemiştir. “Az çoktur-Az sıkıcıdır-Süslenmek vahşilere özgüdür- organik mimari’’ vb. mimarlık anlayışları bugün dahi etkisini ve izlerini sürdürmektedir. Ancak XX. Yüzyılda yaşanan 2. Büyük Paylaşım Savaşı, soykırımlar, Vietnam-Kore-Cezayir savaşları, Çanakkale Savaşı, tüm dünyada 1950’lerden sonra egemen kılınan anti-komünist totaliter rejim uygulamaları ve bunların sonuçları, Latin Amerika ve yeni sömürge ülkelerde ve bu arada ülkemizde yapılan demokrasi kesintileri ve cunta yönetimleri; tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok ciddi bir entelektüel kıyım ve kırımına neden olmuştur. “Sosyalist’’ yerel ve reel pratiklerin ‘’sol’’ adına ve sol-aydın kesim içinde yaşattığı entelektüel kıyımın da dünyayı (ister istemez mimarlığı da) ve ülkemizi olumsuz yönde etkilendiğinin altını çizmekte yarar var. 1970’lerden itibaren ‘’toplum hizmetinde Mimarlar Odası’’şiarını oturtan toplumcu mimarların, 1990 ‘lı yılların başından itibaren oluşturageldikleri baskıcı otoriter yönetim anlayışı da bu genel bağlama oturtulduğunda; gerek mimarlık eyleminin, gerekse de onun örgütlü mesleki pratiğinin entelektüel seviyesinin düşmesine neden olmuş, “neden” sorunsalı “nasıl” basitliğine indirgenmiştir.

YAPI SEKTÖRÜ-MİMARLIK VE MİMARLAR ODASI
1950’lİ yılların başları, ülkemizde bayındırlık faaliyetinin niteliksel dönüşüm yapmaya başladığı yıllardır. İmar Kanunu, meslek örgütlerinin kuruluşu ve paralel pek çok yasal dönüşüm bu yıllarda başlamıştır. Devrin Başbakanı Menderes bu dönemde ‘’en büyük mimar ‘’ payesi ile anılır olmuştur. 1980’li yılların ortasında ‘’en büyük mimar’’ Turgut Özal olmuş; İmar Affı, Yeminli Teknik Bürolar,Toplu Konut Kanunu vb. ile bayındırlık ve imar faaliyeti tekrar gündemi belirler hale gelmiştir. Ve son olarak 2000’li yılların ilk çeyreğinde ‘’baş mimar’’ Recep Tayyip Erdoğan olmuş, bayındırlık ve imar faaliyeti genel siyasi seçimleri belirler propaganda malzemesi haline gelmiştir. Ancak şunu teslim etmek gerekir ki; 30’ar yıl arayla ülke siyasetine egemen olan merkez sağ siyasetin bayındırlık ve imar faaliyetine dönük çalışma ve aksiyonları her dönem imar mevzuatında ve imar ve bayındırlık faaliyetini yönlendiren Kamu yönetimlerinde aksiyoner dönüşümlere yol açmıştır. Bu 3 dönemde de var olan Mimarlar Odası; 1950 ve 1980’li yıllarda tarihsel birikimine ve mesleki disiplinin kamu ve toplum yararına uygulanması konusundaki aksiyoner tavrına bağlı olarak meşruiyetini korumuştur. Bu iki dönemde mimarlık-mimar ve Mimarlar Odası itibar sahibi olmayı becerebilmiştir…
Ancak 2000’li yılların başından itibaren bu durum; mimarlık, mimar ve Mimarlar Odası aleyhine değişmeye başlamıştır. Yapı sektöründe; yeni teknolojik imkanlar ve yapı malzemesi sanayindeki gelişim, ar-ge faaliyetleri, yeni finansal modeller, eksperlik konusundaki yeni düzenlemeler, yapı denetimi modelleri; kentsel dönüşüm, afet riskine karşı alınacak yasal ve pratik önlemler, şimdilerde meslek sorumluluğu ve meslek sigortası alanında getirilecek düzenlemeleri mimarlık yapma kurallarının bu yeni düzen içinde yeniden belirlenmesi, tüketici örgütleri ile somut işbirliği ve uygulama pratiklerinin yaratılması, mütekabiliyet yasası , orman vasfını yitirmiş arazilerin arsa haline getirilerek imara açılması , Çevre ve Şehircilik Bakanlığı / TOKİ / Belediyelerin yeni yasal düzenlemelerde yetki matrisinin oluşturulması ve Mimarlar Odası’nın bu matristeki yeri vb. konularda Cumhuriyet tarihinin en büyük ve hatta DEV imar hamleleri yapılırken Mimarlar Odası bu uygulamalardan hangisine ‘BELGE ‘ veririm iç hukuk düzenlemesinin peşinde olmuş ve tabii bir de hakkını yememek lazım hukuk yolu ile bazı karşı duruşlarda bulunmaya gayret göstermiştir. Yapı sektörününün önümüzdeki 20 yıl en güçlü ve lokomotif sektörü olmasını hedefleyen bu 3.cü dönem imar mevzuatı ve uygulamaları karşısında Mimarlar Odasının tavrı takipçilik ve reaksiyonerlik olmuştur. Son Kahkaha da anlatılmaya çalışılan tam da budur. Metni imzasına sunduğumuz bazı meslekdaşlarım ‘’iyi ama bunda somut bir mücadele aksı ve yönetim modeli göremiyorum’’ diyerek metni imzalamamıştı. Yazımın başından beri her ne kadar irticalen de olsa, belli bir sistematik dahilinde yorumlandığında bu meslektaşlarımı mazur görebiliyorum.

MİMARLAR ODASI VE SİYASET

Her ne kadar ve özellikle de 1980’li yılların başından itibaren ama ağırlıkla 1992 Genel Kurulundan itibaren ‘Mimarlar Odası Siyaset Yapıyor’ vaveylası ile yeni ve taşralı bir yönetim modelini oluşturan ve 2000’li yılların başından itibaren de bunu kurumsallaştırarak bir seçim makinasına dönen ve 20 yıldır yönetimleri alan ‘Çağdaş-Toplumcu-Demokrat’ mimarların yönetim tarzına karşı olsam da, Mimarlar Odasının siyaset yapmasına hiçbir dönem karşı olmadım.
Ve hatta ; eleştirim şudur ki, Mimarlar Odası yönetimleri ‘Mimarlar Odası Siyaset Yapıyor’ diyen muarızlarını dahi mahcup edecek bir biçimde en azından son 10 yıldır SİYASET YAPMAMAKTADIR. Yapıldığı söylenen siyaset; ideolojik formasyonu yetersiz, entelektüel seviyesi düşük, kitlesel katılımı eser miktarda dahi olmayan taşra siyasetidir. Takipçi-kuyrukçu-yaratıcılık/ üreticilikten uzak, reaksiyoner bir siyasettir. Zaten Mimarlar Odasını mimar, kamuoyu ve kamu yönetimi nazarında itibarsızlaştıran da bu ‘siyaset’ tarzıdır.

ŞUBAT 2012 SONRASI MİMARLAR ODASININ SİYASİ VE MESLEKİ BAĞLAŞIKLARI

18 Mart 2012 tarihinde Kadıköy-Caddebostan Kültür Merkezinde ‘’Milli Anayasa Forumu ‘’düzenlendi. Forum’un yöneticileri Hüsamettin Cindoruk (TBM eski başkanı), Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu (İst. Üniversitesi eski rektörü), Haluk DURAL (İşçi partisi-USMER) , İstanbul Başkanı konuşmacıları yazmıyorum yazının bu noktasında afişi mizanpaja konulursa okuyucu takip edecektir.

Beni ilgilendiren; konuşmacılar arasında Mimarlar Odası Genel Başkanı sıfatı ile Eyüp Muhçu’nun yer almasıdır. Beni düşündüren ; mimarları temsil eden bir örgütün başkanının İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ile aynı forumda konuşmacı olmasıdır. Eyüp Muhçu Mimarlar Odasında yeni bir insan değil, önemli olan ‘hangi forum ya da platformlarda’ olmaması gerektiğinin farkında olmasıdır. Farkında değilse bu davranışını gözden geçirir, farkında ise; Mimarlar Odası’nın kurucu-devrimci-toplumcu geleneklerini bir kez daha gözden geçirmelidir. Son yıllarda Mimarlar Odası’nın eski yeni tüm Merkez ve Şube Yönetim Kurulu Başkanları ile profesyonellerinin Ulusal Kanal vb. marjinal medya kuruluşlarında yaptıkları tüm oturumlar , Mimarlar Odasının siyasi bağlaşıklıklarını göstermesi açısından üzücüdür. Kendi adıma bu durumu kabul edemiyorum.

Hadi katıldın diyelim , bunu oda gelirlerinden oluşturduğun bütçeden üyelerine sms ve e-posta olarak yollama bari. Ulusalcılık, Kemalizm konularında siyasi yorumumu buradan yaparak konuya uzak okuyucuyu sıkmak istemiyorum. Ama kendisine Toplumcu-Demokrat-Çağdaş mahlasını yakıştıran yönetim anlayışının, toplumculuktan kastı eğer sosyalistlik ise İşçi Partisinin geçmişini bir kez daha gözden geçirmesini bekliyorum. Mimarlar Odası hiçbir dönem böylesi açık bir siyasi angajmanın figüranı olmamıştır.

Mesleki bağlaşıklarına bakacak olursak; 26 Mayıs 2012 tarihinde Karaköy binasında düzenlenen ‘Mesleki haklarımıza sahip çıkmak için MESLEKİ DAYANIŞMA toplantısında’ Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Taslağı konulu gündem belirlenmiştir.
Oturum konuşmacıları; YEM Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Öztuzcu’dur. Konuşmacılara bir itirazım yok, zaten Nisan 2012 Genel Kurulunda sunulan çalışma raporunda dönem başkanı Deniz İncedayı’nın açılış konuşmasında Serbest Mimarlar Derneğine tasarım özgürlüğü ile ilgili ‘zarif’ bir pas atılmıştı. Genel Kurul konuşmasında da Oktay Ekinci bu ‘zarif pas ‘ın gole dönüştüğü muştusunu vermişti: ‘SMD seçimlerde çağdaş-demokrat-toplumcu mimarları destekliyor’ buyurmuştu Oktay Ekinci.

Üç dönem önce tasarım özgürlüğü ve mimarlığın önünü açmaktan dem vuran SMD ‘yi ve üyelerini karanlık güçler olarak niteleyen Mimarlar Odası yöneticileri ve kürsüde söz olan ‘hatipleri’ mimarlığın değil Mimarlar Odası’nın önünü açın diyerek kürsüyü adaylaşma cesareti gösteren MİM grubuna dar etmişti. Siyaset bu belli olmuyor, gelinen bu noktada Mimarlar Odası mı mimarların önünü açacaktır , yoksa mimarlar tasarım özgürlüğünden mi vazgeçtiler. Dönemin ilerleyen günlerinde bu durum umarım ayan olur. SMD ‘ni bilemem ama 30 yıldır bildiğim Mimarlar Odasının son 20 yıllık yönetim kadrosu bu katılımdan ‘mesleki siyasi ‘ bir fayda gözetmektedir. Siyasetin yada meslek siyasetinin doğası bu. YEM Yönetim Kurulu başkanının konuşmacı olarak çağrılması ise pek de yadırganacak bir durum değil, zaten onlarca yıldır dergi basımı/dağıtımı/ yayın vb. konularda bir ortaklık vardı. Bu noktada da bu durumdan istifade edenin Mimarlar Odası olduğunu söyleyemeceğim. Bu kompozisyon bana göre Mimarlar Odasının SON HIÇKIRIĞIDIR. Son 20 yılın aktörleri ve figüranları yüzlerinde ACI BİR TEBESSÜMLE Mimarlar Odasını getirdikleri bu içler acısı durumda izliyorlar.

SONSÖZ
Kapitalist toplumlarda devlet mekanizması, toplumsal formasyonun işlemesine/ işletilmesine/ geliştirilmesine ilişkin örgüt ve organizasyonlar kurar. Kurulan bu örgüt birincil işlevini yerine getiremediği taktirde mülga olur, bu örgüt kendi iç dinamikleri ile birincil işlevini yerine getirirse ancak mesleki ve toplumsal konulardaki muhalefeti ve karşı duruşu sergileyebilir.
Yoksa İTİBARSIZLAŞIRLAR,MEŞRUİYETİNİ YİTİRİRLER.

(1) Meslek Odası’nda son KaHKaha / Raşit Gökçeli  https://mimdap.org/?p=82666

20 Yorum

  1. necla erkoç

    Katılıyorum, ne günlermiş, bugün bu kapasitede bu yazıyı oluşturan ve ona yorum yapanlar dahil insan bile yok.

  2. Koray Aktaş

    ne günlermiş ve neler tartışılabiliyormuş. bugün bu cümlelerin yanına bile yanaşılmaz, her şey o kadar sığ yani.

  3. Aynur Savaş Uluğtuğ

    Sevgili Salih, bence meslek odasında ideolojik bir savrulma var “denize düşen yılana sarılır”misali… ben bunu normal görüyorum çünkü dönem bir güç birliği oluşturma ihtiyacını hissettiğimiz dönem ama bunu açıkça ortaya koymak gerekir.Ancak, burda önemli olan bunu daha önceden öngörememek ve gerekli politikaları oluşturamamaktır.Örneğin bir dönem TMMOB ile kavga etmek,ayrılmayı dile getirebilmek,MİM grubunu genel kurul salonunda kovmaktan beter etmek,”oda içi demokrasi” arayan grubu delege listelerinden silmek,meslek sigortasını dikkate almamak,bütçe şeffaflığını sağlayamamak,örgütlenmeyi becerememek,SMG ‘i doğru bir tabana oturtamadan meslektaşı kredi saçmalığına mahkum etmek,aykırı her fikrin sahibini ötekileştirmek,MİV’in gerçek öznesi olamamak v.b. hatalı politikalar Oda ve meslektaşı birbirinden koparmış ve marjinalleşmeye neden olmuştur.Son yıllarda da tek beslendiği kanal AKP karşıtlığıdır,bunun için doğaldır oraya buraya katılmaları,ben şaşırmıyorum.Hatta tavsiyem sözettiğin “Mesleki Dayanışma”toplantısının bant çözümlerinin yayına dönüştürülmesini istemektir.
    Aynur Savaş Uluğtuğ

  4. nimet yıldız

    yazılarınız çok teorik, sizin değiminizle çok derinlikli. bu kadarını anlamak için çok şey bilmek gerekiyor. diğer yandan yakınçağ oda tarihini de öğrenmiyoruz. ama siz hep o bölümden konuşuyorsunuz. dolayısıyla ben coşkun kılıç beyin yorumuna katılıyorum. o bana daha yakın

  5. Hasan Kıvırcık

    Sevgili Dostum Salih,
    Yine meselenin püf noktasını oluşturan konuları bulmuş ve meslek camiası olmasa da odaya gönül verenler tarafından ‘sevilmemeyi’ göze alarak eleştirilerini sıralamışsın.
    Her zaman olduğu gibi konuyu tarihsel süreç içinde ve öne çıkardığın kavramı bağlamlarıyla birlikte (burada sol, marksizm,…) açıklayarak somut eleştirilere geçmişsin.
    Meslek odası eleştirilerini demokratiklik, örgütsel işleyiş vb. üzerine geçmişte yapmış, bir çoğunda da senin fikirlerinle başlayan tartışmalara katılmış; görüş beyan etmiştim. Burada tekrara düşmeden, öncelik le şu “marijinal kanallarda boy göstermeye” kısaca değinmek isterim. Bundan üç dönem öncesi seçimlerde bu ve benzeri yaklaşımları sezmiş, o sıralarda bunu yazmıştım. Daha önce olumsuzluk beyanları verilen oda çevresinde bulunan kendi gözlerimle gördüğüm ve kulaklarımla işittiğim eleştiri (aslında eleştiri demek az olur, kınama-aşağılama) yöneltilen kişilerle bu seçim dönemlerinde “yakın” ilişki kurulmuş, yılbaşı kokteylerinde kolkola girilerek fotoğraflar verilmişti. Mesele insanların küslüğü ve bunun sürdürmesi değil elbette, herkes hatasını anlar ve bir gün barışır, hakkında ağır şeyler söylediği kişilerin yanağından öpebilir, aynı karede mutlu fotoğraflar çektirebilir. Meşrebine göre “hidayete” de erebilir.

    Şahıs olarak bu tür değişimleri açık söyleyeyim artık yadırgamıyorum. Bu gün için insanlar ve gruplara atfedilen değerleri değil de yine bugün için kendi beyanı üzerinden, kendi ifadeleriyle(bunu çarpıtmadan yapılan) değerlendirmeleri daha önemli buluyorum. Herkes neyse odur, bir kalıba dökmeye gerek yok.
    Fakat AKP nin iktidar tırmanışında, son seçimlerden bir önceki seçimde başlayan “ulusal” “cı” yaklaşımlar ya da onlara daha yakın duruşlar dikkatimi çekmişti. Geminin rotası dönmüştü. Sadece bu da değil. AKP karşıtlığı yıllarca mücadelesi verilen mesela YÖK kurumunu hoş görmeye, bu devletin bürokratik kademelerini savunmaya, anti demokratik bazı yasalarına karşı çıkmamaya doğru dönüşmüştü.

    Bunu da içine kapanan yapıların tipik refleksi olarak görüyorum: Bu “iddialı” yapılar ideolojik-siyasi ittifakları azaldıkça, dışlamalar sonucunda doğal müttefikler küstürülüp saf dışı edildikçe, meslek politikasını sürdürecek esaslı insanlar ve mimarlar dışarda tutuldukça meydana gelen bir yapı bozulması olarak görüyorum. Ne derler, “Sel gider mil kalır”.

    Sevgili Salih, diğer önemli eleştirin yine bu fikre bağlı olarak “yakın bir tarihte” odada neredeyse “hain” diye adlandırılan bir grubun ve onun nezdinde bir ölçüde konunun müsebbibleri arasında gösterilen Serbest Mimarlar Derneği gibi kurumlarla girilen “göstermelik” ilişkidir. Ben bu ilişkiyi kısaca prgamatik bulduğumu söylesem yeterlidir aslında. Zira bu ilişki kurumsal bir tabana oturmuyor, protokol düzeyinde ve yüzeysel. Ama sevgili Salih, senin de belirttiğin gibi “kaderin cilvesi” gibi, bir gün kötüleyip yarın pas atıyorsun ve sanki ilişkiye giriyor gibi yapıyorsun. Garip…

    Önce parantez içinde Serbest Mimarlar Derneklerinin şu anda mimarların sorununa ve hatta ülkenin mimarlık sorunlarına Mimarlar odasından daha hakiki bir yaklaşımları olduğunu, bu kadar az kişiden oluşmalarına rağmen ayrıntılarla değil esas meselelerle uğraştıklarını vurgulamalıyım. En azından canlı bir organizma ve ne için var olduklarını biliyorlar.

    Parantez sonrasında; hani keşke bu SMD-Yapı Endüstrisi Kurumu gibi ilişkiler bir meseleyi cözmeye yönelen tarzda gelişseydi diyorum. Oda bundan sonra mimarlıkla alakalı konuları gerçekten farklı görüşü olan mimarlarla, mimarlık gruplarıyla, dernekleri ile konuşuyor, mimarlık medyası ile yan yana gelerek yol almaya niyetli olsa… Boşluğa söylenmiş bir niyet gibi.Olacak gibi değil,kendimizi bu konuda kandıramayız.
    Son KahKaha metni de gerçekten nefisti.
    O zaman R. Gökçeli’nin bu yazısına yaptığım yorumda “bir özeleştiri imkanını” sorgulamış, odanın en geniş ittifakları geçmiş değerlendirmesi ile birlikte yeniden bir varolmayı hedefleyecek şekilde “kurucu irade” oluşturmasına sözü getirmiştim.
    Senin bu değerli yazın şartların zorlaştığı bir ortamda “başka türlü bir oda” için fazlasıyla ipuçları taşıyor.
    Tartışmayı açtığın ve bu sıcak günlerde uzunca bir zamandır “tatil modunda” olan mimarları biraz da serinleterek tartışmaya davet ettiğin için kendi adıma teşekkür ederim.
    Sevgilerimle
    Hasan Kıvırcık

  6. Anonim

    AKP’nin yapmak istediği Mimarları ve mimarlığı bir meslek olarak Türkiye’den sürmek çünkü onları kendilerine rakip olarak görüyorlar. Onların yerine gelecek mühendislerin daha uyumlu olacaklarını varsayıyorlar. Yani yap şuraya bir cami denildiği zaman mühendisini tek bakacağı şeyin hesapları olacağını, cami olur mu olmaz mı tartışmalrana girmeyeceğini düşünüyorlar. Bunu tüm alanlara yayabiliriz. Bunun sonucunda ya mimarlar yeniden eğitim alıp mühendis diplomalarıyla iktidarlardan iş dileneceklerdir ya da terk i diyar eyleyeceklerdir, hayırlısıyla.
    AKP’nin en büyük destekcisi bu süreçte her şeye itiraz edip mesleği, meslektaşı, projeyi kötülüyen mimarlar odası olmuştur. Onlar sayesinde mimarlara güven kaybolmuş, mimarlar ne idiğü belirsiz bir meslek olarak ortalarda kalmışlardır.
    Sorun Eyüp efendi zihniyetinden kaynaklansa da çözüm onu dışlamak değildir. Uzlaşma ortamı bulunması gerekir. en azından Eyüp efendi bu konuda iyi niyetli ve mimarlık camiasını toparlamaya istekli olduğunu kanıtlayacak şekilde Mimdap gibi Arkitera gibi yayınları, SMD yi muhattap aldığı gibi
    almakla başlayabilir.

  7. cem ersevil

    İyi o zaman Eyüp bey etrafında kenetlenelim… O ne yaparsa yapsın aman AKP iktidarının baskısı var diyelim. Eyüp beyler her seçim döneminde karşılarına çıkanı hasım gibi görürken, her türlü lafı söylerken AKP iktidarı baskısını hatırlamayalım ve üstelik her karşımıza çıkanı AKP li ilan edelim.
    Sonra oda bu iş bilmezlerin elinde zor duruma düşsün yine aman AKP nin işine yaramasın diye susalım.
    Yok artık yani safız ama salak değiliz.

  8. Anonim

    Bu karanlık günlerde Mimarlar Odası ve onun başkanı etrafında kenetlenmeliyiz. Kişisel hesaplarımızı bir kenara bırakmalıyız. Aksi takdirde zaten çok zayıf olan Türk Mimarlığının büsbütün kaybolduğuna şahit olacağız. Unutmayın Hitler gelirken birşey olmaz diyenler sonunda gaz odalarıyla tanışmıştı.

  9. Hüsnü Ekçenli

    Sivil toplum örgütleri, meslek odalarının demokratik toplumlarda vazgeçilmez, olmazsa olmaz işlevleri vardır.
    Sorun da tam olarak buradan kaynaklanmakta. Hazretler, bir yeri işgal ediyorlar ve orayı işlevsizleştirerek gerici, tutucu, bağnaz, dinci çevrelerin ekmeklerine yağ sürüyorlar. Ancak ne var ki artık onların da bunlara ihtiyacımız kalmadı (ihtiyaçları olduğu zaman protokollerle desteklemişlerdi) diyerek tekmeyi basma zamanlarının geldiğini düşünüyorlar.
    Sorun şu ki: Sivil toplum örgütleri, meslek odalarının demokratik toplumlarda vazgeçilmez, olmazsa olmaz işlevleri vardır.

  10. coşkun kılıç

    belki bazılarınızı üzeceğim fakat nedir bu oda, oda, oda ???? bırakın şu sistemi bir kulüp gibi çalışsın. kim neymiş, maaşlıymış, yöneticiymiş. ne yapsınlar, herkes de odacı olamaz hani. ol desen kaç kişi yıllarını verir bıkmadan usanmadan. mesleki kariyeri oda olanlar var şaka gibi.
    onları da anlayalım diyorum empati kuraraktan. ülkemizde, kıtamızda çok azalan bir nesil bence onları kırmadan, onlara bile çaktırmadan korumaya alalım. ne yaparlarsa yapsınlar örneğin. niye mimarlıkla ilgili kaygılar bahşedip onları sorumlu falan görüp öfkeleniyorsunuz?

  11. Melek Genli

    Gördüğüm kadarıyla tartışma genişleme eğiliminde. Ancak kulakları az duyan, istemediğini asla görmeyenlerin bu tartışmanın ESASLI tarafı olmalarına karşın sesleri çıkmıyor.
    Şu odayı “kent mücadelesinin” en önüne koyanlar ve kendi dışındaki herşeye herkese temkinli ve potansiyel suçlu gözüyle bakanlar, nerelerdesiniz? S. Şencan tespitlerini süreç derinliği ile birlikte koymuş ortaya. Hakiki MUHATTAPLAR neredesiniz?

  12. Tamer Gökova

    Anılar anılar… Lütfü beye teşekkür ederim. Unutmuştum. Evet sorun tam olarak burada: eğer menfaatlerinizi ideallerinizin üzerinde tutar, (ki …..zatı görmeden hiçbir ödeme alınamaz denilen yere dönüşmekte işin sonunda) insanları dışlar sen ben bizim oğlan kalırsanız birileri de sizi dışlar.
    Sanıyorum buradan çıkartılacak ders tüm sol kesimler için. Tahammülsüzlük, bireysel çıkar ve iktidar peşinde koşma, dışlama, sonuçta en olmadık partileri iktidara getirmekten başka bir işe yaramıyor.
    Ve sizin keskin görünen yöneticilerin sadece “habersiz imzalarla pazarladıkları meslektaşlarını” pazarlayamadıkları için kıyameti kopartıyorlar gibi bir durum ortaya çıkıyor.
    Yapılması gereken acilen:
    -İstanbul Şube yönetimi istifa etmelidir.
    -Acilen tüm mimar kesimlerini kapsayan, kimseyi dışlamayan geniş katılımlı bir kriz yönetimi işbaşına gelmelidir.
    -Acil tasarruf tedbirleri alınmalı, oda gelirlerinin azalacağı öngörülerek personel, genel giderler… de kısıtlamalara gidilmelidir.
    -Profesyonel olan yöneticiler gönüllü olarak bu kriz dönemi için konumlarından feragat etmelidir.
    -Meslek temelinde bir karşı eylem planı hazırlanmalı, ulusal ve uluslararası işbirlikleri için gereken tüm çalışmalar yapılmalı (yayınlar, toplantılar, mitingler, ulusal ve uluslararası kanallarda etkinlikler, imza kampanyaları..) ve
    biran önce mimarlığın sonu anlamına gelecek bu girişimden iktidar vazgeçirtilmelidir.

  13. Lütfü Parlak

    ” 2010 yılında oda seçimlerinden bir yorum”
    Olduğu gibi mimdap’ta forum bölümünde yer alan Demokrat Mimarlar Seçimlerde Liste Çıkarıyor bölümünden alıntıdır. Bugüne de aittir ve bugünkü sorunların altındaki sebep gibidir.

    Ynt: Demokrat Mimarlar seçimlerde bağımsız liste çıkarıyor
    « Yanıtla #11 : 19 Şubat 2010, 01:27:47 ÖS »
    ________________________________________
    Yorum: Tamer Gökova

    Ülkelerden birinde bir iktidar varmış, iktidardan gitmemek için seçmenlerle oynamayı adet edinmişmiş, seçmenler laik mi, muhalifleri akpartili olmakla suçlarmış, seçmenler sol görüşlü mü muhalifleri soroscu olmakla suçlarmış, seçmenler milliyetçi mi muhalifleri etnik milliyetçilikle suçlarmış, seçmenler dinci mi muhalifleri orducu, ergenekoncu olmakla suçlarmış… seçmenler de toplumumuzun genel yapısına uygun olarak saf, temiz, okuma yazma, araştırma yapma, anlamaya çalışma özürlü oldukları için kendilerine ne denirse taraf mı değil bakar tarafsa inanırlarmış… Onlar da maaşlarını ve diğer avantajlarını elde etmeye devam ederlermiş. Arada dünya yanmışmış, insanlar temsil edilemiyormuş, yapıştır etiketi, topla avantayı, parsayı… işte politika dediğin üçüncü dünyada budur…

    Seçimlerde masonlar örgütendi dendi, inandık, sene 70ler,
    anap liste çıkartıyor dendi inandık, sene 80 ler,
    imp liste çıkartıyor dendi inandık, sene 2006
    arkalarında akparti var dendi inandık, sene 2008
    şimdi de onlar etnik milliyetçi deniyor (sene 2010) inanıyoruz, ne kadar safız. Tezgah kurulmuş resmen pazarlanıyoruz kimse oralı değil…

    Bu oyun, bu ülke, “bu sivil toplum örgütü” size tanıdık geliyor mu?

    16 Şubat 2010

  14. Hasan Ali Üzümcü

    Bence Eyüp Muhçu’nun yaptığı tam bir konformizm örneği: kendini güçlü zannettiğin zaman her türlü mesajı çek, ama yürüttüğün gemi karaya oturunca yardım iste.
    Mimarlar odası MİM grubu’nun dışlandığı genel kurulda çok büyük bir fırsatı kaçırdı. Hem meslekten dolaysıyla toplumdan yana politikaların devamı ve marjinalleşmemek için gereken işbirliğini, hem de mimarların bütünleşmesi fırsatını kaçırdı.
    Bu gün herkesime çağrılar gitmesi gayet doğal (AKP grupları dahil) çünkü ilkesiz bir politikanın sonu ilkesiz çağrılardır.

  15. Haluk Esmer

    Ben İşçi Partililerle sıkı fıkılık konusunda farklı düşünüyorum. Türkiye çok özel bir dönem geçiriyor. Bu dönemde yapılması gereken Atatürk Devrimlerini savunan her kesime destek vermektir. Mimarlar odasında siyasi partilere mesafeli durulması bir gelenek olmuştur. Bu geleneğin mimarlığın evrensel değerleri doğrultusunda demokratik laik hukuk devletinden yana kesimlerle ortak programlar doğrultusunda işbirliği yapılmasını sadece gerekli değil aynı zamanda zorunlu görüyorum. Mimarlar odası faşist dönemlerde en fazla zarar gören kurumların başında gelmektedir. 12 Eylül döneminde kapatılmış, faaliyetleri durdurulmuş bir çok yöneticisi hapse atılmıştı. Şimdi yeni bir benzer döneme girdik dayanışmayı genişletmek hatta bunu eski hesaplar yüzünden yanılmadan yapmak zorundayız kanımca. İşçi Partisi, Serbest Mimarlar Derneği…Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, CHP …. kısaca tüm demokrasiyi bir şekilde savunan kesimlerle işbirliği şart.

  16. Ferda Çetinkoz

    Meslek odalarının iktidar tarafından kıskaca alındığı bu dönemde Sayın Salih Şencan’ın getirdiği eleştiriyi yürekli buluyorum. Muhtemelen meslek odası yöneticileri başta sayın Muhçu, “sırası mıydı” diyecek, hatta bu tarzı iktidarın baskısı ile yan yana gelmek olarak adlandırıcaklardır. Çok da kolay bu değerlendirme yapılabilecekken sayın Şencan’ın tarihsel süreci ortaya koyması karanlıkta konuşanlara ışık tutmuş, kimin ne yaptığını ortaya çıkarmış. Bu arada İşçi Partililerle sıkıfıkılık saçmalığı da umarım bu uyarı ile son bulur.

  17. Yılmaz Kuyumcu

    Mimarlar Odasında yapılan Katalog, fuar, yayın çalışmalarının amaçlarından birisi de Odanın mali bağımsızlığının sağlanmasıydı. Böylelikle ilkelerinden taviz vermemesi hedeflenmişti. Ama yönetim bunu yapmak yerine kadroları şişirmeyi, Belediyelere tavizler vermeyi, “habersiz imza” gibi son on yıla damgasını vuran, mimarların sırtından yapılan soygunlara bile göz yumdu. Gecekondu önleme bölgelerine açılan çok sayıda davaya rağmen Tasarımkent’ten daire almaktan çekinmedi bazı yöneticileri.
    Yönetimin bir ayrıcalık olarak algılanması, meslektaşların ötekileştirilmesini getirdi. Yalanlar telefon mesajlarına kadar düştü ve çoğunluk inandı.
    Ve fatura çıktı.

  18. Arif Atılgan

    Sevgili Salih
    Özellikle son üç paragrafı çok beğendim. Şube Genel Kurulundaki zarif paslaşmayı acaba benden başka farkeden olmuşmudur diye meraklanmıştım. Sen çok iyi fark etmişsin.
    Daha bir yıl önce SMD , düzenlediği bir proje yarışmasına beni jüri üyesi olarak davet etmişti, Kurumumun yani Odanın SMD ye bakışı sebebi ile gidememiştim. Daha önceki yıllarda da buna benzer durumlar yaşamıştım.
    Gerek SMD gerek YEM le ilgili davranışı açıklamak gerek diye düşünüyorum.Ayrıca yapı denetimle ilgili bir yasa taslağı toplantısına konuya daha yakın olanlar çağırılmazmı?
    Oda yalnızlaşıyor. Bizler sadece üzülüyoruz.

  19. Fehmi Savcı

    Mimarlar odasında önce Mason Mimarlar denilen grup dışlanmıştı, halbuki onlar hem bu ülkenin gerçeği hem de üniversitelerinden şantiyelerine üretken kesimiydi.
    Daha sonra 1992 darbesi ile bu sefer Marksist kesim tasfiye edilmişti. Onlar da çeşitli şekillerde ama hep mimarlar odasının içinde mücadelelerine devam etmişlerdi. Ancak bu iki kesim toplam olarak mimarların çok küçük bir kısmını temsil ettikleri gibi
    özellikle 1992 sonrası grubun ana endişesi belediyelerle yapılan protokollerle arttırılacak oda gelirleri oldu ve bu konuda da yakın zamanlara kadar çok başarılı oldular.
    O derece ki serbestçe yapılacak bir seçimde sadece oda profesyonellerinin etkisinin bile sonucu belirlemeye yeteceği hem yönetici hem profesyonel olanların da zaten kendi ekmek paralarıyla oynamayacakları ortaya çıktı.
    Bu ortama karşı çıkan MİM grubu AKP’li oldukları yalanıyla saldırıya uğrarken gerçekten bu siyasi partiye yakın olanların çıkarttıkları liste “ne olur ne olmaz” düşüncesiyle yönetimce çok daha büyük bir kabul gördü.
    Ve son perdede bu kadar marjinalleşmiş bir odanın zaten temsiliyeti olmadğından cesaret alan bir AKP odayı kapatmaya karar verdi.
    Gözyaşları bunun için. Sorumluları ise ortada.

  20. Zafer Karahan

    Bir çok çelişkili tutuma odanın yöneticilerinin dahil olduğu kaçınılmaz bir hakikat.
    Sözünü ettiğiniz partiyi gerçekte efkar-ı umumi nezdinde etkisiz görürüm. Fakat o kanalda Osman beyin ve Oktay beyin programlar yaptığı hususunu gelen mesajlar yüzünden haberdarıyım. Çok yakışan, meslek camiasına müspet etkiler katan şeyler değil tabii.
    İstanbul SMD hususundaki tespitinizde çok kayda değer. Oda yöneticilerinin bir dönem önce kötüledikleri gruplara bu defasında şirin görünmeleri yöneticiliğin gündelik siyasetteki standard dışılığa sürüklendiğini iktiza eder. Sayın Öztuzcu’ya gelirsek eğer, kendisini bilebildiğim kadarıyla mevcut oda yöneticilerinin kafasına paralel bir kişi, onlar tarzında düşünen bir insandır. Nasıl İSMD başındadır pek anlayabilmiş değilim. Dolayısıyla sayın Öztuzcu’yu davet etmeleri, aralarında görmek istemeleri biraz tabii nedenlerden, kan çekiyor demek.
    Bazı görüşlerinizdeki arka plana ise (kısmen) katılmıyorum. Çünkü Salih bey, siz bir yandan odanın içinden biri gibi, geçmişten bugüne onun devamlılığını tesis etmek isteyen biri gibi düşünüp odanın bugünkü yöneticilerini uyarmayı vazife edinmiş olarak yazınızı kaleme almışsınız. İstikamet gösterme döneminin geride kaldığını düşünüyorum açıkçası. Oysa bir yandan da acı bir son dan bahsediyorsunuz. Yani behemhal hem bel bağlıyor hem eleştiriyorsunuz. Görüşlerinizin bu kısmını o yüzden ikircikli bulduğumu ve katılmadığımı ifade etmeliyim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir