Kısmeti kapalı bir toplum / Hamdi Işık

6 Dakika Okuma Süresi

Kurbağalıdere konusunda işi ağırdan aldığı gerekçesiyle topun ağzında Büyükşehir Belediyesi yer alıyor. Aksine işin hakkını verdiğini tespit etmek gerekiyor, zira teamüle harfiyen riayet ediyor. Bunu nereden mi biliyoruz? Tarihteki uygulamalardan elbette.

 

 

Kadıköy ahalisine yıllardır deyiş yerindeyse kabir azabı çektiren bir mesele şu günlerde iyiden iyiye gündemi meşgul ediyor. Nasıl etmesin? Durum hiç olmadığı kadar ciddileşmiş görünüyor, bıçak kemiğe dayanmış vaziyette artık. Gözle görülür, burunla solunur –solunamaz mı demeli?-  cerahat günden güne ahaliyi sağlığından edip çileden çıkarıyor.

Fokur fokur kaynayan Kurbağalıdere’nin yüzeyinde dans eden baloncuklar âdeta Kadıköylünün kabaran içini dışa vuruyor. Yapılan ölçümlerin sonucu durumun nasıl toparlanacağı konusunda iyiden iyiye karamsar olmayı kaçınılmaz kılıyor.

Hele ki Almanya ve İngiltere’deki derelerin arıtma ve ıslah çalışmalarıyla Sanayi Devrimi öncesi kadar temiz olduğu akla getirildiğinde insanın asabına mukayyet olması giderek zorlaşıyor.

Kurbağalıdere’nin “kazanılması” konusunda üzerine düşeni yapmadığı, işi ağırdan aldığı gerekçesiyle topun ağzında Büyükşehir Belediyesi yer alıyor doğal olarak. Hal böyleyken, sanılanın aksine Büyükşehir’in tam da gereğini yaptığını, işin hakkını verdiğini tespit etmek gerekiyor. Yöneticilerimiz teamüle harfiyen riayet ediyor. Bunu nereden mi biliyoruz? Tarihteki uygulamaları hatırlayarak elbette.

Bu konuda imdadımıza Selim İleri’nin tabiriyle “anlatma sanatının büyük ustası” Refik Halid Karay yetişiyor. Karay’ın İnkılâp Yayınları’nca basılan Memleket Yazıları’nın ilk cildi Hep İstanbul’da “Kurbağalıdere’nin Kısmeti” adlı yazı yer alıyor. 29 Ağustos 1942 tarihli Tan gazetesinde yayımlanan yazısında Karay, gazeteleri tarayarak 1900 yılına dek gidiyor ve onar yıllık aralarla okuru bilgilendiriyor. Karay’ın alıntılarında dilin bu esnada geçirdiği değişim dikkati çekiyor. Kullanılan kelimeler farklılaşsa da meram aynı. Büyük ölçüde sadeleştirerek hatırlatalım o aşamaları.

Tarak dubası fenomeni


Yıl 1900. Kurbağalıdere’nin ağzında biriken tortular huzur ve sağlığı tehdit ettiği için, çamurun sökülüp yatağın temizlenmesi amacıyla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan istişareler ve padişahın da onayıyla bölgeye o zamanki tabiriyle bir tarak dubası tesis edileceğinin müjdesi verilir.

Geliyoruz 1910’a. Kurbağalıdere civarında oturanlardan bir grup, ellerinde bayraklarla davul zurna eşliğinde İttihat Terakki merkezine ve ardından Büyükşehir Belediyesi’ne müracaat eder. Sular dere ağzında birikmekte, halk âdeta zehir solumaktadır. Gereken müdahale acilen yapılmalıdır. Talepler elbette dikkate alınır ve bir tarak dubasının bölgeye intikali için ilgili makama talimat verilir.

Yıl 1920. Yaz aylarında dayanılmaz hale gelen derenin vaziyeti bu kez Büyükşehir’i gerçekten harekete geçirir – bugünkü gibi- ve Deniz Kuvvetleri’ne resmi bir yazı yazılarak tarak dubası talebinde bulunulur. Deniz Kuvvetleri cevaben emrinde böyle bir dubanın bulunmadığını bildirir. Sonuç: “Binâenaleyh bu işten şimdilik sarfınazar kılınmasına zaruret hâsıl olmuştur.” Çözüm başka bir yaza kalır anlayacağınız.

1930’a gelinmiştir. Çiçeği burnunda rejim meseleyi halletmeye kararlıdır, belediye bu işi kökünden çözecek vesaiti -tarak dubası olduğunu söylemeye gerek var mı?- temin etmiştir artık. Heyhat! Şehir planında bir değişiklik planları altüst eder: “Civarın yeşil sahaya kalbedileceği anlaşıldığından ameliyata başlanmadan evvel meselenin bir defa da bu bakımdan incelenmesi lüzumlu görülmüştür.”

Aceleye mahal yok


Refik Halid’in yazısını yazdığı 1942 yılına gelinir nihayet. Gazetelerden aktarır yazar yine: “Kurbağalıdere’nin temizlenmesi için belediye şimdilik deredeki birikmiş noktalarda sondajlar yapmaya başlamıştır. Sular akıtıldıktan sonra koku izale edilecek ve bu mahzur kalkınca derede asıl tesisat yapılacaktır.”

Asıl tesisat? 6 Ağustos tarihli Habertürk gazetesinde şöyle bir habere yer verilmiş: “Kurbağalıdere’de geçen hafta başlatılan temizleme çalışmaları sonucunda çamurun yüzde 60’ı temizlendi. Bir hafta içinde kötü kokunun büyük çapta biteceği belirtiliyor. Dere içerisindeki pis su ve çamur tabakası boşaltılarak deniz suyunun dereye doğru akışı sağlanmaya çalışılıyor.

İSKİ’ye ait dört pompa deredeki pis suları tahliye ediyor. İSKİ, balçığı ve kirli suyu alttan alıp kolektöre atıyor, üstten de deniz suyu basılıyor. Temizlik görevlileri dere kenarında sürekli olarak yüzey temizlik çalışmalarını sürdürürken diğer yandan itfaiye tarafından kurulan sistem ile denizden çekilen temiz su dereye boşaltılıyor. Belediye bu geçici sistem yerine daha büyük borular ile daha çok suyun taşındığı bir sistemi de bugün faaliyete geçirecek.”

 

 

Bu gündem eskimez


Refik Halid’e dönelim. Yazısını şöyle bitiyor: “Sene 1950, 1960, 1970 ve minelezel, ilelebet kıyamet gününe kadar aynı terane ve kısmeti kapalı aynı Kurbağalıdere! Kurbağaları bize kahkaha ile güldür en kokulu dere!”

Anlaşılan bu konu daha uzun yıllar Kadıköylünün gündeminden düşmeyecek. 2023, 2071… Kültürel kodları nesilden nesle aktarıp toplumsal hafızayı diri tutmadığımız, her yeni kuşak meseleyi yeniden ele aldığı müddetçe yönetimler üzerine düşeni yapmaya devam edecek. Ve ne derenin ne de toplumun kısmeti hiç açılmayacak.

 

Kaynak : Radikal

 

 

 

 

1 Yorum

  1. Arif Atılgan

    Kurbağalıdere 1942 de kirlenmeye başlamıştır ama 1900 lerde temizdir. Tarak dubası dere ağzında biriken alüvyon tipi birikintileri temizlemek için kullanılan bir araçtır. Kirlenmesinin geçmişini yazmak bana görev oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir