‘Kılıçdaroğlu mu Topbaş mı kazanır’

4 Dakika Okuma Süresi

YİĞİT BULUT / Referans

Gazetelerde en çok sorulan soru; İstanbul’da seçimi Kılıçdaroğlu mu yoksa Topbaş mı kazanacak? Ben bu soruya cevap veremem ama genel seçimleri AKP’ye kazandıran ekonomik gerçeklerden yola çıkarak bazı detayları tespit edebilirim. İstanbul analizimize geçmeden soralım; AK Parti “arkasındaki destek anlamında” nasıl bu hale geldi? Maddeler halinde sıralayalım:

* Son 50 yılda özellikle 1980 sonrası “var olmayı diğerlerinden ayrı” olmak sananlar ülkeye hâkim oldu. Elde edilen yüksek faiz geliri ve krizlerin de etkisiyle ortaya “tepe” dedikleri bir zümre çıktı. Onlar yönettiler, onlar algılattılar, diğerleri baktı.

Dışlananlar devşirildi
* Bir kısmının hayatı magazin programlarına yansıdı. Özellikle dejenere olanların yaptıkları “renkli dergiler” haline getirilip, “70 milyonun özlediği ve/veya “nefret ettiği” hayatlar olarak pazarlandı.

* Dışlananlar ise “sisteme karşı” ideoloji geliştirenlerin eline düştü. Eğitildi, devşirildi, en önemlisi özledikleri “ait olma” duygusu verildi.

* 1950’ler sonrası başlayan, 1980 sonrası özellikle ekonomik modelin değişmesi ile şiddetlenen ve 1994-2000 gibi algılamayı değiştiren finansal krizler ile doruğa çıkan süreç sonunda Türkiye’de ne oldu? Hemen arz edeyim; son dönemde gazetelere yansıyan ve her defasında hayretle “ne!” dediğimiz olaylar yaşanmaya başlandı. Kimilerine göre Türkiye’nin merkezi kaydı, kimilerine göre irtica hortladı, kimilerine göre “zenci Türkler” iktidara geldi.

Yapı büyümeyi sürdürüyor
* Yarattığımız ekonomik-siyasi-sosyolojik yapının ürettiği sonuç ortada. Bu noktada özellikle ekonomik ayağı sorgulamamız açısından şu soruya cevap aramamız gerekli; Avrupa Birliği (AB) modeli Türkiye için bir amaç, bir hedef ama acaba gerçek bir çıkış mı? Yukarıda tarif ettiğim “dışlanan-dışlayan” dinamiğini değiştirebilir mi?

* Türkiye’deki siyasi ve ekonomik örgütlenme 1946 sonrası “merkez olanlar” ve “çevre halkalar” şeklinde oluşmaya başladı. 1980 sonrası seçkinler sınıfının yaratılması ile tepe noktasına ulaştı, 2000 sonrası ayrım derinleşti. Kimilerine göre bunun adı burjuva devrimiydi. İşte burjuva devrimi! İşte gelinen sonuç.

* Bugün hâlâ Gümrük Birliği dahi seçkinler sınıfının imzası ile “büyük olanı koruyup”, “orta ve küçük olana” yaşam şansı tanımayacak şekilde işliyor. Ülkede yüzde 3’lük kesimin varlığı ile yüzde 97’ninki birbirine eşit ve gelir dağılımı Güney Amerika’dan bile daha bozuk. Elitler ve halk diye sınıflar oluştu, en kötüsü birilerinin hayatı, diğerlerinin özlemi.

* Yukarıda tarif ettiğimiz yapı içinde Türkiye’de çok ciddi bir “irtica” tehlikesi oluştu ve yapı sistem dışına itilenleri avlayarak büyümeye devam ediyor.

Dışlananlar İstanbul’da
Sonuç 1: İçinde yaşadığımız “finansal tabanlı” genleşip küçülen, üretimin dışarı itildiği model, sağlıklı bir siyasal yapı ve sağlıklı bir sosyolojik dinamik üretemiyor. Bu noktada “Türkiye nereye gidiyor” ve “İstanbul AK Partiden olmayan bir başkan seçer mi” diye sorgulayanlara tavsiyem; ekonomik dengeleri ve bu yapı içinde sistem dışına itilip “zenci” olanları üreten çarkları analiz ederek işe başlayın.

Bu noktada gelelim İstanbul’a ve tek bir soruyla bitirelim. Sizce yukarıda tarif ettiğim ve “dışlanan kesim” olarak büyük hatalar sonucu “genleşen” kesimin en büyük bölümü nerede seçmen? Ve en önemlisi yıllardan beri dışlandıkları çarklardan şimdi “yararlanabileceklerini düşünenler” hangi şehirde?

Sonuç 2: Sorularımın cevabı İstanbul! Şimdi tekrar düşünelim; seçimde neler olabilir? Ve “klasik CHP anlayışıyla algılanırsa Kılıçdaroğlu başarılı olabilir mi?

Son söz: Mesleğimiz gereği iki adaya da eşit mesafedeyiz. Kılıçdaroğlu için küçük bir tespitim var; sol geldi her şeye engel oldu imajını yıkmalı!

8 Yorum

  1. Nami Ulukışla

    Planın amacı kente benzeyen bir kentte insanca, sağlık ve fen kurallarına uyarak yaşamanın sağlanmasıdır.
    Yoksa siyasi, ekonomik, ticari bireysel rantların sağlanması değildir. İmar hakkı diye bir şey olamaz. Çünkü imardaki tek hak tüm toplumun hakkıdır. Bunun ortaya koyacak olanlar ise mimarlardır. Dolaysıyla mimarlar ile toplum ve planlama arasında doğrudan ilişki vardır. Ama plansızlığın rantını yiyen oda ile bürokratlara kalan bir dünyada toprak rantını yiyenler egemen konumdalarsa yandı gülüm keten helva… yani bizler.

  2. necdet oran

    plan ekseninde bir mücadele neo liberal dönemde belediye bürokrasisi ile kurumları o kadar karşı karşıya tarflaştılar ki, bu manüpüle edilmiş taraflaşma sayesinde her iki taraf kendi taftarları arasında kendi propagandasını biri “bilimsel yaklaşım” ötekisi “İstanbul’u kurtaralım” cephelerine dönen kör döğüşüyle sürdürdü.
    Plan artık sadece plan değil ve katışık bir sürü anlamı içinde taşıyor. Siyasal, ideolojik, ontolojik hatta…
    Gruplar varlıklarını bu mücadeleye dayandırıyor. Oradan besleniyor. Ama ortada mutabık kalınan bir plan yaklaşımı yok. Yeni liberal kesim ortaya bir şey koysa diğeri yasadan aldığı güçle iptal ettiriyor, gücünü ispatlıyor. Öteki de “çağırdım gelmediler” ama şu kadar bilimsel kurum-üniversiteyle yaptım diyor. Bu taraf “göstermelik çağrıldım” diye zaten katılmıyor. Katılım ve demokrasi üzerine nutuk üstüne nutuk dinlememize rağmen tarflaşılan bu mevzuda katılım sağlanamıyor.
    Oysa plan yine yok ortada ve olmayan plan durmadan bir yerlerinden didik didik değiştiriliyor.
    Anladım ki,
    1 plan olmamalı, plansızlık “yeni bir plan anlayışı” dır.
    2.plan olmamalı ki istenildiği kadar istenildiği yerden değiştirilsin
    3. plan olmamalı ki bilmem kaç kuruluş “halkın yararına” mücadele etmeye devam etsin
    4.plan olmamalı ki hep bir “plan” tartışması sürsün gitsin

  3. Anonim

    Nazım imar planını savunan anlayışın bilimsel olduğunu söylemek dünyayı tanımamaktır. Dünyada çok az yerde bizdeki gibi uygulanmış ve çoğu yerde gerilerde kalmış anlayışların imar bürokrasisine ve yağmacı rantiyecilerden başkasına yarar sağladığını söylemek de mümkün değil.
    Türkiye’de imar yasasını sorgulayan son bilimsel toplantı 1984 yılında İTÜ’de yapılmış… O zamandan beri bürokratların ve rantiyecilerin elinde kutsallaşan imar yasamız sorgusuz sualsiz dokunulmazlığını koruyor. Halbuki bırakın “fen ve sağlık kurallarına” uygun olmayı sadece katılım ve demokrasi bakımından bile son derece şüpheli.
    Kim neyi mi savunacak. En azından mimarlar odası kaim tayfası olarak tabi ki kendi dokunulmazlıklarını…
    Yaşasın imar planı, nizamı, kanunu, bürokrasisi ve onun uzantısına dönüşmüş oda bürokrasisi… Yaşasın her şeyi serbest bırakan her şey yasak anlayışı…
    Bir çalışmanın da dünyada imar uygulamaları üzerine yapılması dileği ile, ne de olsa SMG’de işe yaradı.

  4. Anonim

    budur raşit….peki o zaman bu nazım imar planını savunan bilimsel anlayış ile popüler davranış arasında biz nerede durmalıyız ya da pratiğimiz ne olmalı,chp’ye oy vermek dışında bir yanıt benim aradığım…

  5. Raşit Gökçeli

    hangisi mi kazanır ?

    1/100000 plan yapacagım demeyen elbette !

    Şunu da hatırda tutarak : İstanbul Nazım Planı kırk yıldır üretilemedi!

    İstanbul seçmeni ile ilgili hormonsuz bir anket yapıldığında;

    Var olamayan plan yerine, insancıkların hayatlarını hergün zehir eden imar bürokrasisi yerine, pilavı değilse de (ad hoc) pratik
    ve “iş bitiren” bir yönetim alternatifini ezici bir çoğunlukla yeğleyeceklerini öngörmek yanlış olmayacaktır.

  6. ferhan deniz

    Acaba hangisi? Hangisi kazanır. Fakat ülkenin başbakanı kendi işini bırakmış Kılıçdaroğlu’na laf atıyor. Demek ki ateş bacayı sarmış. Demek ki korku bacayı sarmış. Niye acaba bu kadar telaş, bu kadar uğraşma. Fakat sıkı cevaplar da geliyor başbakana. Bence durum her an değişebilir. Sürprizlere açık olalım.

  7. tıbbiyeli mustafa

    kılıçdaroglunun kılıcı tenekeden.istanbulu bilmio daha adam..kadir topbaş o tenekeden belediyeye çöp kutusu yapacak..

  8. ali aça

    seçim bu ne olacağı belli olmaz . efendim ben %51 desteğe sahibim de akp li yim… bakalım görelim. şimdi %36 dediğinle arada fark kalacak mı son güne? ne oldum demiyeceksin, ne olacağım diyeceksin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir