Kostüm Müslümanlığı

3 Dakika Okuma Süresi

Can Dündar

Başbakan, “Tüm İstanbul’dan görünecek bir cami” istemiş.

Hacı Mehmet Güner de “Dünyadaki en yüksek minareli cami” için kolları sıvamış.

“Her dönem, mimari eserleriyle anılır” diyordu dünkü Milliyet’te…

Doğru. Ama bu “en büyük, en yüksek, en göz alıcı” tutkusunun psikolojik bir izahı olsa gerektir.

* * *

Bülent Ecevit’ten dinlemiştim.

Talat Aydemir’in darbe girişiminde tanklar Meclis kapısına dayanınca Ecevit de arabasında bir bakan arkadaşıyla Hava Kuvvetleri’ne doğru kaçıyormuş. Bakan, dehşet içinde etrafa bakınıyor ve hep aynı şeyi söylüyormuş:

“Abidevi binalar yapmak lazım… Dev binalar yapmak lazım…”

Devlet gücünün ancak böyle ispatlanabileceğini, muhalefetin böyle sindirilebileceğini düşünüyormuş.

Stalin mimarisi, bu ruh halinin bir örneğidir.

Çamlıca Camii, yeni bir örneği olacaktır.

* * *

Geçen gün, Habertürk TV’de Balçiçek İlter’e konuk olan Zaman yazarı Yıldız Ramazanoğlu, ortak vicdanımızın sözcüsü gibi konuştu.

Çamlıca’da oturuyormuş. Sabahları oraya gidip hasır iskemlelerde yazı yazar, tefekküre dalarmış. Cami ve yanına AVM yapılması konusu açılınca içi kan ağlıyormuş.

“Orası biraz nefes alıp kafa dinleyebileceğiniz, farklı dinden, kültürden insanlarla selamlaşabileceğiniz bir yer… Kaldı ki tepeye çıkarken yol boyu camiler var; arada gider namaz kılarım. Bomboştur. Çevrede AVM kıtlığı olduğu da söylenemez” dedi.

Sonra harika bir örnek verdi:
“Çamlıca’ya her yerden görünecek cami yaptırmak isteyen, Mekke’deki Kâbe’ye baksın. Kâbe’yi, yanına yaklaşana kadar göremezsiniz. Şehrin en çukur yerine inşa edilmiştir. Neden? Çünkü orası bir tevazu alanı… Aşağı indikçe ruhen yücelirsiniz. Dinin temel hedefi de budur.”

* * *

Yıldızoğlu, iktidar nimetinden nemalanan Müslümanların kitaptan silmeye çalıştığı kavramları hatırlattı birer birer:

“İslamcılık tevazu idi. Diğergamlıktı. Fedakârlıktı. Paylaşmaydı. Sabırdı. Küresel boyutta emperyalizme, yolsuzluğa, haksızlığa karşı çıkmaktı. İnsanlar arasındaki uçurumları bertaraf etmekti.”

Ya şimdi?

“Şimdi ele geçirme, sahip olma, başarma, daha çok tüketme, haz alma, cennete bu dünyada ulaşma hırsı…”

Soruyor Yıldızoğlu:

“Eleştirdiğimiz modern söylem bu değil miydi?

“’Cumhuriyet projesi’ne ‘kostüm modernliği’ diyorduk, şimdi ‘Kostüm Müslümanlığı’na doğru hızlı bir inkişaf var. Şık kostümlerle, dev camilerle sanki bir gösteri alanındayız. Ama gösteridekiler, helal-haram kavramından, haktan, hukuktan tamamen uzaklaşmış halde…

“Var olmaya değil, sahip olmaya doğru evrilen bir Müslümanlıkla karşı karşıyayız.

“Müslümanlar, İslam’ın öngördüğü yaşam biçiminden koparken Amerika’nın ‘Dünyayı ye bitir’ ideolojisine eklemleniyor.”

* * *

Dünkü Milliyet’te “Çamlıca’ya cami” haberinin altında, Suudi Prensi’nin “Bana bu koyu alın” sözü vardı. Eşyaları altın kaplı süper lüks yatıyla Bodrum’u gezen Prens, ülkesindekilere hiç benzemeyen tesettürsüz eşi ve kızlarıyla koy beğeniyor.

Suudi Kralı da Sevda Tepesi’nde inşaata hazırlanıyor.

Yıldızoğlu’nun mükemmel teşhisiyle, “İslam’la Müslüman arasındaki makas, hızla açılıyor.”

Ne diyelim; Allah ıslah etsin!

6 Yorum

  1. Mustafa Çelik Köln

    Sultan Selim (Kanuni ile Hürrem’in oğlu) İstanbul’da bir sultan camisi yapmak ister. Sinan’a giderler, Sinan Erdoğan gibi uyanık olmadığı için İstanbul’da bu büyüklükte bir cami olmadığını söyler ve Selimiye İstanbul’a değil Edirne’ye yapılır.
    Neymiş? demek ki her akla gelen yere cami yapılmazmış.
    Neymiş? demek ki büyük olması yeterli değilmiş. Yerinin de doğru olması gerekiyormuş.

  2. cem koloğlu

    Bu cami yaptırma işi biraz tatsızlaştı. Ölçek olarak büyük bir şeyi kendi mecrası dışında yollarla halka ve bu işi bilenlere kabul ettirmek için uğraşıyorsun.

  3. Anonim

    “Kostüm Cumhuriyetçiliği” lafı çok yanlış. Çünkü Cumhuriyet bir çağdaş dünya ile entegre olma projesi ve kostüm de bunun zorunlu bir öğesi. (En azından insan psikolojisi değiştirilmediği sürece).Atatürk devrimleri Türkiye ile komşu müslüman ülkeler arasındaki inanılması güç farkı yaratmıştır. Bu farktan nasiplenenler arasında bizim şimdinin Atatürk’e hakaretler yağdıran zavallı dinci kesimleri de bulunmaktadır.
    Bütün dinlerde en büyük günah “inkarcılıktır”. Garip kıyafetlere girerek şu sıcak yaz günlerin kendilerini müslüman zanneden kesimler de tam olarak bu günahı işlemekte ve kendilerini cehenneme gönderecek hatayı yapmaktalar. (Hem bu dünyada hem de öbür dünyada)
    Atatürk ve devrimleri olmasaydı Türkiye şimdi orta anadoluya sıkışmış zavallı bir islam devletiydi ve esamesi bile okunmuyordu.

  4. Halis Samanlı

    Günümüzde Türkiye islamiyeti bir fetih çabasında. Türkiye’nin kalelerini aşmak ele geçirmek için siyasi iktidarları kullanmak gibi çılgınca bir fikre saplanmış durumdalar. Ekonomik, sosyal ve dini bir üstünlüğü ele geçirmek için siyaseti kullanmaya kalkanların sonu hep hüzünlü olmuştur. Sadece Türkiye değil dünya da bunun sayısız örneği ile doludur.
    Bir başka yanılgıları da kendilerine en büyük tehditin ordudan geldiğini sanıyorlar. Halbuki asıl sorun Cumhuriyetin tüm gelenekleri ve kurumlarıyla aralarındaki çelişki ve ordu bunların içinde sadece bir detay.
    Allah sonlarını hayır etsin.

  5. nimet yıldız

    Cami tartışmaları bize nelerin nasıl yapılacağı ile ilgili önemli fikirler veriyor. Saplantı düzeyindeki isteklerin kente uyumu sağlanmayınca toplumu geriyor gerçekten.

  6. erkan dağ

    Kostüm dindarlığı, gösterişli dev binalar isteği, damga vurma-dönem imzasını çakma arzusu…
    Bize ne diyebilirdik ama kamusal alanı işgal ederek yapılacak olması haksızlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir