Konut krizi üzerinden yükselen yeni siyaset: Berlin seçimleri ve İspanya protestoları /Cihan U. Baysal

7 Dakika Okuma Süresi

Konutu yeniden bir hak haline getirene kadar durmayacaklarını ve korkmadıklarını ilan eden sendikalar, 11 Kasım’a genel grev çağrısı yaptı: “Konut hakkı için genel grev. Her kim iktidarda olursa olsun halkın taleplerinin yanıtlanmasını garanti etmenin tek yolu genel grevdir.” Konut hakkına erişemeyen gençlik de emekçilerin yanında, “rantçı diktatörlüğe karşı işçi sınıfının onurlu konut hakkı” için meydanlardaydı.

Konut krizi üzerinden yükselen yeni siyaset: Berlin seçimleri ve İspanya Maricarmen protestoları

 

Cihan Uzunçarşılı Baysal

20 Eylül’de Berlin Eyaletinde yapılan seçimlerin galibi, kampanyasının odağına kira ve barınma krizini koyarak 2023 seçimlerindeki %12,2’lik oy oranını %25,7’ye yükselten Elif Eralp liderliğindeki sol parti, Die Linke oldu. Nüfusunun çoğunluğu kiracı olan Berlin’deki konut krizinin temelinde küresel şirketlerin ev sahipliği ve ayrıca kar amacı güden yatırımcılar tarafından finansal piyasalar aracılığıyla konutun bir finans varlığı olarak değerlendirilmesi, kısaca kiralık sosyal konutların özelleştirilmeleri ve finansallaştırılmaları yatmaktaydı. Küresel emlak ve finans şirketlerinin özelleştirilen sosyal konutları ele geçirerek kiraları yükseltmelerine karşı örgütlenen Berlin halkı, 26 Eylül 2021’de gerçekleşen referandumla Deutsche Wohnen başta olmak üzere emlak tekellerinin ellerindeki konutların  toplumsallaştırılmasını1 %57,6 oy oranıyla onaylamıştı; ancak somut bir adım atılmadı. Barınma krizi, özellikle genç nüfus açısından, derinleşti ve yaygınlaştı.

2021 referandumunda seslendirilen “Kenti kentlilere geri verin “ ve “Berlin, evimiz kalsın” talepleri, 2026 seçim sürecinde iyi okundu: “Birbirimizle kol kola sarılabileceğimiz bir yuva, hayatın herkes için uygun fiyatlı olduğu ve büyük emlak devlerinin şehrimizin nasıl gelişeceği konusunda söz sahibi olmadığı bir yer.” Büyük emlak devlerinin kent üzerinde söz sahibi olmadıkları bir Berlin’in kimin kenti olacağı açıktı; Eralp 2021’in kenti kentlilere geri verin talebini sahiplenmekteydi. Berlin’i yuvaları olarak gören ama kentte ikamet ettikleri bir konutları / yuvaları olmadığında orada tutunamayacaklarını haykıran Berlinlilere kenti müşterek bir yuva olarak vadetmekteydi; ödenebilir kiralar vasıtasıyla yerlerinden edilmeden yaşayabilecekleri bir yuva. Böylece, konut hakkı ile kent hakkının iç-içe geçerek örtüştükleri ve sorunun sınıfsal boyutunu-barınma pahalılaştığında alt gelir grupları ve emekçiler kentten sürgün edilir- da kapsayan bir seçim kampanyası örgütlenerek başarıya ulaştı. Nitekim, sol parti, kira krizinin en büyük mağdurları gençlerin ağırlıkta olduğu seçmen kitlesini kolaylıkla yanına aldı. 68’in o meşhur sloganı “Başka bir Kent Mümkün” Eralp’ın kampanyasında tekrarlandı: “Başka bir Berlin mümkün”. Mümkünatını elbette zaman gösterecek ancak konut krizi üzerinden inşa edilen ve kent hakkı üzerinden örgütlenen seçim kampanyasının başarısı, çalışılması gereken bir örnek.

Berlin eyalet seçimlerinden birkaç gün sonra konut ve kent hakkı bu kez İspanya meydanlarından seslendirildi. Tekerlekli sandalyede yaşayan 87 yaşındaki Maria del Carmen Abascal (Maricarmen), Madrid’de 70 yıldır yaşadığı sosyal konutun özelleştirilmesi sonucunda yeni ev sahibi emlak şirketi tarafından %230 oranında arttırılan kirasını ödeyemeyince sedyeyle evinden zorla  tahliye edilmişti. 2008 küresel krizinden bu yana konut krizini en şiddetli yaşayan ülkelerden biri olan İspanya’da bu zorbalık bardağı taşıran damla oldu. Önce Madrid ardından Bilbao, Barcelona, Valencia, Seville gibi önemli kentlerde protestolar başladı. Kiracı sendikaları konfederasyonu, işçi sendikaları ve sol dernekler 50 kentte gösteriler düzenledi. Madrid’in en önemli kent meydanı olan ve 2011’de İndignados (Öfkeliler) hareketi tarafından haftalarca işgal edilen Puerta del Sol’de 15 sene sonra yine çadırlar kuruldu. Gezi dahil tüm Occupy /İşgal Et  hareketlerinde deneyimlenen, meydanın bir yaşam alanına dönüştürülüşüne tekrar şahit olduk. 2011 işgalcilerinin-ve genel olarak occupy hareketlerinin- mahcup söylemlerinden farklı olarak bu yeni hareket, sınıfsal meselelere konut üzerinden yaklaşmakta ve sol duruşunu sakınmadan açık etmektedir.

Konutu yeniden bir hak haline getirene kadar durmayacaklarını ve korkmadıklarını ilan eden sendikalar, 11 Kasım’a genel grev çağrısı yaptı: “ Konut hakkı için genel grev. Her kim iktidarda olursa olsun halkın taleplerinin yanıtlanmasını garanti etmenin tek yolu genel grevdir.” Konut hakkına erişemeyen gençlik de emekçilerin yanında,“ rantçı diktatörlüğe karşı işçi sınıfının onurlu konut hakkı” için meydanlardaydı. Konut hakkının kent hakkıyla ayrılmaz  ilişkisi buradan da seslendirildi: “Aileler istikrara ihtiyaç duyar. Çocuklarının aynı okulda, aynı mahallede kalabileceğini bilmeye ihtiyaçları var… Artık evlerimizle spekülasyon yapmaktan ve bizi mahallelerimizden atmaktan vazgeçin”. Bu geniş blok,  krize karşı sunduğu önlemler parlamentoda geri çevrilen Başbakan Sanchez’i erken seçim kararına zorladı. Seçimin sonucu ne olursa olsun, Berlin örneğinde şahit olduğumuz yepyeni bir siyasetle karşı karşıyayız. Konut sorunundan hareketle, maddi koşullara ve sınıfsal eşitsizliklere odaklanan ve “toplumsal adaletsizliklerle başa çıkmanın yolunu sınıfsal örgütlenme, strateji ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürmede gören yeni bir siyasi döngü” (Jacobin).

Yukarıdaki örneklerle hemen hemen eş zamanlı olarak krizi en şiddetli yaşayan ülkenin Çevre Şehircilik İklim Bakanı, ülkenin 20 milyonluk kentine 1071 adet kiralık sosyal konut projesini iftiharla ilan etti! Bekarlarla tek başına yaşayanları (65 yaş üzeri muaf) projeden dışlayan sistem, genç nüfusların konut sorunlarına karşı ilgisiz. Boşanan çiftler ise konutlarını tahliyeyle yükümlü. İlle de aile, ille de  evlilik iktidarı, ideolojisini sosyal konut sistemi üzerinden yeniden üretmekte. Kiralık konutların sadece 3 yıllık olması da çok önemli bir sorunu göz ardı etmektedir. Şöyle ki, üç yıl sonra konutlarından çıkmaları gereken nüfuslar, giderek pahalılaşan kentte üç yıl önceki kiraları bulamayacaklarına göre nasıl barınacaklar? Evrensel konut hakkı mekanizmalarına göre, kiracıların da mülk sahipleri gibi kendilerini güvende hissetmeleri gerekirken çözüm diye sunulan bu “mış gibi sosyal konut sistemi” tam aksine çözümsüzlük üretecektir. Terke zorlanan nüfuslar, deprem kentinde ya emniyetsiz konutlara mahkum olacaklar ya da kentlerinden sürgüne. Kentsel dönüşüm mağdurlarına, rezerv alan kurbanlarına, konutlarından zorla tahliye edilenlere, kiralarını ödeyemeyenlere, başlarını sokacak kiralık bulamayanlara,  TOKİ konutlarında hala sıra bekleyenlere ve bil cümlesine sosyal kiralık konut mağdurları da eklenecektir.

Ama ne gam, konut hakkı ihlalleri ve kira krizi üzerinden sınıfsal eşitsizliklere odaklanmış ne bir cephe, ne de mücadele hattı açılmıştır. Yüksek kiraların zorla tahliyeleri tetiklediği ve nüfusları insan onuruna yakışmayan güvencesiz konutlara mahkum ettiği bir konut sisteminde bir tek tane kiracı örgütü kurulamamıştır. İşçi sendikaları ise kendi emekçilerinin konut hakkı mağduriyetlerine laldir. Türkiye, “Yeni” bir siyaseti, konut sorunundan hareketle sınıfsal eşitsizliklere ve toplumsal adaletsizliklere odaklanan kararlı ve mücadeleci bir yeni siyaseti beklemektedir.

1. Kamulaştırmadan farklı olarak toplumsallaştırmada ilgili konutların mülkiyet hakları kamuya ve/veya toplumun (kar amacı gütmeyen sivil toplum örgütleri vb) kontrolüne  verilerek kalıcı olarak ödenebilir sosyal konutlara dönüştürülüyor. Ayrıca, toplumsallaştırma, kaynakların demokratik, katılımcı ve şeffaf olarak kullanılması, yönetilmesi ve denetlenmesi süreçlerini de içeriyor.

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir