Hangi yazının ciddi bir mimari araştırma sayıldığı, hangisinin sayılmadığı arasında kesin bir çizgi maalesef bulunmuyor ve profesyonel olarak bu işle uğraşan insanların çoğu bu durumu kabul ediyor.
Mimar Heval Zeliha Yüksel
Geçtiğimiz Haziran ayında yabancı mimari basında “Mimari hakkında kimler yazmalı?” * isimli bir makale görünce ilgimi çekti ve sizinle bu konuyu paylaşmak istedim. Zira bu konu uzun zamandır mimarlık dergilerinde editörlük yaptığım için sık sık gündemime gelir. Hangi yazının ciddi bir mimari araştırma sayıldığı, hangisinin sayılmadığı arasında kesin bir çizgi maalesef bulunmuyor ve profesyonel olarak bu işle uğraşan insanların çoğu bu durumu kabul ediyor. Eski mimari kültür ile yetişmiş fikirlerine kıymet verdiğim kimi hocalarım ile bir konuyu veya yeni bir yapıyı tartışırken kendileri bana ilk olarak kaynak kitap tavsiye ederken, kendi akranlarımın ilk tepkisi ise sosyal medya önerisi ve yine o mecradan bir bilgi oluyor. Malum bu konu akademisyenler ve gazeteciler arasında da gittikçe büyüyen bir uçurum. Akademisyenler gazetecilerin yazdığını dipnot sayısı ve belge yetersizliği sebebiyle beğenmezken, gazeteciler de akademisyenlerin her yazdığının okunamadığını düşünmekte. Ancak görüş ayrılıkları olsa da belki de en doğrusu; bilgiye kolay ulaştığımız bugünlerde iyi olanın ne olduğunun ortaya çıkarılabilmesi için herkesin mimari kültürün iyiliği için işbirliği yapması olabilir.
Yıllar önce, şu an 50 yıllık mimarlık geçmişi ve aynı zamanda akademik kariyeri olan değerli büyüklerimizden biri ile söyleşi yaptığım sırada demişti ki “iyi bir mimari yayın için muhakkak belli mimari mecmualara abone olman, geçmişi iyi bilmen, mizanpajına kadar defalarca deneme yapman ve en önemlisi bir konu hakkında belge ile yayın yapman gerekir”… Bu sözler elbette mimari yayın hazırladığım dönemler boyunca kulağıma küpe oldu, o sebeple her zaman bir konuda pek çok ayrı mecradan görüş isteyip yazımı desteklediğim de doğrudur ama bugünkü dünyada illa da mimari hakkında yazmak için meslekten olmak veya akademik olmak gerektiğini düşünmüyorum. Bazen iyi bir resim bile iki kelime ile bir yapıyı çok iyi anlatabilirken, anlatılmaya çabalanan yapıyı fanatik bir şekilde mimari tarihe bağlamak her durumda iyi olmayabiliyor. Hızlı tüketilen bir dönemdeyiz. Elbette yeni nesil daha avantajlı bilgiye ulaşma konusunda ama rafine bilgi her zaman tecrübe ve iyi ifade ile yerine daha kolay oturuyor. Gerçek akademik makaleler kaynakçaları kalabalık, referansı bol olabilir ama çoğu zaman merak uyandıran, kendisini okutturan yazı da bilgi ile günceli birleştiren yazı oluyor. Tıp kı gerçek gazetecilikte olması gerektiği gibi. Mimarın yaptığı tasarımdaki sunum dili ne kadar önemlidir herkes bilir. Sunum iyi değilse kimi zaman bir tasarıma harcanan emek bertaraf olabiliyor. O açıdan mimarın ifade dilinin çok iyi olması gerektiğini kendileri de ikrar ederler mimarlar. Bu bir artı değer oluyor. Bir ‘yapı’yı veya ‘yer’i de anlatmanın ifade şekilleri elbette ki çok çeşitli. Mimar olmadan da karşındaki ‘yapı’yı bir heykeli anlatır gibi anlatabilenler var. Önemli olan belki etraftan biraz gerçek manada haberdar olmak. Yazarken ve ifade ederken sığ kalmayıp çok yönlü tecrübeler ile anlatabilmek. Mimari hakkında yazmanın püf noktası günümüzde “bilmek,görmek ve süzmek” olarak özetlenebilir. Elbette mimarlık tarihi ve mimari yayınların geleneği hakkındaki bilgiler hayat devam ettikçe sınırsız olarak büyüyecek. Ancak söz meclisten dışarı bazı akademikler dipnotları ile desteklenmedikçe, bir çeşit hobi olarak algıladıkları mimarlık tarihi yazıları için de aynı şeyin geçerli olduğunu göremeyebiliyorlar. Aslında hep eskiye veya kaynağa bakmak değil bazen duruma ve güncele odaklanmak gerekiyor ve gezip görmenin mimari araştırmaları ve yazıların en büyük hazinesini oluşturduğunu unutmamak gerekiyor.
Söz konusu makalede de benzer örnekler geçiyor: “Önemli ulusal derneklerden Georgian Group, Victorian Society ve Twentieth Century Society; bu konuda meslek edinmişlerin, akademisyenlerin ve çok büyük ölçüde meraklıların bir araya gelerek bilgi ve görüş alış veriş ettiği sonsuz bir dizi yüksek kaliteli etkinlik sağlamayı amaçlıyorlar…Konuşmalar, yürüyüşler, geziler, slide gösteriler ve ayrıca dergileri değerlendiriyorlar. Bu bakış açısı ile sürekli üretim, yaşamsal önem taşıyor. Celine Fox yıllardır House and Garden dergisinde yazıyor. Ama aynı zamanda bir Yale University Press yayını The Arts of Industry in the Age of Enlightenment’ın ve daha başka birçoğunun da yazarı. Editör, mimari ve tasarım yazarı Pamela Buxton, RIBA journal için mimarlarla söyleşi yapıyor; ve şimdi mimari araştırmalar ve yeni inşaat malzemeleri üzerinde haberler getiriyor. Ne kadar çoksa, o kadar iyi. Neyin ciddi mimari araştırma sayıldığı, neyin ise sayılmadığı arasında kesin bir çizgi yok ve profesyonel olarak bu işle uğraşan insanların çoğu bunu kabul ediyor. Örnekleri, Country Life’taki geçmişinden gelerek, Mark Girouard’ın 1975’te Oxford’da Slade Professor olması, Research Excellence Framework’un son mimari yapılaşmış çevre ve planlama komitesinin sayısal ölçütlerin kullanımını reddetmesi ve esas olarak dipnot sayısı…
Mimari kültürü hakkında galiba dışarıdakiler için pek de ilk başında anlaşılamayan şey, bu literatür genişliğinin ve onun hibrid yapısının formel mimari araştırmaların gerçekleştiği içerik için çok önemli olması ve dolayısıyla kendilerinin, mimarinin oluşturulmasının parçası haline gelmesi. Bu farklı okuyucular için yazı yazmanın, şimdilerde üniversitelerde ders vermek isteyen tasarımcı ve sanatçıların artarak benimsediği gerekli doktorayı elde etmenin yolu olan “uygulayarak araştırma”nın bir şekli olduğu ileri sürülebilir…
Bunların hepsinin şu anda akla geliş sebebi, 1970’de Architectural Press tarafından yayımlanan Nan Fairbrother’ın Yeni Yaşamlar, Yeni Peyzajlar adlı eserini tekrar okumuş olmam. Bu, şaşırtıcı bir yazı, bir bestseller ve ayrıca zaman içinde çok da etkili. Aslında bir fizyoterapist olan Fairbrother, önceleri savaş zamanında aile yaşamı hakkında yazarken, daha sonra peyzaj tasarımına geçmiş. Kitap onun manifestosu. Özellikle hedeflediği, kent kenarlarındaki toprak alanlar ve bunların ele alınmaları için sınıflara ayırıyor. Son bölümde, bu arada, artık çok uygulanır hale gelir hale gelen ayrıntılı çözümler öneriyor. Ancak kitabı bunlarla anlatmak mümkün değil. Çiftçilik hakkında gerçekçi ve duygusallıktan uzak olsa da, sözcüklerinin arasında muhteşem insancıllık patlamaları görülüyor…Tamamen enerji, heyecan ve güzellik. Otto Saumarez Smith, tanıyı tam doğru koyuyor. “Onun için, kırlar zevkini çıkartmak için oraya konulmuş”. Bu gözlem üzerinde dikkatle düşünün” *
İyi ki gezginler, amatör yazarlar var. Ve iyi ki mimarlık editörleri bazı makalelerin üzerimizde boğucu etki bırakmaması, mimarinin yaratıcı yönünden kopmamamız için büyük gayret gösteriyorlar.
*14 Haziran 2015, Timothy Brittain-Catlin, Architectural Review
Kaynak: İstanbul Art News Gazetesi, Mimari Eki, Eylül 2015





4 Yorum
Cemal Koçak
Bence herkes yazamaz. Belli bir kültürel birikimi mimarlık alanında olanlar ile bu işin pratiğini yapanlar yazar. Yazmalı hatta ve bir interaktif ortam yaratılsın. Herkes birbirinden bir şey alsın.
heval zeliha yuksel
hasan bey, kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ederim. mimdap’ın mimariye verdiği katkı yıllardır ortada. zaman zaman çalışmalarımı paylaştığım, yazarı olmaktan mutluluk duyduğum bu değerli platforma verdiğiniz çaba için kendi adıma teşekkür ederim.
canan yılmaz
Mimari eleştiri demişsiniz, bu işte can alıcı konu. Eleştiri kültürü, eleştiri yapma becerisi, eleştiri yapanın da mimarlık üretimine katılma sorumluluğu. Diğer yandan mimarlık yazıları yazana engel üretecek zihniyetler peşinde olmamak ve bu ortamı hür kılmak öne çıkarılmalı.
Hasan Kıvırcık
Çok önemli bir ayrımı ele almışsınız Heval hanım. Mimarlık için yazıların “olması istenen” formatı ile güncel-gerçekçi mimarlık konulu görüşlerin zaman zaman daha doğuşundan itibaren yeterli itibarı kazanamaması ikilemini bir vesileyle ortaya konmuş olması önemli gerçekten.
Mimari eleştiri (eleştiri denince bir mimarlık ürünü hakkındaki herşey, olumlu, olumsuz belirlemeler ve yazarın üzerine eklediği önermeler…) bir kültür, gerekli; hatta zorunlu bir etkileşim ortamı olarak kavranmadığında, bu yazı çizi işini “yapabilenlerin” ya da ilgili medyada hürmet edilerek yer bulanların hiyerarşik yapılanmasına dair bir hikmet haline geliyor. Bu hikmete erişemeyenler ise “hariçten okuyanlar” sınıfına itiliyor. Bizde Heval hanımın ortaya koyduğu “mimari eleştiriyi yapabilen” doğal elitler elbette Mark Girouardın 1975te Oxfordda başına gelenleri yaratacak genişlikte ve sayıda olamadılar. Ama dönemsel olarak bazen akademiyada bazen sivil toplumda bazen meslek pratiğinde bir “dar grup” söylemleriyle mimari ortamı belirlemeye, aforizmalar oluşturmaya, örneğin “koruma kriterleri” vaaz etmeye, ahlaki kriterlerle mimariyi tanımlamaya, hatta giderek içinde mimari olmadan mimarlık hakkında genel hükümler inşa etmeye çalıştılar.
Ne kadar etkili oldular sorusu elbette sorulabilir.
Mimarlık alanında sadece “öğreticiler” grubunun söylem kurgusu meydana getirmesinin önüne geçen şey, tasarım yapan ve tasarımını uygulayan, mimarlık edimini hayata geçirenlerin, yayın dünyasında mimarlıkla ilgilenenlerin de söz söylemeye başlamaları olabilir.
Tartışma ortamının kısıtsız olarak çoğaltılması çok önemlidir. Görüşlerin zenginleştirilmesi kalıpların kırılmasında tek yol “fikir özgürlüğü” kadar “ifade özgürlüğüdür” ve bu yolla arzulanan çoğulculuğun bugün için imkanları daha fazladır.