Kanal İstanbul felaket projesi mi?

4 Dakika Okuma Süresi

TARHAN ERDEM

Tartışılmadan; partiler, belediye meclisleri kararlarını açıklamadan ihaleye çıkılırsa ben ne yapacağımı biliyorum!

Başbakan Erdoğan’ın, 2011 seçimlerinde açıkladığı ‘İstanbul Kanal Projesi’ (KİP) dosyasının hazırlandığı anlaşılıyor. Büyük altyapı projelerini yürüten Sayın Binali Yıldırım, ‘Kanal İstanbul’da çalışmaların sona yaklaştığını, son değerlendirmeler yapıldıktan sonra yapım aşamasına geçileceğini, projenin Lozan’la veya Montrö’yle çelişen bir yanının bulunmadığını’ söyledi. (9 Ekim, AA)
Cumartesi günü de Başbakan Erdoğan Kayışdağ’da, yeni otobüslerin hizmete girmesi töreninde yaptığı konuşmada, ‘şimdi dev proje Kanal İstanbul’un ihalesine hazırlandıklarını ve 2017 yılı sonuna kadar onu da bitirmenin gayreti içinde olduklarını’ açıkladı. (https:// www.akparti.org.tr/ site/haberler/)

Seçimlerden beri, Kanal İstanbul Projesi’ni (KİP) gerçekleştirme kararının verilip verilmediği haberini bekliyordum. İncelemelerin bittiği ve KİP’in ihale dosyasının hazırlandığı yetkililerce açıklandı.

Herkes ne yapacağını şimdi düşünmelidir! Bilimsel çevrelerden, KİP’in olabilirliği üzerine, iki üniversite öğretim üyesi dışında, fazla ses çıkmadı. Hacettepe Üniversitesi’nden Cemal Saydam’ın ve İTÜ İnşaat Fakültesi’nden Ethem Gönenç’in makale ve söyleşilerini okudum. İki bilim adamının yazıp söyledikleri şöyle özetlenebilir:

– Karadeniz’den kanalın getireceği tuzlu su, Marmara’daki suyun oksijensiz kalmasına neden olur.

– Oksijensizlik deniz yaşamını sona erdirir, tüm Marmara’yı ve boğaz çevresini hidrojen sülfür (çürük yumurta) kokusu kaplar; denizdeki besin dengesi, suyun kalitesi değişir, zaman içinde Karadeniz’in ekolojisi olumsuz etkilenir.

– Kanal ile boğaz arasında oluşan adadaki yeraltı su kaynakları tuzlu deniz suyu ile dolar.

– Asla geriye dönüşü olmayacak bu projeye Karadeniz ve Akdeniz’de kıyısı olan ülkeler izin vermez.

– Sayın Binali Yıldırım, bilim adamlarının yazdıklarına değinmeden, KİP’in ‘Montrö Antlaşması’yla ilgisi olmadığını’ söyleyip geçiyor.

Öğretim üyelerinin iddiaları, incelenmeden bir-iki kişinin farklı görüş bildirmesiyle kenara itilecek cinsten değildir. Uzun yıllar içinde oluşacak bir durumdan, felaketten bahsetmektedirler. “Siz yapay bir kanal açarsanız bu Marmara’nın felaketi demek olur. Marmara geri dönülemez bir şekilde elimizden çıkar. Bu iyileşmez ama üstüne bastırırsanız kötüleşebilir de elden çıkabilir de” demektedirler!

Söyledikleri gerçek değilse de, halk hangi görüşün doğru olduğuna tam inanmadan, herhangi bir ihaleye ve yapıma başlanmamalıdır.

Hükümetin, “Biz inceledik, yapımına başlıyoruz” demesi, “Halk korkulu rüya içinde yaşasın” demektir. Böyle şey olur mu? Nerede görülmüş halkını korkular içinde yaşatan bir idare? “Çok doğru bir eser yapıyoruz” diyerek yaşatmak varken, milyonlarca insanı, “Başımıza ne gelecek acaba?” diye yaşatmak tercih edilmemeli; yurttaşlara konuyu anlamaları için yardımcı olunmalıdır.

Hükümet, herkesin söylediğini herkesin duyabileceği geniş bir tartışma açmalı, konuşmalar yayımlanmalı, üniversiteler, uluslararası konferanslar düzenlenmeli, bütün halk ne yapıldığını, sakıncalı görenlerin ve onlara karşı olanların görüşlerini anlamalı ve özgörüşünü belirlemelidir.

Siyasi partiler, önce kendi içlerinde hangi görüşün haklı olduğunu araştırıp bulmalı ve sonra görüşünü açıklamalıdır.

AK Parti İstanbul il örgütünün KİP hakkındaki düşüncesi açıklanmalıdır!

CHP KİP için ne demektedir? BDP, Yeşil ve Sol Gelecek partisi ne demektedirler? Yapılsın mı yapılmasın mı?

İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediyeleri niçin susuyorlar?

İstanbul Büyükşehir ve ilçe belediye başkan ve meclisleri ayrı ayrı ve sonra da birlikte karar vermeden, yani halkın seçtikleri, halk adına ‘evet’ veya ‘hayır’ demeden, bu kadar netameli ve büyük projeye başlanması nerede görülmüş?

Geniş tartışma ortamı yaratılmadan; İstanbul’daki belli başlı partiler, İstanbul belediyeleri başkan ve meclisleri önceki beyanlardan bağımsız kararlarını ve gerekçelerini açıklamadan hükümet ihaleye çıkarsa herkes ne yapacağını belirlemelidir; ben ne yapacağımı biliyorum!


Kaynak : Radikal

3 Yorum

  1. ezgi şahinsev

    Aslında kaynakları da yok. Büyük projeleri bu şekilde ortaya atıyorlar ve parasını halktan nasıl toplayacakları bile belli değil. İktidarda kalabilmek için başka yolları yok galiba.

  2. alaadin yılmaz

    Birçok açıdan felaket aslında. Ülke kaynaklarını bu ölçekte harcamak için nasıl bir yetki almış iktidar? %50 oy almış da ondan mı bu sözüm ona büyük projeler?
    Saçma.

  3. Ali

    Kanal İstanbul bir zeka ile alay etme cehaleti yüceltme ve insanları salak sanmanın projesi. Başka hiçbir şey değil. Çünkü: 1. Montrö anlaşması şunu öngörmektedir:
    “Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun,hiçbir işlem (formalite) -sağlık denetimi hariç – olmaksızın,Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.” Ayrıca bu madde ile ilgili bir süre sınırlaması yoktur. Bunun için ilgili madde: “Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, yirmi yıldır.Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.” demektedir. Yani hiçbir gemiyi boğaz dururken kanaldan geçmeye zorlayamazsınız. Bu işin hukuki tarafı. Kaptanlarla ilgili tarafı daha da ilginç, en dar yeri 1 kilometre olan bir boğazdan zorlukla geçen bir gemiyi en geniş yeri 100 metre olan bir kanaldan nasıl geçireceksiniz? bu sorunun cevabı olduğuna ancak AKP zihniyetinde birisi inanabilir. İstanbul’un doğu batı ulaşımı içinde sorunlar var: burada yapılacak bir köprünün en az 65 metre yüksekliğinde olması gerekir. Bunu durup dururken düz ovada sağlamaya kalmak için mir kez daha AKP zihniyeti gerekir. Doğal dengeler açısından sorunlarını saymıyorum bile o tam bir felaket ve şimdiki imam hatip kafası bunu kesinlikle anlamıyor. Tutturmuşlar “peygamber çevreciydi” diye “nasıl?” diye soruyorsunuz aval aval suratınıza bakıyorlar. Ekonomik olarak Türkiye için bir felaket olacağı açık. halen ayda ortalama 5 milyar dolardan yılda 60 milyar doları bulan cari açık böyle bir proje ile şahlanacaktır. Halen resmi rakamla 350 milyar doları bulmuş Cumhuriyet tarihinin en büyük dış borcunu bu akıl yoksunu proje ile en az ikiye üçe katlarız. Bir de bunun iç borç kısmı olduğunu düşünürsek Menderes’in yıllarca hiçbir işe yaramamış ve Türkiye’yi dev borçların altına sokmuş projelerini mumla arayacak gibi görüyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir