Salih Şencan
Bu yazının ilgilisinin çok olacağını düşünmüyorum, amiyane tabiri ile müşterisi pek de bulunmayan ya da gişesi düşük bir son gala değerlendirmesi ya da daha özcesi ‘’ama ben değişmezsem ben olamam ki’’ düşünen ve yapan birinin konusu mimarlık mesleğinin alan örgütlenmesi olan son yazısıdır bu. Mimarlıkta Demokratik Açılım Platform’unun bugüne değin bu minval üzre yazılarıma gösterdiği sabra da ayrıca teşekkür ederim.

Bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi 4-5 Ocak 2014 tarihinde Anadolu l. Bölge Büyükkentbölge Temsilciliğinin genel kurulunda mevcut yönetim kurulunun 24 ay boyunca faaliyet göstermeyen ama 2014-2016 dönemi için yeniden neredeyse tam kadro adaylaşan Çağdaş Toplumcu Demokrat Mimarlar grubuna karşı DEĞİŞİMİN MİMARLARI listesi ile adaylaşmıştık. Bu yazımda gerek bu süreci birinci ağızdan ve olabildiğince az spekülatif olarak paylaşacak, gerekse de bilenlerin spekülatif dolayısı ile kulaktan dolma bilme durumlarını eğer kendileri de arzu ederlerse aydınlatmaya çalışacağım.
Yazımı sürecin başından itibaren satırbaşları ile spotlar şeklinde sunma arzum metnin gereksiz yere uzamasını istememden ötürü tercih ettiğim bir yöntem olmuştur.
_2010 yılı Aralık ayında Demokrat Mimarlar olarak Anadolu l.Bölge Büyükkentbölge temsilcilik seçiminde yönetime talip olmuş ve liste çıkarmıştık, bu listede son genel kurulda aday olan ben ve Ömer Sönmez yer alıyordu.
_Karşımızdaki liste Çağdaş Toplumcu Demokrat Mimarlar grubunun ,yani çeyrek asırdır Şube ve temsilciliklerde iktidarda olan anlayışındı, bu listede ise son genel kurulda Değişimin Mimarları grubu içinde yer alan Nihat Köksal, Hasan Karaaslan ile gene son genel kurulda seçime 4 kala adaylığını çekip mimarlık kamuoyuna tarafsız olduğunu yayan Arif Atılgan vardı.
_2010 seçimini Demokrat Mimarlar olarak 30-50 oy aralığında kaybettik, Arif Atılgan’ın listesi seçildi ve sevgili Atılgan başkan oldu.
_2012de Arif Atılgan Şube yönetimi ile nedenleri çok da teorik olmayan bir ayrışma yaşadı, 2012 genel kurulu öncesinde Demokrat Mimarlar grubu olarak ortak liste çıkarma önerimiz bir önceki dönemin başkanı o günün muhalifi Arif Atılgan tarafından kabul edilmedi.
_2012 seçiminde Demokrat Mimarlar olarak liste çıkarmama ve aday göstermeme kararı aldık, Arif Atılgan seçimi kaybetti, kazanan her zamanki gibi Çağdaş Toplumcu Demokrat Mimarlar oldu. Arif Atılgan ve beraber adaylaştığı ekip arkadaşları delege dahi olamadılar.
_2012 genel kurulundan hemen sonra Arif Atılgan Çağdaş Toplumcu Demokrat Mimarlar lakabının başına katılımcı ibaresini koyarak toplantılar zincirini başlattı, bu toplantılara sevgili Raşit Gökçeli ve ben hemen hemen sürekli katıldık. Grubunun adından grubun üyeleri memnun olmadıkları için önermemiz üzerine Değişimin Mimarları olarak genel kurula gidiş sürecinde yeni adımızı belirledik. (Burada ‘’değişimin mimarları’’ seçim bildirgemizi, dileyen metni buradan takip edebilir.)
_30 Aralık akşamı saat 19.00’a kadar Arif Atılgan da Değişimin Mimarlarındandı, adaylığı devam ediyordu,ve tartışma konusu olmayan bir şekilde başkan adayı idi. Saat 19.00 sularında Hasan Karaaslan ile pratik bir konudaki eksiklik üzerine Arif Atılgan toplantıyı terk etti, son derece fevri bir şekilde.

_Arif Atılgan ile konuşuldu, adaylığını sürdürme kararı beyan olarak kendisinden alındı, ertesi gün kamuoyuna (bu kamuoyu Arif Atılgan’ın mail ile ulaşacağı bir kesimdi, niceliği konusunda bir fikrim yok) aday olmayacağı açıklamasını mail yolu ile yayarak genel kurulda tarafsız olacağını ifade etti.
_Arif Atılgan’ın tarafsız kalması kendisinin de dahil olduğu seçim sonuç tahmini hesabına göre Değişimin Mimarları aleyhine 200 oy yazdı,ben ve arkadaşlarım anladık ki sevgili Atılgan’ın yönlendirdiği 200 oy varmış,ama onlardan 2012 seçiminde her ne hikmetse oy alamamıştı.
_4 Ocak tarihinde seçmen üye sayısının %2.5’u ile genel kurul toplandı. (bu sayı ilerleyen saatlerde genel kurul katılımının tavan oranıydı)divan kurulu başkanı gene Sabri Orcan oldu, hiçbir not tutmadığına emin olduğum ve genel kurul tutanaklarına konuşma değerlendirme ve önermelerine genel kurul zabıtlarında rastlayamayacağımız divanın yazman (benim zamanımın tabiri ile katip) üyeleri belirlendi.
-Döneme ilişkin çalışma raporu başkan tarafından özetlendi,sayman üye rakamsal verileri havi mali raporu sunma süresinin 10 katı sürede genel değerlendirme yaptı,buradan görüşlerinin raporda aksetmediği sonucunu ister istemez çıkardım,ve çalışma raporu üzerine görüşme gündemindeki konuşmamda ifade ettim.
_2012-2014 dönemi yönetim kurulunun raporunu ‘’bir çalışmama raporu’’ yazımla genel kuruldan 2 hafta önce Mimdap’ta yayımlatmıştım, dileyen okur bu yazının linkinden eleştirilerimi değerlendirir, burada tekrar sıralamak istemiyorum.
_Genel kurulun gündem onaylanma maddesinde,adaylıkların belirlenmesi ve gelecek dönem çalışmalarına ilişkin görüşme maddelerinde; görüşler olarak ifade edilen gündeme ‘’öneriler’’ lafzını oybirliği ile eklettirdim, kendini ev sahibi (Odanın ve genel kurulun sahibi) varsayan anlayışın temsilci ve sözcüleri bu durumu ’’şenlik başlıyor ‘’ diye nitelendirdi, zira ben ve yönetimdeki gibi düşünmeyenler konuktuk ve hatta istenmeyen konuktuk, genel kurul ise ‘’bitse de gitse-huzurumuz da kaçmasa’’ nevinden bir etkinlikti.
_Öneriler gündemini önermemin nedeni bir ‘’şenlik’’ ortamı yaratmak arzusu değil; genel kurulların Oda’nın en üst karar alma organı olduğuna dair kanaatim ve bu genel kurulun da gelecek döneme ilişkin kararlar alması arzumdan kaynaklanıyordu, hoşnutsuz olanlar bu anlamda pek de umurumda değildi.
_gündemin 3 maddesinde konuşacağımı genel kurulda ifade ettim (çalışma raporu üzerine görüşme-gelecek dönem çalışmaları hakkında görüşme-dilek ve öneriler maddelerinde gündem içinde konuşacaktım) Divan başkanı oylattığı gündemin gündem içinde seyretmesini olanaklı kılacak beceri ve feraseti gösteremedi, benden sonra çıkan her konuşmacı tüm maddeler üzerine konuşma yaparak ‘’atış serbest’’ kuralına uydu,bunu yapan sadece üye olsa anlardım ama; Oda profesyonelleri ve Oda’nın bizatihi genel başkanı fütursuz ve sığ bir şekilde genel kurul gündemine ve konuşmacıların haklarına tecavüz etti,Sabri Orcan bu duruma engel olamadı.
_Benim konuşmamın özü; ’’bir çalışmama raporu kritiği” yazımdaki ana çerçevede gerçekleşti, Oda profesyoneli Mücella Yapıcı (hala profesyonel değil ise ve ben yanlış biliyorsam Oda çalışmalarına ilgisizliğime verin) ile Oda genel başkanı Eyüp Muhçu her zamanki çapsız, sığ, spekülatif, apolitik ve meslek dışı konuşma içeriklerini, ’’ev sahibi’’ tarzı ve üst perdeden yaparak genel kurulun %2.5 katılımlı hazirununu ziyadesi ile etkilediler.
” Araya giriyor ve Bülent Ortaçgil’in OLMALI MI OLMAMALI MI çok bilinen eserinin sözlerini “Ama ben değişmezsem, ben olamam ki” vurgusuyla paylaşıyoruz:
Olmalı mı olmamalı mı
Yoksa hiç değişmemeli mi
Ama ben değişmezsem, ben olamam ki
Görmeli mi görmemeli mi
Yoksa hiç bakınmamalı mı
Ama ben bakınmazsam, hiç göremem ki
Sevmeli mi sevmemeli mi
Yoksa hiç beğenmemeli mi
Ama ben beğenmezsem, hiç konuşmam ki
Bilmeli mi bilmemeli mi
Yoksa hiç öğrenmemeli mi
Ama ben öğrenmezsem, hiç olamam ki
Olmalı mı olmamalı mı
Yoksa hiç değişmemeli mi
Ama ben değişmezsem, ben olamam ki.”
Mimdap
_’’Odamız onurumuzdur’’ başyazısı ile dönem çalışmama raporunu sunan temsilcilik yönetim kuruluna karşı ‘’mesleğimiz onurumuzdur’’ diyerek konuşmamı sürdürmüştüm. Oda adına konuştuğu imajını veren ve gerek divan gerek temsilcilik yönetim kurulu gerekse de Oda başkanı tarafından da hoşgörü ile karşılanan ve görüşlerinin bu anlamda sadece şahsının değil mevcut yönetimlerin anlayışı olduğu ayan beyan belli olan Mücella Yapıcı konuşmasında; alenen mesleği onuru olan mimarlara, Mimarlıkta Demokratik Açılım Platformuna (görüşlerimi mimarlık çevreleri ile burada paylaştığımı belirttiğim için olsa gerek) çapınca giydirdiğini varsayarak öylesine şaha kalktı ki divan başkanı Sabri Orcan dahi bir ara konuşmayı gündem içinde kalma bahanesi ile kesmeye yeltendi, ama kesemedi.
_Oda başkanı Eyüp Muhçu konuşmasında; ki konuşması önümüzdeki dönem çalışmaları hakkında görüşme gündem maddesinde olmadığı halde kendince yorum ve yargılarda bulundu, hepsi son derece sığ ve Eyüp Muhçu entelektüalizminin sınırlarına uygun zenginlikte idi.
_Oda yönetimlerinde bunca uzun zaman bulunmak ve en üst mertebede yer almak durumunun kişisel gelişimini tamamlatamadığı Eyüp Muhçu’nun sadece ‘’Teoman Öztürk de Odamız onurumuzdur demiştir’’ sığlığına buradan yanıt vermek isterim, o da şudur ki ben ve devrimci düşünme tarzında olan herkes bir zaman söylenen söz ya da yapılan eylemin zaman-mekan bağlamsallığını inkar edemeyiz, bu durumda her şey bir neden-sonuç, temel-tali, ehem-mühim ilişkisi çerçevesinde ele alınır, gerisini düşünmek düşünce yoksulluğu, örneklemek entelektüel sefalettir. Ne ben ne de hiçbir devrimci ‘’ben Teoman Öztürk’ün yalancısıyım’’ deme lüksüne sahip değiliz.
_Mücella Yapıcı bir miktar ama ağırlıklı bir miktar ‘’Gezi direnişinden ve gençlerden’’ dem vurdu, anladığım gençler Mücella Yapıcı’yı kendileri adına konuşmaya vekil tayin etmişlerdi ya da Mücella Yapıcı Gezi direniş ruhunun genç kuşaklarını evinde zor oturtuyordu, muhalif görüşü temsilcileri indinde sevdiği ve onlara kıyamadığı için sanırım. Ama sicil numarası 20000-45000 arası Mücella Yapıcı’nın genç kuşağından seçime katılım %10 oldu, bu katılımın %15’i de değişimin mimarlarına oy kullandı.
_Arif Atılgan genel kurul konuşmasında 2012 genel kurulu hesaplaşmasını; Eyüp Muhçu-Saltuk Yüceer-Sabri Orcan ile yaparak rahatladı, bu konuşmasını genel kurul sonrasındaki bir değerlendirme yazısında benim de derin bulduğuma dair bir atıf yaptı, doğrusu böyle bir derinlik keşfini sevgili Atılgan ile paylaştığımı hatırlamıyorum.
_Seçimin bitmesine 15 dakika kala Eyüp Muhçu yanıma gelerek ‘’hala senin 450 kişiyi bekliyoruz’’ bıyıkaltı sığlığında bulundu, ben adres olarak başarılı olduğu için yeniden aday olan Saltuk Yüceer’i referans göstererek; seçime 750 üye oyu getireceğimi değil seçimin 750 üye arasında cereyan edeceğini ifade ettim ve bu konu gurur duyulacak bir durum ise müsebbibi temsilcilik başkanını işaret ettim. Bu görüşümden sonra ‘’eğer AKP desteği ya da listesi duyumu alsaydık buraya 1000 kişi yığardık’’ kabilinden Cengiz Han yorumunu yaptı Eyüp Muhçu. Bu arada sandıkların kapanmasına 15 dakika vardı ve oy vermeye doğru yokuşu tırmanan mimar Ali Reyhan Esen tam arkamızdan geçiyordu.

_Seçimin ertesi günü Ali Reyhan Esen’i aradım ve Eyüp Muhçu ile Değişimin Mimarları listesini desteklememek ve yahut liste çıkarmamak konusunda zımni bir anlaşma yapıp yapmadıklarını sordum,’’yapmadık’’ dedi,inandım. Kadir Topbaş ile Gezi konusu, Erdoğan Bayraktar ile ‘’torba yasa’’ konusunda olduğu gibi bu öngörümü de benim art niyetime bağladım ve Eyüp Muhçu’nun devrimci duruşuna saygım pekişti.
_7 Ocak tarihinde Anadolu l.Bölge üyeliğinden istifa ettim, çünkü yerinden demokrasiye ilişkin yöntemlerin geliştirilemediği, parlamentodaki partilerin taşra politikalarından sığ politikalar ile koltuk savaşının verildiği ve bu uğurda pervasız ve fütursuzca karalama yapmanın yapanın yanına kaldığı bir örgüt biriminde üye olmamın anlamı yoktu.
_2 8Ocak tarihinde Mimarlar Odası üyeliğinden istifa ettim, çünkü mesleğe mesleğin politikalarına ve alanın örgütlenmesine böylesi baskıcı yöntemler ile tahakküm kurmaya çalışan gerici bir örgütte üyeliğimi sürdüremezdim.
_Üyelikten istifa dilekçemin ekinde bir taahhütname de uzattılar imzalamam için, taahhütnamede mimarlık mesleğini bundan böyle yapmayacağımı kabul etmem isteniyordu.
_İmzalamadım, mimarlık mesleğinden değil Odadan istifa ettim, Oda değil mesleğim onurumdur.




26 Yorum
Anonim
2012de Arif Atılgan Şube yönetimi ile nedenleri çok da teorik olmayan bir ayrışma yaşadı, 2012 genel kurulu öncesinde Demokrat Mimarlar grubu olarak ortak liste çıkarma önerimiz bir önceki dönemin başkanı o günün muhalifi Arif Atılgan tarafından kabul edilmedi.
GEÇ OLDU AMA TARİHE YANLIŞ NOT DÜŞÜLMESİN DİYE YAZIYORUM. BU CÜMLE YANLIŞ. BİZİM ORTAK LİSTE ÖNERİMİZ KENDİLRİ TARAFINDAN ‘BİR DÖNEM ÖNCE SİZE KARŞI LİSTE ÇIKARDIK DOĞRU OLMAZ’ denerek kabul edilmemişti. Hakıydılar. Unutulmuş olunabileceğini normal karşılıyorum.
AA
salih şencan
1983 yılının nisan ayında Odaya kaydolmak için geldiğimde sevgili Emine Türk ve Naci Toplar’ın ışıl ışıl gülen gözleri ve sıcak yaklaşımı ile karşılaştım,Odaya kaydolmadan önce Oda yönetmeliğini Naci ağabeyden istedim,bir hafta okuyup yapının demokratik ve dönüştürülebilir bir yapı olduğunu kavradığımda kaydımı yaptırdım..Beni etkileyen kuruluş amaç maddesindeki Odanın işlevleri ve yönetimlerin belirlenmesine ilişkin demokratik yöntemler olmuştu..Özellikle de genel kurulların en üst karar organı olması ve zaman içinde Oda teamülü olarak gelişen ancak yönetmeliklerde henüz yer almayan danışma kurullarının çalışma tarzı idi doğrusunu söylemek gerekirse..Genel kurulları son derece önemsediğimden 30 yıl tüm genel kurullara katılarak önerimle düşüncelerimi paylaşmayı bir görev bildim..Geçen 30 yıl içerisinde ”kalamazdım” yazısını kaleme aldığım güne değin gelişen olaylar ve Odanın kayıt için geldiğim günden bugüne değin kaydetttiği demokratik olmayan yolda ilerleme grafiği üyeliğimi sonlandırmamın en önemli nedenleri oldu..Kendilerini Odanın sahibi sanarak farklı düşünce sahibi herkesi ötekileştirerek ve zamanla ”konuk” dahi varsaymarak sapılan yol bu gerici kurumda artık kalmamaı gerektiriyordu,kendime ve mesleğime sonsuz saygım vardı..Sürekli eleştirip dışardan gazel okuyan bir Oda eleştirisi zümresi içinden olamayacağım aşikardı..30 yıl belgemi alma arzumu yitirten yönetim anlayışı bence sonlanmış ya da sonlanmak üzeredir..Bu güne kadar Oda ve alan örgütlenmesi ile ilgili tüm genel kurul konuşmaları,söyleşi ve yazılarımın bir kısmı son 8 yılda Mimarlıkta Demokratik Açılım Platformunda yayınlandı,konunun ilgililerine Anadolu 1 Bölge Büyükkent Bölge Temsilciliği seçimi öncesinde kaleme aldığımız ”DEĞİŞİMİN MİMARLARI” bildirgesini okumalarını salık veririm..Son seçimde birlikte yola çıktığımız sevgili Nihat Köksal,Hasan Karaaslan,Levent Söl,Ömer Sönmez’e ve yedek yönetim kurulu adaylarına ,seçime gelerek oy kullanan meslektaşlarıma ve Değişim anlayışını destekleyen mimarlık çevrelerine teşekkür ederim.Bu benim alan örgütlenmesi ile ilgili yazdığım son yazı idi..Mesleği ile onur duyan insanlar umarım bir gün meslek odasını hakettiği yere taşırlar,sevgilerimnle….
Hasan Kıvırcık
Sevgili Ali (ÖZERK), Balıkesir Oda başkanı olman senin için özveri ve hizmet anlamı taşırken bana göre Balıkesirli mimar meslektaşlar için ise mesleki hak ve olanakları geliştirmek için büyük şans.
Senin gibi, gerçekten mesleğinin olgunluk döneminde iyi örnekler veren bir mimar olarak oda içinde hizmet vermek önce mesleğe, sonra meslektaşa ve akabinde meslek örgütüne ve hatta ülkeye hizmet götürmek demektir.
“Oda başkanlığını” süreklileştirmeden, bunu bir “iş” haline getirmeden, meslektaşların teveccühü ile bu makamlara gelmeyi elbetteki çok ayrı bir yere koymalıyız.
Ama sevgili Ali, (bu arada Ali’yle sınıf arkadaşı olduğumu ve onun başarıları kadar kişiliğini de tanıdığımı araya sıkıştırmak istiyorum…) buralarda ne yazık ki bu “oda işleri” sizin oralardaki gibi değil. Hizmet verme gönüllüğü ile değil yer kapma, yerini kaptırmama telaşı ve kavgasıyla yürütülüyor.
Şimdi İstanbul’da oda seçimi olmuş mesela. Yirmi küsur sene bir kişi yönetim kurulu üyesi, saymanı, sekreteri olur mu? Üstelik “mimarlık” mesleğini hep oda çalışanı olarak yapmış. Oda profesyoneli yani. Sonra da şube başkanı yapmışlar.
Şimdiki genel başkana bakalım örneğin: İstanbul şube başkanlığı dört dönem (ondan önce yönetim kurulu üyeliği beş dönem) oda genel başkanlığı iki dönem, bıraksan daha da gider…
Diğer şeyleri bir yana bıraksak bile sırf bu acayip manzara bile iki sonucu doğruyor kanımca: Birincisi “odacılık” diye bir kurum oluşmuş. Bunlar babadan oğula geçer gibi dar grup tarafından dizayn ediliyor. İkinci sonuç bana göre daha da vahim. Zira bu ülkenin mimarları çıkara çıkara bu belli kişileri nasılsa bir keşfetmiş, daha sonra kendi içlerinden odayı yönetecek başka kimseyi çıkaracak bir basiretli değerli kişi bulamıyor olgusudur.
Her iki sonuç da kanımca bu ülkenin mimarlarının kabul edemeyeceği bir şeydir.
Sevgili Ali, yukarıdaki Salih’in yazısı aslında İstanbul başta olmak üzere muhtemelen büyük şehirlerdeki mimarlar örgütlenmesinde tuzun koktuğunu anlatıyor.
Benim şahsi fikrim, Mimarlar Odası örgütlenme biçiminin (sizleri tenzih etmek istiyorum) hakikaten mimarlık yapanları temsil etmekten büyük oranda uzaklaşmış, kamuoyu ve kamu idareleri nezdinde etkisini yitirmiş olmasıdır.
Bu durumda ülkenin mimarları başka bir çıkış yolu da aramalı ve hatta bulmalıdır.
Nihat Köksal
Yorum yazmak istemiyordum, Gerekenleri Salih arkadaşım
yeteri kadar ifade ettiğini düşünüyorum. BKBT seçimleri için
ve odanın mimarlık için değişimi ve mimarlık mesleğimin onuru
için devrici bir atılım olan DEĞİŞİMİN MİMARLARI’nın programının oluşumunda yer aldım yaklaşık iki yıllık çalışmanın
ve arkadaşlarımızın emeği ve katkısı ile oluşmuştur. Ancak Bir Arkadaşımız (yıllarca Saygı Duyduğum, Değer verdiğim???) iki yıllık emeğe DELEGE (Delege listesinde yer almıştır) olmak adına yola çıktığı arkadaşlarını anlamsız birşekilde seçime iki gün kala yolda bırakmıştır. İlkeli olmak, konuştuklarınızın arkasında durmak, kararlı olmak, toplumdaki yerinizi de belirler
Neyazıkki insanları tanımak çok zor. Demokrat, Devrici olmak çok daha zor.
Ali ÖZERK
sayın salih şencan sizi tanımıyorum ama yazdıklarınızda haklısınız.Odacılığı meslek haline getirenler bir zaman sonra oradan ayrılmamak için değerlerini bile satarlar.Oda onurumuzdur söylemi yüzünden mesleğimiz ayaklar altında.Mesleğimiz onurumuzdur oda ise bu mesleği saygın hale getirmek için mücadele yeridir ve vaz geçilmezdir.İstifa etmek çözüm değil şimdi mücadele zamanı kazanımlarımızı daha ileri götürerek yeniden geri alma zamanı.Görev mesleğine ve meslek etiğine gönül verenlerin ne şart altında olursa olsun oda çatısı altında birleşip düşünceleri eyleme geçirmektir.
Anonim
Çok yoksul çukurovalı bir çiftçi ailesinden gelenlerin, aralarında kanıtlanmış Tasarımkent yağması katılımı da olmak üzere, satın almalarda ödemelerdedi durumu ve bir süre sonra zengin olmaları Mimarlar Odasının ana sorunudur. Açıkca ortaya koymak lazım.
salih şencan
sorun bazı yöneticilerin ya da profesyonellerin 10-20-30 yıl işbaşında kalması gerçeği değil bana göre,sorun siyaset ve mesleki siyaset yapma noktasında bu unsurların kifayetsizliği..Bu konuda temsilcilik seçimlerinde sunduğumuz ”DEĞİŞİMİN MİMARLARI” programı en geç 5 yıl içinde meslek odamızın iş yapma tarzı haline gelecek,çeyrek asırdır profesyonel olan ya da yönetim kurulu üyesi olanlar bu metni umarım okumuşlardır,ya da bu andan itibaren umarım okurlar..Oda bu metinde tasvir edildiği gibi çalışacak ve bu duruma önceden vaziyet almanın adı da DEVRİMCİLİK olacaktı..Bu devrimcilik mesleğimizin özünden gelen dönüştürücülük ile bu listeyi çıkaran unsurların ve en azından benim volantirist yaklaşımımızın yansıması olan bir devrimcilik idi..5 yıl sonra sizi dışardan dizayn eden ya da sizin kabul ettiğiniz bir determinist kuyrukçuluğu ise 24 yıldır eleştirdim,artık eleştirmeyeceğim..
Orçun Kuzey
Bu ülkenin komedisi bitmez. Çuvallarla para taşıyanlar güle oynaya mahkemelerden ellerini kollarını sallayarak çıkıyorlar. Başbakan benim konuşmam değil diyemiyor montaj dublaj diye bir şeyler anlatıyor.
Tuz kokalı epeyce olmuş.
Göreli olarak bütün toplumlardaki ahlaki çöküntü önüne ne varsa alıp götürüyor.
BKBT genel kurulu gene bile iyi. Şube genel kurulu nedir o zaman ??? Körler sağırlar birbirini ağırlar.
Tam ne kadar doğru çalışan bir oda olsa ihtiyaç varken onlarda düzenden nasiplerini almışlar.
Cemal Kozlu
Bu ülkenin kırık tekerlekli demokrasisi ne ise, evindeki paraları nakletmeye çalışan bir yüce yöneticinin heyecanı ve hırsı ne ise meslek odalarındaki yer tutma savaşı da bunun benzeridir. Kutsal laflar etmeye gerek yok.
Diyorsan ki montaj, git 20 dakikada test ettir, temize çık senin mi ses başkasının mı? Diyorsan ki odalarda demokrasi var, 30 sene bir adam aynı yönetim kurulunda kah sekreter kah mali işlerden sorumlu yönetici ve hem de oda personel yani maaş devamlı ve sonra da kenti korumakmış ranta karşı çıkmamış diye ezberini gevele dur.
Hadi bir çekilin kenara, tartışmalısınız yıllardır, “siz” olmayın başkaları olsun örneğin, mümkün mü? Ne farkınız var başvekilden söyler misiniz?
salih şencan
Bir caminin imamı sabah namazını kıldırırken ve cemaat son derece kalabalıkken secde anında son derece yüksek sesle bağırsak gazını dışarı salıvermiş..Cemaat huşu içinde namaza devam ederken bu gaz çıkarma sesini duymazdan gelmiş,namaz kazasız belasız bitmiş..İmam tan yeri ağarırken bet beniz atık eve gitmiş,eşi durumu gördüğünde endişelenmiş ve henüz ”efendi ne oldu,neyin var”diye dahi soramadan imam efendi”hanım topla en lüzumlu eşyaları gün ağarmadan köyü terkediyoruz”demiş..Toplanmışlar ve köyü terketmişler..Aradan bir 10 yıl geçmiş,köyü imamın burnunda burcu burcu tüttüğünden hanımına”ben sabah erkenden bir yere gideceğim,akşam geç dönerim merak etme”demiş..İmam tutmuş köyünün yolunu,köy girişinde 10 yaşlarında bir çocuk köpeğiyle oyun oynar dururmuş,imam çocuğa”filankes nerede,falankes nerede” ve benzeri türünden 10 yıl önce namaz cemaatinde bulunan köy eşrafının neredeyse tamamını sormuş,çocuk”filankes öldü,falankes şehre yerleşti” türünden yanıtlarla namaz cemaatinin neredeyse tamamının köyü terkettiği muştusunu verince imam efendi ziyadesi ile keyiflenmiş,çocuğun başını okşayıp” maşallah pek tatlı bir çocuksun,kaç yaşındasın bakayım ”diye sormuş..Çocuk” bilmiyorum amca,ama ben anamın karnına düştüğümde köyün imamı namazda osurmuş” diye cevap vermiş..Köyün imamının gaz çıkardığı an tarihe kayıt düşülüyor yani,4-5 ocak bu kayıtın tarihi olsa gerek pek çok kişi için:-)
Anonim
Hasan beyin söylediği “Eyüp Muhçu karşılaşması” bana aldığı oyları öne sürerek herşeyi mübah gören bir bademi anımsattı.
Aziz
Çok özür dilerim. Yanıltıldım. Evet haklısınız, tüm rezaletlere rağmen gelen, çifte bile değil yeşillenmiş kaşarlarmış. Bende safiyane iyi niyetimle bana söylenen birkaç isme güvenerek yazdım.-ki onlar yönetim erkini saklayan dekor işlevi görürler- Bence mimarların AKP’den şikayet etmeye hiç hakları yok. Sorun sadece yağmada ve mimarlığın yok sayılmasında değil, bir de bunun desteklenmesinde.
selim öztürk
Pardon; Aziz bey bahsettiğiniz dinazorların başa geçmediği hangi ülkenin odası acaba? Şimdi gelenler sizin tabirinizle kaşar değil “çift kaşar” neredeyse. Yönetim listesinde arka sıralara dizilenleri ayrı tutalım peki ama tepedekilere bir bakarsanız.
Aziz İnciler
Odanın tümüyle yenilenmiş olması son derece gurur verici. Yeni genç dinamik, harika bir ekibin Odanın dinozorlarının yerine geçmesi insanın mimarlığın ülkemizdeki geleceği konusunda ümitlerini canlandırıyor. Oda başkanının tecrübesizliği, mimarlar odasıyla yeni tanışmış olması bir sorun olarak görülebilir, ama emin olunuz kaşarlanmış bir yönetim kurulundan sa yeni ve tecrübesizlerin iktidara gelmesi bin kere daha iyidir. Hele geçen dönemdekilerin mimarlığa, mimarlar odasına ve hatta kendilerine verdikleri zararlar düşünüldükçe… Neyse yaşasın gençlik, yaşasın mimarlık mimarlık onuru faşizmi ve kaşarları yenecektir.
salih şencan
Sevgili Kıvırcık teşekkür ederim,sevgili Aynur teşekkür ederim…Mimarların sorunlarının ve örgütlenme araçlarının tartışıldığı son genel kurul saat 14.30da bitmiş yazdığınıza göre..Çok bile sürmüş..Odada kan değişimi olmuş;yüzler yenilenmiş,mimarlık sorunlarına hakim siyasal sentez becerisi yüksek bir ekip başkanlık-2ci başkanlık ve sekreterliği paylaşmış..Bu yeni yüzler Eyüp Muhçu’yu da genel başkan yaparlarsa yenilenme tam olur,İzmir’in yeni seçilen”yeni başkanı” ironi yapmış balkon fotoğrafı yayınlamış, Ankara’da bilebildiğim yeni yüzlerden Tezcan hanım da aday olur ve kazanırsa yeni yüzler/simalar Oda politikalarında söz sahibi olurlar diye düşünüyorum…
”DEĞİŞİMİN MİMARLARI” programı bir kez daha önem kazanıyor alan örgütlenmesine önem verenler için, doğrusu ben artık hiç önem vermiyorum, bir gün nasıl olsa yazdıklarımız hayata geçecek, bunun için umarım yeni yüzlerin Şakirun camiinden kaldırılmasını mimarlık kamuoyu beklemek zorunda kalmaz… Sevgili Arif Atılgan delege olmuş, ne sürpriz(!), genel kuruldan sonra bunun olacağını Arif Atılgan’a sms ile bildirmiştim, bilmem bu sms’im de kayıtlı mıdır kendisinde, çünkü ne yazmışım tam da hatırlayamadım:-)Bundan sonraki Oda kariyerine delegelik mertebesinden devam eder mi bilemem, ama ederse ziyadesi ile yararlı olur kanaatindeyim.. Son seçimin seçilen herkesin ODA KARİYERİNDE hayırlara vesile olmasını dilerim ama bana kalırsa yazımda adı geçen herkes çeksin Oda’dan elini eteğini.. Sami Yılmaztürk Oda başkanı Levent Kırca da İstanbul belediye başkanı olunca ne yağma kalır ne rant ne de terbiye edilecek nesl-i mimar.. Levent Kırca dedim zira partisinin yağma ve talandan dolayı parti dışı bıraktığı sosyal demokrat(!) adayı sevgili Sami desteklemez diye düşünüyorum… Benim için en güzel haber sevgili Aydın Ufuk Yücel’in delege olmasıdır ki, bu konuda 500 kişilik listeyi nasıl deldiği konusunda gereken kişiler YILMAZTÜRK BİRADER e hesap vereceklerdir umarım… Hepsinin yolu açık olsun, mimarlık dışı apolitik yaşamlarında başarılar dilerim:-)
melih can
Tek liste, tek mimar, tek oda. Odamız seninle gurur duyuyoruz. Yaşasın en ileri demokrasi.
Hasan Kıvırcık
Üyesi olduğum, zamanı vaktinde görev de yaptığım, belge ve proje vizesi gibi ihtiyaçlarım dışında fazla uğrama imkanımın olmadığı bu BKBT için sevgili Salih’in yazdıkları, ha keza daha önce Arif beyin belirttiği konular benim için önemli.
Kendimi epey bir zamandır meslek odası düzeltmeni, eleştirmeni, katkı koyucusu,… görmediğim için anlatılan süreçlerin epey dışında olduğum söylenebilir. Bazı gelişmeleri, mesela Değişimin Mimarları grubu ve Arif beyin gruptan son zamanlarda ayrılmasını yorumlayabilecek somut hiç bir bilgim yok. Her şeyi yazılanlardan öğreniyorum.
Aynur arkadaşımızın bugün yazdıkları esasında kanımca çok önemli.
Yazısından benim soyutladıklarım şöyle: Birincisi, diyor ki ülke almış başını bir yere gidiyor, karanlık bir geleceğe sürüklenmeye çalışılıyor. Buna karşı duran muhalefet cephesinde ise; ülkede özellikle Geziyle başlayan daha nitelikli bir başkaldırı süreci ya da potansiyeli var “oda meseleleri” bu ağırlığın yanında biraz hafif kalıyor.
İkincisi, sevgili Aynur’un şube genel kurulunda izlediği gibi muhalefeti olmayan bir oda yaratma başarısına erişenler (hiç takip etmediğim için bilemiyorum) bugün muhteşem “tek listelerini” oylayarak bir tarih yazdılar sanırsam. Bundan 20 gün önce Kadıköy BKBT de Salih arkadaşımızın da içinde bulunduğu Değişimin Mimarları bu açıdan mefta haline gelen yapının tek canlı organı, tek hayat belirtisiydi, şimdi bu bile yok; bu da tarihe geçecek bir şeydir.
Bu konular üzerine epeyce tartışma elbette yapılabilir.
“Odamız onurumuzdur” slogansal yaklaşımını sadece AKP nin odayı etkisizleştirme kampanyası sırasında iktidara karşı yürütülen mücadelede karşı argümanlar sıralanırken öne çıkması kanımca yanlış sayılmaz. Fakat kendi seçimleri, kendi meslektaşları arasındaki mimarlık alanına dönüldüğünde bu slogansal yaklaşımı sert, gereksiz, araçsallaştırıcı, otoriter hatta faşizan bulurum. Bu tavrın sürekli hale gelmesi eldeki “dar yapıyı” tahkim etmeye yarayan bir çıkıştır. Güncel siyasette buna benzer tavrı nasıl sürdürdüklerini, ülkeyi bu yüzden nasıl bir hale soktuklarını maalesef hep beraber yaşayarak görüyoruz. Ancak Salih’in yazısında belirttiği “mesleğimiz onurumuzdur” çıkışı bugün meslek dünyasını toparlamak ve bunun sonucunda şu an gücü-temsiliyeti-içeriği bakımından çok şey yitirmiş bir yapıyı “onurlu” hale getirebilir. (di)
Bu yazıda ilgili genel kuruldaki konuşmalarda Mimdap mimarlık yayınını hedef alan, bunu da aşan kişisel suçlama ve hakaretlere dönüşen tavırları sergileyenler için cevap vermeyi ve yorum yapmayı fuzuli bulduğumu belirtmeliyim. Neticede herkesin bir var olma biçimi var.
Sevgili Salih’in yazının bazı yerlerinde geçen diyaloglardaki “istesek 1000 kişi yığardık” sözü açık söylemek gerekirse beni, bu kadar odaya karşı ilgisizliğime rağmen üzdü. Gerçekten de ne kadar eleştirdiğinizi söylediğiniz bir dünyanın parçası olmuşsunuz, ne kadar “yönetici-buyurucu” küçük tanrılara dönüşmüşsünüz, nasıl kanınıza, beyninize ve düşünce sistemine sirayet etmiş bu “güç bende” hastalığı.
Sormak lazım; nasıl yığardınız, bunu hangi araçlarla ve maksatla yapardınız ya da niye “istemediniz”, her şeye rağmen bu sözü sarf edenlerin “dostları ve düşmanlarına” şan olurdu, niye yığmadınız bin kişiyi, hatta daha fazlasını…
Bir söz bazen zihin haritasını fazlasıyla ele veriyor. Keşke bu kurumun size göre “sadık” üyeleri olan (yerine göre bin kadar…) mimarları, telefonun ucunda talimatınızı bekleyen, bir sms ile işaret ettiğiniz istikamette oy veren “yığıntılar” olarak görmekten artık vazgeçseydiniz.
Salih Şencan son noktayı bir şovalye gibi koymuş, İstifası sadece odadan, mimarlıktan değil. Bizdeki yerinden hiç değil.
Aynur Savaş
Sevgili Arif Atılgan delege olmuşsunuz bu arada,tebrik ederim…
Aynur Savaş
Bugün Şube Genel Kurulu’na katıldım. Katıldığım 1986 yılından beri ilk kez bir çalışma raporunun katılımcılar tarafından değerlendirilmesinin saat 14.30 da tamamlandığına şahit oldum. Divan başkanının birkaç kez ısrarla sormasına karşılık tık yok… görülmüş şey değil, yönetimdekilerin anlamsız bir önergeleri olmasa adayların dilekçeleri hazırlansın diye herhalde uzunca bir ara vermek zorunda kalacaktık. Diyeceğim şu:Salih, Kadıköy BKBT seçimlerinde iyi ki “değişimin mimarları” listesi ile seçime girmişsiniz, bu dönemin en demokratik ve devrimci eylemi olarak tarihe not düşüldü tekrar kutluyorum seni. Oda içi demokrasi filan diyorduk ya artık başka bahara kaldı, tek yumruk tek ses hadi bakalım…
Kenan Gür
Ben bundan iki hafta önce sayın Atılgan’ın BKBT genel kurulunu anlatan yazısında Arif beyin adaylıktan çekilmesinin sürpriz olduğunu söyleyerek “Yukarıda anlatmışsınız ama iki dönemdir süren bir çalışma son günlerde değişmez aslında. Niye son dakikalarda fikir değiştirdiğiniz yeterince anlaşılamıyor.” diye soru sormuştum.
Arif beyin niye çekildiği seçim için liste çıkaran Değişim grubu adaylarından bir kaçını istemediğinden dolayı olduğunu anlıyorum.
Yanlış mıyım?
Saygılarımla
Kenan Gür
Fuat Önal
çok rafine, ince göndermeleri olan bu yazı belki bir dönemsel sözlü tarih belgesi değeri taşıyor. gezi sürecinde “rol” alan ‘oda kahramanlarının’ görünmeyen taraflarını açığa çıkaran özelliği, daima “ileri demokrasi” özlemindeki ülkemiz için ayna tutmuş. ülke gündemlerinin arkasına gizlenmiş aynı tas aynı hamam meslek örgütlenmesinin bugünkü kesitini anadolu 1 bkbts sinden göstermiş bana göre.
Aynur Savaş
Salih,ideallerimizin peşindeyiz ama ne yazık ki gündem ODA değil,ÜLKE…Ne hukuk kaldı ne de demokratik haklar,öncelikle bu durumun değişmesi lazım…katılımı etkiliyor bu durum,sen onurunla gerekeni yaptın ama doğru zamanda mı bilemem…çok da önemli değil.İstifaya da gerek yoktu bence.
Arif Atılgan’a da bir çift sözüm var:Adaylıktan çekilme zamanlamanız ve gerekçeleriniz anlaşılamamıştır,tatmin edici değildir bence zamanlaması doğru da değildir.Biraz ürkek ve kararsız gibi sanki gerekçe arar gibi…Bence siz de yazın hayatınıza ağırlık vererek İstanbul hakkında nostaljik yazılarınıza devam edin,bırakın bu katılımcı,çağdaş,toplumcu mimarları…başına “katılımcı” ibaresini ekleyerek yeterince farklı olamıyorsunuz gibi geliyor !
Raşit Gökçeli
https://twitter.com/rasitgokceli
ne bu deveyi güdeceksin
ne de bu diyardan gideceksin..
salih şencan
hiç bir öfkem yok sevgili atılgan,son derece de doğru anımsadığımı zannediyorum aslında…ilkesel tartışma kişiliğin ön plana alındığı bir ”ben” ya da ”bensizlik” söyleminde zaten olamaz..ikisi varsa ben yokum ilkeselliğini de biz torunlarımıza dahi yediremeyiz..derinlikli olan ya da daha doğrusu spesifik olan senin kadıköy’ün muhtelif mahalleleri ve spot planlama alanlarında yapılan uygulamalara ve bunların tarihsel arka planına yaptığın göndermelerdi,bunu temsilcilik başkanı olan ve tekrar başkan adayı olan Saltuk Yüceer”in yapamadığından daha iyi yaptığını ifade etmemdi, oysa genel kurul değerlendirmesi ile ilgili yazında ne sap kalmıştı ne saman..Çağdaş toplumcu demokrat mimarlar ”sol” ise biz ”sağ” mıydık ya da dünya görüşümüz ve mesleki alana ve örgütlenme anlayışına bakış noktasında egemen oda yöneten anlayışı ile aynıydı da farkımız sadece ”katılımcılık” mıydı noktasında bir derinlik değildi sms ile ifade ettiğim… Ama bence sen gene de kanıtsız kalmamak adına o sms’i sakla:-) Aramızda ya da iki kişi arasında geçen bir konuşmanın faş edilmesi değildir durum,alenen senin aynı yolda beraber yürüdüğün ve toplantılara seçime 4 gün kalana kadar yol arkadaşın olan bir meslektaşın adaylığının kesilmesi konusunu aday olan herkese ikna vazifesi olarak verdiğin ve bizim topyekun ve tartışmamızın sonunda ittifakla reddettiğimiz görüşümüz ÖZEL değil mimarlık kamuoyuna genel bir konudur..Aslında yazımda adı geçen tüm figürler Oda’nın dışında ve hatta uzağında kalmalıdır..Ben her zamanki gibi yolu açtım,davetim yazımda adı geçen ve geçmeyen ama ”kendisini bilen” herkesedir.bu arada okuyana yazıdaki fotoğraflar için bilgi vermem gerekirse;ilk fotoğraftaki benim,yani Salih Şencan.. İkinci fotoğraftaki ”talihli bedevi ve kankisi” derseniz ki ne alakası var, bunu okuyanın imgelem gücüne bırakıyorum, üçüncü fotoğraftaki zevatı ilk yorumumda tanıtmıştım.. Bu yazı benim Oda ile ilgili son yazım olduğundan yazarken de yorumlar eklerken de ziyadesi ile keyif alıyorum..yazı yayından kalkana kadar da bazı yorumlar eklemeye çalışacağım,bir tanesini haftabaşı eklemeyi düşünüyorum, fıkra tarzında bir yorum olacak bunlar, bizi bu duruma getiren kimse olmadı sevgili Arif. BİZ hep böyle idik ve halimizden de hep memnun kaldık..
Arif Atılgan
Sevgili Salih Şencan, bu yazıyı benden önce yazmanı beklemiştim. Aslında yazacaklarını da az çok tahmin ediyordum. Öncelikle 30 Aralıktan sonraki bilgilendirmelerini sanırım yanlış anımsıyorsun. Kendince bazı haklı öfkelerin sebebiyle olabilir diye düşünüyorum. Ben bu tip tartışmaları isimler katmadan yapmayı tercih ederim. Zira tartışma daha ilkesel olur diye düşünürüm.
Kanıtsız konuşmamaya gayret ederim. Bugün sana yanlış anımsadığını söylediklerimi kanıtlayamam. Senin de kanıtlayamayacağın gibi. Bir de iki kişi arasında geçen konuşmaları kolay kolay üçüncü kişilere konuşmam. Ancak benim Genel Kuruldaki konuşmamla ilgili bu konuşmasını genel kurul sonrasındaki bir değerlendirme yazısında benim de derin bulduğuma dair bir atıf yaptı, doğrusu böyle bir derinlik keşfini sevgili Atılgan ile paylaştığımı hatırlamıyorum. Yazmışsın. İşte bunu kanıtlayabilirim. Elektronik ortamla aramın pekiyi olduğunu söyleyemem. Ancak bazen şans yardım ediyor. Sana kendimi doğru kanıtlayabilmek için prensibimi çiğnemek zorunda olduğuma lütfen sen de anlayış göster. Senin bana Genel Kurul akşamı yani 4 Ocak saat 20.11 de gönderdiğin mesajda tarafsız kalma tavrını deklare etmene saygı duyuyorum, konuşman spesifik ve senin yapabileceğin zenginlik ve derinlikteydi, 25-40 arası bir artı oyla seçiliyoruz, senden örtülü de olsa destek bekliyorum ve bekliyoruz, sevgilerimle. Yazıyordu. Tesadüfen cep telefonumda henüz silinmemiş. Ayrıca konuşmama ilgili diğer arkadaşların da sözlü iltifat etmişlerdi. Sorabilirsin.
Sevgili Salih, Mimarlar Odası kurumunda ben de çok yoruldum ve kırıldım. Öfke ve kin duymadan ben de bu ortamın dışında hatta uzağında kalmak istiyorum. Lütfen bizi bu duruma getirenlere mutluluk vermeyelim.
Sevgilerimle.
Not: İlgili fotoğraf için bilgilendirme: Bir kurumda yıllarca görev yapıyorsanız birçok kişi ile yan yana fotoğraflarınızın olması doğaldır. Bunda nasıl bir anormallik gördüğünü anlamadım. En azından bana İstanbul Beyefendisi Duruşlu yakıştırması yapmana teşekkür ederim.
Arif Atılgan
salih şencan
bilmeyenler için çizgili gömlekli yaka bağır açık mikrofon tutan zat eyüp muhçu,yanındaki istanbul beyefendisi duruşlu gravatlı zat arif atılgandır…yazı telefon rehberi gibi olunca görsel imdada yetişiyor netekim:-)