Kabataş’a konan martı kafalarımızı gagalar / Korhan Gümüş

6 Dakika Okuma Süresi

Siyasetçilere göre geçmişte mahkemelerin önemli bir işlevi vardı: Geciktirmek! Siyasetçiler STK’ların, meslek kuruluşlarının hukuk mücadelesini böyle algılarlardı. Aman ne iyi, mahkeme Taksim projesini durdurdu. Narmanlı Hanı projesini iptal etti.

 

 

 

 

Beyoğlu planlarını iptal etti… STK’lar tarafından açılan davalarla açgözlü çıkar çevrelerinin, hukuk tanımayan kamu yönetimlerinin tepeden inmeci bir şekilde uygulamaya çalıştığı plan ve projeler durdurulmaya çalışılırdı. Ancak arada geçen sürede katılım yönteminde, yönetim modelinde bir değişiklik olmadığı için bir süre sonra aynı projeler, planlar küçük değişikliklerle yeniden karşımızda arzı endam ederlerdi. Sanki meslek insanlarının, STK’ların sorumluluğu bundan ibaretmiş gibi “hukuk mücadelesini kazanmak”tı amaç. Mahkemeler, o tarihlerde hukuk insanları geçmişte meslek insanlarının temsil ettiği rasyonele daha yakın dururlardı. Ne zamanki hukuk sistemi siyasal otoritenin mutlak denetimi altına girdi, yürütmeyi durdurma, iptal kararları veren hâkimler sürülmeye başlandı, o zaman işler zorlaştı. Hattâ üst mahkemeler geriye dönmeye ve idare mahkemeleri tarafından geçmişte verilmiş olan iptal kararlarını bile kaldırmaya başladılar. Üstelik bilirkişi ücretleri artırılarak mahkemeye başvuru hakkı büsbütün zorlaştırıldı.

 

 

Ancak gene de hukuki işleyişe bakmakta yarar var:

 

 

MAHKEMELER NEYİ DEĞERLENDİRİYOR

 

 

Mimarlık, şehircilik gibi konular mahkeme kararları ile düzenlenebilecek konular mıdır? Şöyle bir düşünün: Taksim’e kışla görünümlü bir AVM inşa edilsin mi, edilmesin mi? Bunun için ağaçlar kesilsin mi, kesilmesin mi? Şehrin merkezi otoyol kavşağı yapılsın mı, yapılmasın mı? Beyoğlu planlarında, tarihî şehir merkezinde otopark olsun mu, olmasın mı? AKM korunsun mu, yıkılsın mı? Sanki şiddetli geçimsizlik yüzünden ayrılma kararı veren çiftler gibi, itiraz edenler başka çareleri kalmadığı için soluğu mahkemede alıyorlar. Peki, plan, proje gibi deneysel konularda ne yapılacağına mahkeme karar verebilir mi? Neden başka yöntem denenmiyor? (Örneğin Danıştay 6. Dairesi iptal edilen planları yeniden geçerli kılan kararında iptale gerekçe oluşturan bilirkişi raporunun bilimsel olmadığını söylüyor. Demek ki bundan böyle uzmanların ne söyleyeceğine, söylediklerinin bilimsel olup olmadığına mahkemeler karar verecek.)

 

 

Pragmatik gerekçelerle yalnızca imkânlar sınırlandığı için değil, prensip olarak bu konuyu yeniden değerlendirmekte fayda var: Evet, mahkemelerin müdahale edebileceği bir alan var, o da yöntem konusu. Plan ve projeler, araştırmalar ihale ile yaptırılabilecek işler midir? Kereste bile satın alacak olsanız, miktarını, evsafını bilmek gerekir. Bu yüzden hukuk devletlerinde kamu kararlarının içeriğini oluşturan mimari projeler, planlar, şehircilik uygulamaları meslek kuruluşlarının düzenleyici olduğu, çoklu ve çok boyutlu temsil mekanizmaları, bağımsız katılım arayüzleri ile geliştirilir. Mahkemelerin değerlendirmesi gereken konu kararların, projelerin, planların içeriklerinden çok üretilme yöntemidir. Karşımıza çıkan planların, projelerin neredeyse hepsinde akıl zorlayıcı bir durum daha var: Kamu sistemi tamamen çökmüş durumda. Kamusal alan ayrıcalıklı piyasa aktörlerinin işgali altında. Türkiye’de insanların yaşam çevrelerini belirleyen planlar, projeler ihale ile yaptırılıyor. Meslek odaları da bu işe hiç seslerini çıkarmıyor. Asıl hukuk alanına taşınması gereken konu budur. Çünkü mimarlık, şehircilik çalışmalarını kâğıt satın alır gibi alınabileceğini varsayıyor. Bürokratları hazırladıkları basmakalıp teknik şartnameler ile yaşam alanlarının nasıl şekilleneceğine karar veriliyor. İhale kamu- piyasa ilişkilerini düzenler. Ancak ne yapılacağı belli olduktan sonra ihale yapılabilir.

 

 

MARTI GÖRÜNÜMLÜ AVM PROjESİ

 

 

Örneğin Taksim Gezisi için elbette ki bir çalışma yapılabilir, iki semti birbirine bağlayan bu devasa rekreasyon alanını canlandırmak, kullanım performansını geliştirmek için yönetim planları hazırlanabilir. “Ben de Gezi’ye kışla görünümlü AVM yapmak istiyorum” diyen mimar da elbette ki kendi fikirlerini sergileyebilir. Ancak “benim dediğim dedik, başka bir mimari fikir olamaz” demek, bunun için şiddet uygulamak ne anlama gelir? Hukuk devletlerinde kamusal alanda bu nedenle meslek insanlarının ifade özgürlüklerini koruyacak mekanizmalar olmalı. Çünkü bu kimliklere sahip kişilerin özgürlükleri başkalarını ilgilendirir. Şimdi kışla görünümlü AVM gibi bir de martı görünümlü AVM projesi çıktı karşımıza. Herkes telaş içinde. Diyorlar ki “Kabataş iskelesi kapanıyor, inşaat bitene kadar, yani iki yıl.” Günaydın! Planlarda daha bir dolu sürpriz var. Mesela Beyoğlu’ndaki tek yeşil alana, Roma Bahçesi’ne bir dolu inşaat… Elbette ki düzenleme, değişiklik yapılabilir, bir dolu sorun var. Ama yöntem bu mu olmalı? Benim dediğim olacak, burası benim oyun alanım. Kabataş’a martı konduracağım.

 

 

 

 

İhale ile mimari projelerin yapılmasına, bu haksızlığa nasıl seyirci kalınır? Bu düşünceyi ifade özgürlüklerinin çiğnenmesi demek. Mesele hayatımızı ilgilendiren bu tür konuların ihale ile satın alınabilecek bir uzmanlık uğraşı olarak algılanması. Bu hukuk ihlali karşısında hiç kimseden ses yok! Yalnızca projeyi küçümsüyorlar, bıyık altından fısıldıyorlar, ”bize verselerdi, daha iyisini yapardık” manasında. Bu mu meslek alanındaki kamusal sorumluluk anlayışı? Bu mu meslek hukuku? Hukuk mücadelesinin fikir üretimini bağımlı kılan, özgürlükleri yok eden uygulamalara karşı yapılması gerekmez mi? Bu yüzden ilgili kişiler bile planlarda, projelerde neler olduğunun farkında değiller. Bu cahillik çok normal çünkü kimse kamuoyunu bilgilendirmiyor. Bu iş için ücret alan kişiler ise halkla ilgilenmiyorlar bile. Dalga geçiyorlar onların bu imkânsız katılım çabasıyla. Bu yüzden rahatlık içindeler. Mahkeme nasıl olsa “bizden yana karar verecek” rahatlığı.

 

 

Kaynak : www.taraf.com.tr

2 Yorum

  1. Songül Hekimoğlu

    Acımasız bir düzen, haksız bir ortam ve hukuksuzluk gördüklerim. Burada mimarlık nasıl konuşulur?

  2. melih yıldırım

    Bu inadım inatçıların hukukları kendi atadıkları hakimlerle adı mahkeme kararı denen belgelerle dayatmacalarını sürdürüyorlar. Çıkan kararlar ne vicdani ne bilimsel ne de gerçek manada hukuki.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir