Taylan Ayken / Birgün
Bu yazıyı yazma nedenim, öğrenim gördüğüm japonya’daki durumu olabildiğince açıklamak, yanlış haberlerden örnekler vermek ve bu yanlış haberlerin sonucu olarak ailelerimizin paniği nedeniyle adeta zorla Türkiye’ye geri getirilmek zorunda kalmamıza isyan etmektir.
japonya, Mart 2011’de yerel saatle 1446’da dünya’nın en büyük beş depremi arasına giren bir deprem yaşadı. Deprem şiddeti ilk başlarda 7.9 olarak açıklansa da sonra 8.8,8.9 ve en son da 9.0 olarak değiştirildi. 5 dakika süren bu deprem 1999 Marmara Depremi ile kıyaslanamayacak derecede büyük bir enerji açığa çıkardı.
Deprem nedeni ile ölenlerin sayısı çok az olmasına karşın, (örneğin 14 milyon nüfusu olan Tokyo’da sadece 12 kişi yaşamını yitirdi) asıl can kaybı 10 metre yüksekliğe ulaşan ve yer yer 10 km. kadar içeri giren tsunamiden oldu. Şu anda ölü sayısı 9.000’i geçmiş, kayıp sayısı da 10.000 civarında. O kadar büyük bir deprem oldu ki ardından gelen dalgalar sahillere yapılmış özel tsunami duvarlarını aştı, binaları yerlerinden söküp denize taşıdı, büyük feribotları evlerin tepelerine kondurdu. Canını kurtaran insanları da evsiz bıraktı.
Gerçeklerin yerine sansasyon
Bu iki felaketten kurtulan insanları bu kez nükleer felaket bekliyordu. Yabancı medyanın bütün ilgisi bu yönde oldu. japon medyasının sakin, uzmanların bilgilerini aktaran yayınları “gerçeklerin üstü örtülüyor” iddiası ile karşılandı. Bunun yerine sansasyonel, “Çernobil’e son 48 saat”, “Radyoaktiviteden canlı”, “Çaresizlik” gibi başlıklarla verildi. Bu haberler o kadar yanlış bilgiler içeriyor, o kadar paniğe yol açıyordu ki japonya’da yaşayan birçok Türk, aile ve arkadaşlarının baskılarına dayanamayarak Türkiye’ye gelmek zorunda kaldı. Ben de o Türklerden biriyim. japon Eğitim Bakanlığının verdiği burs ile Tokyo’daki Tokyo Teknik Üniversitesi’nde robotik ve kontrol alanında yüksek lisansımı yapıyorum. japonya Türk Öğrenciler Derneği yönetim kurulu üyesiyim ve bu nedenle Tokyo’daki Türkiye Büyükelçiliği ile yakın ilişkilerim var. Ayrıca Tokyo HackerSpace adındaki bir teknoloji, elektronik ve bilgisayar hobi topluluğunun da en genç üyesiyim. Yani farklı insanlarla bağlantısı olan, belirli bir düşünme becerisine sahip birisiyim. Bu yazıyı yazma nedenim, oradaki durumu olabildiğince açıklamak, yanlış haberlerden örnekler vermek ve bu yanlış haberlerin sonucu olarak ailelerimizin paniği nedeniyle şuan için ikinci vatanımız saydığımız japonya’dan adeta zorla Türkiye’ye geri getirilmek zorunda kalmamıza isyan etmektir.
Öncelikle sorunu açıklayıp medyamızda garip layısıyla şebeke elektriği kesilen 1,2, 3 ve 4 numaralı reaktörlerde ana soğutma sisteminin devreye girememesi, yedek soğutma sistemini çalıştıracak dizel jeneratörlerin ise tsunamiden etkilenip bozulmasıdır. Her ne kadar otomatik kapatma sistemi devreye girip reaktörlerdeki tepkimeyi sönümlese de çekirdekte biriken ısı yüzünden çekirdek erimesi yaşanmaması için bu soğutma sistemlerinin çalışması gerekmektedir. Bir nükleer reaktörün fişi yoktur ki çekelim ya da şalteri yoktur ki kapatalım ve sistemi devreden çıkaralım. Lise kitaplarında geçen bu basit reaksiyonun kontrolü bir hayli zor ve karmaşıktır.
Daiichi santralındaki 1,2,3 ve 4 numaralı reaktörlerin soğutma sistemlerinde oluşan sorunlar nedeniyle 1 ve 3 numaralı reaktörlerde hidrojen patlaması meydana geldi. Bunun nedeni, ısınan yakıt çubuklarının soğutma suyu ile tepkimeye girip hidrojen gazı açığa çıkartmasıydı. Bunun sonucunda oluşan patlama ise yalnız binaların dış; cephesine zarar verdi, bîna iskeletine veya reaktöre herhangi bir hasarı olmadı. Bu patlamalar nedeniyle çevreye bir miktar radyoaktif madde saçıldı ama bu hemen reaktörlerin yakınını etkileyecek kadardı. Ayrıca bakım altında olan 4 numaralı reaktör binası da çıkan yangın sebebiyle bir miktar hasar gördü fakat çekirdek bu durumdan etkilenmedi. Çünkü bakım sebebiyle içindeki yakıt boşaltılmış ve atık saklama havuzuna konulmuştu.
Çekirdek erimesi
Şu anda ne yazık ki reaktörlerin birjasmında kısmi çekirdek erimesi olmuş yani kullanılan yakıtın bir kısmı aşırı ısınıp sıvı hale geçmiştir. Bu hasarın ne kadar olduğu ise, çevredeki radyasyon seviyesinin çok yüksek olması nedeniyle şu anda bilinememektedir. Artık son çare olan deniz suyu ile soğutma çalışmaları sayesinde durum büyük oranda kontrol altına alınmış, reaktörlere elektrik bağlantıları da yapılarak birincil soğutma sistemlerinin kullanılabilmesi planlanmaktadır. Plan gerçekleşirse reaktörler soğutulduktan sonra ya hemen sökülecek ya da radyasyon miktarının bir miktar azalması için üzeri betonla kaplandıktan sonra üzerinden birkaç sene geçince tekrar Tip işlemleri başlayacaktır.
ferin yaklaşık 10 km yukarısına atmıştır. Daiichi santralında ise grafit kullanılmamaktadır, tam çekirdek erimesi olsa dahi (ki bu son soğutma çalışmaları açısından bakıldığında çok ama çok küçük bir ihtimaldir) bu erime koruyucu bölmeler içinde barındırılacak, oluşan yüksek basınç sebebiyle de bir anlığına yaklaşık 500 metre yüksekliğe bir miktar radyoaktif madde salınacaktır. Bu maddenin etkileyeceği alan ise’santral çevresindeki 20 ila 30 km’lik alan olarak düşünülmektedir.
Tokyo’da gıda ve su sıkıntısı olmadı
Ayrıca benim Tokyo’dan ayrıldığım ana kadar, yemek, içme suyu sıkıntısı yoktu. Gece saat 9’dan sonra
sonra sokağa çıkma yasağı gibi bir durum dât olmadı. Sıkıntılarımız, depremden etkilenen trallardan kaynaklanan ve bölge bölge yaşanan üçer saatlik elektrik kesintileri nedeniyle, tren seferlerinin bir miktar azaltılmasıydı. Daha kalabalık trenlerde yolculuk yapılıyordu. Ayrıca yabancı medyanın yaptığı yayınlar sebebi ile yaşadığımız gerginlik vardı. Şu anda bir ek sıkına olarak, şebeke suyunda bir miktar radyoaktif maddeye rastlanmış, bu madde miktarının yetişkinler açısından bir sorun yaratmayacağı ama tiroid bezleri çok hassas olan 1 yaşından küçük çocukların bu şebeke suyundan içmemeleri gerektiği açıklamaları yapılmıştır. Bu maddenin de azalmakta olduğuna dair açıklamalar yapılmaktadır.
japonya dört afeti art arda yaşamıştır:
Deprem, buna bağlı olarak gelen tsunami, bunların yol açtığı nükleer kaza ve en son sağ kalan afetzedelerin de bir kısmının ölmesine sebep olan soğuk. Aslında başlarına bir beşinci felaket daha gelmiştir: Yabancı medya’nın yarattığı panik sebebiyle japonya’dan kaçan veya ayrılmak zorunda bırakılan yabancıların yarattığı psikolojik bunalım. Ben baskılardan dolayı bir süre Türkiye’ye dönmek zorunda olduğumu söylediğimde birçok japon arkadaşım gözyaşlarına boğuldu, onları toparlayabilmek için Türkiye’dekilere doğru bilgileri verip en kısa sürede mudaka geri döneceğimi, asla japonya’yı temelli terk etme gibi bir planım olmadığını söylemek zorunda kaldım. Bu belki de yaşanan olaylardan daha ciddi etkisi olan, insanları bir terkedilmişlik psikolojisine sürükleyen bir olaydı. Yakuzaların bile afetzedelere yardım ettiği, en milliyetçi mafyanın “Yakuza (mafya üyesi), normal halk veya gaijin (yabancı) yoktur; şu anda herkes japon’dur” ifadelerini kullandığı bu durumda orada yaşayan bizler, şu an için yaşadığımız, çalıştığımız, okuduğumuz japonya’ya yapabileceğimiz en büyük kötülüğü yaptık. Ben en azından bu durumu, elimden gelen yardımı buradan yaparak gidermeye, insanlara orada yaşananlar hakkında doğru bilgiler vermeye çalışarak geçiriyorum. Peki ya siz?
Kaynak : Birgün




2 Yorum
Hayati Binler
Biz, müslüman olmamıza rağmen gayr-i İslami bir anlayışla tedbir alıyoruz (aslında pek almıyoruz), felaketten sonraki davranışlarımız ve söylemlerimiz hiç mi hiç bir müslümana yakışmıyor. Ama bakın semavi bir dini olmayan şintoist Japonlar sanki İslami özelliklere haiz bir biçimde önceden her nevi tedbiri almışlar. Felaketlerin vukuundan sonra ise sükunet ve vakarla adeta bir Müslüman (kitaptaki gibi) edasıyla olayları yaşıyorlar. Ne mutlu bu Japonlara.
azmi açıkdil
“Ben en azından bu durumu, elimden gelen yardımı buradan yaparak gidermeye, insanlara orada yaşananlar hakkında doğru bilgiler vermeye çalışarak geçiriyorum. Peki ya siz?”
Sizi bu yazınız ve davranışınızdan dolayı tebrik ederim. Japonya her türlü olumsuzluklara karşı alacağı tedbirleri yerine getirmiştir. Hani müslümanlıkta tevekkül denen bir inanış vardır “eşeğini sağlam kazığa bağla sonra Allah’a tevekkül et” yani çalınırsa kaçarsa senin bundan sonra yapacak bir şeyin yok demektir.
Japonya bu inanışı sağlamıştır üç felaketi yaşamış olması üçünün ikisinde gerekli tedbirleri almış olması (tsunami hariç ona da yapacak bir şey yok.)Takdire şayandır. Bu ülke terkedilmez bu ülke de yaşanır. Bu felaket karşısında yağma talan hırsızlık yok, feryat figan isyan yok, devlete kafa tutmak devleti zaafa uğratmak yok, tüm bu felaketlere karşı bencillik kendini kurtarma yok (ve zayıf olan önde olmalı) Bu ülke bırakılmaz bu ülkenin dünyaya örnek olması için, bu insanlık dersi veren halk için orada yaşanır. Bizde komşunun arkadaşın yakınının yapamayacağını onlar kendi halkı için birbirlerini tanımadıkları halde vatandaşları için yapmaktalar yiyeceği ihtiyacı kadar almakta hatta bir sonra kine bırakmak için almamakta. Kurtarılma kuyruğunda sakince sırasını beklemekte, kadere teslimiyetin böylesini dünyada hiç bir ülke gösteremez.
Tevekkül ve kader,
İnsanca yaşamak için orada olmağa,
Hatta orada ölmeğe değer.