Balat ne kadar yakınımızda ve ne kadar uzağımızdaydı…
Balat ne kadar yakınımızda ve ne kadar uzağımızdaydı. Büyülü bir tarihi mekândı sanki. Kimseler görmesin diye saklanmıştı Haliç’in kıyılarına. Kimseler görmedi de yıllarca. Ta ki bir gün ‘kentsel dönüşümle’ tanışana kadar.
Balat bugünlere nasıl geldi? Anlatmak için Fener’den başlamak gerekiyor önce. Fener (Phanarion), İstanbul’un yedi tepesinden birinin üzerine kurulu. Gerek Bizans Dönemi’nde gerekse Osmanlı Dönemi’nde Rum ailelerinin yerleştiği bir semtti. Rum ailelerinin tercih ettiği bir semt olmasının nedenlerinden biri 1600’lerde Patrikhane’nin Fener’deki yerine taşınması. Fenerde şimdi Rum bulmak pek mümkün değil. 1821’de Yunan İhtilali ile yok oldular. Bugün Anadolu’dan göç etmiş aileler oturuyor bu evlerde.
BALAT / SEFARADİM
Fener’in az ilerisi ise Balat. İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Balat, Haliç’in güney kıyılarında Fener ve Ayvansaray arasında yer alıyor.
Tarih boyunca ağırlıklı olarak Musevilerin, özellikle de “Sefaradim” diye adlandırılan İspanyol Musevileri’nin yaşadığı bir merkez olarak biliniyordu. Musevilerin dışında Rumlar, Ermeniler ve Türkler de Balat’ta yaşamışlardı. Semtte yaşayan bu dört ayrı grubun dinsel ve kültürel izleri Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin küçük birer örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Eskiden Rum, Ermeni ve Musevilerin yaşadığı, üç katlı cumbalı evleri hâlâ ayakta görsek de, pek çoğu bakımsızlıktan yıkılmak üzere.
Yaşayanların bakmadığı anlaşılmasın, her mahallede karşımıza çıkan kentsel dönüşüm’ün şartları: Bir çivi bile çakılmayacak! Bir çivi bile çakamayan mahalle sakini her geçen gün yok olmaya, yitip gitmeye mahkûm evler yaratmış… Sadece evlerde değil, kültür, dil de yok olmuş. Eskiden daha rahat, daha iç içe yaşayan halk bugünlerde gizli saklı konuşmalarla birbirinden kaçıyor…
‘BURASI KUTSALIMIZ’
Ahrida Sinegogu’nun önünden geçtiğimde anladım bu konuşmayı; adını vermek istemeyen bir mahalle sakini, “Sinegog’ta her cumartesi sabahı ayin var. Çünkü her cumartesi Museviler için Şabat yani en kutsal gün.” Sonra da Sinegogun hikâyesini anlatmaya başlıyor: İstanbul’da yaşayan Museviler için en özel mekânlardan biri. 1400’lü yıllarda Makedonya Ohri’den gelen Yahudilerce inşa edilmiş. 600 yıla yakın aralıksız hizmet veren Ahrida, sayısız törene ev sahipliği yapmış. Yıllar boyunca birçok Bar-Mitzva (13 gelen Musevi erkek çocuğun ibadet topluluğuna kabulü, ergenlik töreni) töreninin yapıldığı Sinegog’taki düğünler bütün Balatlıların unutamayacakları anlara sahne olurmuş.
Şimdilerde ise herkes birbirine şüpheyle ve korkuyla bakıyor. Mahalleye gelen her bir yabancı adeta onlar için tehdit gibi algılanıyor…
Agora Meyhanesi ve Kırmızı Mekteple de bilinen bu tarihi mekân 2006 yılından sonra tanıştıkları Kentsel Dönüşüm’le mücadele ettiler. Yaptıkları mücadeleyi şimdilik kazandılar. 5366 sayılı yasa iptal edildi.
Ancak sorun bununla da bitmedi. AKP’li Fatih Belediyesi eliyle yıllardır bölgede uygulanmak istenen kentsel dönüşüm projesinin istenen gerçekliğe kavuşamaması, proje hakkında mahkemenin iptal kararı vermesi, mülk sahiplerinin evlerini satmak istememesi ile bölge halkının mücadele etmesi sonucu çare; “acil kamulaştırma” kararı çıkartmakta bulundu…
FATİH İNSANSIZLAŞTIRILIYOR
Peki Balat bugünlerde neler yaşıyor; Fatih Haber’den Abdullah Gözüaydın bize anlatıyor… “Biz başından beri Sur içinde yapılan projelerin yasadışı olduğunu söyledik. 2008’de Danıştay imar kanununu iptal etti. Ama 2008’den beri burada binlerce bina yapıldı. Binalar tamamen yasadışı yapıldı, genellikle otel yapıldı. Biz şunu anladık ki Fatih tamamen insansızlaştırılıyor. Fatih’te konutta yaşayan insan kalmayacak.
Bir rant projesi olduğunun altını çizen Abdullah Gözüaydın, Sulukule’yi hatırlatıyor: Sulukule’de cazip bir proje vardı, sosyal projeydi. Ama ne yaptılar, evlerini 45 bin liraya alıp bilmem kaç bin liraya şimdi satıyorlar. Düşünsenize villalar yaptılar. 390 tane hak sahibi yok artık! Küçükpazar’a bakın, acele kamulaştırmayla KİPTAŞ aldı. Otel yapacak oralara. Bu rant değil de ne!
DEVLET ELİYLE HUKUKSUZLUK
Gözüaydın acil kamulaştırmayı hemen özetliyor: Belediyenin böyle bir hakkı yok. Okul, hastane için yapabilir ama otel için acil kamulaştırma ne oluyor? Kanunlara da uyulmuyor ki. Devlet eliyle yapılan hukuksuzluğa madde bile getiriliyor. 5366 sayılı yasayla yapamadıklarını 6366 sayılı yasayla yapmaya çalışıyorlar. 6366 sayılı yasa da bilindiği gibi deprem riski taşıyan yerler ki Türkiye bir deprem bölgesi, dolayısıyla deprem riski taşımayan yer yok.
Tarlabaşı, Sulukule ve Balat için “fuhuş yuvası olduğu iddiaları var” dediğimde Abdullah Gözüaydın açıklıkla yanıt veriyor: “Böyle söylentiler var. Bir gazetede çıktı o haber, Kadir Topbaş öyle konuşmuş. Ben de duyup karakola gittim, tanıdığım bir komisere söyledim. Komiser ne dedi biliyor musun? Son 1 yıl içinde uyuşturucu var ama fuhuş olayına rastlamadık. Bir yerlere haber servis ediyorlar, yargıyı harekete geçiriyorlar. Sulukule için de bunu yaptılar. Uyuşturucu, fuhuş sosyete semtlerinde olur; parası olmayan adam uyuşturucu niye kullansın? Uyuşturucu pahalı bir şey. Eğer satılıyorsa da polisin sorunu bu, kendisi çözsün. Pek çok mahalleye uygulanan psikolojik baskı Balat için de geçerli… “
Gülşen İşeri
Kaynak: Birgün



1 Yorum
Cahit Sönmez
Sessiz sedasız bütün İstanbul değişmekte ve işin gerçeği mesela bunu semt sakinleri, apartman daire sahipleri yani mülkü olan herkes istiyor. Binalarını almışlar ellerine kendilerine yüzde bilmem kaç verecek müteahhit arıyorlar.