RAŞİT GÖKÇELİ / Mimdap
Dünyamız 1970’lerden başlayarak vahşi neoliberalizmin boyunduruğu altına girdi. Adım adım, yeni kapitalizm 1989’da sosyalist deneyin Sovyetler Birliği’ndeki uygulamasının çökmesinden de yararlanarak hakimiyetini dünya üzerinde kurdu. Teknolojideki gelişmeler üretimin, iş organizasyonlarının dönüşmesine yol açtı. Ancak sibernetik, genetik, nano teknolojik alanlardaki gelişmeler kadar önemli olan bir gelişme de bunların finans dünyasındaki dönüşüm ile paralel yürümesi oldu.

Dünyada ilk kez dünya fiziksel üretimi finans kapitalin gölgesinde kaldı. Bugünün dünyasında finans transaksiyonları yani akımları, fiziki üretimin kat be kat üzerine çıktı.

Bu gelişme biz fiziki parametreler ile uğraşmak durumunda olan plancı ve mimarları yabancısı oldukları bir ortamın içerisinde bıraktı. Adeta Mimarlar ve plancılar yerçekimini, zemin mukavemet katsayısını, malzemelerin özelliklerini bilmedikleri yeni bir gezegende buldular kendilerini.

İnşa edilen yapılar sayıca büyüklük ve alan olarak gelişti. Kentler, özellikle kent merkezleri, küreselleşen sermayenin “prestij alanlarına” dönüştüler. Köhneleşen merkezi kent bölgeleri mutenalaşma yöntemi ile yeni ekonomik düzenin hedeflediği işlevlere kavuşturuldu. İşyeri merkezleri, büyük satıhlı süpermarketler, yüksek gelir grubuna hitabeden butik, rekreasyon ve kültür yapıları, dünyaca meşhur özel müzelerin değişik ülkelerdeki benzerleri, “gated communitirs” denilen en üst gelir gruplarına yönelik ikametgah bölgeleri kentlerdeki gayrımenkul rantını maksimize etti. Yine de finans üretimi göreceli olarak çok daha fazla hacimli olarak gerçekleşti.

Öte yandan mimarların geleneksel becerileri, küreselleşen ekonomi içerisinde yapı üretiminin de uymak durumunda olduğu yeni iş organizasyonu içerisinde yeterli kalmamaya yüz tuttu. Mimarların yeni sayısal ve sözel beceriler ile donatılması gündeme gelmeye başladı. Nitelikli emeğin her geçen gün finans kapitalizminin gerek duyduğu yeni beceriler ile donatılması nitelikli emeği bir anlamda eğretileştiren bir faktör oldu.

Gayrımenkul Üretimini İlgilendiren İki temel Faktör

İki temel faktör bu soruna derinlik, oylum kattı.

Bunlardan birincisi fiziki üretimin finans kapital karşısında marjinalleşmesinin yanı sıra gayrımenkulün bizatihi finansa dönüşmesi sonucunu getiren mekanizmalar oluştu.

Bütün üretim sektörleri için geçerli olan bu durum neden inşaat sektöründe daha önemli idi?

Şimdiye kadar likiditeyi oluşturan unsurlar arasında Gayrımenkul özel bir konuma sahip idi. Likid ortamlara intibak etmesinde önemli teknik güçlükler yatmakta idi.

Oysa gerek sibernetikte gerek finans tekniklerinde yaşanan olağanüstü gelişme Gayrımenkul değerlerin “mortgage” ve benzeri teknikler sayesinde direkt likiditesi olan “asset” finans enstrümanlarına dönüşümünü mümkün hale getirdi. Üstelik ikincil piyasa denilen finans enstrümanlarının tedavül ettiği ortamda aynen diğer likiditeler gibi, aynı özellik içerisinde aynı likitlikte. Buna “mortgage” ile ilgili ikincil piyasada oluşan finans değerlerinin olağanüstü bir hacme ulaşmasını da eklememiz gerekir.

Yani milli servet içerisinde sınırlı bir payı bulunan gayrımenkul, söz konusu finans teknikleri sayesinde hem direkt likid finans değerlerine dönüştü hem de finans dünyası içerisinde göreceli olarak önem kazandı ! “Mortgage” e dayalı finans değerleri birçok kapitalist ülkede gayrı safi milli hasılaya yakın büyüklüklere ulaştı !

Gayrımenkul deyim yerinde ise finans çevreleri tarafından ışık hızı ile dolaşıma çıkartılabilen menkul bir değer, enstrüman haline geldi.

Gelelim ikinci faktöre.

İkinci faktör nitelikli bir emek grubu olan mimar ve plancıların iş organizasyonunda ve toplumsal formasyonda değişmekte olan rolleri ile ilgidir.

Nitelikli emeğin post fordist bir iş organizasyonundaki konumu, rolü hayli çetin bir inceleme konusudur. Üstelik plancılık, mimarlık gibi birçok disiplinin ara kesitinde yer alan ihtisas dalları sorunu daha da karmaşık kılmaktadır.

İrdelemeye nitelikli emeğin küreselleşme ortamında genel olarak karşı karşıya kaldığı sorunlardan başlayalım.

Nitelikli emek diğer emek kategorileri gibi küreselleşmenin getirdiği, deregülasyon, delokalizasyon ve üretim süreçlerinin esnekleşmesi ile ilgili gelişmelerden kendi payına düşeni almaktadır.

Küreselleşme, genel olarak ulus devletin egemenlik alanını daraltmakta, özel olarak da sosyal devlet ve veya refah devleti olarak anılan uygulamalarını da güdükleştirmektedir.

Ancak nitelikli emeğin sınırlı da olsa bir kesiminin bizatihi neokapitalizmin uç ve stratejik sektörlerindeki özel ve ikame edilemez üretim alanlarında (bilgi ve teknoloji üretimi) bir nedret konumu ve rantı söz konusudur. Bu durum bir kısım nitelikli emeğin sınıfsal konumunun değişeceğini, sosyal mobilitenin söz konusu nitelikli emek katmanlarında artacağı öngörüsünü ortaya çıkarmaktadır. Bu kesimin “alternatif bir dünya” ile ilgili mücadelede güçler dengesi içerisinde hangi tarafta yer alacağı sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Nitelikli emeğin kısmi ayrıcalıklı konumu, delokalizasyon, deregülasyon, ve üretim süreçlerinin esnekleşmesi sonucunda genel anlamda emeğin eğretileşmesi olgusunun zararlı sonuçlarını yaşamakta olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Bu gelişim hem inşaat sektörünün önemini arttırdı hem de inşaat sektörünün nitelikli emeğini oluşturan mimar ve plancıların hem nicelik hem nitelik olarak özelliklerinde farklılıklar yarattı.

Bir mimar veya plancının geleneksel becerilerinin yanı sıra binanın ekonomik değeri ile ilişkin analizler yürütebilmesi, inşaat ediminin karmaşıklaşan ve adeta bir yatırım projesi niteliği alması ile ilgili olarak proje koordinatörlüğü işlevlerini yürütmesi, gayrımenkul değerlendirme konularında bilgi sahibi olması proje yönetimi alanlarındaki yeni tekniklere hakim olması proje koordinasyonu tekniklerini kullanabilmesi ve proje süre ve maliyetlerini asgariye düşürebilmesi, yapı denetimi, malzeme standartları, iş sağlığı ve benzeri alanlarda bilgi ve beceri sahibi olması gündeme geldi.

Mimar ve plancının esas olarak karşı karşıya kaldığı süreç “nitelikli emeğin eğretileşmesi” konusu derinliğine irdelenmeden kavranamaz.

Hangi Parametrelerin Üzerine Gidebiliriz: Öneri İnceleme Alanları

İki aks önerilebilir.
Birinci Aks:

Birinci aks nitelikli emeğin giderek sarsılan konumu ile ilgili. Burada noktada “Continuous Professional Formation” Sürekli Meslek Gelişimi olgusu ve mesleğin değişmekte olan yüzü akla gelmekte.

Sürekli Mesleki Gelişim dendiğinde, mesleğin tam ve eksiksiz uygulanmasını amaçlayan ve meslek erbabının hizmetlerinin tüketiciye ulaşmasında “meslek kuruluşunun” bir çeşit kamusal kefalet üstlenmesini içeren uygulamalar bütününden söz açılabilir.

Sürekli Mesleki Gelişim, bir yandan en geniş anlamı ile işgücünün donanımlı hale getirilmesi ve iş organizasyonu içerisinde günün teknolojik koşullarına koşut olarak işlevselliğinin arttırılmasını amaçlar. Çalışanın sosyal konumunu güçlendirmeyi hedefler. Bu özelliği çalışanın ile toplum içerisindeki konumunu güçlendirir. Burada hem nitelikli emeğin statüsünü sağlamlaştırmak hem toplumun refahını aldığı hizmetin kalitesini maksimize ederek yükseltmek amacı söz konusudur.

Ancak Sürekli mesleki Eğitimin bir diğer özelliği ise nitelikli emeği bir anlamda eğretileştirir. Ulusal ya da uluslar arası meslek kuruluşlarının mesleği günün sosyal, ekonomik, teknolojik gelişmelerine koşut olarak tanımlamaya değgin tüm çabalarına karşın küreselleşmenin dinamikleri mesleği ve meslek erbabını gitgide ağırlaşan çalışma koşullarına tabi kılar.

GATS uygulamalarının yol açtığı rekabet koşulları, çok uluslu şirketlerin ve küresel sermayenin deregülasyon, delokalizasyon yöntemleri, esnek işgücü organizasyonları emeği ve bu arada nitelikli emeği giderek destabilize etmektedir.

Nitelikli emeğin ve bu arada meslek erbabının eğitim koşulları ağırlaştırılmaktadır. Mesleği uygulama hakkını elde edebilmek giderek zorlaşan koşulların yerine getirilmesine bağlı tutulmaktadır. Diploma aşınmakta yıpranmakta diploma sahibi olan nitelikli emek de aynı aşınma ve yıpranmadan nasibini almaktadır.

Ülkemizde son zamanlarda yer alan ve mimarlık alanını da doğrudan etkileyen bazı gelişmelere göz atalım: Şimdiye kadar meslek erbabının yetki alanında olan, bilirkişilik, yapı denetimi, is güvenliği gibi alanlarda farklı örgütlenmeler farklı “meslek odaları” ya da “meslek birlikleri” ortaya çıkmakta bunların yasal dayanakları merkezi sistemin hiyerarşisinden kopartılarak “governance” yönetişim ilkesine dayalı hale getirilmektedir.

“Gayrımenkul Değerleme Uzmanlığı” Sermaye Piyasası Kurulu’nun otoritesine tabi kılınmakta, “Değerleme Uzmanları Meslek Odası” adında yalnızca mimarları değil ama birçok değişik disiplin mensuplarının da içeren yeni bir yapı yetkili kılınmaktadır. Benzer gelişmeler, yapı denetimi, isyeri güvenliği gibi alanlarda da ortaya çıkmaktadır.

Tek tek ve göreceli bir özerklik içerisinde kamusal görev yürüten meslek kuruluşları yerlerini, farklı meslek gruplarının bir potada eritilmesi ile değişik bir dizge içerisinde ve artık küresel sermayenin esnek işgücü örgütlenmesi mantığı içerisinde işlev yürütecek yapılara yerlerini bırakmak üzeredirler.

Sürekli Mesleki Gelişim kavramının günümüzdeki yansımaları böylesine “tehditler” içermektedir. Bu koşullar altında meslek alanını ilgilendiren bu dönüşümler hangi fırsatlar yaratılarak dengelenebilecektir?

İkinci Aks:
İkinci aks yapılı çevrenin yer aldığı mekanın barındırdığı farlılıklar ile ilgili. Dünyanın yaşadığı kentleşmeyle ilgili sorunlar, dünyanın bir gecekondu gezeni, “planet of slum” haline gelmesi hadisesi var. Bunu kimi çevreler çok bilinçli olarak bir tehdit olarak algılıyorlar, “gecekondulaşma” metropol odakları tarafından tehdit unsuru olarak tartışılıyor. Adeta bir gecekondu gezeni haline gelen dünyamızda orada yaşamak zorunda bırakılanlar birer potansiyel suçlu imiş gibi. Asimetrik ilişkilerin dünyasında yaşam mücadelesi veren fakirlerin zaman zaman taraf olduğu savaşta direnenleri ya da sadece enformel yollarla hayatlarını idame ettirmeye çalışanları birinci dünyaya karşı bir tehdit olarak algılayanlar var. “Biz metropol olarak bunları nasıl bastırabiliriz?” düşüncesi küreselleşmenin egemenlerinin biricik tasası . Halbuki mimarlar soruna başka türlü bakmalı, “gecekondulaşan metropollerde mimarlar olarak nasıl bir tutum almamız lazım?” sorusunu kendilerine sormalı.

Dolayısı ile meslek kuruluşu, küreselleşme karşıtı harekete, onun oluşturduğu platformlara ne şekilde eklemlenebileceği sorusunu kendine sorabilmeli ve ilk aşamada tüketici haklarını en geniş anlamda hangi mekanizmaları harekete geçirerek koruyabileceğini bilinçli ve programlı bir biçimde bu yönde çaba göstermelidir.

Mesleğin ve mimarlığın dönüşümünde söz sahibi olabilmek için yukarıda değinilen akslar ile ilgili politikalar geliştirilmeli, özellikle nitelikli emeğin eğretileştirilmesi sorunu ön plana alınmalı, küreselleşme karşıtı hareketler ile olası ittifak zeminleri yaratılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir