Don Kişot ve Adana Savaşları

7 Dakika Okuma Süresi

ÖZGE YILDIRIM / Birgün
2006 yılının son ayında gündemimize oturan ve yoğun tartışmalara yol açan en önemli olaylardan birisi İstanbul’daki orman alanlarında gerçekleştirilen yapılaşmalara karşı açılan savaş oldu. Bu gelişmeler; yerel – merkezi hükümetin çeşitli ilişkiler çerçevesinde gerçekleştirdiği plan değişiklikleriyle kentlerin mutlak korunması gereken alanlarının yapılaşmaya açılması sorununa da dikkati çekti.

Üç Maymun

Birden bire patlak veren bu savaş, yıllardan beri ayan beyan devam eden ve merkezi – yerel hükümetin bir şekilde göz yumduğu yapılaşmalar olan Acarkent, Beykoz Konakları gibi lüks kaçak konut gelişmelerine odaklanırken, yönetimler bu kaçak konut yapılanmalarının durdurulması için yasal her türlü işlemin yapılacağını da gururla ifade ettiler. Oysa başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte bu tarz yapılaşmalara karşı sesler defalarca yükselirken, yönetimler her seferinde bunlara karşı duyarsız kalarak kulaklarını tıkarken, görmezden gelmeye devam etti. Ve en nihayetinde bu kaynaklar teker teker herkesin gözü önünde yok edildi.

Şimdiyse bir başka kentte bir grup insan kentlerinde kalan son doğal kaynakların tüketilmesini engellemek için seslerini yükseltiyor ama görünen o ki, ne medya ne de yerel – merkezi hükümet bu sese kulak vermeye niyetli görünüyor.

Geçtiğimiz haftalar içerisinde Adana’da bir grup meslek odası ve Üniversite sessiz sedasız, ulusal basının pek ilgilenmediği bir basın açıklamasında bulundu ve kentin içinde kalan son tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasını ve bizzat devlet eliyle gerçekleştirilecek olan kıyımın durdurulması için imza kampanyası başlattı.

İşini Bilen Belediyeler

Adana, 1980’den beri kentsel göçün yarattığı sosyal, ekonomik ve mekansal sorunlarla boğuşurken, “toprağa kuru sopa dikseniz yeşerecek kadar verimli” diye anlatılan tarım toprakları da kentleşme baskısı altında hızla tahrip oldu. Ama pek çok kentimizde de söz konusu olduğu gibi, Adana’da hızlı kentleşmenin getirdiği sorunlar kadar vahim bir başka sorun, “işini bilen” belediye başkanlarının hiçbir “bilimsel” temele oturmayan ve “keyfiliğin” diz boyu olduğu kararlarla kentsel gelişmeyi yönlendirmesidir.

Önce kuzeye kaydırılan kentsel gelişme, sonra batıya yönlendirilmiş, eş zamanlı olarak kenti sınırlayan doğal eşik Seyhan Baraj Gölü aşılarak buradaki alanlarda lüks konut gelişimine açılmıştır. En nihayetinde Adana; kuzeyde eski bağ ve bahçelik alanlarında, imarlı kent adı altında mantar gibi bitiveren apartmanlara sahip, kent içinde yeşil alanı olmayan, olanlarında kamu güvenliği kisvesi adı altında ağaçsız bir peyzaja kavuşturularak yok edildiği ve yaşam kalitesinin plansız ve keyfi uygulamalarla her geçen gün daha da bozulduğu bir yapılanmaya kavuşmuştur. Seyhan Nehrinin doğusunda yer alan Yüreğir ise, nedeni tam olarak bilinmeden yıllarca her türlü kamusal hizmetten mahrum bırakıldıktan sonra, yine bilinmeyen bir sebeple birden bire geliştirilmesi gereken bir kentsel bölge olarak ön plana çıkartılarak, bu apartman yerleşimlerinden nasibini almaya başlamıştır.

Kentsel gelişme bu şekilde önce kuzeye, sonra kuzey batıya ve daha sonrada doğuya yönlendirilirken kent; verimli tarım arazileri üzerinde bitiveren apartmanlarla ihtiyacı olandan çok daha fazla konut stokuna kavuşmuş ancak, yaşam kalitesini oluşturan yeşil alanlar, kentsel hizmet alanları açısından geliştirilmemiştir. Kent içinde kalan yetersiz yeşil alanlar, bazen bir benzinci kondurulmasıyla ve bazen de son örnekte olduğu gibi sağlık kompleksi yapımımın gündeme getirilmesiyle birlikte, yine itinayla tırtıklanmaya başlamıştır. Ancak bu tırtıklama çabaları yerel yönetimi bu alanların yok edilmesine karşı çıkan meslek odaları ve Üniversiteyle karşı karşıya da getirmiştir.

Son birkaç yıldır kentin doğusunu geliştirmeye kendini adayan Belediye, bu uğurda Üniversitenin arazilerini gözüne kestirmiştir. İşte bu sebepledir ki, geçtiğimiz günlerde bir grup Adanalı bir araya gelerek kentte kalan son tarım arazilerinin korunması için çağrıda bulunmuştur.

Üniversitenin 30 yıldır bilimsel araştırmalarını devam ettirdiği ve sulanabilir I. Sınıf Tarım Arazisi olan alan; Adana Büyükşehir Belediyenin nazım planda gerçekleştirdiği bir revizyonla sağlık tesisi alanı olarak gösterilmiştir ve hemen akabinde de TOKİ’ye devredilmiştir.

Kamu yararı, gerçek amaç mı?

Büyükşehir Belediyesinin Üniversitenin tarım arazilerini yapılaşmaya açması, bu uğurda çok sayıda Ali Cengiz oyununu sahneye koyması ve Üniversitenin sürekli mahkemeye başvurarak Belediye’yi engellemesi Adana için yeni bir olgu değildir. Ancak, bu kez tarafsız olması gereken yerel basının büyük çoğunluğunu da arkasına alan Belediye, Üniversiteyi kentsel gelişmeyi engellemeye çalışan bir kurum olarak lanse ederek ve arkasını “kamusal yarar”a dayayarak saldırılarına devam etmektedir.

Yürütmeyi durdurma amacıyla yasal süreç başlarken, Büyükşehir Belediyesi; Yüreğir İlçesinin yeterli devlet hastanesi gereksiniminden yararlanamadığını, bu nedenle alanın Nazım Planda Sağlık Tesisi Alanı olarak gösterildiğini söyleyerek bu tarım arazilerini yapılaşmaya açma çabasını ve hatta hırsını mazur göstermeye çalışmaktadır. Oysaki sağlık kompleksi olarak gösterilen bu alanın çok yakınında Çukurova Üniversitesinin 900 yatak kapasiteli Hastanesi ve Başkent Üniversitesinin 500 yatak kapasiteli Kışla Hastanesi yer almakta.

Üstelik TOKİ’nin 15 Kasım’da gerçekleştirdiği ihaleyle birlikte burada sadece hastane yapılmayacağı, hastanenin yanı sıra; otel, çarşı ve cami yapılacağı da ortaya çıkmıştır ve ne büyük tesadüftür ki, bu alanın hemen yanı başında TOKİ’nin gerçekleştirmekte olduğu bir başka konut projesi daha yer almaktadır. Ayrıca söz konusu yapılaşmanın gerçekleşmesi halinde hâlihazırda yapılaşma tehdidi altında bulunan bu araştırma alanları daha yoğun bir baskı ile de baş başa bırakılırken, Üniversitenin hem toprak bütünlüğü parçalanacak hem de bu alanlarda yürütmekte olduğu bilimsel çalışmalar da yarım kalacaktır.

Günümüzde pek çok kent sosyal ve ekonomik gelişmesini sağlayabilmek adına üniversiteleri kendi kentlerine çekmeye çalışırken, Adana gibi Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden birine sahip bir kent, kentin gelişmesinde bu kurumla işbirliği yapmak yerine, onunla savaşmayı tercih etmektedir. Kent için önemli olan bu doğal kaynaklar, kimlere rant sağlayacağı belli olmadan fütursuzca yapılaşmaya açarken, Üniversite ile olan arazi kavgalarından vazgeçeceğe de benzememektedir.

Kentlerin gelişmesini yönlendirecek olan planlar, bilimsellikten uzak, kentlilerin katılımına sırtını dönmüş bir şekilde adeta onların ihtiyaçlarına karşı çıkarak ve çoğu zaman gereksinimleriyle savaşarak, toplum değil kişisel çıkar eksenli hazırlandıkça; kentliler, meslek odaları ve üniversitelerde, Don Kişot’un yel değirmenleriyle savaşması gibi bu yanlış uygulamalarla savaşmaya devam edecektir. Tıpkı Adana’da uzun yıllardan beri Üniversitenin yaptığı gibi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir