Deprem / Arif Atılgan

3 Dakika Okuma Süresi

Dünyamızda, yaşadığımız kara parçaları Mağma tabakasının üzerinde yüzen adalar gibidir. Tektonik Plakalar adıyla bilinen bu parçalar birbirlerini iterler. Birbirlerini iterken kaydırdıkları hatlara fay hattı denir. Çok düşük hızda hareket eden plakalar itiliş esnasında basınç biriktirirler. Oluşan basınç ise plakaların kaymasına sebep olarak yer sarsıntılarını meydana getirir. Bu olaya deprem denir.

 

 

 

 

Deprem esnasında yeryüzünün üstündeki ile altındaki topraklar yer değiştirirler. Dolayısıyla besin değeri düşük toprak tabakası yeraltına, besin değeri yüksek toprak tabakası da yer üstüne çıkarılmış olur. Bu şekilde doğadaki tarım toprakları yenilenmiş, daha verimli hale sokulmuş olur.

 

Deprem tüm doğa olayları gibi doğa harikası bir olaydır aslında.

 

 

 

İnsanlar depremi bu şekilde bilip, onu yenmeye çalışmak yerine ona uygun yaşama kurallarını oluşturmalıdırlar. Kentleri oluştururken, Fay Hattı üzerine yerleşim getirmemelidirler. Diğer yandan yumuşak zeminlere bina yapmamayı veya 1-2 katlı alçak bina yapmayı, sert zeminlere yüksek bina yapmayı tercih etmelidirler. Bu arada bilinmelidir ki yumuşak zemine yüksek bina yapmaktan ne kadar kaçınmak gerekiyorsa sert zemine alçak bina yapmaktan da o kadar kaçınmak gerekmektedir. Kentlerde deprem sonrası toplanma alanları yaratılmalıdır. Ayrıca deprem olan bir kente yardımın o kentten değil komşu kentlerden geleceği planlanmalıdır. Zira yardıma gelecekler o kentte yaşıyorsa onların da depremle başlarının dertte olacağı düşünülmelidir.

 

 

 

Doğal Gaz başta olmak üzere elektrik, su gibi alt yapı hizmetleri depremde kontrol altında olabilmelidir.

 

İnşaatların güvenli yapılabilmesi sağlanmalıdır. Ancak inşaatlardaki en etkili Yapı Denetiminin tüketici tarafından yapılacağı bilinci oluşturulmalıdır. Tüketiciler konut alırken her şeyden önce yapının taşıyıcı sisteminin doğruluğuna dikkat etmelidirler.

 

 

İnsan egosu olarak gördüğüm çok yüksek binaları bir türlü sevmemişimdir. Bu binalar ile insan doğayla dolayısıyla depremle yarışmakta, onu yenmeye çalışmaktadır adeta.

 

Umarım bir gün, gündüz depremlerinde sadece biraz heyecanlanır ve sonra işimize devam ederiz, gece depremlerinde ise sarsıntıdan uyanır ve sonra diğer yanımıza dönüp uyuruz.

 

 

 

3 Yorum

  1. neriman altın

    arif bey yazınızda bulunan ilk resim dikkatimi celbetti. sanki lego evlermiş gibi depremde yan yatmış cephesi bile bozulmamış. depremde hiç direnmemiş, parçalanmamış bile. bu kadar dayanıksız bina yapanları, bu projeleri onaylayanları ne yapmak lazım acaba? hayır ben sizin gibi yüksek binaya karşı değilim ama her şeyin bir kuralı yok mu netice itibariyle. mimarlık ne için var, mühendislik hesapları niye yapılıyor, kamu denetiminden niye bahsediyoruz?

  2. salih şencan

    yumuşak ve sert zemin ile yüksek ve alçak katlı yapılar konusunda benim kafam karışık..bir zemin uzmanı ve duayen structure designer varsa bu yazıyı okuyan beni aydınlatsın..yoksa hurafeye kapılacağım,zira ben böyle bir paradoksallık bilmiyorum,periyot ise kastedilen onu da düzgün bir taşıyıcı tasarımı ile çözebileceğimizi zannediyordum..uzmanından yanıt bekliyorum:-) uzmanı mimar olmazsa sevinirim:-)

  3. Anonim

    Bu toprakların gerçeği deremse yapılacak tek şey var, depreme uygun yapı yapmak. Ama genel manada biz millet olarak ucuz sevdiğimiz için teknik ve planlamadan vazgeçip ucuz yapılar yaparak hayatımızı tehlikeye atıyoruz. Bu huy bizden çıkar mı? Bakıp göreceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir