Yaşı yetmişine yakın görünüyordu. Sarıkır renkli uzun, dağınık saçları omuzlarına dökülüyordu. Kısık göz kapakları arasından belli belirsiz görünen mavi gözlerinde yalazalar geziniyordu. Sırtında haki renkli eskimiş kapüşonlu bir parka vardı. Sağ elinde beş kilogramlık plastik bir bidon taşıyordu.
Belediyenin merdivenlerini yavaş yavaş tırmanan parkalı adamın yanında, sarı saçlı, uzunca boylu, yirmili yaşlarında gösteren, mavi gözlü bir kız da merdivenleri tırmanıyor, Koltuğunun altında bir klasör taşıyordu. İmar İşleri Müdürlüğü yazan üçüncü kata gelen çift, emin adımlarla ruhsat servisine doğru yöneldi. Tavır ve davranışlarından bu katı ve odalarını çok iyi bildikleri anlaşılıyordu.

Kapısında Ruhsat Servisi yazan odanın önüne gelince adam, parkasının cebinden çıkardığı küçük bir rulo kağıdı açtı, düzeltti. Sakin hareketlerle kağıdı kapının üzerine yapıştırdı. “Müfettiş Var Girmeyiniz” yazıyordu kağıtta.
Parkalı adam ve kızın odaya girmesinden sonra bir kilit sesi duyuldu. Odada, kapının karşısında büyükçe bir masada, gözlüklü, göbekli, şakaklarına kır düşmüş bir adam oturuyordu. Masanın üstünde dosyalar yığılmıştı. Şef olduğu belli olan göbekli adamın sağında yer alan iki masada iki kadın eleman vardı. Solunda ise orta yaşlarda iki adam bilgisayarlarda işlem yapıyorlardı. Kadınların içtiği sigaralardan çıkan duman odayı kaplamıştı.
Kapıdan içeri giren parkalı adam ve genç kızı gören odadakiler şaşkınlıkla onları izliyordu. Parkalı adam kendinden beklenmeyen seri hareketlerle elindeki plastik bidonun kapağını açtı ve göz açıp kapayana dek tüm masaların, üzerine, odadakilerin üzerine, eşyalara bidonun içindeki sıvıyı boşalttı. Odayı yoğun bir tiner kokusu kapladı.
“Herkes bilgisayarlardan uzaklaşsın, cep telefonlarınızı çıkarıp yere koyun, ve ayaklarınızla bana doğru itin. Dediklerimi harfiyen yapın. Yanlış bir harekette bulunmayın. Yoksa yakarım! Bayanlar, sizler de sigarakarınızı söndürün. En ufak kıvılcımda yanarsınız. Devlet Dairesinde sigara içmek yasak değil mi? Size kanun işlemiyor mu? ” dedi yaşlı adam. Elinde tuttuğu Zippo çakmağı göstererek.
Şef olduğu belli olan göbekli adam, kekeleyerek, parkalı adama boğuk bir sesle seslendi; “Du durun!.. De delirdiniz mi? N’apıyorsunuz siz?” Parkalı sakin ve emin şekilde yanıtladı; “Delirdim!.. Evet, delirdim!.. Beni siz delirttiniz!.. Dokuz aydır buraya gelip gidiyorum. Projemi onaylayıp inşaat ruhsatımı vermediniz. Her seferinde bir hata, eksik buldunuz. Sabırla düzeltmeleri yaptım. Başka sudan bahaneler buldunuz. Her seferinde de ‘Feriştah beyle görüşün’ dediniz. Benim işim sizinle. Feriştah beyle ne görüşeceğim? Ben sizin demek istediğinizi biliyorum ama benim o yollarla , yolunu bulanlarla, bulunduğu makamları zenginleşme aracı olarak kullananlarla işim olmaz. Ya ruhsatımı bugün vereceksiniz yada burayı sizlerle birlikte yakarım!.. Yeter be!”
Göbekli şef yine kekeleyerek seslendi; “Bi bizim ya yapabileceğimiz bir şey yo yok. Bize göre sizin projeleriniz, evraklarınız hazır. Ama Feriştah beyden okey gelmeden veremeyiz. Onu görmeniz lazım.”
Parkalı adam öfkeyle bağırdı; “Kim bu Feriştah? Yasalardan, yönetmelikten, hukuktan üstün mü? İstediği ne? Düş önüme gidelim bakalım ne istiyormuş şu Feriştah. Al kızım şu çakmağı. Aksi bir durum olursa ben seni telefondan arayınca burayı tutuşturur, kapıyı üzerlerinden kilitler çıkarsın. Aşağıda arabada buluşuruz. Olmazsa da ruhsatımızı alır gideriz. Dikkatli ol!..”
Göbekli ve parkalı adam odadan çıktılar. Neredeyse bir gün gibi gelen uzun sessizlikten, aradan sonra odanın kapısı vuruldu. Kız kapıyı kaçtı. İki adam içeri girdi.
Sessiz, sakin hareketlerle klavyelerden sesler gelmeye başladı. Yazıcı uzun uzun cızırdadı. Yazıcıdan çıkan kağıtlar elden ele dolaştı. İmzalar atıldı. Kaşe takırtıları birbirini izledi. Kağıtlar en son göbeklinin masasına geldi. Masadaki klasörden çıkarılan projeleri kaşeleyip imzaladı. Ruhsata da imza ve kaşe basan şef, ruhsatı da dosyaya koyarak pişkin, sırıtık bir yüz ifadesi ile; “Buyrun beyefendi, onaylı projeler ve ruhsatınız. Hayırlı olsun!..” dedi.
Parkalı sakin yanıtladı; “Nihayet!.. Ömrümü yediniz. 9 ayda beni 9 yıl yaşlandırdınız. Beni delirttiniz!.. Vatandaşın sabrı ile oynuyorsunuz. Açgözlüsünüz. Gözünüz doymuyor!. Devletin makamlarını kendinize çıkar kapısı yapmışsınız. Vatandaş işim görülmez diye susuyor, siniyor. Kestiğiniz olmadık yasadışı ödemeleri yapıyor! Ama her şeyin bir sınırı var. Hadi bugün kurtuldunuz.. Ama başka bir gün, benden deli biri çıkar, belediyenizin tamamını içindekilerle yakar, kendini de yakar!.. Tercih sizin.. ”
Oda yine sessizleşti. “Hadi kızım, işimiz bitti. Gidelim.. ” dedi parkalı. Kızın elinden zippo çakmağı aldı. Çaktı. Alevi zeminde biriken sıvıya doğru yaklaştırdı. Birden odada çığlıklar yankılandı; “Duruuun , yapmayın! Deli misiniz siz?!” Parkalı gülümsedi. “Korkmayın, yanmazsınız. Yerdeki sadece su. İçinde biraz tiner esansı var!.. Unutmayın sakın; Vatandaşı delirtmeyin!..”


