Değişim Rüzgarları Muhalif Rüzgarların Habercisidir…

16 Dakika Okuma Süresi

Raşit Gökçeli

“Rüzgar muhalif esmezse mevsimi gelince demir alır”

Mor Taka Şiir ve Kent Kültürü Dergisi
kaptanı:Yaşar Bedri Özdemir

yorum1.jpg

Birbiri ardı sıra gelen ‘bugün seçim olsa kime oy verirdiniz ?’ tarzı kamuoyu yoklamaları belli ki birçok zihinde ülkemizdeki muhalefet potansiyeli konusunda pek de umut vermeyen izlenimler oluşturmuş durumda.

Ancak halk ve tabandaki seçmen yazılı ve görsel medyada gösterilmeye çalışıldığı kadar ülke ve kendi sorunlarına karşı ilgisiz mi ?

‘Sokaktaki adam’ olanak verildiğinde yöresinin, kentinin sorunları ile ilgilenmiyor mu ?

Türkiye’de Çevre Etki Değerlendirmesi ile ilgili mevzuat gereğince bir yöreyi ilgilendiren kamu projeleri gündeme geldiğinde, idare ilgili yöre hakli ve temsilcileri ile bilgilendirme ve tanıtım toplantıları düzenlemekle yükümlü.

Ülkemizde son yıllarda Avrupa müktesebatı çerçevesinde kamusal uygulama alanına giren bu pratik bakın İzmir Otoyolu Projesi dolayısı ile ilgili vatandaşlar tarafından nasıl da benimsenmiş:

Bunu için ‘Toplumun Şehircilik Hareketi’ google grubuna değerli aktivist ve uzman İkbal Polat tarafından gönderilen ve İzmir Otoyolu Projesinin, Bursa ili sınırları içerisindeki, Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi kapsamındaki ‘Paylaş – Katıl ‘ toplantı notlarına bir göz atmak yeter:

Değerli uzman İkbal Polat’ın bu konudaki gönderisini satır satır hi,ç bir yerine dokunmaksızın okuyalım lütfen :

“Değerli arkadaşlar,
Üç gündür, Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri Mehmet Kartal, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ertuğrul Aksoy, Doğader Başkanı Murat Demir, Bursa Akademik Odalar Birliği bileşenleri ile Gebze-İzmir Otoyolu projesinin, Bursa ili sınırları içindeki, Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi kapsamında “Paylaş-Katıl” toplantılarına katılıyoruz.
Gebze-İzmir Otoyolu projesi 6 şirketten oluşan bir konsorsiyuma ihale edildi. Hatırlayacağınız üzere Başbakan Erdoğan, 2010’un Ekim ayında projenin temel atma törenine katılmıştı. Aralık ayında da proje hızlı yürüsün, mevcut kanunlara ve mevzuata takılıp gecikmesin diye de bir Genelge yayınlamıştı.
Genelge yayınlandı ama ortada ne tam olarak bir proje var ne de projenin parası. Ama uygulama da başlamış durumda. Ovaakça toplantısında Dürdane Köyü Muhtarı köylerinde binlerce Çam ağacının kesildiğini, bir dağın yok edildiğini aktardı.
Hükümet, tasarlanan otoyol projesinin 1997 yılından önce olduğu için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği kapsamında olmadığını öne sürdü. Çevre Mühendisleri Odasının konu hakkında açtığı dava ise evvelki gün sonuçlanarak “ÇED muafiyetine” yürütmeyi durdurma kararı getirildi. Artık projeye ÇED yapılması gerekiyor. Eğer Başbakan meclisten bir yasa çıkarıp Türkiye’de ÇED uygulamasını kaldırmazsa…
Peki konsorsiyumun düzenlediği bu “Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi” nedir? Konsorsiyumun güzergahı belli olan projesi tam belli olmayan otoyol yapım işi için paraya ihtiyacı var. 22 yıl 4 ay işleteceği Türkiye’nin ilk özel otoyolunu yapabilmek için paraları yok. Bunun için banka kredisine ihtiyaçları var. Avrupalı finansörler de Avrupa Birliği mevzuatına uygun olarak işin yapılmasını istiyor. Bu nedenle AB çevre mevzuatına göre de projenin Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi’ni görmek istiyorlar. Üstelik AB’nin ÇED süreci bizim gibi değil. Biz de biliyorsunuz ÇED’in halkın bilgilendirme toplantıları projenin sonunda sonucu bilgilendirmek üzere yapılır. AB mevzuatına göre öncesinde bilgi verilerek, halktan olumlu ve olumsuz görüşler alınarak, bu görüşler doğrultusunda zararlar ve riskler azaltılmak üzere proje yeniden değerlendirilip halkın karşısına çıkılıyor.
Bu nedenle konsorsiyum, AB mevuzatına uygun olarak, Karayolları Genel Müdürlüğü, bünyesindeki Çevre Danışmanlık firması ve tüm konsorsiyum firma temsilcilerinin katılımıyla projenin güzergahında seçtikleri 12 yerleşim alanında halk katılım toplantıları yapıyor. Eğer bu toplantıları yapmazsa ya da toplantılar sonucunda rapor olumsuz çıkarsa Avrupalı bankalar para vermeyecek ve de proje yapılamayacak ya da başka bir yerden para bulunacak misal…
Üç gün evvelki Çördük Köyündeki toplantıyı köylüler terk etti. Toplantı mekanı olarak kullanılan kahve küçüktü ve köylüler “siz toplantı yapmayı bile beceremiyorsunuz, projeyi nasıl yapacaksınız” diyerek terk ettiler. Kaymakam, kahveye giremediği için toplantıya katılamadı.
Ovaakça’daki toplantı bu sefer daha hazırlıklı idi. Yaklaşık 300 köylünün katıldığı toplantıda konsorsiyum ve karayolları temsilcisi toplam 14 kişi idi.
Proje ve süreç hakkında bilgilendirme
Toplantının açılışından sonra konsorsiyumu temsilen Murat Kurtuluş, projeyi anlattı. Anlattıklarına göre; 377 km’lik bir otoyol projesi söz konusu. İzmit Körfezi’nden bir köprülü geçiş var. İstanbul İzmir ulaşımını 3,5 saate indiriyor. Yabancı danışmanlarla uyum içinde çalışılıyor. Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi kapsamında 12 toplantı yapılıyor. Mustafa Kemalpaşa’nın da eklenmesiyle 13 toplantı olacak. Bu toplantıların sonunda taslak bir rapor hazırlanacak. Bu taslak rapor kamuoyunun, sivil toplum kuruluşlarının, halkın bilgisine sunulacak. 2-3 ay sonra yeniden “Paylaş-Katıl” toplantıları olacak. Toplantılarda hazırlanan rapor üzerine görüşleriniz alınacak. Bu raporda yer alacak konular ise şöyle;
Projenin fiziki ve sosyal yaşama etkileri, hava kirliliği-gürültü unsurları, inşaat teknikleri-işçi sağlığı, deprem ve doğal afetler açısından durumu, uluabat gölü havzasındaki kuşlar ve bitki örtüsü açısından değerlendirilmesi, arkeolojik alanların durumu, kültürel mirasın korunması gibi başlıklarda olumlu ve olumsuz etkileri tespit edilerek zararların ve riskin azaltılması hedeflenecek. Projeden etkilenecek olan insanlar, sivil toplum kuruluşları, kamu ve kuruluşlarla konuyla ilgili her türlü bilgiler Paylaş-Katıl toplantıları süreci ile dikkatle ele alınacak. 13 Paylaş-katıl toplantısı, broşür, web sitesi gibi araçlarla da bu bilgiler paylaşılacak.
Öneri ve Sorular
Bilgilendirmeden sonra öneri ve sorulara geçildi.
Bahattin Malap (Dürdane Köyü Muhtarı): “Benim kafam çok karıştı. Karayolları, Orman kimse bize bilgi vermiyor. 2 yıl önce bir proje gördüm o kadar. Benim köyümde binlerce ağaç kesildi. Bir dağ kayboldu. Apar topar kaldırıldı. Bunun hesabını kim verecek? Astığınız bu haritalardan bir şey anlamak mümkün değil. Bu yolun ihalesi oldu ama hala ölçümler yapılıyor. Gösterdiğiniz projeyi kimse bilmiyor. Neden kimseye anlatılmaz? Bizim bunları bilmeye hakkımız yok mu? Umurbey’dekilerin paraları bile ödendi. Koca dağı yok ettiler, bu yetkiyi kim verdi? Bu çam ağaçlarını kim kesti? Ben tarlamı meyve bahçesi yapacağım. Kim ne karışır. Bu projeleri köylerden, bizlerden kim saklıyor?”
Murat Kurtuluş (OYAİŞ temsilcisi): “Proje konusunun basitçe bir tanımını yapmak gerekiyor. Gebzeden Orhangazi’ye kadar olan kısmının projesi yoktu. Sadece güzergahı belli. Orhangazi-İzmir arasının projesi var 1997 öncesinden. Ama deprem sonrası etütlerin yapılması gerekiyor.”
Mithat Sevinç (köylü): “Biz ziraatçı insanız. Bu kamulaştırmalar ne zaman olacak? Toprağa gübre atalım mı atmayalım mı?”
Ali (köylü): “Kamulaştırma geçen alanlarda zeytine kaç para, İncire kaç para, elmaya kaç para verilecek?”
Gürkan (Engürücük köyü): “Köyümüze yapılacak kavşaktan dolayı çok fazla toprağımız gidiyor. Bunu ne kadar, nasıl olduğunu nereden öğrenebiliriz?”
Ahmet Altın (Dürdane Köyü): “Kavşaklardan dolayı bahçelerimize ulaşımda zorlanacağız. Biz bahçelerimize, tarlalarımıza nasıl gireceğiz?”
Erdal (köylü): “Şeftalimiz var. Bakalım mı bakmayalım mı? Kamulaştırmalar ne zaman olacak? Cebimizden boşuna para çıkacak mı? Bahçelerimize bakalım mı bakmayalım mı? Ne zaman kamulaştırma yapacaksınız?
Kamulaştırma nedeniyle tapularımıza şerh düşüldü. Kredi çekemiyoruz. Biz köylüler krediyle geçiniyoruz. Tüm geçimimiz alt üst oldu. Kamulaştırma ne zaman yapılacak?”
Emir Tumur (Demirciköyü): “Kamulaştırma ne zaman yapılacak? Ağaçlarımıza tarlamıza bakalım mı?”
Yusuf (KGM kamulaştırma Baş Mühendisi): “Kamulaştırma Kanunun hükümlerine göre işlemleri yürütüyoruz. Kamulaştırma işlemleri iki sınıfta yapılıyor. Birincisi tarım arazisi diğeri de arsa taşınmasına göre. Kanuna göre tarım arazileri araştırmalarla, üniversitelerle kurumun takdirine göre kıymet tespit ediliyor. Meyve bahçelerindeki ağaçlar tek tek tespit ediliyor. Kamulaştırma işlemleri belli bir program çerçevesinde bir yıl içerisinde tamamlanacak. Ben size bakın ya da bakmayın diyemem. Tam bilgi veremeyiz. Bu masrafları yapsanız da yapmasanız da ona göre tespitlerimizi yapacağız. Son durumuna göre tekrar değerlendirilecektir. Kararı sizin vermenizi daha uygun buluyoruz.
Kamulaştırma kararı aldığımız her malın tapusuna şerh koymak zorundayız. Kanunun 7. maddesine göre şerh konuluyor. Mahduriyetinizi anlıyoruz. Bu bir bilgilendirme şerhidir. Bu şerh ticari haklarınızı önelemez. Kredi almak istediğiniz kuruluş bize yazarsa biz onlara anlatırız.
Kişisel olarak başvurulursa kamulaştırma planlarını öğrenebilirler. Kesinleşen yerlerde kimlik ve tapu bilgileri ile gelinirse bilgiyi veririz.”
Dürdane Köyü Muhtarı: “Zeytin budanmaya başladığında bir yevmiye 50 milyon lira, bir çuval gübre 50-60 milyon lira. Biz ne yapacağız?”
Hasan Topuz: “Tarlaya kazık kakıyorlar. Bu yolun gideceği yeri mi belli ediyor?”
Halit Kekik: “2007 yılında pazarlığa çağrıldık. Yusuf Beyle anlaşamadık. Bize dava açtılar. 11.11.2008 tarihinde. 22.10.2009 tarihinde mahkeme bizim lehimize karar verdi. Gerekçeli kararda imarlı olduğumuz için kamulaştırma bedeli az bulundu. Mahkemenin kararına Karayolları uymadı. Hakime itiraz etti. Yargıtaya gitti dava. Yargıtay yerel mahkemenin kararını onayladı. Şimdi size soruyorum. Kamulaştırma için ya anlaşacaksınız ya da anlaşamayacaksınız. 3. bir yol var mı? Karayolları beni yine mi dava edecek? Devlet şunu diyor, verdiğim bedeli kabul etmezsem seni dava ederim, fiyat yüksek çıkarsa kabul etmem yine seni dava ederim. İnsanın üzerinde fiziksel değil ama ruhen baskı bu. Karayolları vatandaşın üzerine bir karabulut gibi üstüne çöktü.”
Karayolları Müdür Yardımcısı Kazım: “Böyle konuşmayınız. Siyasi konuşmayın.”
Ertuğrul Aksoy: “Ben Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanıyım. Aynı zamanda da Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Dededen, atadan gelen zeytinleri korumamız gerekiyor. Bu otoyolun projesi olmadığı için çevresel ve sosyal etkilerinin neler olduğunu da tam bilemiyoruz.
Ziraatten geçinenler olarak toğrağımızı, ağaçlarımızı korumamız gerekiyor. Otoyol Ovaakça’nın zeytinlerinden, siyah incirinin üzerinden geçecek. Güzergahın değişmeyeceğini üzelerek öğrenmiş bulunuyoruz. Ben Bir şey sormak istiyorum. Projenizde çalışan hattın üzerindeki üniversitelerden bir hocamız var mı? Toprak koruma çalışması yapılacak mı?”
Cem Avcı (Boğaziçi Üniversitesi): “Çalışma grubumuzda yerel hocalarımızdan kimse yok ama yayınları takip ediyoruz.”
Mustafa Berke: “Uluabat gölünün kenarından geçecek kısım için alternatif yollar düşündünüz mü? Düşündüyseniz kriterler nedir?”
Mehmet Kartal(Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri): “Öncelikle köylülere seslenmek istiyorum. Zeytinlerinizi budayın, incirlerinizi ilaçlatın, ağaçlarınza bakın, toprağınıza gerekli bakımları yapın. Çünkü Danıştay’ın dün verdiği karar kesindir, değişmez. Bu nedenle ÇED yapmak zorundalar. Ayrıca biz ÇED yapılmamış bu projenin yürütmesinin durdurulması için İdare Mahkemesine dava açacağız. Bu nedenle siz toprağınıza, ağaçlarınıza bakın, sahip çıkın. Bu projeyi öyle kolay yapamazlar. Bu topraklar sahipsiz değil.
Türkiye’de böylesi bir proje ilk defa yapılıyor. Bu projeye fon bulmak için finansör kuruluş arıyorlar. Bu toplantıları da sizin kara gözünüz kara kaşınız için yapılmıyor. Avrupalı finansörler istediği için yapılıyor. Bu değerlendirmeler olumsuz çıkarsa ne olacak? Bölgede 6 üniversiteden hiçbir yerel uzmanın olmamasını kınıyoruz.
Sulak alanlar yönetmeliği, komisyonu var. Neden o komisyona gelip başvurmazsınız anlaşılır değil. Geçen hafta örneğin Nabucco projesi için bavurdular. Sizin gelip Sulak Alanlar Komisyonuna bu proje için başvurmanız gerekir. Testi kırılmadan bu işlemleri yapmak gerekiyor.
Bu projede sorumlu sorunlu kuruluş Karayolları Genel Müdürlüğüdür. Çevre ve Orman Müdürlüğü Uluabat havzasının Ramsar Alanı olduğunu Karayollarına bildirmiştir. Koruma çizgisini en az 100 metreye çekmişler halbuki nesli tükenen kuşlar için bu 1 km, diğer kuşlar için 700 metredir. Bu proje Paris sözleşmesine, Berlin sözleşmesine aykırıdır. Türkiye kanunlarına göre imzalanan bu Uluslararası sözleşmelere aykırı bir projedir.
Bu projenin 1/1000 ölçekli planları için 1,5 yıldır kimse tek bilgi vermedi. Bunun için yazmadığım kurum kalmadı. Bilgi isteme kanununa dayanarak heryerden bilgi istedim, kimse bilgi vermedi. Cumhurbaşkanı’na da yazdım. O da 1/25.000 ölçekli planları söyledi. Ama onda da bilgi yok. Siz bilgi vermeyeceksiniz ama önümüze bu projeyi koyacaksınız.
3 milyon yıldır Uluabat Gölü orada. Tarım toprakları binlerce yıldır burada. Karayolları Genel Müdür Yardımcısına şimdi soruyorum. 1/1000 ölçekli planları alabilir miyiz? Bilgileri neden vermiyorsunuz? Verin konuşalım.”
Orhangazi toplantısı…
Bugün Orhangazi’deki toplantı yine aynı ekiple Orhangazi Belediyesi’nin içindeki nikah salonunda başladı. Toplantıda yaklaşık 500 kişi vardı. Çördük Köyündeki sorunun bir benzeri yaşandı. Orhangazi’nin köylerinden gelenlerin bazıları kapının dışında kaldığı için içeri giremediler, toplantıyı terk etme kararı aldılar. Bunun üzerine konsorsiyum yetkileri, Karayolları yetkilileri ve çevre danışmanlık şirketi yetkilileri toplantıyı, iki saat sonrasına kasabadaki düğün salonunda yapmaya karar verdiler. Düğün salonundaki toplantıda ise köylüler, muhtarlar, ziraat odası başkanı ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri Ovaakça’dakine benzer sorularını ve eleştirilerini aktardı.
Diğer toplantılar ise pazartesi Yalova’da, Salı da Gebze’de olacak.
Bilgiye erişim ve anlamadaki eşitsizlik…
Üç gündür izlediğimiz üç toplantının ortak noktaları vardı. Toplantıya çoğunluğu erkek olan köylüler katıldı. Katılımın çoğunluğu yaşlı nufus idi. Yani son kuşak çiftçilerimizi görüyorduk. Muhtemelen çoğunun çocuğu sanayi bölgelerinde çalışıyor ya da işsiz geziyor.
Ovaakça’da Mehmet Gürpınar isimli bir amca soru sormak istemişti. Elinde bir tebligat vardı. Karayollarından gönderilmiş. Tebligatı sunucu çocuğa verdi. Sunucu anlamadı. Amca sorun nedir dedi. Ama amca ne soracağını dahi bilmiyordu. Paçası çamurlu amcamı izlerken gözlerim doldu. Şu an size bu satırları yazarken yine gözlerim doluyor. Mehmet amca ne soracağını dahi bilmiyor. Düşünsenize karşısında 14 kişilik muhtemelen en iyi üniversitelerde eğitim görmüş bir kadro var. Mehmet amcamın ise muhtemelen dedesinden kalma toprağında, çamurun içinde atmış, yetmiş yıldır geçirdiği bir yaşamı, emeği var. Eşitsizliği görüyor musunuz? Mehmet amca bu 1/1000’lik planları, tebligatları nasıl anlasın da ne sorsun…
Ne soracağını dahi bilmeyen Mehmet amca, yanına karayolları genel müdürlüğünü, çevre yüksek mühendislerinin olduğu çevre danışma şirketini de almış uluslararası konsorsiyoma karşı toprağının, emeğinin hakkını nasıl koruyacak?
Mehmet amcanın hakkını kim koruyacak? Kanunlar mı? Malum hükümet, iktidar projesi için mevcut yasaları da mecliste işine geldiği gibi değiştiriyor.
Bu projenin nasıl bir kalkınma sağlayacağını biri bize anlatsın.
Yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının kesilip Avrupa’nın en eski en köklü zeytinlik alanının bir otoyol projesine kurban gidilmesinin nasıl bir zenginlik getireceğini biri anlatsın…
Dünya gıda krizine giderken yerkürenin en önemli özel mahsül alanlarının yok edilmesi nasıl bir kalkınma ve zenginleşmedir?
17 Şehrin geleceğini ilgilendiren böylesi bir projenin kararını kim veriyor? Merkezi idare… Peki Merkezi idarenin vesayeti altında kalan yereller ne yapacak? Bu nasıl bir demokrasi?
Bu sorular 3. Köprü projesinin olduğu Kuzey Marmara Otoyolu için de geçerli…
Bu otoyolların, illerin ve illerin içinde olduğu bölgelerin gelişimini nasıl etkileyeceğini değerlendirebileceğimiz bir bütünlüklü plan yok. Hani çevresel ve sosyal etki değerlendirmesini, Danıştay’ın “çed muafiyetini” kaldırmasıyla ÇED yaparak ölçmeye çalışacaklar, peki fiziksel, ekonomik gelişiminin doğru ya da yanlış karar olduğunu neye göre değerlendireceğiz? Bölge yönetimini konuşmamız bu nedenle de gerekiyor…
Bu haksızlığın, vicdansızlığın, cahilliğin karşısında çaresizlik insanın aklını zorluyor.
Sevgilerle
İkbal Polat
28.01.2011 Bursa “

Görülüyor ki sadece bölgenin uzman kuruluşları, meslek odaları temsilcileri değil, ilgili yörenin köylüleri muhtarları konu ile ilgilenmişler Çevre Etki Değerlendirme toplantılarına aktif bir biçimde katılmışlar.

Demek ki kendisine yasal olanaklar sağlandığında ‘tabandaki seçmen vatandaş’ elinden geleni yapıyor !

Bu bir değişim rüzgarıdır !

“Rüzgar muhalif esecek, mevsimi gelecek, bu taka da limandan” kalkacak !

2 Yorum

  1. ferda çetinkoz

    Mübarek sonunda devrildi. Mısır çok mu rüzgarlıdır çöl sıcağında onu tahmin etmek zor fakat bizdeki “mübarekler” her alnda öyle sıkı yerlerine yapışmışlar ki onları sökmeden değişim olmaz.

  2. Ekrem Uslu

    değişim rüzgarları aslında her taraftan esiyor. en stabil topluluklar bile yöneticisini değiştirmek için meydanları dolduruyor fakat bizde muhalefeti yönlendirdiğini zanneden bir nevi kamu iktisadi teşekkülü haline gelmiş, bu işi profesyonel işleri konumuna çıkarmış “muhalefet erbabı” tarafından alanın direnci frenleniyor, ehlileştiriliyor. bazen en olmadık hedeflerle bu direnç harcanıyor. geminin limandan henüz kalmamış olmasının nedeni budur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir