Dayım “Aspirin”Hasan Gülel, EĞİTİMDE DEVRİM VE KÖY ENSTİTÜLERİ/Süleyman BOZ

8 Dakika Okuma Süresi

Her Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen pansuman veya enjeksiyon yapmak, tansiyon ölçmek, akrep sokmaları gibi acil durumlara müdahale etmek gibi temel sağlık bilgileri ve bunları uygulamada kullanacağı malzemelere sahipti.

 

 

 

 

Yüksek Köy Enstitüsü kurulması

 

 

1942–1943 öğretim yılında Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek üzere Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsünün yanına sonradan Yüksek Köy Enstitüsüne dönüştürülecek bir kurs okulu açıldı. Önceleri kurs olarak düşünülen bu okula 1942 Kasım–Aralık ayında diğer Köy Enstitüleri mezun vermediğinden dolayı sadece Kızılçullu Köy Enstitüsünden 70 ve Çifteler Köy Enstitüsünden 33 öğrenci kurs amaçlı getirildiler.

 

 

7 Ocak 1943 günü Çifteler Köy Enstitüsü öğretmeni Tahsin Müslim Türkbay eğitim başı olarak görevlendirildi. Bu sıralarda kursun yüksek okula dönüştürüleceği söylentileri yayıldı. İsmail Hakkı Tonguç kursu yeterli görmemekte ve yeni arayışlar düşüncesiyle yoğun çalışmalarını sürdürmekteydi.

 

 

 

 

1943 yılı Haziran ayının ilk günlerinde yapılan toplantıda Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un hazırladığı tasarı görüşülüp, kabul edildi. Bu tasarıya göre köy enstitüsünü başarı ile bitiren öğrenciler yeni kurulan Yüksek Köy Enstitüsünde 3 yıl daha öğrenim görerek, bitirdiklerinde Köy Enstitülerine öğretmen olarak atanacaklardı.

 

 

Yüksek köy enstitüsünün dersleri, fiziki yapıları ve enstitülere kattığı değere ilişkin anektodlar vermek gerekirse örneğin yeni açılan Yüksek Köy Enstitüsünde Talim Terbiye Kurulu üyesi Sabahattin Eyüpoğlu’nun (Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kardeşi ) önerisi ile bir “sanat bölümü” de eklenmiştir. Bu bölüme bahçe mimarisi, resim, sanat tarihi, müzik, ulusal oyunlar, temsil, ritmik dersler, Türkçe, yabancı dil, jimnastik dersleri gibi dersler konmuştur. Bununla birlikte Yüksek Köy Enstitüsüne 1943 yılı ilk günlerinde Mualla Eyüboğlu adında genç bir mimar yapı kolu başkanı olarak atanmış, binaların ve her türlü yapıların başlanmasında bu mimarın planları uygulanmıştır. Tüm inşaatlar ve her türlü yapıların başlatılması, inşaatı ve bitirilmesi bu mimar önderliğinde usta öğreticilerle nezaretinde öğrenciler tarafından gerçekleştirilmiştir. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde öğrencilerin çalışmaları ve işçiliğini sonucunda 1.000 kişilik bir açık hava tiyatrosu inşa edilmiş o yıllara göre gelişmiş ve lüks olan bu açık hava tiyatrosu kullanıma hazır hale getirilmiştir. Enstitünün birçok etkinlikleri, temsilleri, konserleri ve toplantıları burada gerçekleştirilmiştir. Yüksek Köy Enstitüsünde sanat dersleri veren Sabahattin Eyüpoğlu da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinden heykel dökümleri sağlayarak açık hava tiyatrosunun önü ve tiyatronun girişini rölyeflerle (kabartma heykellerle ) doldurur. Ayrıca bahçenin çeşitli yerlerine de yapılan heykeller dikilir.

 

 

Hasanoğlan’ı Genelkurmay Başkanıyla ziyarete gelen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Enstitünün koyunlarını güden kız öğrenci Hatice’nin azığından “Sofokles’in Antigone’sinin” çıktığını görünce, henüz şehirdeki gençlerin bile bu kitabı okumadığını belirterek, bütün gençlerimizin kitap okur hale geldiği bir Türkiye’nin kurtulmuş demek olacağını söylemiştir.

 

 

Yüksek Köy Enstitüsünde derse giren öğretmenler genel olarak üniversite öğretim üyeleri, profesörler, ülkenin en seçkin eğitimci ve devlet adamları idiler. Köy Enstitüsü öğrencinin o yıllarda neler yapabileceğinin tipik örneğini Mehmet Erbil’in “Eğitim onurumuz Köy Enstitüleri ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kitabının 259–261. sayfalarından özetle aktarıyorum:

 

 

 

 

 

ASPİRİN HASAN

 

VE DİCLE KÖY ENSTİTÜSÜ ELEKTRİK AYDINLATMA ŞEBEKESİ

 

 

“Dicle Köy Enstitüsünün kurulma aşamasındaki okul müdürü M. Nazif Evren’in anlatımına göre; 1945 yılı sonbaharında Diyarbakır–Dicle Köy Enstitüsüne diğer enstitülerden gelen öğrenci ekiplerinin çalışmaları ile 17 adet okul binası yapımı tamamlanınca Diyarbakır, Mardin, Urfa, Bingöl, Van, Bitlis, Siirt illerinden 350 öğrenci alınarak eğitim ve öğretime başlanır. Ancak okulun elektriği yoktur. Akşamları gemici feneri ve lüks ile aydınlatma yapılmaktadır. Bakanlığa elektrik temini için başvuruda bulunulur. Bunun üzerine Bakanlık ordudan aldığı bir sahra elektrik motorunu Dicle’ye gönderir. Okulda elektrik üretim binasının, iletim hatlarının e binaların her odasında prizlerin, duyların takılması, elektrik hatlarının düzgün ve usulüne uygun çekilmesi, sigorta ve şalter sistemlerinin montesi ve elektriğin her binaya, her odaya dağıtımının gerçekleştirilebilmesi için o günün koşullarında 25.000 TL.ye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç Tonguç’a iletilir. Tonguç ekip göndereceğini söyler. Aradan yaklaşık bir ay geçtikten sonra bir gün Ankara-Diyarbakır Kurtalan Treninin 3. Mevki vagonundan bir çocuk inip okul müdürünün huzuruna çıkar. Çocuk “Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencisi olduğunu, adının Hasan Gülel olduğunu belirtip, yapılacak elektrik işleriniz varmış. Yapmaya geldim der. Müdür bu zayıf ve çelimsiz çocuğun bu işleri yapabileceğini inanmaz. Çocuğa gidip dinlenmesini ister ve okul öğrenci başkanını çağırıp yatakhaneye gönderir.

 

 

Hasan okul öğrenci başkanı ile motoru ve elektrik çekilecek binaları gezdikten sonra bir kağıda alınacak malzemelerin listesini yazıp okul müdürüne verir. Hasan bu malzemelerin en geç iki gün içinde temin edilmesini ister. Listede elektrik kabloları, prizler, duylar, sigorta, şalter, çivi, 7,5– 8m. boyunda direk, (muhtemelen düzgün, budaksız kavak da olabilirdi) gibi malzemeler bulunmaktadır. Okul müdürü malzeme temini için müdür yardımcısını görevlendirir. 2 gün geçtiği halde malzemeler gelmeyince Hasan Enstitü müdürüne gidip malzemelerin neden getirilmediğinin hesabını sorar.

 

 

Hasan aksayan işlerden dolayı öfkeli biçimde Müdüre “Size listeyi vereli iki gün oldu. Hala bir şey yok ortada. Hani direkler? Niye ilgilenmiyorsunuz bu işle” diye çıkışır. Müdür “haklısın Hasan” deyip, beraberce kamyona binip Diyarbakır’a giderler. Malzemeler alınır. Direkleri Mardin yolu üzerindeki kavaklıktan alıp kamyona yüklerler. Gece yarısı okula gelirler. Ertesi sabah Hasan okul öğrencilerinden oluşturduğu bir ekiple işe başlar. 10 gün içinde Dicle Köy Enstitüsü elektrik ışığına kavuşur. Yapılan masrafların toplamı 2.500 TL.dir. Yani öngörülen miktarın 1/10’u.

 

 

 

 

Hasan Gülel, elektrik motorunu çalıştırıp binaların odalarında ışıkların yandığını göstererek çalışır vaziyette olduğunu kanıtlar. Daha sonra da okuluna geri döner.

 

….

 

 

ANKARA’YA TELEFON

 

 

Aradan birkaç ay geçer.
Elektriklerin yanmadığı telefonu gelir. Tonguç Baba, Hasan Gülel’i çağırtır yanına;
– “Git bir bak bakalım” der.

Hasan Gülel gider, okula vardıktan bir saat sonra, Ankara’ya telefon açar.
– “Elektrikler tamam efendim. Sigortalar atmış.”

İşte o dönemin şartlarının özeti: Atan sigortanın bile değiştirilemediği geri kalmışlık, TOPRAĞIN ÇOCUKLARININ özverisi ve mücadelesi…

 

….

 

DENİZLİLİ, ÇALLI HASAN GÜLEL

 

 

Denizli’nin Çal İlçesi, Yukarıseyit Köyünden Köy enstitüsüne alınmış zeki, fakir bir halk çocuğudur. Makine, motor tamirinden, elektrik hattı döşemeye, aydınlatma şebekesi kurmaya, matbaa tamirine kadar tüm işler elinden gelir. Her sorunu çözen, yaratıcı bir öğrenci olduğu için arkadaşları ona her derde deva anlamında ASPİRİN HASAN Lakabını takmışlardır.

 

 

O aspirin Hasan benim dayım Hasan Gülel’dir.

 

 

17 Nisan Köyenstitüleri Kuruluş Yıldönümü Kutlu olsun.

 

 

 

 

Mimar Süleyman Boz

1 Yorum

  1. Muammer Çabuk.

    Süleyman Bey. Çal’lıyım. ilkokul Öğrt. Nazife Ağardan -Ahmet Aşık. Çal Otaukulu’ndan da arkdşımdır. ( Üstad Atilla Sezener’e beni sorabilirsiniz.) Emekli Öğrt. menım. Bahsettiğiniz kitabı nasıl temin edebilirim. Saygılarımla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir