Aziz KEDİ /Radikal
Sanırsın kurutulmuş dere yatakları ve denizin üstünde değil Transilvanya’nın dağlarında yaşıyoruz.
Perşembe gecesi, üzerimde yalnız bir bokser don olduğu halde banyo kapısında dinleniyor, duşa girmeye hazırlanıyordum. Ansızın başım döndü.
Deprem kuşağı insanı olduğum için de başım döner dönmez tepedeki lambaya baktım. Sallanıyordu. Kaset skandalları, “bazı gazeteciler bedel ödeyecek”, “Ankara’dan izin vermezsek burada taş üstüne taş koyamazsın” gibi sarsıntıların ardından gerçek deprem de gelivermişti işte! O anda deprem sırasında kendisini camdan atan insanları anladım.
Kendimi dışarı atmak için dayanılmaz bir istek duydum. Aklımdan binlerce görüntü geçiyordu; okul sıralarının altına giren japon çocuklar, AKUT’un turuncu kostümleri, “Beni duyan var mı” diye bağıran bir ses… Ayakkabılarımı giydim. “Oğlum pantolununu giysene!!” diye azarlayan iç sesimi dinleyip üzerime siyah bir kimono geçirdim . “Belki üç gün dışarıda uyuruz?” diye düşünerek polar aramaya yeltendiysem de vazgeçerek çıplak bedenimin üstüne deri ceket geçirdim. Tolga Savacı 88’e dönüştüğüm bu saliselerde ise kafa sesim “kiriş mi, kapı altı mı, iş hanı mı, dubleks mi?!!” diye zırvalıyordu. En sonunda bulaşık makinasının dibinde cenin pozisyonunda kıvrılayım diye düşünürken kendimi Ajdar dansı yaparak yemek masasının altına sokmaya çalışırken buldum.
Yine de en iyisi dışarı çıkmaktı. Kapı ağzında azıcık dikildim. Kalbimi ağzımda, böbreklerimi gırtlağımda hissederek bir süre oturdum. Sonra telefon çaldı. Arayan kız arkadaşımdı. “Hissetin di mi?” diye sordu. “Yoo hiç bile?” diye yalan söyledim. Sanki Washington maslahatgüzarı gibi grantuvalet oturan ben değildim. Cebimde kepekli bisküvi, pil ve maket bıçağı ile…
Türkiye’de, deprem olduğunu sarsıntının kendisinden bile önce Facebook, Twitter, sözlükler ve her türlü iletişim platformu üzerindeki “Deprem oldu. Fena salladı. Deprem mi oluyor?” lardan öğreniyoruz. Ben de Simav’daki 5.9 büyüklüğündeki depremi aynı yolla ve büyük bir hızla öğrendim. Sevindiğim ilk nokta devletin büyük bir feraset ve gayret göstererek, depremi tedrici olarak 6.0’dan 5.4’e indirmesi oldu. japonya’da bile bunu yapamazlar! Devletin gücü yetmez! Diğer yandan iletişim olanakları da göz kamaştırıcı bir sınav verdi. Simav, bildiğiniz gibi Yakutistan’ın Sibirya’ya çok yakın bir beldesi. Bu nedenle 10 saate yakın net bir haber alamadık. GSM operatörleri çöktü. Komşu ilçenin belediye başkanı bile “Biz hiç hissetmedik?” dedi.
Açık konuşmak zorundayız. Tedbir almakta geç kaldık. Çünkü o “tedbir” 20 yılda, 50 yılda alınır. Şehircilik bilenler tarafından alınır. Planla, altyapıyla, yasayla, cebirle alınır. İki tane binanın dış cephesini dındırik kolonlarla sözümona güçlendirmekle değil. Yetmiyormuş gibi, vatandaşımız da “bizim ev sağlam, kayanın üstünde” ile avunmakta ısrarcı. Sanırsın kurutulmuş dere yatakları ve doldurulmuş denizin üstünde değil, Transilvanya’nın dağlarında yaşıyoruz. İddia ediyorum ki Dinar, Kocaeli gibi büyük depremleri yaşamamış HİÇ kimse deprem anında ne yapacağını bilmiyor. Cahillikle, ihmalle, hırsızlıkla, aptallıkla büyük bir vebal altına girmiş bulunan sorumlular, hiç değilse çok ciddi bir kampanyayla insanlara ne yapmaları gerektiğini öğretsinler. Biz deprem kuşağında değilmiş taklidi yapmayı kendi imkanlarımızla öğrendik. Yetkililerden de yardım bekliyoruz.
Şimdilik, gelmiş geçmiş depremlerde hayatını kaybetmiş tüm masumlara Allah’tan rahmet dilemekten başkası elden gelmiyor.
Kaynak : Radikal


